CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 30 Nisan 2023
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.
30 Nisan 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
SICAK GÜNDEM
- Yüksek Seçim Kurulu, Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’nun kamu kaynaklarıyla açılış, tören ve propaganda yapılamayacağına ilişkin hükmünün çiğnenmesine göz yumuyor!
- 2019’da ilan ettikleri İnsan Hakları Eylem Planı’nın adını bile anmayan iktidar, önüne geleni ‘terörist’ ilan etme zihniyetini ve söylemini sürdürüyor!
İÇ POLİTİKA
- Tahrik edici söylemlerinin dozunu artıran ve inanç istismarını seçim kampanya malzemesine dönüştüren İktidar, kaybetme korkusuyla tehlikeli bir yola girdi!
- YSK’nın ‘kamu görevlisi değildir’ dediği Milletvekili Adayı Bakanlar için adli yargı ‘kamu görevlisidir’ diyerek vatandaşları hakaret suçundan mahkum ediyor!
EKONOMİ
- Bütçe açığı ilk üç ayda 250 milyar TL’ye yükseldi. 2023 bütçesinin dörtte birini üç ayda harcayan İktidar, seçimden sonra içi boşaltılmış bir hazine bırakmayı planlıyor!
- Bu yılın ilk çeyreğinde yeni kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 8 artarken, kapanan şirket sayısındaki artış yüzde 32,8!
- İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) binalarıyla övünen iktidarın Londra ve NewYork ile rakabet iddiasına karşılık, İstanbul 42’den 90’ıncı sıraya geriledi!
TARIM
- En yüksek değerdeki 200 TL’lik banknot bir kilo kıyma almaya yetmezken, gübre ve tohum fiyatlarındaki enflasyon artışı yüzde 80!
DIŞ POLİTİKA
- ABD, Suriye ile normalleşme girişimi çerçevesinde; Türkiye, Rusya, Suriye ve İran’ın da katıldığı dörtlü toplantıdan, rahatsızlığını açıkladı! Esad yönetimini tanımadığını yineledi!
- Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerini gözlemlemek ve seçim ortamını denetlemek üzere geniş bir heyeti Türkiye’ye gönderdi.
Seçimde demokratik mücadele ve eşit rekabetin çiğnenmesinin en büyük mimarı YSK’dir. Propaganda döneminde kamu kaynaklarıyla yapılmış hizmetler ve yatırımlar için açılış, temel atma töreni ve demeç yasağını öngören yasa hükmünün çiğnenmesine göz yumulması, başvuruların dikkate alınmaması YSK’ya güvensizliği pekiştirmiştir!
İktidar ittifakı geçen yıl yaptığı seçim yasası değişikliklerinde bu konudaki maddeden sadece ‘Başbakan’ ifadesini çıkarttı ancak yerine Cumhurbaşkanı ifadesini koymadı. Anayasa Mahkemesi de (AYM) bu konudaki iptal davasını reddederek ‘Başbakan sözcüğünün çıkarılmasının anayasaya aykırı olmadığına’ hükmetti. Gerekçeli kararında ise ‘Cumhurbaşkanı’ ifadesinin neden konulmadığına değinmedi.
Yasa maddesinde; ‘Seçim propagandası döneminde kamu kaynakları ile yapılmış hizmetler dolayısıyla açılış ve temel atma törenleri dahil törenler tertiplemek, nutuklar söylemek, demeçler vermek ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunmak yasaktır. Seçim propagandası döneminde başbakan ve bakanlar seçimle ilgili faaliyetlerinde ve konuşmalarında bu kanun hükümleriyle bağlıdır.’ deniliyordu. İktidar bu maddeden sadece Başbakan sözcüğünü çıkarttı. Bunun dışında maddedeki seçim yasakları aynen yürürlükte.
Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, yardımcısı ve milletvekili adayı yaptığı bakanları her gün kamu kaynaklarıyla yapılmış bir hizmetin (TCG Anadolu savaş gemisi, İMECE uydusu, Hızlı Tren, TOKİ konutları temel atma, İstanbul Finans Merkezi, Akkuyu Nükleer Santralı vb.) veya tesisin açılışını yaparak, bütçe kaynaklarıyla yapılacak başta deprem konutları ve TOKİ konutlarının temelini atarak bu yasağı ve yasayı alenen çiğniyorlar.
Kamu kaynaklarıyla yapılan açılış ve temel atma törenlerine CB Erdoğan ve kabine üyeleri, Cumhur İttifakı’nın diğer parti genel başkanları kamu olanaklarıyla gidip, kurdele kesiyorlar. Üstelik bütçe ve milletin vergileriyle yapılan bu hizmetler için düzenlenen törenler, iktidarın seçim mitingine dönüştürülerek, kamu kaynaklarıyla parti propagandası yapılıyor.
✓ Devlet olanaklarıyla dü zenlenen açılış ve temel atma to renlerinde mühalefet partilerine ve liderlerine hakaret ediliyor, demeçler veriliyor.
Başta kuruluş yasasında tüm siyasi partilere eşit süreli yayın yapması gereken TRT olmak üzere, kamu kaynaklarıyla, milletin parasıyla yapılan bu törenleri, açılış ve temel atmaları, iktidar sözcülerinin propagandalarını onlarca ekrandan yayınlıyorlar.
