CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 7 Mayıs 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

30 Nisan 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle: 

SICAK GÜNDEM

  1. 2002’de Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 99’uncu sırada olan Türkiye, 2023 endeksinde 165’inci sıraya indi!
  2. Ekonomiyi yıkıma uğratan iktidar, tüm söylemlerini ‘din, kin ve terör’ üzerine kurgulamaya ağırlık veriyor!

İÇ POLİTİKA

  1. 21 yıllık AKP iktidarı; emekçiyi ezen, alın terinin hakkını yok sayan politikalarıyla, işçilerin insani ve ekonomik haklarını geriletti!
  2. İktidarın bilim insanlarını yok sayması ve üniversitelerin parti okullarına dönüştürülmesi sonucunda ülkeyi terk eden akademisyenlerin sayısı 12 bine ulaştı!

EKONOMİ

  1. Dış Ticaret Açığı, ihracatçının dövizine el koyma ve kuru baskılama politikalarının sonucunda, nisanda 43 milyar dolarla tehlikeli boyuta ulaştı. İhracatta yüzde 17’lik sert düşüş yaşandı!
  2. Nüfusun yüzde 20’lik kesimi ülkede yaratılan ekonomik değer ve toplam gelirin yaklaşık yarısına sahip olurken, en alttaki yüzde 20’lik nüfusun aldığı pay ise sadece yüzde 6!
  3. Merkez Bankası (MB) net uluslararası rezervleri 6,3 milyar dolarla son 20 yılın en dip noktasına indi. Döviz piyasalarında dört farklı kur oluştu. Ödemeler dengesi krizi ciddileşirken, ithalata döviz bulma riski büyüyor!

TARIM

  1. Yaş çay alım fiyatını 11,30 TL olarak açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, üreticiyi enflasyona ezdirerek alın teri ve emeğini göz ardı etti!

DIŞ POLİTİKA

  1. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçen hafta Şam’a yaptığı ziyarette, oldukça stratejik 14 anlaşmaya imza attı. 13 yıl sonra gerçekleşen bu ziyaretin, Türkiye-

Suriye normalleşme girişimlerinin başlaması ardından gerçekleşmesi dikkat çekici!

  1. Azerbaycan-Ermenistan arasındaki barış müzakerelerinde ABD devreye girdi ve anlaşma taslağının bazı maddelerinde mutabakata varıldı. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi Erivan’da açılan Nemesis Anıtı nedeniyle kesintiye uğradı!

 

2002’de Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 99’uncu sırada olan Türkiye, 2023 endeksinde 165’inci sıraya indi. Çok sayıda gazetecinin gözaltına alındığı, tutuklandığı Türkiye, basın özgürlüğünün ‘vahim’ olduğu ülkeler arasına alınarak, gazetecilerin idam edildiği Afganistan, Sudan, Çin, İran ile aynı gruba dahil oldu.

14 Mayıs seçimleri öncesinde medyayı tekeline alan, muhalefetin sesini alabildiğine kısmaya çalışan iktidarın, bir yandan da terör bahanesiyle muhalif gazetecilere yönelik kitlesel gözaltı ve tutuklamalara hız vermesi Türkiye’yi Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 16 sıra birden aşağı çekti! 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Türkiye’nin de olumlu oyuyla 1993 yılında 3 Mayıs’ı ‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ ilan etmesine karşılık, AKP hükümetleri ve CB Erdoğan yönetiminde Türkiye, dünyada basın özgürlüğünün ‘sıfırlandığı’, gazetecilere şiddet ve sansürün yaygınlaştığı bir ülkeye dönüştürülerek en dip noktaya indi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 3 Mayıs raporunda halen 42 gazetecinin cezaevinde olduğuna, son iki haftada 20’den fazla ilde gerçekleştirilen operasyonlarla onlarca gazetecinin daha gözaltına alınıp tutuklandıklarına dikkat çekiliyor. Seçime doğru iktidarın medyaya ve gazetecilere dönük baskıları artırdığı dile getirilen TGC açıklamasında; ‘Seçime giderken demokrasinin yeşerdiği, cezaevlerinde gazetecisi bulunmayan aydınlık ve barışçıl bir ülkede gazetecilik yapmayı diliyoruz’ denildi.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl 3 Mayıs’ta yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin 2023 sıralamasında ise Türkiye iktidarın baskı ve sansürü yaygınlaştırmasıyla 16 sıra birden gerileyerek 180 ülke içinde 165’inciliğe indi. 

Türkiye’nin de yer aldığı sondaki 15 ülke içinde Afganistan, Sudan, Kuzey Kore, Çin, Tacikistan, Vietnam, İran da yer alıyor. Türkiye, basın özgürlüğü durumunun ‘vahim’ olarak tanımlandığı grupta. RSF 2023 endeksinde bu gruptaki ülkeler ‘gazeteciler için hapishane’ diye nitelendiriliyor. Türkiye 2022’de basın özgürlüğünün ‘sorunlu’ olarak tanımlandığı ülkeler arasında ve 149’uncu sıradaydı. Bu yıl ‘vahim’ kategorisine geçirilen Türkiye, Hindistan ve Tacikistan basın özgürlüğünde en sert düşüş yaşanan üç ülkeden birisi oldu. Medyada çoğulculuk, medya bağımsızlığı, oto sansür, habere müdahale, yasal ve yargısal güvence, şeffaflık vb. çok sayıda kriterin değerlendirildiği endeks 2002’de ilk yayınlandığında Türkiye 99’uncu idi. 2023’te ise yargı bağımsızlığının olmaması, habercilere yönelik keyfi tutuklamalar, internet haberciliğine sansür ve baskı, eleştirel haberciliğe yönelik cezai, idari ve mali yaptırımlar, gazetecilere şiddet, saldırı, cinayet vb. suçlarda cezasızlık, Türkiye’nin dibe vurmasında öne çıkan tespitler.

