Dünyada iki çeşit hırsız vardır: Devlet tarafından yakalanan küçük hırsızlar ve devlet tarafından korunan büyük hırsızlar!
Sibel Özbudun ve Temel Demirer’in zengin veri akışına ve teorik altyapısına dayanan kapsamlı analizini, internet haberciliği formatına uygun olarak yeniden düzenledik. Sınıfsal uçurumları, bütçe adaletsizliklerini ve kamudaki israfı gözler önüne seren bu çarpıcı veriler, Türkiye'deki ekonomik buhranın bir tercih olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
İşte sosyo-ekonomik gerçekleri tüm çıplaklığıyla yansıtan o analiz:
BÜTÇEDE TÜM YÜK EMEKÇİNİN SIRTINDA: ZENGİNLER VERGİ ÖDEMİYOR
Thomas Carlyle’ın “Bir papağana ‘arz ve talep’ terimlerini öğretin ve bir iktisatçı elde etmiş olursunuz” sözünü doğrular nitelikteki bütçe verileri, Türkiye’deki vergi sisteminin sınıfsal bir tercih olduğunu net biçimde kanıtlıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, toplanan vergilerin yüzde 69.5’ini dolaylı vergiler (KDV, ÖTV vb.), yüzde 30.5’ini ise dolaysız vergiler oluşturuyor.
Bu verilerin detayları incelendiğinde adaletsizlik daha da derinleşiyor:
Bordrolu Peşin Ödüyor: Dolaysız vergilerin neredeyse tamamı (yüzde 99’u) stopaj yoluyla, yani daha işçinin, memurun eline geçmeden bordrosu üzerinden tahsil ediliyor.
Tüccar ve Esnaf Yüzde 1 Ödüyor: Kazancını beyanname ile bildiren tüccarlar, esnaflar ve serbest çalışanlar, toplam gelir vergisinin sadece yüzde 1’ini ödüyor.
Holdingler Muaf: TÜSİAD üyesi dev şirketlerin de dahil olduğu kurumlar vergisi mükellefleri, toplam bütçe gelirlerinin sadece yüzde 1’ine katkı sunuyor.
Kısacası, dolaylı vergiler ile ücretlilerin ödediği stopaj toplandığında, devletin kasasına giren paranın yüzde 90’ı halkın, emekçinin ve dar gelirlinin cebinden çıkıyor. Bankalar ve holdingler ise neredeyse hiç vergi ödemiyor.
REKOR FAİZ GELİRLERİ KASALARI DOLDURDU
Halk gelir erozyonu nedeniyle borç sarmalına sürüklenirken, finans sektörü kârlılık rekorları kırıyor. Yurttaşların tüketici kredileri ve kredi kartı borçları için bankalara sadece iki ayda ödediği faiz miktarı 229.4 milyar TL’ye ulaştı. Bankacılık sektörü, kârını yüzde 31.5 oranında artırarak kasalarını doldururken, BDDK verilerine göre sadece bir ayda net kârını 82 milyar TL'ye kadar yükselten dönemler yaşandı.
GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE DÜNYANIN EN KÖTÜ ANOMALİSİ
TÜİK’in resmi gelir dağılımı verilerine göre, en üst gruptaki yüzde 10’luk kesimin geliri, en alt gruptaki yüzde 10’un tam 13 katı. Kişi başına düşen GSYH üzerinden hesaplandığında, en yoksul dilim yıllık 142 bin 440 TL kazanırken, en zengin kesim 1 milyon 281 bin 960 TL elde ediyor.
Servet ve gücün küçük bir azınlığın elinde nasıl toplandığını gösteren çarpıcı oranlar ise şu şekilde:
En zengin yüzde 1'lik kesim, toplam servetin yüzde 42.04'ünü elinde tutuyor.
En zengin yüzde 5'lik kesim, toplam servetin yüzde 59.2'sini kontrol ediyor.
En zengin yüzde 10'luk kesim, toplam servetin yüzde 69.8'ine sahip.
En yoksul yüzde 20'lik kesim ise toplam gelirden sadece yüzde 6.3 pay alabiliyor.
SAĞLIKTA DEVRİM ALDATMACASI: OECD VERİLERİ GERÇEĞİ ORTAYA KOYUYOR
İktidar temsilcilerinin ve sağlık bürokratlarının "İstanbul sağlıkta dünyanın başkenti", "Dünyanın en iyi sağlık hizmeti bizde" şeklindeki abartılı iddiaları, uluslararası istatistikler karşısında tamamen çöküyor. Türkiye, saç ekimi pazarının yüzde 25'ini elinde tutarak bir ticari başarı yakalamış olsa da, halk sağlığı göstergelerinde sınıfta kalıyor.