Yüksek Seçim Kurulu’nün (YSK) Seçimlerin Temel Hü kü mleri Kanünü’nün kamü kaynaklarıyla açılış, to ren, propaganda yapılamayacag ına ilişkin hü kmü nü n çig nenmesine go z yümması seçimin eşit rekabet koşüllarında yapılması ve
Anayasa’daki ‘YSK’nın bag ımsızlıg ı-tarafsızlıg ı’ yü kü mlü lü g ü açısından ag ır go rev ihmalidir. Bü nedenle sandıklara sonuna kadar sahip çıkılması gereği daha da elzem bir şekilde kendisini dayatmaktadır!
Seçim Beyannamesi’nde, Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi’nde, ‘Özgürlük Alanlarının Genişletileceği’ vaadinde bulunan iktidarın bu sözünü tutma niyetinin olmadığı, baskı ve korku iklimini seçime kadar yaygınlaştıracağı anlaşılıyor. 2019’da ilan ettikleri İnsan Hakları Eylem Planı’nın adını bile anmayan iktidarın önüne geleni ‘terörist’ ilan etme zihniyetini ve söylemini sürdüreceği bir kez daha açığa çıktı.
Geçen hafta 21 ilde düzenlenen operasyonlarla 100’den fazla gazeteci, avukat, tiyatrocu, siyasetçi, sanatçı, STK yöneticisi ve yazarın gözaltına alınması, ‘gizli tanık’ ifadeleriyle bazılarının tutuklanması iktidarın ‘özgürlük alanlarının genişletme, demokrasi ve hukuk devletini güçlendirme’ vaadinin asılsız ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösterdi.
Hem görevine devam eden hem de AKP milletvekili adayı olan İçişleri Bakanının, siyasi rakibi olan diğer partilerin liderlerini, milletvekili adaylarını teröristlikle, terör örgütlerine yardımla suçlayıp operasyonla gözdağı vermesi, hızını alamayıp 14 Mayıs seçimini ‘siyasi darbe’ olarak nitelemesi sandığa tehdit ve siyasi terbiyeden yoksunluktur.
Başta Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan olmak üzere, iktidar mensuplarının, adaylarının, bakanlarının son dönemde yeniden yoğun şekilde hakaret ve tehdit söylemine yönelmeleri üzücüdür. Seçim beyannamesinde 2011’deki tutulmayan vaatlerin ötesine geçemeyen, Millet İttifakı’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metninin her gün bir maddeyi alıp, kendi vaadi olarak sunmaktan başka çözüm üretemeyen iktidar, son olarak tekrar terör suçlamalarına sarılmak zorunda kaldı.
2019 Yerel Seçiminde aynı söylemlerle, İstanbul ve Ankara’da belediyelere teröristlerin işe alınacağını öne süren CB Erdoğan’ın bu iddiaları seçmende karşılık bulmayınca, iki kez tekrarlattıkları seçimde ağır hezimete uğradılar. Demokrasiyi içselleştiremedikleri için hâlâ bunu hazmedemiyorlar.
Muhalefet liderlerini ve adaylarını kriminalize etmek, terör bağlantısı iddialarıyla seçmeni korkutmak için her türlü yol ve yönteme, yalana başvuruyorlar. Avukatların ofislerinde arama, gözaltı uygulaması özel hukuk hükümlerine tabi olmasına ve işlemlerin yine baro gözetiminde bir avukat nezaretinde yapılması gerekirken, her zaman olduğu gibi yasahukuk tanımazlık yine devreye sokuldu.
Daha önce defalarca gözaltına alınıp serbest bırakılan, haklarındaki suçlamalar mahkemelerde kabul görmeyen onlarca gazeteci aynı suçlamalarla yine evleri basılıp gözaltına alındı. Tiyatro sanatçıları, oyuncular teröristlikle itham edilirken yayınevleri basılıp, kitap toplatma ve yasaklamalar uygulamaya konuldu.
Polislerin içinde bülündükları maddi, insani ve mesai zorlüklarını gü ndeme getiren, emniyet teşkilatındaki haksızlıkları, kayırmacılıkları, sınav üsülsü zlü klerini dile getirerek, sorü o nergesi veren milletvekili ve adaylar, İ çişleri Bakanı tarafından sorülarına yanıt verilmek yerine tero r destekçilig iyle süçlanıyor. Suç duyurusunda bulunmakla, dava açılmakla tehdit ediliyor!
İnanç istismarını yeniden kampanya malzemesine dönüştüren iktidar sözcüleri, kaybetme kaygısıyla oldukça tehlikeli bir yola girdi. Cami avlusunda asılsız iddialarla muhalefeti yuhalatan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından Adalet Bakanı’nın ‘SeccadeŞampanya’ kıyası ve AKP Genel Başkanvekilinin seçimi ‘işgalcilere karşı savaşa’ benzeten tahrik edici konuşmaları bu açıdan dikkat çekici!
İktidar, seçimi kaybetme endişesiyle meydanlarda ve seçim kampanyalarında halkı inanç ve din üzerinden tahrik etmeye dönük tehlikeli bir yola girmeye başladı.
Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın restorasyonu tamamlanan Sultan Ahmet Camiindeki bayram namazı ardından cami avlusunda yaptığı konuşmada tümüyle yalan sözlerle, ‘iktidar değiştiğinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) ‘kapatılacağını’ dile getirmesi ve cemaate muhalefet liderleriyle partilerini yuhalatması din-inanç istismarının çok canlı somut bir örneği idi.
Daha önceki seçimlerde miting meydanlarında eline aldığı Kuran-ı Kerim ile propaganda yapan CB Erdoğan’ın kaybetme ihtimali yükseldikçe yeniden dini inanç motiflerine sarılması, kürsüye seccadeyle çıkması ya da kendisine seccade armağan edilmesi dini hassasiyetlerin kanatılması yönünde iktidarın her yöntemi deneyebileceğini işaret ediyor.
- İ ktidarın seçime kadar tırmandıracag ı anlaşılan ‘kamplaştırma’ stratejisinde İ çişleri Bakanının ‘tero r’ so ylemini, CB Erdog an ve dig er so zcü lerin ise dininanç istismarını dillendirmek ü zere go rev paylaşımı yaptıkları go rü lü yor.
Bu doğrultuda CB Erdoğan’ı örnek aldığı anlaşılan üstelik seçim kurullarındaki hakimlerin de bağlı olduğu Adalet Bakanı’nın 14 Mayıs akşamı seçimi muhalefetin veya iktidarın kazanması ihtimalini ‘şampanya-secde/seccade’ kıyaslamasıyla ifade ederek halkı ayrıştırıp düşmanlaştırmaya yönelmesi, tehlikeli ve tehditkâr bir zihniyetin yansımasıdır.
- Bireysel inançlar, tercihler, yaşam tarzları ü zerinden toplümü kütüplaştırmaya yo nelik bü istismarcı, zehirli so ylem kabül edilemez.
- Oysa ü lke seçime gidiyor.
- Halk sandıg a gidip oylarıyla iktidarı belirleyecek. Hepsi bü!
Bu tahriklerle muhalefet partilerinin seçim bürolarına saldırılar artarken, saldırganlar serbest bırakılıyor. Seçimi savaşa benzetmek, seccadeyle şampanyayı kıyaslamak, ‘Diyaneti kapatacaklar’ deyip cami avlusunda muhalefeti yuhalatarak küfrettirmek bir akıl tutulmasının, yalandan başka söyleyecek sözlerinin kalmadığının kanıtıdır.
Bügü ne kadar her fırsatta başo rtü sü nü , inanç ve yaşam tarzlarını, giyim-küşam tercihlerini siyasi istismar ve oy malzemesine do nü ştü rmekte sakınca go rmeyen iktidarın bü tavrı, yıllardır barış, hüzür, kardeşlik içinde gü venle bir arada yaşamaya, hoşgo rü ye süsamış bü toplüma yapılacak en bü yü k ko tü lü ktü r. İktidarlar gelip geçicidir. Aslolan Türkiye’dir. Olması gereken; siyasi mü cadelenin nezaketli, seviyeli ve demokratik rekabetçi tavırla, yü rü tü lmesidir.
YSK, atamayla kamu görevine gelen Bakanların milletvekili adayı olup görevden istifa etmemelerine yönelik itirazları, ‘Kamu görevlisi değiller’ gerekçesiyle reddetti. Oysa Bakanlarla ilgili yazılı ve sözlü eleştirilere karşı açılan davalarda mahkemeler, ‘kamu görevlisine hakaret’ suçundan mahkumiyet kararı veriyor. YSK bu kararıyla, ‘bakanlara hakaret serbest’ diyor!
Neredeyse ülkemizdeki tüm hukukçuların hemfikir olduğu gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan bakanların mevcut yönetim sisteminde ‘kamu görevlisi’ oldukları ve milletvekili adayı olunca kamudaki görevlerinden istifa etmeleri gerektiği apaçık olmasına karşın, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bakanların ‘Kamu görevlisi olmadıklarına’ karar verdi.
Aynı usulle Cumhurbaşkanı tarafından atanan ‘Bakan Yardımcıları’ kamu görevlisi oldukları için aday olunca istifa ederken, YSK’nın bu kararı tam anlamıyla bir çelişkiyi gösteriyor. YSK, bakanların seçim takvimine uygun şekilde öngörülen tarihte istifa etmedikleri için aday olamayacakları yönünde yapılan itirazları reddederken, ‘Atanma usulleri farklı, atandıktan sonra TBMM’de yemin ediyorlar, o yüzden kamu görevlisi değiller’ gerekçesine dayandı. Oysa milletvekilliğinden bakanlığa atananlar milletvekilliğinden istifa etmek zorunda. Kaldı ki milletvekili seçildiklerinde de zaten TBMM’de yemin etmişlerdi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde (CHS) siyasi sorumluluk, iktidar ve tüm yürütme yetkisi tek başına cumhurbaşkanına ait. Atanmış oldukları ve siyasi sorumlulukları da olmadığı için TBMM’de bakanlar hakkında gensoru bile verilemiyor.
