CHP’li Toprak: “İktidarı vatandaşlarımızın seyahat özgürlüğünü korumaya çağırıyorum”

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Türk pasaportunun itibarı dünya sıralamasında gerilerken, Fransa ve İspanya’dan sonra Türk vatandaşlarından transit vize talep eden ülkeler arasına Hollanda da katıldı. İktidar, Türkiye’ye vize uygulayan Macaristan’a vizesiz giriş imkânı sağladı. Türk vatandaşlarının AB ülkelerine vize taleplerindeki ret oranları yüzde 20’ye dayandı!” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı. Toprak’ın değerlendirmeleri özetle şöyle:

“İKTİDARI VATANDAŞLARIMIZIN SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAYA ÇAĞIRIYORUM”

Türk pasaportunun itibarı dünya sıralamasında gerilerken, Fransa ve İspanya’dan sonra Türk vatandaşlarından transit vize talep eden ülkeler arasına Hollanda da katıldı. İktidar, Türkiye’ye vize uygulayan Macaristan’a vizesiz giriş imkânı sağladı. Türk vatandaşlarının AB ülkelerine vize taleplerindeki ret oranları yüzde 20’ye dayandı!

İktidar, başta AB ülkeleri olmak üzere Türk vatandaşlarına yönelik bu muameleye tepki gösterip hesap sormak, müzakere ve mücadele etmek yerine sessiz kalmayı, Türkiye’ye vize uygulayan ülkelerin vatandaşlarına vizesiz seyahat olanağı sağlamayı sürdürüyor. Son bir yılda Türk vatandaşlarına vize uygulayan Norveç, Polonya, Malta, İspanya, Hollanda, Avusturya, Belçika, Hırvatistan, İrlanda, Portekiz, İspanya, Birleşik Krallık vatandaşlarına vizesiz seyahat ve her girişte 90 gün ikamet olanağı sağladı.

Edirne’yi kapı komşusu yapan Bulgaristan vatandaşlarına temmuzda, Türkiye’ye vize uygulayan Macaristan vatandaşlarına da kasımda vizesiz giriş imkânı başlatıldı. Pek çok ülkenin vatandaşı pasaportsuz, kimlik cüzdanıyla ülkemize seyahat ederken, yurttaşlarımız yüksek tutarlı euro-dolar üzerinden vize ücreti ödeyip, onlarca evrak için koşturuyor. Saatlerce konsolosluk kapılarında bekletiliyor. Ardından vize başvuruları reddedilip yaptıkları masraflar çöpe atılıyor. İktidarı vatandaşlarımızın haklarını, seyahat özgürlüğünü korumaya, vize retleriyle yaşatılan mağduriyetlere son vermek için daha kararlı ve etkili bir politika izlemeye çağırıyorum.

Toprak, “İktidarın Suriye’nin kuzeyine harekât ve Esad ile diyalog planları yaptığı bir aşamada Rusya’nın Çin’i Suriye’ye sokma, Astana Süreci’ne dahil etme önerisi, kanımca hassas şekilde kurgulanmış bir diplomatik hamle ve pek çok dengeyi değiştirecek, safların yeniden oluşmasına zemin yaratacak bir adım olarak görülmelidir” değerlendirmesini yaptı.

“AB BASKISIYLA TÜRKİYE İLE BALKAN ÜLKELERİ ARASINDAKİ VİZESİZ SEYAHATLERİN KISITLANMASI SÖZ KONUSU OLABİLİR”

Avrupa Birliği (AB) Rusya-Ukrayna savaşı ardından, Balkan ülkelerini süratle AB üyesi yapma hamlesiyle zirve düzenledi. Avrupa Birliği-Batı Balkan Ülkeleri zirvesi adı altında düzenlenen toplantıda, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın girişimleriyle Türkiye dışlandı!