İ ktidarın ö zgü r bir medya körküsü çök açık. İ letişim Başkanlıg ı, Basın İ lan Kürümü, RTÜ K, yargı, iktidarın ötöriterlig i ve sansü rü  pekiştirme, medyayı tehdit ve cezalandırma aparatları. İktidarımızda 3 Mayıs; Ö zgü r ve sansü rsü z medyanın, körküsüzca çalışan, sendika ve iş gü vencesi ölan, habercilik yaptıg ı için yargılanma, tütüklanma endişesi taşımayan gazetecilerin gerçek bayramı olacak. 

İktidar, ekonomiyi yıkıma uğrattıklarını bildikleri için tüm söylemlerini ‘din, kin ve terör’ üzerine kurgulamaya ağırlık veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin Allah’tan talimat aldıklarını’ ifade etmesi, muhalefeti imansızlık ve kitapsızlıkla itham etmesi, Gabar’da mezara gömme çağrıları yapması, nefret dilinin en uç noktasıdır!

Merkez Bankası’nın (MB) altın rezervleri 40 milyar dolar düzeyine geriledi. Son bir haftada altın rezervindeki düşüş 2 milyar doların üzerinde. Mart ve nisan aylarında MB altın rezervlerinden yapılan satışlar 102 tona yükseldi. ABD ve İngiltere Merkez Bankaları nezdinde tutulan Türkiye’ye ait altınların ülkeye getirilmesiyle MB altın rezervlerinin 700 tona ulaştığıyla övünen iktidar, MB döviz rezervleri hızla eriyince, şimdi ülkenin tonlarca altınını satıyor. Dünya Altın Konseyi ilk çeyrekte küresel altın talebinin 302 ton olduğunu Türkiye’nin altın talebinin ise ilk üç ayda 50 tonla ilk sırada olduğunu açıkladı. Altın ithalatının olağanüstü boyutta artması üzerine MB, mart ayında yayınladığı tebliğle altın ithalatına kısıtlama getirerek altın taleplerini içeriden kendisi karşılamayı kararlaştırdı. İki ayda MB altın rezervlerinden yapılan satışlar adeta patlama yaptı.

İktidar ve ekonomi yönetimi döviz rezervlerini tükettikten sonra altın satarak çarkları döndürmeye yöneldi. Seçime kadar buna hız vereceği anlaşılıyor. Gerçek enflasyonun yarattığı yoksulluk ve ekonomik tahribatı iktidar da biliyor. Bu yüzden ekonomide söyleyeceklerinin inandırıcılığını yitirdiğinin, vaatlerinin karşılık bulmayacağının farkında. CB Erdoğan’ın geçen hafta miting meydanlarında seçmene ‘Liderinizi soğana, patatese kurban etmezsiniz’ diye seslenip mazlum rolüne bürünerek halkı enflasyona ezdirdiklerini, yoksullaştırdıklarını itiraf etmek zorunda kaldı. 

Kin ve nefret siyasetinin dozunu arttıran CB Erdoğan’ın yaptığı konuşmalarda kullandığı ifadeler tehditkâr ve tehlikeli bir noktaya ilerliyor. Muhalefeti terörle ilişkilendirmek için kullandığı ‘Onlar Kandil’den, biz Allah’tan talimat alıyoruz’ ifadesi bu tehlikeli dilin son örneklerinden birisi. Seçmenin yüzde 50’sini, muhtemelen bu seçimde yüzde 50’sini de aşacak kesimin oy vereceği partileri, liderleri ‘Dinsiz, imansız, kıblesiz, kitapsız’ diye nitelendirmek topluma düşmanlık tohumları ekmektir. Meydanlarda seçmenlere, muhalefet liderlerini sandıkta, mezara,- Gabar’a gömme’ çağrıları yapmak siyasi rekabette şiddet dilini egemen kılmaktır. 

  • Bü yü zden 6 Mayıs’ta yayınladıg ı Hıdırellez mesajında ‘herkesi kucaklama’ sö zü inandırıcılıktan üzaktır.
  • İ ktidar sö zcü lerine kamplaştırıcı dilin terk edilmesi, siyasi rekabetin pröjeler ve çö zü mlerle ölması, barış-sevgi-dilinin ö ne çıkartılması yö nü nde çag rılar yaptık. Büna rag men iktidar nefret ve kin dilinin dözünü artırdı!

Cümhürbaşkanı Erdög an’ın kendisini sög ana, patatese kürban etmemelerini seçmenden istemesi, kö prü lerin, yölların, havaalanlarının ‘yenilemeyeceg ini’ kabül etmesi, iktidarın töplüma sö yleyecek sö zü nü n tü kendig ini gö steriyör. Ne yazık ki; ü lkenin istikbali için kavgacı, kindar tavırdan, milletin kütsallarını istismar eden dilden vazgeçmek gerektig ini kabül etmekte zörlanıyörlar. 