|
Sağlık Göstergeleri |
OECD Ortalaması |
Türkiye Gerçekliği |
|
Doğumda Beklenen Yaşam Süresi |
81.1 Yıl |
77.3 Yıl |
|
Bebek Ölüm Hızı (1000 canlı doğumda) |
3.6 |
9.8 |
|
5 Yaş Altı Ölüm Hızı (1000 canlı doğumda) |
4.3 |
14.0 |
|
Anne Ölüm Oranı (100 bin canlı doğumda) |
10.8 |
13.5 |
|
Önlenebilir Ölüm Oranı (100 binde) |
145 |
168 |
|
Tedavi Edilebilir Ölüm Oranı (100 binde) |
77 |
119 |
|
GSYH'den Sağlığa Ayrılan Pay |
%9.3 |
%4.7 |
|
Yıllık Kişi Başı Sağlık Harcaması |
5.967 Dolar |
2.309 Dolar |
|
Bin Kişi Başına Düşen Hemşire Sayısı |
9.2 |
2.9 |
|
Sağlık Hizmetlerinden Memnuniyet Oranı |
%64 |
%41 |
KAMUDA LÜKS VE İSRAF TAM GAZ: MAKAM ARACI ORDUSU
Ülkede milyonlarca yurttaş derin yoksullukla ve gıda enflasyonuyla boğuşurken, kamudaki israf, yağma ve talan düzeni sınır tanımıyor. Uluslararası kaynaklardan edinilen verilere göre, Türkiye’deki resmi makam aracı sayısı 130 bin seviyesine dayandı. Türkiye, makam aracı stoku bakımından ekonomik büyüklüğü kendisinden katbeat fazla olan dev Avrupa ülkelerini ve Japonya'yı birkaç kat geride bıraktı.
Almanya: 9.000 makam aracı
Fransa: 8.000 makam aracı
Japonya: 10.000 makam aracı
İtalya: 29.000 makam aracı
Türkiye: ~130.000 makam aracı
Bu lüksün yanı sıra bütçedeki kara delikler de büyüyor. Kamunun yolluk harcamaları rekor kırarak kısa sürede 19.1 milyar TL’ye fırlarken, sadece 11 bakanlığın hediye harcamaları 57.8 milyon TL'yi buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı koruyan ekibin sadece aylık maliyeti 1.2 milyar TL'ye ulaşırken, 5 aylık toplam koruma masrafı 4 milyar TL sınırına dayandı.
DİYANET'İN DEV BÜTÇESİ PEK ÇOK KENTİN NÜFUSUNU GEÇTİ
İsraf ve yüksek harcama eğiliminin en net görüldüğü kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı geliyor. Personel sayısı 143 bin 633'e ulaşarak Türkiye'deki birçok kentin nüfusunu geride bırakan Diyanet, adeta dev bir orduya dönüştü. Kurumun sadece 120 günlük harcaması 42.4 milyar TL olarak kayıtlara geçti. Bu veri, Diyanet'in günde ortalama 354 milyon TL ile 447 milyon TL arasında bir halk kaynağını tükettiğini gösteriyor.
Ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Diyanet ve İletişim Başkanlığı’nın ortak günlük harcaması 426.5 milyon TL'yi bulurken, bu üç kurumun bir sonraki dönemde toplam 203 milyar TL ödenek kullanacağı tahmin ediliyor. Halkın çocuklarına ücretsiz yemek hakkı "kaynak yetersizliği" gerekçesiyle reddedilirken, din öğretimi yapan okullara ve vakıflara milyarlarca liralık bütçeler aktarılmaya devam ediyor.
İŞSİZLİK KÂBUSU: HER 3 KİŞİDEN 1'İ İŞSİZ
TÜİK her ne kadar dar tanımlı işsizliği yüzde 7.9 seviyelerinde açıklasa da, DİSK-AR ve bağımsız iktisatçıların geniş tanımlı işsizlik hesaplamaları gerçek tablonun yüzde 28.8'e ulaştığını gösteriyor.
Kadınlar ve Gençler İlk Kurban: Çalışabilir nüfustaki her 10 kadından 4’ü işsiz durumda.
Ümitsizler Ordusu Büyüyor: İş bulmaktan umudunu tamamen kesmiş olanların sayısı 2.5 milyona ulaştı. Bu ümitsiz kitlenin yüzde 40'ını 15-34 yaş grubundaki dinamik genç nüfus oluşturuyor.
Ne Eğitimde Ne İstihdamda: Türkiye'de tam 6.5 milyon genç ne bir okulda eğitim alıyor ne de bir işe gidip üretime katılabiliyor. Sanayideki daralma nedeniyle sadece bir yılda 178 binden fazla işçi fabrikalardaki işini kaybetti.
BORÇLANMA BATAKLIĞI: YAŞAMAK İÇİN KREDİ KARTINA MAHKÛMİYET
Geliri açlık sınırının altında kalan milyonlarca yurttaş, hayatını ancak borçla ikame edebiliyor. Türkiye'de 20 yaş üzerindeki her bireye ortalama 2.2 adet kredi kartı düşüyor. Halk, kart limitlerini lüks tüketim için değil; gıda, fatura ve barınma gibi en temel hayati ihtiyaçlarını karşılamak için dolduruyor. Sadece bir ayda kredi kartlarıyla yapılan gıda ve market harcaması 529.8 milyar TL'ye ulaştı. Bankalardan kredi alamayan kesim ise senet ve çeke sarıldı; protesto edilen senet tutarları yüzde 92.1 artışla 92.3 milyar liraya, karşılıksız çek miktarı ise 259.3 milyar liraya fırladı.
Bertolt Brecht'in o zamansız uyarısı, bugün coğrafyamızın içine sürüklendiği bu sosyo-ekonomik manzarayı en net biçimde özetliyor:
“Dünyada iki çeşit hırsız vardır: devlet tarafından yakalanan küçük hırsızlar ve devlet tarafından korunan büyük hırsızlar.”
SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER
Yeni Soluk
Yorum Yap