6 Aralık’ta Arnavutluk'un başkenti Tiran'da düzenlenen Avrupa Birliği (AB)-Batı Balkan Ülkeleri zirvesinde Batı Balkan ülkelerinin AB'ye katılım sürecinin hızlandırılması kararı çıktı. Zirve sonrası yayınlanan ‘Tiran Deklarasyonu’nda; ‘Zirveye katılan ülkelerin inandırıcı reformlarının yanı sıra koşullara adil ve sıkı şekilde bağlı kalmaları temelinde AB’ye tam üyelik sürecinin hızlandırılacağı’ duyuruldu. Açıklamada ayrıca ‘aday ülkelerin AB dış politika ilkelerini benimsemeleri gerektiği’ vurgulandı. Bu ifadeyle, Batı Balkan ülkelerinin AB’nin Rusya yaptırımlarına ve Çin’e yönelik siyasi-ekonomik-ticari kısıtlama politikalarına katılarak destek vermesi koşulu dile getirildi. Ancak Rusya ve Çin ile yakın bağları bulunan Sırbistan, Rusya yaptırımlarına katılmayacağını daha önce ilan etmişti. Zirve bildirisinde, 2008’de Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan eden Kosova ile Sırbistan’ın aralarındaki anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmeleri istendi.

Batı Balkan ülkeleriyle tarihi, siyasi ve ekonomik bağları bulunan Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) AB komisyonuna yönelik girişimleri ve vetolarından dolayı, Tiran zirvesine çağrılmayarak dışlandı.

AB, Rusya-Çin ve Türkiye’nin balkanlardaki ağırlığını azaltmayı, siyasi ve ekonomik etkisini önlemeyi hedefliyor. Çin’in bu ülkelerde milyarlarca dolarlık altyapı, ulaşım, demiryolu yatırımları sürerken, Türkiye’nin de Arnavutluk, Kosova, Karadağ, Bosna-Hersek, Sırbistan’da havaalanları, telekomünikasyon, enerji vb. alanlarında ciddi yatırımları söz konusu.

Türkiye’nin vize uygulamadığı Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Kosova ve diğer Balkan ülkelerine Türkiye’den kaçak yollarla gelip AB’ye göç edenlerin geçişlerinin engellenmesi Tiran’daki zirvenin ana gündem başlıklarından birisiydi.  Buna bağlı olarak AB’nin yasadışı göç ve kaçak geçişler için bu ülkelerle iş birliğinin güçlendirilmesi, AB sınır güvenliği örgütü Frontex personeli sayısının artırılması, Batı Balkan ülkelerinin de Frontex’e personel ve denetim katkısı vermesinin ele alındığı açıklandı. AB baskısıyla Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki vizesiz seyahatlerin kısıtlanması söz konusu olabilir.

“HAZİNE VE MALİYE BAKANININ KARA PARA İDDİALARINA SUSKUNLUĞU DİKKAT ÇEKİCİ”

ABD Hazine Bakanlığı, 9 Aralık Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü’nden bir gün önce iktidara yakın bir Türk iş insanını, milyonlarca dolarlık ‘kara para aklama’ gerekçesiyle yaptırım kapsamına ve kara listeye alındığını açıkladı. Tüm mal varlıkları ve banka hesaplarının bloke edildiği duyuruldu!

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 17 Kasım’da yayınlanan bir tebliğle ‘Terörün Finansmanı ve Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi’ çerçevesinde atama ya da seçimle göreve gelen ‘kamusal nüfuz sahibi’ kişilerin yakınlarının, aile bireylerinin sahip oldukları varlıkların, finansal işlem ve transferlerinin MASAK takibine alınması kararlaştırılmıştı.

Buna karşılık günü kurtarma amaçlı MASAK Tebliği bile iktidarı rahatsız etmiş ve hoşuna gitmemiş olmalı ki, 3 Aralık’ta yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla MASAK Başkanı Dr. Hayrettin Kurt görevden alındı.

ABD Hazinesi’nin ‘ikinci Rıza Sarraf vakası’ olarak nitelendirilebilecek bu kararına karşı iktidar sessiz-tepkisiz. Kara para iddialarının, ‘ülkenin itibarına zarar verdiğini’ söyleyen Hazine ve Maliye Bakanının, Cumhurbaşkanı Sözcülüğü ve İletişim Başkanlığının, MASAK’ın suskunluğu çok dikkat çekici!