Kaldı ki asıl büyük çelişki, YSK’nın ‘kamu görevlisi değiller, milletvekili adayı olmaları için istifa etmeleri gerekmez’ dediği bakanlar, adli yargıya göre kamu görevlisi. Atanmış İçişleri Bakanı tarafından yerel seçimlerde miting sırasında kendisine sözlü hakaret ettikleri gerekçesiyle 2 Saadet Partisi üyesine açılan davada mahkeme ‘kamu görevlisine hakaret’ suçlamasıyla mahkumiyet, para ve hapis cezası verdi. Aynı şekilde İstanbul İl Başkanımıza da aynı bakana yönelik ifadeleri nedeniyle ‘kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret’ suçlamasıyla verilen hapis cezası kararı, para cezasına çevrildi. İBB Başkanımıza ise Ordu Valisi tarafından açılan davada ‘kamu görevlisine hakaretten’ verilen 354 günlük hapis cezası para cezasına çevrildi. Yani mahkemeye göre tek adam yönetim sisteminde CB tarafından atanan Ordu Valisi kamu görevlisi, yine CB tarafından atanan ve amiri konumundaki İçişleri Bakanı ise YSK’ya göre kamu görevlisi değil. Yargıtay ve Danıştay üyesi yüksek yargıçlardan oluşan YSK’nın kamu görevlisi saymadığı bakanlar, Adliyedeki yargıçlara göre ise kamu görevlisi. Bu kişilere yönelik ifadelerinden ötürü vatandaşlara açılan davalarda ‘kamu görevlisine hakaret’ suçundan ceza veriliyor. Bu bile YSK’ya yönelik güven erozyonunun, yargıdaki siyasallaşma ve çifte standardın somut göstergesi.
Yü ksek Seçim Kürülü’nün (YSK) bü kararından sonra, bakanlara yo nelik ko tü so z, kü fü r ve hakaret ifadeleri için savcıların vatandaşlara açacakları davalarda adli mahkemelerin davayı reddetmesi gerek. YSK bü kararla; vatandaşlara, bakanlara karşı korküsüzca ve alenen hakarette bülünmanın yolünü açmış olüyor!
Bütçe açığı ilk üç ayda 250 milyar TL’ye yükseldi. Yılsonu açık hedefi olan 659 milyar TL’nin yarısına yaklaşan bu açığa karşılık, ocak-mart döneminde yapılan borçlanma ise 254 milyar TL. EYT ödemeleri, deprem harcamaları, emekli maaş artışı ve emekli bayram ikramiyeleri henüz bütçeye yansımadığı halde verilen bu açık, iktidarın yeni gelecek iktidara içi boşaltılmış bir hazine bırakmayı planladığını gösteriyor!
Hazine ve Maliye Bakanlığının Mart 2023 ve Ocak-Mart Dönemi ilk üç aylık bütçe gerçekleşme rakamları, iktidarın bütçe kaynaklarını seçime kadar tüketip, olası iktidar değişikliğinde yeni iktidara içi boşaltılmış bir hazine devretmeyi ve ek bütçeye mecbur etmeyi planladığını gösteriyor.
✓ Mart ayında bü tçe harcamaları 334 milyar TL olürken ilk ü ç ayın toplam harcama tütarı 1 trilyon 45 milyar TL.
2023 bütçesinin dörtte biri üç ayda harcanmış. Üç aylık bütçe gelirleri toplamı 795 milyar TL iken bu düzeyde harcamanın sonunda üç aylık bütçe açığı 250 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu tutar, yılsonu için öngörülen 659 milyar liralık açık tutarın yaklaşık yarısına üç ayda ulaşıldığını sergiliyor.
Asıl çarpıcı olan 1 Nisan’da başlayan Emeklilikte Yaşa Takılanlara (EYT) yönelik emekli aylığı ödemeleri, yine nisan başında en düşük emekli aylığında yapılan artış ve emeklilere 2 bin TL bayram ikramiyesi ödemeleri henüz bütçe giderlerine yansımadı. 6 Şubat’taki deprem felaketi nedeniyle yapılan harcamalar da yapılan bağış kampanyalarında toplanan paralar, AFAD’a yapılan aktarmalar nedeniyle bütçe dışında ve harcama tutarına dahil değil.
Buna rağmen Ocak-Mart döneminde 250 milyar TL açık verilmiş olması, 2023 bütçesindeki ödeneklerin geçen yıla göre yüzde 58 artırılmasına karşılık, ilk üç ayda bütçe harcamalarının geçen yıla göre yüzde ödeneklerin yaklaşık iki katı düzeyinde ve yüzde 83 artması, iktidarın bütçeyi seçime kadar ‘sıfırlamak’ istediğini gösteriyor.