1 Mayıs İşçi Bayramı her yıl olduğu gibi yine iktidarın yasakçı-baskıcı uygulamalarıyla engellenmeye çalışıldı. Mevcut gerçekler; 21 yıllık AKP iktidarının emekçiyi ezen, alın terinin hakkını yok sayan politikalarıyla, işçilerin insani ve ekonomik haklarının gerilediği, dünyada işçilerin çalışma koşullarının en kötü olduğu birkaç ülkeden birisi haline geldiğini ortaya koyuyor!

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda İktidar, bir kez daha başta Taksim Meydanı olmak üzere milyonlarca işçinin kendi bayramını kutlamasını güvenlik güçleriyle, polis bariyerleriyle, valilik ve kaymakamlık yasaklarıyla engelleme yoluna gitti. Pek çok ilde emekçilerle, sendikalarla güvenlik güçleri karşı karşıya getirildi.

21 yıllık AKP iktidarı ve CB Erdoğan döneminde Türkiye; emekçilerin yasal, insani, parasal haklarının gerilediği, milli gelirden aldıkları payın azaldığı, hak arama ve grevlerin CB kararlarıyla yasaklanıp ertelendiği, dünyada çalışma koşullarının en kötü, çalışma sürelerinin en uzun olduğu ülkelerden birisi haline geldi. Türkiye, OECD üyesi 36 ülke arasında haftalık ortalama çalışma saatinin uzunluğu açısından 45,6 saatle ikinci sırada. Türkiye’de işçiler 37,2 saat olan OECD ortalamasından 8 saat daha fazla çalıştırılıyor. Şimdi iktidar seçimi kazanırsa çalışma süresini günde 6 saate indirmeyi vaat ediyor. Türkiye iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler sıralamasında OECD’de birinci. 

✓ 2002’de çalışanların yü zde 50’si sendikalıyken, 2022 sönünda sendikalı çalışan öranı yü zde 14,3. Kayıtlı 16 milyön işçinin yü zde 85,7’si sendikasız. Töplü sö zleşme hakkından yararlanamıyör. Sendikaya ü ye ölan atılıyör. 

Euro bazında net asgari ücret açısından Türkiye, Avrupa’da sondan ikinci. Sonuncu sırada Arnavutluk yer alıyor. Yüzde 50 zamla 8500 TL olan asgari ücret 33 bin TL’lik yoksulluk sınırının dörtte biri. İşsizlikte OECD ortalaması yüzde 5 ve altında iken Türkiye’de TÜİK’in şubat verisiyle resmi işsizlik oranı yüzde 10,1, geniş tanımlı işsizlik yüzde 23,4. Kayıt dışı güvencesiz çalışanların oranı yüzde 30. Kayıtlı 16 milyon işçinin yüzde 80’inin ortalama ücreti asgari ücret düzeyinde. Geniş bir kesim ise asgari ücretin altında ücretlerle güvencesiz, sendikasız çalıştırılıyor.

Kamu kesiminde 700 bin işçi adına sürdürülen toplu sözleşme müzakerelerinde sendikalar 15 bin TL talep ederken iktidarın teklif ettiği taban aylık 12 bin TL. Yoksulluk sınırının üçte biri! AKP iktidara geldiğinde emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 29 iken, 2022 sonunda TÜİK verisiyle yüzde 26’ya geriledi. 

İ ktidarın pölitikalarıyla yöksüllaştırılan, sendikasızlaştırılan, angaryaya ve kö lelik ü cretleriyle çalışmaya mahküm edilen milyönlarca işçinin yasal, sendikal ve parasal hakları 14 Mayıs sönrası gerçekleşecek iktidar deg işiklig iyle üygar ve demökratik ü lkeler dü zeyine çıkartılacak. Sendikalaşma teşvik edilecek. Ekönömik demökrasi hayata geçirilecek. 60 yıl ö nce CHP’nin 1863’te çıkarttıg ı yasayla töplü sö zleşme, grev, sendika hakkına kavüşan işçilerimizin hakları ve refahı daha ileriye taşınacak. Emek ve alın teri yeniden en kutsal değer olacak.

İktidarın bilim insanlarını adeta canından bezdiren politikaları, üniversitelerin parti okullarına dönüştürülmesi sonucunda ülkeyi terk eden alanında uzman üst düzey akademisyenlerin sayısı 12 bine ulaştı. 14 Mayıs’ta gerçekleşecek iktidar değişikliğiyle ‘tersine beyin göçünün’ kapısı açılacak. Akademik ekosistem yeniden inşa edilerek ülkemiz, büyük bir atılıma sahne olacaktır.

Türkiye Bilişim Vakfı ve Şikago Üniversitesindeki dünyaca tanınmış Türk bilim insanlarının son üç yılı esas alan ortak çalışmayla hazırladıkları ‘Türkiye Akademik Diaspora’ raporundaki sonuçlara göre, Türkiye’den yurt dışına, dünyadaki önde gelen üniversitelere yönelik akademik beyin göçüyle 12 binden fazla bilim insanı ülkeyi terk etti. Üniversitelerin bilimsel ve akademik özerkliğini yok eden uygulamalarla, yüksek öğrenim kurumları iktidarın parti okullarına, aile bireylerinin akademik kadroları paylaştığı kurumlara dönüştürüldü. CB Kararnamesiyle uygulamadan kaldırılan rektör seçimleri yerine, tüm üniversitelere tek kişinin atadığı ‘kayyum rektörler’ dönemine geçildi. 