“AHLAKİ DEĞERLERİN ÇİĞNENMESİNE GÖZ YUMULAN CEMAAT-VAKIF GÖRÜNTÜSÜ ALTINDAKİ YAPILARIN SIKI ŞEKİLDE DENETLENMESİ ELZEMDİR”

Ülkede infiale yol açan 6 yaşındaki ‘çocuk gelin’ olayı, çocukların korunması, cinsel ve fiziki istismarının önlenmesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Kurumların görev ve sorumluluklarını yerine getirmekteki yetersizlik ve sorumsuzluğu, inançların her türlü istismar ve ahlak dışı tutumlara pervasızca alet edildiği kanıtlandı.

Cemaat-Tarikat yapılanmaları ve bunlara bağlı vakıfların, külliyelerin, yatılı veya gündüzlü kurslar ve okulların, aileler tarafından buralara emanet edilen çocukların ne kadar korumasız ve istismara açık olduğu tüm ülkeyi infiale sevk eden 6 yaşındaki ‘çocuk gelin’ olayı ile bir kez daha ortaya çıktı.

Hiranur Vakfı ve bağlı olduğu cemaatte mağdur kız çocuğunun yaşadıklarını 2012’den bu yana savcılığa, yargıya intikal ettirmesine rağmen 10 yıl boyunca olayın örtülmesi, savcılıktan adli tıbba, yargı dosyasına kadar belge, kanıt ve raporların işleme konulmaması, bu yapıların devletteki varlığının, etkinliğinin, bağlarının hâlâ sürdüğünü gösteriyor.

Bir sanatçıyı sahne şakası yüzünden evini basıp tutuklayan, Fırıncılar Sendikası Başkanını iki cümlesi için tutuklayıp cezaevine gönderen yargının, haklarında 27 yıl hapis istenen failleri tutuklamaya bile gerek görmemesi, ilk duruşma tarihini 2023 Mayıs’ına vermesi, düşündürücü!

Her konuda fetva veren, iktidarın siyasi söylemlerine destek çıkan Diyanet İşleri Başkanlığının bu insanlık dışı olayda günlerce suskun kalması, dini inançların böylesine kullanılmasına tepki vermemesi, vatandaşları uyarma sorumluluğundan kaçınması kabul edilemez!

Hiranur Vakfı’ndaki çocuk istismarına tepkiler çığ gibi büyürken; TBMM’de konunun araştırılması için verilen önergeler iktidar ittifakı oylarıyla reddediliyor! Böyle vahim ve insanlık dışı bir olayda bile siyasetin önde tutulması kabul edilemez. Cemaat-vakıf görüntüsü altında her türlü ahlaki değerin çiğnenmesine göz yumulan bu yapıların sıkı şekilde denetlenmesi, hiçbir olayın üstünün örtülmemesi ve sorumluların cezalandırılması, elzemdir.

“İKTİDAR, ÜRETİCİ ENFLASYONUNUN NASIL DÜŞTÜĞÜNÜ AÇIKLAMAK ZORUNDADIR”

Kasım ayında TÜFE, aylık yüzde 2,88 artışa rağmen yıllık 84,4’e geriledi. Yİ-ÜFE, bir ayda yaklaşık 22 puan ‘buharlaşarak’ yüzde 136’ya indi! Enerji, akaryakıt, döviz kurları düşmediği halde, Yİ-ÜFE’de böyle büyük bir düşüşün izahı gerekiyor. TÜFE rakamlarıyla oynamayı sıradanlaştıran TÜİK, şimdi Yİ-ÜFE artışını buharlaştırıp yeni senaryo yazıyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), TÜFE’nin (Tüketici Fiyat Endeksi) kasımda aylık yüzde 2,88 arttığını, yıllık yüzde 85,39’dan 84,4’e gerilediğini açıkladı. Aralık ve ocakta baz etkisiyle TÜFE’de daha fazla düşüş yaşanması söz konusu olacak. Bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı TÜİK verileriyle enflasyonu kasımda aylık yüzde 4,24, yıllık yüzde 170 açıkladı.

Her ne kadar döviz kurları bir süredir ‘arka kapı döviz satışları, kaynağı belirsiz döviz girişleri’ ile sabitlense de ithal girdi maliyetlerinde artış, enerji ve akaryakıt zamları devam ediyor. Bir ucuzlama yok.