Üç aydaki 253,8 milyar TL’lik rekor iç ve dış borçlanmaya rağmen 250 milyar TL’lik bütçe açığı verilmesi, bütçe ödenekleri ve borçlanılan paraların nereye harcandığının sorgulanmasını gerektiriyor. Kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflığın ortadan kalktığı, keyfiliğin arttığı gözlenirken harcamalara dönük şüpheler haklılık kazanıyor. İlk üç ayda mal ve hizmet alımlarının geçen yıla göre yüzde 132, savunma harcamalarının yüzde 228, cari transferlerin yüzde 107 artması dikkat çekiyor. Hazineden SGK’ya yapılan aktarımları içeren cari transferlerdeki artışın yüzde 100’ü aşması, iktidarın SGK’yı batma noktasına getirdiğini gösteriyor!
İ lk ü ç aydaki 795 milyar TL bü tçe gelirinin 482 milyar TL tütarındaki yü zde 76’sı KDV, O TV, ATV vb. dolaylı vergilerden sag lanmış. İ ktidarın Kür Korümalı Mevdüat (KKM) başta olmak ü zere zengin-parası ve do vizi olandan yana üygülamalarla getirdig i vergi müafiyetleri, istisnalarla gelir, kürümlar, mü lkiyet vb. varlıklardan, ka r ve kazançlardan alınan dog rüdan vergiler ise yü zde 18 azalmış. Vergideki adaletsizlik, çarpıklık iyice derinleşiyor!
Bu yılın ilk çeyreğinde yeni kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 8 artarken, kapanan şirket sayısındaki artış yüzde 32,8! Gerçek kişi ticari işletme kuruluşlarının yüzde 21 gerilemesi, esnaf ve şahıs şirketlerinin hızla azaldığını, var olanların da kepenk indirdiklerini ortaya koyuyor!
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) duyurduğu Mart 2023 Ticaret Sicili verileri, bu yılın ilk çeyreğinde şirket kapanmaları ve faaliyete son vermelerin hızlandığını, gerçek kişilere ait ticari şahıs şirketi kuruluşlarının da hızla gerilediğini gösterdi. Açıklanan şirket istatistiklerine göre bu yılın ocak-mart döneminde yeni kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 8 artarken, aynı dönemde kapanan şirketlerdeki artış geçen yıla göre yüzde 32,8 oranında artış gösterdi. Kapanan şirket sayısı oranının, yeni açılanların dört katını aşması reel kesimde, ticaret, sanayi, hizmet, perakende, ulaşım, inşaat vb. sektörlerde çok ciddi bir çöküş yaşandığını, işletmelerin ayakta durmakta güçlük çektiklerini ve giderek kapılarına kilit vurmaya yöneldiklerini ortaya koyuyor.
Bu yılın mart ayında ise kurulan şirket sayısı yüzde 19,5 artarken, kapanan şirket sayısı da aylık bazda yüzde 23,2 artarak kurulan şirket sayısının 4 puan üzerinde gerçekleşti. Mart ayında kurulan gerçek kişi ticari şahıs işletmesi sayısı da yüzde 4 geriledi. Gerçek kişi şahıs ticari işletmelerindeki gerileme ocak-mart döneminde ise geçen yılın aynı çeyreğine göre eksi yüzde 21 oldu. Ağırlıkla küçük esnaf, sanatkâr, şahıs şirketi olarak kurulan ticari işletmelerdeki bu sert gerileme, küçük işyerlerinin, aile işletmesi olarak faaliyet gösteren esnaf işyerlerinin mevcut ekonomik koşullarda yaşamlarını sürdüremediklerini, ayakta kalamadıklarını işaret ediyor.
Bunun yanında ocak ayında 17,3 milyar TL olan yeni kurulan şirketlerin toplam sermaye tutarı, martta 2 milyar TL azalışla 15,3 milyar TL’ye geriledi. Gerek TL’deki değer kaybı gerekse özkaynak oluşumunda ve finansman teminindeki sıkıntıların büyümesi, krediye erişimin zorlaşması, daha düşük sermayeli işyerlerinin kurulmasını ve ticari faaliyet kapsamının daralmasını zorunlu kılıyor.
Buna karşılık mart ayında ağırlıkla Rus ve İranlılar tarafından Türkiye’de kurulan şirket sayısındaki artış ise devam ediyor. Uzun süredir yabancılar tarafından Türkiye’de farklı sektörlerde ticari faaliyet amacıyla kurulan şirketlerde hızlı bir artış gözleniyor. Sıralamada da Ruslar, İran ve Iraklılar ilk üç sırada yer alıyor. Mart ayında yabancıları veya yabancı sermayedarların Türk ortaklı olarak kurdukları şirket sayısı 1254 oldu. Yabancıların bir ayda kurdukları şirketlerin yaklaşık yarısı toptan ticaret alanında. Gayrimenkul-emlak ticareti için kurulanlar ikinci, ikamet veya ticari amaçlı bina inşaatı üçüncü sırada yer alıyor.
Kapanan şirketlerdeki artışın yeni kürülanların do rt katına çıkması, ekonomideki darbog azın ülaştıg ı boyütü, ü retim ve istihdamın daralacag ını işaret ediyor. Yabancıların şirket kürülüşlarının hız kesmemesi ise do viz varlıg ıyla sermayesinin TL karşılıg ını katlayan Rüs ve İ ranlıların, Tü rk sermayesi ve işletmelerinden daha rahat konümda oldüklarını go steriyor.