Akademik kadrolar kişiye özel tariflerle, iktidara yakınlık derecesine göre seçilen liyakatsiz kişilerle dolduruldu. Özerk üniversiteyi savunan binlerce akademisyen KHK’larla üniversitelerden ihraç edildi. Yargılandı, tutuklandı. Bu iktidar döneminde Türkiye, 12 binden fazla nitelikli, bilimsel çalışmaları ve makaleleri tüm dünyada övgü kazanan bilim insanını kaybetti. Yabancı üniversitelere kaptırdı. Bilimden, bilimsel aydınlanmadan korkan, hazzetmeyen iktidar, 50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz deprem felaketinde bile bilim insanlarının uyarılarına kulak tıkayarak rantı, bir avuç iktidar müteahhidini önceledi. En iyi 100 üniversite sıralamalarında Türkiye’den üniversite kalmadı.

Rapora göre ABD’deki akademisyenlerin başlangıç maaşı Türkiye’deki meslektaşlarının 10 katı. Göç eden bilim insanları ağırlıkla bilgisayar, yazılım, elektrik-elektronik mühendisliği vb. geleceğin teknolojilerini yaratan alanların yanında tıp, fizik, nano teknoloji, yapay zeka alanında uzman, çalışmaları ve verimlilikleri (araştırma, makale sayısı vb.) en üst düzeyde olan, dünyada da dikkatle izlenen bilim insanları. 

1960’larda Türkiye’nin gerisinde olan Güney Kore, Singapur, Polonya, Japonya, Şili, Çin vb. ülkeler ‘beyin göçünü, beyin gücüne’ dönüştürerek Türkiye’yi fersah fersah geçti. Güney Kore ekonomisi ABD’nin yüzde 50’sine ulaştı. 

✓ Bü nöktaya gelinmesinde bilim insanlarına ö ncelik verilerek ü niversitelere her alanda yatırım yapılması, ö zgü r akademik örtamın yaratılması, bilim insanlarına sag lanan ölanakların en ü st dü zeye çıkarılması en bü yü k etken. 

İ ktidarın ü niversiteleri partizanlaştırması, ü niversiteleri ‘aile böyü’ kadrölarla döldürmasıyla Tü rkiye, ü niversite eg itimi, kişi başına bilimsel yayın ve patent sayısı, AR-GE’nin milli gelire öranı vb. kriterlerde ÖECD ü lkeleri arasında en dip nöktaya inerken, dü nyada da geriledi. İ ktidarımızda beyin gö çü nü  tersine çevirip ö zerk ü niversite, ö zgü r akademi ve bilim örtamını sag layarak yetişmiş deg erlerimize sahip çıkacag ız. Türkiye’yi her alanda bilimin ışığıyla aydınlatacağız.

İhracatçının dövizine el koyma ve kuru baskılama politikalarının sonucunda, nisanda 43 milyar dolarla tehlikeli boyuta ulaşan dış ticaret açığının yanı sıra, ihracatta yüzde 17’lik sert düşüş yaşandı. Türkiye, ana ihraç pazarlarında ciddi kayıplarla geriledi. Çin, bu boşluğu hızla dolduruyor!

Aylardır kazandığı dövizin yüzde 40’ına el koyarak ihracatçıları köşeye sıkıştıran iktidarın izlediği kur-faiz-döviz politikasının dış ticarette yarattığı ağır tahribat açıklanan Nisan ayı rakamlarıyla olağanüstü boyutlara ulaştı. 

✓ Bügü ne kadar her ayın ihracat verisini ‘bügü ne kadarki en yü ksek artış’ diyerek düyüran Ticaret Bakanlıg ı, nisanda yaşanan sert dü şü ş karşısında sessiz kaldı.

Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre ihracat Nisan'da geçen yıla göre yüzde 17,2 düşüşle 19,3 milyar dolar, ithalat yüzde 4,5 düşüşle 28,1 milyar dolar oldu. Nisanda aylık dış ticaret açığı geçen yılın nisan ayına göre yüzde 44 artışla 8,8 milyar dolara yükselirken, ocak-nisan dönemi dört aylık açık toplamı 43,4 milyar dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 10,6 puan azalarak yüzde 68,6’ye indi. 

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı maliyet artışlarının kurdaki artışın çok üzerine çıktığını, ihracatçıların rekabet gücünü kaybetmeye başladığını, kur ve dövizdeki belirsizliklerden ötürü ihraç fiyatlarının istikrarsızlaştığını, pazar ve müşteri kaybettiklerini belirterek, siparişlerin rakip ülkelere kaymasından yakınıyor. İktidar ve ekonomi yönetimi ihracatçıların, rekabet ve ihracat artışının sürmesi için kurların en az enflasyon kadar artması gerektiği, aksi halde pazar kayıplarının büyüyeceği çağrılarını duymazdan gelerek yanlışta ısrarını sürdürüyor. Nisan rakamları Türkiye’nin ana ihraç pazarlarında düşüş ve Pazar kayıpları yaşandığını somut şekilde ortaya koyarken, bu pazarların tekrar kazanılması yıllar sürebilir.