Bu gerileme, sanayicinin, üreticinin maliyet ve üretici enflasyon artışını perakende fiyatlara yansıtmasından kaynaklanıyorsa, TÜFE’nin aylık yüzde 2,88’in üzerinde artması, yıllık olarak da düşmesi değil yükselmesi gerek. Ya da bu düşüş üretimin durdurulması, enerji ve girdi kullanımının azaltılmasıyla sağlandıysa, o zaman reel sektörün, imalat sanayiinin, üretiminin daralması, büyümenin durması demek.

Bir ayda üretim maliyetleri ve üretici enflasyonunun yaklaşık yüzde 22 düştüğünü, Yİ-ÜFE’nin bu yüzden gerilediğini gösteren hiçbir belirti yok.  Yİ-ÜFE’de bu gerilemenin TÜFE’ye yansıtılarak resmi enflasyonun kâğıt üzerinde daha fazla düşürülmesi, asgari ücret ve diğer maaş zamlarının ‘enflasyon düştü’ gerekçesiyle düşük tutulmasına dönük hesap oyunları gündeme gelebilir.

Asgari ücretin, memur-emekli zamlarının tartışıldığı ve kamuoyunun bu artışlarda esas alınacak TÜFE oranına odaklandığı süreçte, üretici enflasyonu ‘22 puan buharlaştırılıp’ gözden kaçırılmaya çalışılıyor. TÜİK ve Ekonomi Yönetimi; tarımdan sanayiye, ağırlıkla ithal olan girdilerin, enerjiden hammaddeye kadar tüm maliyetlerin arttığı bir ortamda, üretici enflasyonunun nasıl düştüğünü açıklamak zorundadır!

“ENFLASYONUN, YOKSULLAŞMANIN BAŞ SORUMLUSU İKTİDARIN KENDİSİ VE ALDIĞI ZAM, ÖTV, KDV ARTIŞI KARARLARI”

Çekirdek enflasyon rakamları, başta gıda olmak üzere enflasyonda asıl sorumlunun iktidar ve uyguladığı ekonomi politikaları olduğunu ortaya koydu. Üzerinde durulmayan ve gündeme getirilmeyen C ve F grubu çekirdek enflasyon rakamları, açıklanan resmi enflasyonun 2 ve 16 puan altında! TÜİK’in yüzde 84,4 olarak açıkladığı enflasyon verisine karşılık, çekirdek enflasyon gruplarındaki tablo, asıl enflasyonun iktidarın aldığı para-kur-döviz-faiz kararları, yaptığı zamlar, iktidara bağlı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) Cumhurbaşkanı Erdoğan talimatıyla yürürlüğe koyduğu fiyat artışlarıyla yükseltildiğini ortaya koyuyor.

Daha da çarpıcı olan çekirdek C grubunda yer alan resmi enflasyon rakamları. Bu grupta, ‘enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç’ aylık TÜFE artışı yüzde 1,88, yıllık artış yüzde 68,91! Kasımda yüzde 84,4 olarak açıklanan resmi enflasyon rakamının 15,49 puan altında.

Diğer deyişle iktidar; elektriğe, doğalgaza yüklü zamlar yapmasaydı, gıda ürünlerinin tarladan markete-pazara-manava geliş sürecinde sübvansiyon ve destekleme sağlayıp, akaryakıt zamlarıyla, girdi artışlarıyla insanları baş başa bırakmasaydı, bir yanda müteahhitlerin, kur korumalı mevduat sahiplerinin vergisini sıfırlarken, açığı kapatmak ve vergi gelirlerini arttırmak için internete, cep telefonuna, alkollü içkiye, tütün mamullerine üç ayda bir yüklü ÖTV artışlarıyla zamlar bindirmeseydi, mevcut enflasyon TÜİK verisiyle bile şimdikinin 15 puan altında ve yüzde 68 olacaktı.

İktidarın önüne geleni enflasyonu artırmakla, fırsatçılıkla, etiketleri şişirmekle suçlayarak kendi yanlışlarını, başarısızlığını gizleme gayretleri yine kendisine bağlı TÜİK tarafından afişe edilerek açığa çıkarıldı. Ülkeye ve topluma yaşatılan enflasyonun, çaresizliğin, yoksullaşmanın baş sorumlusu iktidarın kendisi ve aldığı zam, ÖTV, KDV artışı kararları.

