CHP’li Tarhan uyardı: “İklim krizi ile mücadelenin sanayiye yükü ağır olacak”
CHP Parti Meclisi Üyesi, Kocaeli Milletvekili ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu CHP Sözcüsü Tahsin Tarhan, Yeşil Mutabakat Eylem Planının getireceği yükler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Dünya genelinde üst üste yayınlanan raporlar her gün iklim krizinin başka bir boyutuna dikkat çekerken, insan kaynaklı iklim değişikliği, tüm dünyada git gide artan sıcaklığa, yaklaşan kuraklığa, yangın ve seller başta olmak üzere çeşitli afetlere davetiye çıkartıyor.
Ülkemiz de iklim krizinin etkilerini her geçen gün daha fazla ve derinden hissediyor. Bu yaz aylarında bir yanda artan orman yangınları diğer yanda yaşanan sel felaketleri gösteriyor ki tüm dünyayı bekleyen felaket bizler için de hiç uzak değil.
Fosil yakıtları kullanmaya devam etmemiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımların yeterli düzeyde olmaması, artan betonlaşma ve ormansızlaşma gibi nedenlerle atmosfere sera gazı salınımının her geçen gün artmasıyla durumu daha da kötüye götürdüğümüz bir gerçek.
Tüm dünyada yaşanacak bir iklim krizinin önüne geçebilmek adına karbon salınımını azaltarak bu gidişe bir dur diyebilmek amacıyla hem Birleşmiş Milletler hem de Avrupa Birliği kolları sıvadı.
2016 yılında yürürlüğe giren ve kısa adı Paris Anlaşması olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi ile iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı konusunda taraflar mutabakat sağlamışlardır. Anlaşmaya göre; uzun vadeli sıcaklık hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden 2 °C artış seviyesi ile sınırlı tutmaktır ve hatta 1,5 °C için çaba harcanmasıdır. Bunu sağlamak için emisyonların mümkün olan en kısa sürede azaltılması ve 21. yüzyılın ikinci yarısına kadar salınan ve tutulan sera gazlarının dengelenmesi hedeflenmektedir. Anlaşma ayrıca, tarafların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve "düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı" sağlamayı da hedeflemektedir. Paris Anlaşması uyarınca, her ülke küresel ısınmayı azaltmak için üstlendiği katkıyı belirlemeli, planlamalı ve düzenli olarak raporlamalıdır.
Paris Anlaşmasını onaylamayan altı üye devlet Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen ve Türkiye’dir. Ne yazık ki bu altı ülke içinde en büyük emisyon kaynağı ilk 20 içinde Türkiye yer almaktadır.
Öte yandan, iklim değişikliğiyle mücadele, sera gazı emisyonlarının azaltılması, yenilenebilir enerji kullanımı gibi çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik konularını öncelikli bir mesele kabul eden Avrupa Birliği (AB), 2019 yılının Kasım ayında AB’nin çevre ve sürdürülebilirlik konularında taahhütlerini de içerecek şekilde Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı kabul etmiştir.
AB’nin 2050’ye kadar net sera gazı emisyonlarının sıfırlanması, ekonomik büyümenin kaynak kullanımına bağlılığının sona ermesi ve kimsenin ve hiçbir bölgenin geride bırakılmaması temel hedeflerini içeren yeni büyüme stratejisini belirleyen Yeşil Mutabakat, emisyonları azaltırken iş imkanları yaratmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedeflemektedir.
Mutabakatın önemli bir yönü de AB’nin üye ülkeleri için koyduğu standartlardan oluşmasının yanı sıra AB ülkelerinin üçüncü taraflarla olan ilişkilerine de etki edecek bir yapı içerisinde kurgulanmış olmasıdır. Bu durum, AB üyesi olsun olmasın, AB ile ticari ve diplomatik ilişkileri olan her ülke ve/veya gerçek ve tüzel kişinin bu ilişkilerinin sağlıkla yürütülebilmesini teminen Mutabakat’ı iyi anlaması ve hatta uygulaması gerekliliğini de doğurmaktadır.
Bu nedenle, Türkiye’nin de AB ile iş birliğine devam edebilmesi için Mutabakat kapsamında en fazla değişim ve dönüşüm geçirmesi beklenen tarım, elektronik, ambalaj, plastik, tekstil ve inşaat (ve inşaata girdi sağlayan imalat kolları) gibi sektörlerde düzenlemeleri iyi anlaması, gelişmeleri takip etmesi ve oluşturulacak standartlara uyum sağlamak konusunda hızlı adım atabilme yeteneğini geliştirmesi gerekmektedir.
Bu yönüyle, Avrupa Birliği’nin yayınladığı Yeşil Mutabakat Türk sanayicilerinin de öncelikli gündem maddesidir. Nitekim, Mutabakat ile getirilen düzenlemeler ülkemizin ihracatında yüzde 50’den fazla pay alan AB ile Türkiye’nin ihracatını ciddi şekilde etkileyecektir.
AB 24 Haziran’da kabul ettiği bu ilk iklim yasası ile 3 yıllık bir geçiş dönemini öngörmekte, ayrıca Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne (SKD) yönelik hazırlıklarını da yapmaktadır.
AB’nin Yeşil Mutabakatıyla 3 yıl mali yükümlülük gerektirmeyen ödemesiz bir dönem öngördüğü sektörler, ihracata konu ürün ve hizmetlerin karbon salınımını belirlenmiş standartlara göre düzenlemedikleri takdirde, yüksek vergi yükü ile karşılaşacak. Sınırda Karbon Düzenlemesi ile Yeşil Mutabakat ihracatçıların rekabet gücünü önemli şekilde zayıflatacak.