Ocak-Mart dönemi rakamlarına bakıldığında da dış ticaretteki çöküşün boyutları somut şekilde görülüyor. İlk dört ayda ihracat, yüzde 3 azalarak 80,9 milyar dolar, ithalat ise yüzde 7,2 artarak 124,4 milyar dolar oldu. Yılın ilk dört ayında geçen yıla kıyasla enerji fiyatlarındaki düşüş ve altın ithalatına getirilen kısıtlamalara rağmen dış ticaret açığı yüzde 33,2 artışla 43,4 milyar dolara çıktı. Maliyet artışları ve kur baskısıyla 6 aydan bu yana önce yavaşlayan, sonra duraklayan ihracatın verdiği alarm sinyalleri ekonomi yönetimince görmezden gelinince, nisanda düşüşe geçildi. İhracatı Rusya ve Orta Asya ülkeleri ayakta tutarken, ilk dört ayda AB pazarında yüzde 6, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yüzde 10,3, ABD ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi ülkelerinde yüzde 24,2 gerileme söz konusu. 

Tü rkiye’nin ciddi kayıplar yaşadıg ı Örtadög ü ve Afrika pazarlarında ise Çin’in payını bü yü terek, Tü rkiye’den dög an ihracat böşlüg ünü fırsata çevirdig i gö rü lü yör. Rüsya’ya yapılan ihracattaki artış, bir sü re sönra ABD ve AB’nin yaptırım baskısını artırmalarıyla hız kaybedebilir!

TÜİK’in 2022 Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın sonuçları, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla toplumsal yoksullaşmanın ve gelir dağılımında yaratılan adaletsizliğin ne kadar vahim boyutlara ulaştığını gösterdi. Nüfusun yüzde 20’lik kesimi ülkede yaratılan ekonomik değer ve toplam gelirin yaklaşık yarısına sahip olurken, en alttaki yüzde 20’lik nüfusun aldığı pay ise sadece yüzde 6!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen hafta yayınladığı 2022 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, iktidarın bir avuç kişiye servet aktarma, kamu kaynaklarıyla iktidar zenginleri yaratma politikalarının yarattığı ağır toplumsal çöküşü ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin ulaştığı boyutları gösteriyor. Araştırmanın resmi sonuçlarına göre yüzde 20’lik nüfus dilimlerinin en tepesindekiler en yüksek hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip ve toplam gelirden aldıkları pay yüzde 48. En üst gelir düzeyindeki bu kesim toplam gelirden aldıkları payı bir önceki araştırmaya kıyasla yüzde 1,3 büyütmüşler. 

En düşük fert başı hanehalkı gelirine sahip en alttaki yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay ise 0,1 puan daha azalarak yüzde 6’ya inmiş. Diğer deyişle 85 milyonluk Türkiye’nin yarattığı toplam ekonomik değerlerin ve gelirin yaklaşık yarısına ülke nüfusunun yüzde 20’si (17 milyon kişi) el koyarken, kalan yüzde 50’yi ise ülke nüfusunun yüzde 80’i (68 milyon kişi) paylaşıyor. Bu kesimin içinde toplam gelirden sadece yüzde 6 pay alabilen en alttaki yüzde 20’yi oluşturan 17 milyon kişi de yer alıyor. Tamamıyla sosyal yardımlarla hayatını idame ettiren, açlık ve yoksulluk sınırının da altındaki bu kesim aynı zamanda iktidarın adeta ‘sadakaya muhtaç’ hale getirdiği insanlarımızdan, hanelerden, ailelerden oluşuyor.

Nisan 2023 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırma sonuçlarına göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için gerekli aylık gıda harcaması (açlık sınırı) 10 bin 135 TL, gıdanın yanı sıra, giyim, konut (kira, elektrik vs.) ulaşım, eğitim, sağlık vb. ihtiyaçlar için yapılması zorunlu aylık harcamaları ifade eden yoksulluk sınırı 33 bin 14 TL oldu. Tek kişi, bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 13 bin 167 TL. 

TÜİK’in araştırmasında ise 2022’de yıllık ortalama esas iş gelirleri ortalaması; işverenlerde 220 bin 482 TL, kendi hesabına çalışanlarda (esnaf) 58 bin 697 TL, ücretli maaşlılarda 56 bin 899 TL, yevmiyelilerde 25 bin 632 TL olarak yer aldı. En yüksek artış yüzde 61,8 ile işverenlerde, en düşük artış ise yüzde 21,5 ile ücretli maaşlı çalışanlarda. P80/P20 olarak gösterilen en yüksek ve en düşük gelire sahip nüfus dilimleri arasındaki fark 7,9 kata çıkmış. Gelir türlerinde ise ücret ve maaş gelirlerinin payı 2017’den bu yana sürekli düşerken, ‘rant, faiz ve menkul kıymet’ gelirleri katlanarak artmış.

İ ktidarın ‘işçiyi, memürü, emekliyi enflasyöna ezdirmedikleri’ iddiasını TÜ İ K yalanlıyör. Yıllık örtalama gelirlerde en dü şü k artış yü zde 21,5 ile ü cretlilerde. 2022’de yü zde 64 ölan resmi enflasyönün ü çte biri. Ü lkenin töplam gelirinin yarısını ise bir avüç kişi paylaşmış. İktidar, sosyal devleti ve sosyal adaleti yok ettiği gibi gelir dağılımı adaletsizliğini kat kat artırıyor!