“MİLYONLARCA KÜÇÜK YATIRIMCININ VEBALİ İKTİDARIN OMUZLARINDA”

Uygulanan ekonomi modeli, ‘liralaşma’ tezleri, Kur Korumalı Mevduat (KKM) icatlarıyla tasarruf sahipleri borsa dışında alternatifsiz bırakıldı. Yatırım araçlarının getirisine ilişkin kasım ayı verileri, TL tasarrufu ve hazine kağıtlarına yatırımın en büyük kayba neden olduğunu, döviz yatırımcısının da kaybettiğini gösterdi.

Gelişmiş ülke ekonomilerinde geleceğe dönük tasarruflar ülke kalkınmasının, yatırımların finansmanında ana unsur olurken, Türkiye’de iktidarın ekonomi modeliyle tasarruf sahipleri borsada risk almak veya manipülasyon yapmak dışında tasarruflarını değerlendiremez konuma geldi. Yüzde 84 enflasyon varken, TL tasarruflara bankaların yüzde 20’ye çıkarttıkları mevduat faizi yanında, Kur Korumalı Mevduat (KKM)  cazibesini yitirdi. 11-18 Kasım haftası 9 milyar TL azalan KKM mevduatı, 25 Kasım-2 Aralık haftasında 7,9 milyar TL daha gerileyerek 1 trilyon 463 milyar TL’ye indi.  Vadesi dolan KKM hesaplarının kapanması hızlanacak. KKM’den çözülecek paranın dövize gitmemesi için kura baskı sürdürülüyor.

Altına endeksli Darphane Sertifikası tutmayan iktidar, her türlü tasarruf sahibi için borsa dışında seçenek bırakmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi yönetiminin borsaya yatırım çağrılarını sürdürmeleri, Türkiye Varlık Fonu’nun 660 milyon TL’ye Kardemir’in A grubu hisselerini satın alması iktidarın borsada yeni senaryolara hazırlandığını gösteriyor. Milyonlarca küçük yatırımcının iktidar söylemleriyle borsada risk almaya, yatırım yapmaya teşvik edilip, ardından mağduriyetle karşılaşmalarının vebali iktidarın omuzlarında olacaktır.

“İKTİDAR, SORUNA KALICI VE KÖKLÜ ÇÖZÜM ARAMAK YERİNE ‘SEÇİME KADAR’ GÖZÜYLE BAKIYOR”

Tarım ve Orman Bakanlığının her üründe ‘sözleşmeli üretici’ sistemine geçilmesine ilişkin planları, üreticiyi daha fazla mağduriyete sürükleyecektir. Zincir marketleri enflasyonun sorumlusu ve terörist ilan eden iktidar, yaptığı yönetmelik değişikliğiyle tüm verilerin paylaşımını zorunlu kılarak baskıyla fiyat indirimi hedefliyor!

Tarım ve Orman Bakanı kısa süre önce tarımda üretim planlamasına geçileceğini ilan ettikten sonra geçen hafta bu kez tüm ürünlerde ‘sözleşmeli üretici’ modelinin uygulanacağını ifade etti. 20 yıldır ülke tarım ve hayvancılığını yap-boz tahtasına çeviren iktidar, soruna kalıcı ve köklü çözüm aramak yerine ‘seçime kadar’ gözüyle bakıyor.

İktidar İttifakının küçük ortağı, daha önce Anayasa Mahkemesi, Tabipler Birliği, Barolar Birliği için talep ettiği gibi, zincir marketlerin kapatılması, sahiplerinin terör ve ekonomik provokasyondan tutuklanması çağrısı yapıyor.

TÜİK’in çekirdek enflasyon verileriyle kanıtlandığı gibi enflasyonun ve gıda fiyatlarının sorumlusu iktidarın kendisidir. Marketler tabii ki denetlensin, yanlış varsa cezalandırılsın. Ancak tarladan raflara ve tezgaha kadar tüm tedarik zincirinde üreticiden başlayarak doğru ve akılcı politikalar uygulanmadıkça iktidar yeni suçlular aramaya devam edecektir!