Küresel finans kurumlarını ve sermayeyi çekmek iddiasıyla 2012’de temeli atılan İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) seçim propagandası için açıldığı gün, Merkez Bankası ve BDDK serbest piyasaya ve dövize yeni kısıtlamalar getirdi. İktidarın beton ve lüks inşaat ekonomisinin örneklerinden birisi olan İFM binasına şu ana kadar kamu bankaları dışında yerli ve yabancı özel bankaların çoğu itibar etmedi.
İstanbul-Ataşehir’de temeli 11 yıl önce atılan İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) bankacılık bölümü Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan tarafından törenle açıldı. Türkiye’nin küresel finans sisteminde, uluslararası para piyasalarında ‘bir üst lige çıktığını’ ifade eden CB Erdoğan’ın söylediklerinin aksine, uygulanan ekonomik modelle İstanbul, küresel finans endeksinde neredeyse ‘en alt lige’ indi. İktidarın iddiasını tekzip eden kararlar, açılışın yapıldığı gün, Merkez Bankası (MB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’ndan (BDDK) geldi. MB ve BDDK döviz alım satımına, kambiyo işlemlerine yeni kısıtlama ve yasaklar getirerek, CB Erdoğan’ın küresel finans sermayesini Türkiye’ye çekme, serbest para ve döviz piyasası vaatlerinin gerçeklikle örtüşmediğini sergiledi.
Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişleri ve yabancı portföy yatırımlarının neredeyse durduğu, Yeni Ekonomi Modeli (YEM) ile yaklaşık iki yıldır faiz ve dövizin serbest piyasada değil siyasi talimatla belirlendiği bir ortamda İFM açılışı seçime dönük algı yaratma amacından ibaret. Kamu bankaları ve MB’nin İFM’ye taşınması öngörülürken, MB’nin 60 katlı binası Avrupa’nın en yüksek ‘dikey’ gökdeleni. Oysa, CB Erdoğan beş yıl önce ‘dikey mimari’ ile İstanbul’un siluetine ihanet ettiklerini, artık ‘yatay mimariye’ geçileceğini söylemişti.
Türkiye’de faaliyet gösteren yerli-yabancı yaklaşık 60 bankanın genel müdürlükleri ağırlıkla Levent, Mecidiyeköy, Şişli, Maslak bölgesinde. Dolayısıyla açılışı yapılan İFM bankacılık bölümüne siyasi talimatla taşınan kamu bankaları ve MB dışındaki bankaların İFM’ye taşınıp taşınmayacakları belirsiz. Bugüne kadar inşaatına 65 milyar TL harcanan İFM’nin temeli atıldığında iktidarın iddiası; ‘İstanbul’un New York, Londra, Frankfurt gibi küresel finans merkezlerinden birisi olacağı’ idi.
- Küresel finans merkezlerinin gü venilirlik, saygınlık ve etkinligini, piyasalardaki pay ve agırlıgını olçen Global Finance Center Index’e (GFCİ) gore o donemde İstanbul GFCİ sıralamasında 42’nciydi. Bu yıl martta açıklanan son endekste ise 90’ıncı sıraya indi.
Kimsenin yargısına, hüküküna, piyasa kürallarına gü venmedig i, şeffaflık ve denetimin olmadıg ı, var olan yatırımcıların hızla çıktıg ı, her şeyin bir kişinin gece yarısı aldıg ı kararlara bag lı oldüg ü bir ü lke en modern binaları, gökdelenleri de inşa etse sermayeye, yatırımcıya güven verebilir mi? Kara para ve süç gelirlerinin aklanması gerekçesiyle iki yıldır Gri Liste’de yer alan, ülüslararası tüm insani, ekonomik, adalet, ozgürlük, temel haklar demokrasi vb. endekslerinde sü rekli gerileyen bir ü lke kü resel finans merkezi olabilir mi?
Hazine ve Maliye Bakanının nisan enflasyonunun yüzde 50’nin altına ineceğini öne sürmesine karşılık, Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ndeki (Tarım-GFE) yüzde 70. En yüksek değerdeki 200 TL’lik banknot bile bir kilo kıyma almaya yetmezken, Gübre ve tohum fiyatlarındaki enflasyon artışı yüzde 80!
Rekabet Kurumu, et fiyatlarının kontrolden çıkması üzerine et ve şarküteri üreticilerine yönelik soruşturma başlattı. İktidar sorunun kaynağına inmek, kalıcı ve akılcı çözümler üretmek yerine her zamanki gibi, etiketler, market fiyatları, para cezaları ile algıya dönük uygulamalara yöneliyor. Sektör temsilcilerinin daha da artacağını belirttikleri et fiyatları erişilmez bir noktaya ilerliyor. Öyle ki tedavüldeki kağıt para emisyonu içindeki payı yüzde 50’ı bulan en yüksek değerdeki 200 TL ile bir kilo kıyma dahi alınamıyor. Zincir marketlerin indirim kampanyalarında dana kıymanın kilosu 280 TL olurken, çeşitli et ürünlerindeki fiyat aralığı 450-600 TL arasında değişiyor.