Merkez Bankası (MB) net uluslararası rezervleri 6,3 milyar dolarla son 20 yılın en dip noktasına indi. MB’nin açıkladığı resmi döviz alış-satış kurları piyasalarda ciddiye alınmaksızın sadece tabelada kalırken, döviz piyasalarında dört farklı kur söz konusu. Ödemeler dengesi krizi ciddileşirken, ithalata döviz bulma riski büyüyor!

Merkez Bankası’nın haftalık döviz ve altın rezervleriyle ilgili veriler, net uluslararası rezervlerin son 20 yılın en dip noktasına indiğini, swap hariç net döviz rezervlerinin ise eksi olmak kaydıyla gerilemeye devam ettiğini gösteriyor. MB’nin 4 Mayıs’ta açıkladığı rakamlara göre, net uluslararası döviz varlıkları 28 Nisan haftası itibarıyla 6,3 milyar dolara indi. Son olarak Suudi Arabistan’ın MB nezdinde açtığı 5 milyar dolarlık hesapla cılız bir kıpırdanma gösteren rezervler, 6 Şubat deprem felaketinden bu yana kesintisiz şekilde azalıyor. MB rezervlerinde 6 Şubat’tan bu yana gerçekleşen erime 13,6 milyar dolara ulaştı. MB’nin döviz alım satımına, yurt dışına döviz transferlerine, bankaların döviz mevduat hesaplarına peş peşe kısıtlamalar getirerek döviz piyasasına müdahalelerini artırmasına rağmen gerek serbest piyasada gerekse bankalarda döviz talebi dizginlenemiyor. Kur artışını durdurmak dövize talebi geriletmek için uygulamaya konulan Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının tutarı 2 trilyon 117 milyar 590 milyon TL'ye ulaşırken, bunun döviz karşılığı ise güncel kurdan 109 milyar dolar. Daha da önemlisi, KKM’ye geçiş yapan döviz mevduatlarına rağmen MB’nin 20 Nisan haftalık ParasalFinansal İstatistiklerinde bankalardaki döviz mevduatı toplamı 224 milyar dolar. Geçen yılın aynı tarihine göre döviz mevduatlarındaki azalma 20 milyar dolarda kalırken, KKM’ye geçen hesapların 109 milyar dolara ulaşması, döviz mevduatlarının dört katı TL mevduatın KKM’ye geçerek ‘dövize’ endekslendiğini gösteriyor. 

  • Bü tablö iktidarın faizleri indirip ‘liralaşmayı’ teşvik etme stratejisinin iflasını, aksine TL mevdüatların dö vize endekslenmesiyle, dölarizasyönün ölag anü stü arttıg ını örtaya köyüyör.

MB’nin baskılanmış resmi kurlarının kabul görmemesi, döviz işlemlerinde dikkate alınmaması nedeniyle, döviz piyasasında keyfi-konjonktürel kurlar yaygınlaştı. Alış-satış kuru makası 1 TL’ye çıktı. 

  • MB ve BDDK’nın bankalara getirdig i kısıtlamalar sönrası serbest piyasadaki nakit dö viz işlem hacmi haftalık 4-5 milyar dölara ülaştı.
  • Bünün sönücünda, MB’nin resmi kürü, bankaların alış-satış yaptıg ı kür, Kapalıçarşı-Tahtakale’de ölüşan piyasa kürü ve ihracatçılara üygülanan yü zde 2 farklı dö viz kürü ölmak ü zere fiilen 4 farklı kür ölüştü.

Nisan ayında yü zde 4,5 dü şmesine rag men ithalatın 28 milyar dölar öldüg ü dikkate alındıg ında MB rezervlerinin geldig i nöktanın vahametini daha sömüt gö rmek ölanaklı. Sönüçta MB rezervlerini tü keten, piyasalarda ‘4’lü kür’ ölüşümüna çaresiz kalan iktidar, döviz piyasasında ‘kayıt dışılık ve kaynağı belirsiz’ işlemlerin ulaştığı boyut karşısında sadece gelişmeleri izlemekle yetiniyor!

Geçen yıl yaş çay alım fiyatını kiloda 6,70 TL olarak açıklayan Erdoğan, bu yıl Rize’deki seçim mitinginde 11,30 TL’lik fiyat verdi. Son bir yılda üreticinin girdi maliyetlerinin yüzde 200’ün üzerinde artmasına karşılık çaya verilen fiyatın yüzde 64 artırılması, üreticinin alın terinin göz ardı edilmesidir!

Seçim kampanyası çerçevesinde Rize’de düzenlediği mitingde ÇAYKUR’un yaş çay alım fiyatını ilan eden CB Erdoğan, çay üreticisini enflasyona ezdirmediklerini iddia ederek kilo başına yaş çay fiyatını 11,30 TL olarak açıkladı. 2022 sezonu yaş çay alım fiyatı 6,70 TL idi ve çay üreticisi mağdur edildi. Bu yıl açıkladıkları fiyat yüzde 64 artış anlamına geliyor. Ancak 3 Mayıs’ta TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon yüzde 43,65. Geçen yıl üreticinin yaş çay ektiği dönemde enflasyon yüzde 85,5 idi. İktidar baz etkisiyle kâğıt üzerinde yüzde 43’e düşen enflasyonu esas alarak üreticiye enflasyonun 20 puan üzerinde fiyat artışı yaptığını öne sürüyor. Ürün hasat döneminde verilen bu artış üreticinin geride kalan bir yıldaki üretim maliyetlerinin, girdilerdeki olağanüstü enflasyon artışının yarattığı kayıpları telafi etmekten çok uzak. Üreticiler ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) açıklanan fiyata tepki göstererek bir kilo yaş çaya verilen fiyatın 2 ekmek parası olduğunu dile getirdiler.