AB’nin Yeşil Mutabakat’ı kabul etmesinin akabinde, ülkemizde de Yeşil Mutabakat Eylem Planı 2021 (YMEP) hazırlandı ve bun ilişkin genelge 16 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlandı. “Yeşil Dönüşüm Eylem Planı” çerçevesinde takvimin de oluşturulduğu uygulamanın 1 Ocak 2023 tarihi itibarıyla 3 yıllık mali yükümlülük getirmeyen bir geçiş dönemi ile başlatılması hedefleniyor. Ancak elbette bu dönüşümün şirketlere bir faturası olacak.
“Müteahhide Avuçla, Sanayiciye Elekle”
Sanayicilerin yeşil dönüşümlerini takvime uygun bir biçimde gerçekleştirmek için çalışmalarının ve gerçekleştiremedikleri takdirde ödeyecekleri faturanın büyüklüğüne dikkat çeken Tarhan, “İklim krizi elbette ki hepimizin mücadele etmesi gereken yaşamsal önemde bir sorun. Üstelik bu konuda kolektif bir çalışmayı da gerektiriyor. Çünkü bir ülkenin veya bir kişinin aldığı tedbirler bu krizle mücadelede bir sonuç verecek yeterlilikte değil. Ülkeler, işletmeler ve hatta bireyler topyekün bu krizle mücadele etmeli. Ancak geldiğimiz noktada yük tamamen sanayicimizin omzuna yükleniyor. Avrupa Birliği geçtiğimiz aylarda onayladığı Yeşil Mutabakat ile 2030 yılına kadar karbon oranını %55, 2050 yılına kadar da sıfıra düşürmeyi hedefliyor. İhracatımızın birçok sektörde yüzde ellisine yakını Avrupa Birliği’ne. Avrupa Birliği diyor ki artık bana üye ülkelerde ve benimle ticari veya siyasi ilişkisi olan ülkelerde ben Yeşil Mutabakat’ın koşullarının sağlanıp sağlanmadığına da bakacağım. Özellikle ticari alanda satın aldığım ürünlerin de benim koyduğum koşulları taşıyıp taşımadığına bakacağım. İşte noktada AB ile ticaret hacmimizi de göz önünde bulundurarak ülkemizi ve üreticimizi etkileme boyutu ne yazık ki yeterince önemsenmiyor. AB’ye uym kapsamında hazırlanan Yeşil Dönüşüm Eylem Planı çerçevesinde de sanayicinin üzerine yine türlü maliyetler binecek. Bunlar karbon salınımını azaltacak şekilde makine yatırımından tutun, yenilenebilir enerji yatırımları, atık çevrimi yatırımları, elektrikli araçlara geçiş gibi gerçekten maliyetli konular. Böyle bir dönüşümün şirketlere faturası ağır olacak. Binlerce, onbinlerce hatta milyonlarca dolar yatırım gerektiren bir konu ancak sanayiciye bu konuda verilecek destekler ne yazık ki hiç düşünülmüyor.” dedi.
Üreticilerin ihracata konu ürün ve hizmetlerin karbon salımını belirlenmiş standartlara göre düzenlemedikleri takdirde, ton başına 30 ile 50 Euro arasında vergi yükü ile karşılaşacaklarını dile getiren Tarhan, uyum sağlayamadığımız takdirde ihracatta rekabet gücümüzün kalmayacağına dikkat çekerek, karbon nötr hedeflerine ulaşabilmeleri için üreticilere ve ihracatçılara teşvik ve yatırım desteğinin verilmesi gerektiğini söyledi.
Tarhan, “İnşaat firmaları için her fırsatta teşvikler ve destekler ortaya atan iktidarın üreticilerin, sanayicilerin de ihtiyacı olan destekleri artık vermesi gerekir. Müteahhitlere akıtılan kaynağın yarısı bile sanayiciye, üreticiye teşvik olarak yansıtılmıyor. Ülkemizin geleceği inşaatçıların değil üreticilerin elindedir.” dedi.
Sanayici Yeşil Mutabakata uyum için destek bekliyor
Türkiye’nin Paris Anlaşmasını imzaladığı halde taraf olmadığını ve TBM Sekreteryası’na sunulan Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nda, 2012 yılında 430 milyon ton olan toplam sera gazı emisyonlarının, azaltım önlemleri ile 2030 yılında 929 milyon tona kadar çıkarabileceği belirtildiğini, başka bir deyişle Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü vermediğini, aksine iki katından fazla artırabileceğini söylediğini hatırlatan Tarhan “TBMM Başkanlığına iklim krizi, çevre ve hava kirliliği ile mücadeleye ilişkin konuların detayı olarak masaya yatırılması amacıyla sunduğumuz araştırma önergelerimiz gözardı ediliyor ve görüşülmüyor ile. Ülkeyi yönetenler olarak herhangi bir yükümlülük altına girmemek adına uluslararası sözleşmelerden korkan, kaçan ama dünyaya otomobil satacağız, yapay zeka üreteceğiz diye gündem değiştirmeye çalışan bir iktidar ile karşı karşıyayız. İklim sorunu tüm ülkelerin göğüslemesi ve acil önlem alınması gereken bir konu. Bir an önce Paris Anlaşmasını onaylamalıyız. Diğer yandan da Yeşil Mutabakat çerçevesinde karbon nötr yatırımları yapabilmeleri için üreticilerin önünü açmalı teşvik paketleri sunmalıyız. Aksi takdirde ürettiğimizi de satamayacak hale geleceğiz. Zaman çok hızlı ilerliyor, geride kalan kaybedecektir.” diye konuştu.
Yeni Soluk
Yorum Yap