Diğer gıda maddelerinde de benzer tablo yaşanmasına karşılık iktidar hâlâ enflasyonun düştüğü, düşeceği söylemini sürdürüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati 3 Mayıs’ta açıklanacak nisan enflasyonunun yüzde 50’nin altına düşeceğini ifade etse de aylardır dile getirildiği gibi, baz etkisiyle kâğıt üzerinde rakamsal oranı düşen resmi enflasyonun, pazarla, marketle, piyasayla bağı kopmuş vaziyette. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon sepetinde yer alan mal, ürün ve hizmetler için hesaplamalarda kullandığı fiyatları açıklamama kararı alırken, Devrimci İşçi Sendikalarının (DİSK) açtığı dava üzerine idare mahkemesi tarafından verilen kararda TÜİK’in kamusal görev ve sorumluluğu gereği derlediği verileri kamuya açıklamak zorunda olduğu belirtilerek, fiyat açıklamama kararının yürütmesi durduruldu.
Gıda enflasyonundaki artışın asıl nedeninin girdi maliyetlerindeki olağanüstü yükseliş ve bunun üretici tarafından zorunlu olarak ürün fiyatlarına yansıtılmasından kaynaklandığı gerçeği bilindiği halde iktidar inkârcı bir yaklaşımla, enflasyonun düştüğünü öne sürüyor. Nitekim TÜİK’in son olarak açıkladığı tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) şubatta yüzde aylık yüzde 1,22, yıllık yüzde 69,99 arttı. Oysa Bakan Nebati enflasyonun yüzde 50’nin altına ineceğini söylüyor. Üreticinin girdi maliyeti gerçeği yansıtmayan yüzde 50’lik resmi enflasyonun bile 19 puan üstünde.
- 12 aylık ortalamalar itibarıyla geçen yılın aynı ayına gore Tarım-GFE enflasyon artışı, yüzde 114,79’a yükseldi.
Tarım-GFE’de diğer mal ve hizmetlerdeki yıllık enflasyon 109,23, malzemelerdeki yıllık enflasyon artışı ise yüzde 96,63 ile malzemeler oldu. Hayvan yemindeki yıllık Tarım-GFE enflasyon artışı yüzde 70,44, tohumda yüzde 83, gübrede yüzde 77 düzeyinde.
Ü retici, TÜ İ K verisiyle bile bo ylesine yü ksek girdi enflasyonüyla karşı karşıya iken; ete, sü te, gıdaya rekabet sorüştürmasıyla fiyat dü şü rme vaadi, gıdaya erişemeyen, açlık çeken halkın içinde bülündüg ü bü acı tablo karşısında en basit deyişle gayri ciddiliktir!
Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ile istihbarat başkanlarının Moskova'daki toplantısında, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı açıklaması yapılırken, Şam yönetimi Türkiye’den ‘Suriye’den çekilme takvimi’ ve Suriye’de desteklediği silahlı oluşumların ‘dağıtılması’ taahhüdü istiyor. ABD, Esad yönetimini tanımadığını yinelerken, İran’ın da katıldığı dörtlü toplantıdan rahatsızlığını açıkladı!
İktidarın Rusya aracılığıyla Suriye ile normalleşme girişimi çerçevesinde ilki Rusya, Suriye, Türkiye arasında yapılan savunma bakanları ve istihbarat başkanları toplantısının ikincisi geçen hafta İran’ın da katılımıyla dörtlü şekilde Moskova’da yapıldı. Rusya Dışişleri Bakanlığı katılımcıların Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını ve bağlılıklarını ‘teyit ettiklerini’ müzakerelerin olumlu geçtiğini açıkladı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, toplantının olumlu bir havada geçtiğini, Türkiye’nin ‘Suriyeli kardeşlerinin aleyhine’ bir karar almasının söz konusu olamayacağını ifade etti.
Esad’ın CB Erdoğan ile bir araya gelme konusundaki ön koşulları (Asker çekme, İdlib’ten çekilme, Kuzey Suriye’de TSK kontrolündeki yerleşimleri ve Halep-Lazkiye arasındaki M4 otoyolunun güvenliğini Suriye ordusuna devretme) devam ediyor. Görüşme sonrası Putin’in Suriye özel temsilcisi Aleksander Lavrentyev Şam’a giderek Esad ile bir araya geldikten sonra yaptığı açıklamada, CB Erdoğan ile Esad’ı bir araya getirmek için zemin aradıklarını belirtti. Esad’ın TSK’nın Suriye’den çekilmesi ve bunun için Türkiye’nin bir takvim açıklamasında ısrarlı olduğu kaydedildi. Bu noktada iktidardan seçim öncesi sembolik bir asker çekme adımı gelmesi beklenebilir. Bu olmadığı takdirde, yakın gelecekte Putin’in ev sahipliğinde bir liderler zirvesinin gerçekleşmesi güç görünüyor.
Suriye Devlet Ajansı’na açıklama yapan Suriye Savunma Bakanlığı, toplantıda TSK’nın Suriye topraklarından çekilmesinin görüşüldüğünü, bu konuda Türkiye’den ‘çekilme takvimi’ istendiğini duyurdu. Türkiye destekli silahlı grupların dağıtılıp, silahsızlandırılması konusunda eyleme geçileceğine dönük taahhüt talep edildiği kaydedildi.