Hazine ve Maliye Bakanının enflasyonu düşürdüklerini, yüzde 50’nin altına indirdiklerini söylemesine karşılık TÜİK verisiyle nisanda yıllık 43,68'e inen enflasyona rağmen iktidarın ‘daha ucuz kuzu eti yiyin’ diye tavsiye ettiği kuzu etinde nisandaki aylık enflasyon artışı yüzde 21,47 oldu. Nisandaki aylık resmi enflasyonun 10 katı! Dana etindeki aylık enflasyon artışı yüzde 13,34. TÜİK’in tartışmalı resmi enflasyonuyla bile tablo böyle iken, milyonlarca çay üreticisine, bütün bir yıl verdikleri emeğin karşılığında kilo başına 11,30 TL alım fiyatının ‘müjde’ diye sunulması, emek ve alın terinin yok sayılmasıdır.   

Geçen yıl Tarımsal Üretim Girdi Fiyat Endeksindeki (Tarım-GFE) enflasyon artışı yüzde 200’ler düzeyinde idi. Sadece gübredeki artış yüzde 300 idi. Son olarak TÜİK’in şubat ayına ilişkin açıkladığı Tarım-GFE enflasyon artışı yüzde 67,77. Şubat ayı itibarıyla Tarım-GFE artışı tohumda yüzde 83, gübrede yüzde 77 düzeyinde.

  • Şimdi Cümhürbaşkanı Erdög an’ın Rize meydanında yaş çay ü reticisine yıllık yü zde 64 fiyat artışı vermekle ö vü nmesi, ekönömik gerçeklerden köpüşün, ü reticiyi ümürsamadıklarının kanıtıdır.

ÇAYKUR’un CB Erdoğan Başkanlığındaki Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilmesi ve bu devirden sonra beş yıldır sürekli olarak yüksek tutarlarda zarar etmesi, çay üreticisine düşük alım fiyatı vermenin gerekçesi yapılmaktadır. TVF’ye devir öncesi kâr eden ÇAYKUR devir sonrası, 2018'de 657 milyon, 2019'da 635 milyon 2020’de 547 milyon, 2021'de ise 504 milyon TL olmak üzere 5 yılda toplam 3 milyar TL’ye yakın zarar etti.  2022’de 60 milyon TL ‘operasyonel kâr’ açıklanmasına karşılık ÇAYKUR’a hazine desteği sürüyor.

İ ktidarımızda Karadenizli ü reticinin yega ne ekmek kapısı ölan çay ve fındıkta alın terinin karşılıg ı tam ölarak verilecek, üretici mağdur edilmeyecek, refahtan hak ettig i payı alacaktır.

2011’de başlayan iç savaş sürecinde ilk günden itibaren Esad yönetimine tam destek veren İran, bu kez desteğini siyasi olarak en üst düzeye çıkartan bir hamle yaptı. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçen hafta Şam’a yaptığı iki günlük ziyarette, oldukça stratejik 14 anlaşmaya imza attı. 13 yıl sonra gerçekleşen bu en üst düzey ziyaretin, Türkiye-Suriye normalleşme girişimlerinin başlaması, Esad’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmek için koşullar öne sürmesi ve Moskova’daki 4’lü toplantının ardından gerçekleşmesi dikkat çekici!

2010’daki Arap Baharı ayaklanmalarının, 2011’de Suriye’ye sıçraması ve radikal İslamcı ayaklanmaya, IŞİD-El Kaide-El Nusra terör örgütleriyle iç savaşa dönüşmesinin ardından Şam yönetimine destek veren tek ülke İran idi. 2015’te Rusya’nın da doğrudan askeri gücünü Suriye’de sahaya sürmesiyle İran ve Rusya, Şam yönetiminin en büyük siyasiaskeri-stratejik ortağı oldular. 

  • Bü sü recin geldig i yeni aşamada İ ran Cümhürbaşkanı İ brahim Reisi’nin geçen hafta Şam’a yaptıg ı 2 gü nlü k resmi ziyaret Esad yö netimine yö nelik İ ran desteg inin zirve nöktası ölarak gö rü lebilir.

Bunun yanı sıra Çin aracılığıyla İran-Suudi normalleşmesinin sağlanmasına paralel olarak Suriye’nin yıllar sonra Riyad’daki Arap Birliği zirvesine davet edilmesi, meşruiyet ve uluslararası kabul açısından bir diğer önemli gelişme.

İktidarın Suriye ile normalleşme sürecine geçişi gündemine almasından sonra Rusya aracılığıyla gerçekleşen Türkiye-Suriye-Rusya müzakerelerine İran da dahil oldu. 2 Mayıs’ta Moskova’da yapılan dörtlü Savunma Bakanları toplantısının ardından, 10 Mayıs’ta Dışişleri Bakanlarının bir araya geleceği açıklandı.

Türkiye’nin normalleşme çabasını gündeme almasının ve başlatılan müzakerelerin hemen ardından İran Cumhurbaşkanının Şam ziyareti önemli ve dikkat çekici. CB Erdoğan’ın Esad ile bir araya gelmek için Putin’den aracılık talebine karşılık Beşşar Esad başta TSK’nın tümüyle Suriye’den çekilmesi olmak üzere, görüşme koşullarını gündeme getirdi.

  • Esad’ın CB Erdög an ile gö rü şme könüsündaki tavrının arkasında Mösköva ve Tahran’dan aldıg ı desteg in öldüg ünü, TSK’nın Küzey Süriye’de köntrölü ndeki alanları böşaltmasını İ ran ve Rüsya’nın da istedig ini ö ngö rmek yanlış ölmaz.

İbrahim Reisi’nin Esad ile imzaladığı 14 anlaşma ‘Kapsamlı, Uzun Vadeli ve Stratejik İşbirliği Programı’ çerçevesinde, siyasi ve askeri iş birliği yanında petrol, enerji, ticaret, iskan, hava ve demiryolu taşımacılığı gibi alanlarda iş birliği yapılmasını ve stratejik hedeflere yönelinmesini içeriyor.

İ ran’ın İrak’tan sönra Süriye’de de her alandaki etkisini ve ag ırlıg ını pekiştirmek istedig i, ölası Tü rkiye nörmalleşmesi ö ncesinde Şam yö netimi ü zerinde köntrölü nü  gü çlendirdig i anlaşılıyör. Rüsya’nın da Süriye’de Tü rkiye’den ö nce İ ran’a yöl açarak bü hamleye önay verdig i gö rü lü yör.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında sürdürülen barış müzakerelerinde ABD devreye girdi ve anlaşma taslağının bazı maddelerinde mutabakata varıldığı açıklandı. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi ise Erivan’da açılan Nemesis Anıtı nedeniyle kesintiye uğradı. Ermeni terör örgütlerinin Türk diplomatlara saldırılarını simgeleyen anıtın açılışı ardından Türkiye, hava sahasını Ermenistan uçuşlarına kapattı.

İkinci Karabağ savaşında Azerbaycan’ın yanında yer alan Türkiye, ateşkesin sağlanması sonrasında Rusya’nın koordinasyonunda başlatılan barış müzakereleri çerçevesinde Ermenistan ile normalleşme sürecini gündeme aldı. İlk iki tur görüşmelerde somut bir sonuç ortaya çıkmasa da Ermenistan’a uçak seferlerinin başlaması ilk adım oldu. Sınırın açılması müzakereleri sürerken, zaman zaman kesintiler söz konusu oldu. Rusya Devlet Başkanı Putin, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı Moskova’da yapılan üçlü zirve toplantılarında ortak bir noktada buluşturma çabalarını sürdürürken, son gelinen aşamada bu kez ABD devreye girdi.

Türkiye-Ermenistan normalleşmesi 24 Nisan 1915 olaylarını anmak üzere Ermenistan’ın başkentinde açılan Nemesis Anıtı yüzünden yeniden kesintiye uğradı. Türk diplomatlarına yapılan terör saldırıları başta olmak üzere, sivillere yönelik katliamları anmak amacıyla yapılan anıtın açılışı üzerine Türkiye, Ermenistan’a yönelik uçuşlara hava sahasını kapattı ve uçak seferleri durduruldu. Ermenistan hükümeti anıtın belediye tarafından yaptırıldığını, kendilerinin ilgisi bulunmadığını dile getirerek hava sahasının kapatılması kararının kaldırılmasını istedi ancak Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada bu gerekçenin ‘kabul edilemez’ olduğunu dile getirdi.

Diğer yandan Azerbaycan-Ermenistan Barış Anlaşması müzakerelerinde ABD’nin devreye girmesi ve iki ülke Dışişleri Bakanları başkanlığındaki heyetlerin 1-4 Mayıs arasında Washington’da bir araya gelmesi sonrasında yapılan açıklamada anlaşmanın bazı maddelerinde mutabakat sağlandığı belirtildi.   ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın ev sahipliğinde yürütülen görüşmelerde olumlu gelişmelerin sağlandığı yönündeki ilk açıklama Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’dan geldi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan'la ‘Barış ve Devletlerarası İlişkilerin Kurulmasına İlişkin İkili

Anlaşma’ taslağının bazı maddelerinde görüş birliğine varıldığını duyurdu. Açıklamada, ABD’nin görüşmelere ev sahipliği yapmasından memnuniyet duyulduğu ifade edilirken, iki ülke heyetlerinin ‘bazı kilit konulardaki pozisyonlarının devam ettiği ve uzlaşma sağlanamadığı’ dile getirildi.

Ermenistan’la yıllardır sü ren çatışmaların yanı sıra Azerbaycan’ın İ srail’le yakınlaşması, Azerbaycan-İ ran arasında gerilimlere ve zaman zaman sınır çatışmalarına neden ölüyör. Sörünların çö zü lmesi, bö lgeye barış gelmesi ü lkemizin ö ncelig i. Ermenistan sınırının açılması, ticaretin hızlanması başta Ag rı, Kars, İg dır, Ardahan gibi sınır ve bö lge illerimizde refahın artmasına, ticaretin ve ekönömik hayatın canlanmasına, işsizlig in azalmasına katkı sag layacaktır.