Suriye’de 2011’den bu yana Şam yönetimine karşı iktidar tarafından oluşturulan, eğitilip, maaşa bağlanan ÖSO ve SMO gibi silahlı gruplar, Esad’a karşı mücadeleden vazgeçmeyeceklerini, iktidarın Şam’la normalleşme girişimlerine de karşı olduklarını ilan ettiler. Yine İdlib’i kontrol eden El Nusra-El Kaide kökenli Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve TSK ile zaman zaman iş birliği yapan diğer ılımlı cihatçı grup Ahrar üş Şam da Türkiye-Suriye müzakerelerine ve normalleşmeye karşı yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’ye tehdit ifadeleri kullandılar. Gerek TSK destekli ÖSO ve SMO’nun gerekse cihatçı HTŞ ve Ahrar gruplarının dağıtılması konusunda ciddi sıkıntılar yaşanması ihtimali göz ardı edilmemeli.
ABD Dışişleri Bakanlıg ı Süriye ile do rtlü toplantıdan ve İ ran’ın katılımından rahatsızlıg ını belirterek, ‘Temel çatışmaya siyasi ço zü m konüsünda gerçek bir ilerleme sag lanmadan Esad yo netimiyle ilişkileri normalleştirmeyeceg ini’ açıkladı. O ngo rü m; ABD, müzakereleri ve Suriye ile normalleşmeyi engelleme yönünde adımlar atabilir.
Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerini gözlemlemek, özgür seçim ortamının olup olmadığını denetlemek üzere oldukça geniş bir heyeti Türkiye’ye gönderdi.
Türkiye’deki 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin özgür ve demokratik bir ortamda yapılıp, yapılmadığı Türkiye’nin de üyesi olduğu uluslararası kuruluşların gündeminde. AGİT ve AKPM tarafından oluşturulan seçim gözlem heyetleri peyderpey Türkiye’ye gelerek ön çalışmalara başlarken, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) aldığı kararların yasalara, uygunluğu ve özellikle muhalefetin itirazların dikkate alınmamasına dönük kaygı ve endişeler de dillendiriliyor.
Norveçli diplomat Jan Petersen AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) heyetine başkanlık ederken, söz konusu heyette AGİT üyesi farklı ülkelerden uzmanlar, uzun dönemli gözlemciler, hukukçular, akademisyenler ve eski yargı mensuplarından oluşan 28 kişi yer alıyor. ODIHR’in bağlı olduğu AGİT merkez teşkilatı seçimlerin hemen öncesinde 10 Mayıs’tan itibaren 350 kişilik bir seçim gözlem heyetini Türkiye'ye göndereceğini açıkladı. Buna ilave olarak AKPM de geçen hafta Strasbourg’da düzenlediği toplantının ardından 14 Mayıs seçimlerini gözlemlemek üzere 42 kişilik bir seçim-hukuk uzmanları heyetini Türkiye’de görevlendirme kararı aldığını duyurdu.
AGİT, ODIHR ve AKPM’den gelecek seçim gözlemcilerinin sayısı 450 kişiye ulaşırken, tüm illerde ve bölgelerde seçim günü görev yapacak bu heyetler; seçimlerle ilgili mevzuatın uygulanışı, adayların kampanyaları, sosyal ağlardaki faaliyetlere dönük engel veya kısıtlamalar, seçim kampanyasının yürütülmesi, yasalar çerçevesinde yapılan itirazlar ve medyanın seçim ortamındaki çalışma koşullarını yakından izleyerek raporlaştıracak. AKPM’den gelecek 42 kişilik heyette İngiliz ve Avusturyalı Türkiye raportörü parlamenterlerin yanında Almanya'dan 7, Fransa'dan 5, Ukrayna'dan 4, İtalya, Birleşik Krallık ve Romanya’dan 3’er, Polonya ve Portekiz’den 2’şer parlamenter bulunuyor. Türkiye’deki seçimi izleyecek gözlem heyetlerinin sözcüleri özellikle deprem bölgesi illerindeki seçim sürecini, oy kullanma, göç eden veya kaydı yapılmayan seçmenler, seçim günü oy kullanmak üzere iline gelecek olanların yanı sıra, kayıp seçmenler konusunu yakından takip edeceklerini vurguluyorlar. Yabancı gözlem heyetlerinin birinci önceliğinin ise seçimlerin demokratik, özgür, eşit ve adil bir ortamda yapılıp yapılmadığının izlenmesi olacağı açıklandı.
Bü açıdan hü kü met yetkilileriyle, YSK ile temas ve toplantılar yapan heyet başkanları seçim go zlemlerinde sadece yetkililerin so ylemlerinin deg il, ülüslararası toplümün da seçimin o zgü r ve adil oldüg üna ikna olması gerektig inin o nemine dikkat çekiyorlar. Uluslararası gözlemcilerin 14 Mayıs seçimine dönük ilk ön bulgu ve gözlem raporu 15 Mayıs Pazartesi günü Ankara’da düzenlenecek toplantıyla duyurulacak. Kapsamlı rapor 1-2 ay içinde açıklanacak.
Yeni Soluk
Yorum Yap