CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu /19 Mart 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

19 Mart 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle: 

SICAK GÜNDEM

  1. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim öncesi Esad’la buluşup poz verme amacı gerçekleşmeyince, Mısır’a yönelip, Sisi ile seçim sonrasına randevulaşarak, seçimi kazanmış gibi algı yaratmaya oynuyor!
  2. Jandarma Genel Komutanı’nın komuta karargahında, organize suç örgütü sözcüleriyle verdiği fotoğraf karesi, ülkemizin güzide güvenlik ve asayiş güçlerinin hangi noktaya getirildiğinin ve hukuk devletinin içine düşürüldüğü durumun vahim bir görüntüsüdür!

İÇ POLİTİKA

  1. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, deprem felaketinin maliyetleri konusunda rapor yayınladı ve 103 milyar dolarlık bir hasar tespiti yaptı. Depremzedelere destek, yardım ve insani giderlerin 130 milyar TL’ye ulaşacağı hesaplanıyor.
  2. Deprem felaketinin ardından iktidar tarafından başlatılan ‘Türkiye Tek Yürek’ bağış kampanyasında toplanan 115 milyar TL paranın akıbeti bilinmiyor!

EKONOMİ

  1. Ocak ayı cari açık 9,8 milyar dolar olurken yıllık cari açık 51,5 milyar dolara yükseldi. 2023 sonu için yıllık 22 milyar dolar hedeflenen cari açığın yaklaşık yarısı, daha yılın ilk ayında gerçekleşti!
  2. 6 Şubat’taki depremin yansıması kendisini bütçe gerçekleşmelerinde gösterdi. Şubatta 170,6 milyar TL olan bütçe açığı ocaktaki 32,2 milyar TL açıkla birlikte iki ayda 202,8 milyar TL’ye çıktı!
  3. Konut piyasasında yüzde 18’e varan sert düşüşler yaşanıyor. Ocak ayında Konut Fiyat Endeksi, aylık yüzde 6,9 yıllık yüzde 153 arttı. Gıda fiyat artışlarında dünya beşincisi olan Türkiye, konut fiyat artışlarında dünya birincisi oldu!

TARIM

  1. Deprem bölgesinde enkaz hafriyatlarının döküldüğü yerlerin verimli tarım arazileri ve sulak alanlarda olması ülke tarımının ve hayvancılığının geleceğini yok etmektedir!

DIŞ POLİTİKA

  1. 15-16 Mart'ta Moskova'da Dışişleri Bakan Yardımcıları arasında yapılacağı açıklanan ‘Dörtlü Suriye Zirvesi’ belirsiz bir tarihe ertelendi. Normalleşme pazarlığında Türkiye’nin karşısında sadece Şam yönetimi değil İran da olacak!
  2. Rusya, tek taraflı aldığı kararla ‘Tahıl Koridoru’ anlaşmasını uzattı. Türkiye ve Birleşmiş Milletler girişimiyle başlatılan anlaşmanın uzatılması, Rusya’nın iktidara ve Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seçim jesti olarak yorumlanabilir!

Türkiye ile Mısır arasında 10 yıl sonra resmi temasların yeniden başlaması Doğu Akdeniz’deki tecrit tablosundan çıkış açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Mısır

Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimden sonra Liderler Zirvesi yapacaklarının ilan edilmesi her alanda köşeye sıkışan iktidarın uluslararası hamlelerle dış destek arayışının sonucudur!

2013 Temmuz’unda Mısır’da Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah el Sisi tarafından gerçekleştirilen askeri darbeyle Müslüman Kardeşler Lideri Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yönetimden uzaklaştırılarak tutuklandı. Yargılaması sürerken hayatını kaybeden Mursi’ye destek veren iktidar, ‘Eli kanlı diktatör’ dediği Sisi yönetimindeki Mısır ile ilişkileri askıya aldı. Geride kalan 10 yılda Türkiye ve Mısır, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Libya, Suriye gibi sorunlarda karşı karşıya geldi. Mısır, Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile yakınlaşırken, bölgede Türkiye karşıtı siyasi, askeri ve ekonomik oluşumlar hız kazandı. Mısır tüm bu oluşumlarda yer aldı. Türkiye başta Doğu Akdeniz Enerji Forumu (EASTMED) olmak üzere bölgede yalnız kaldı, tecrit edildi. Yunanistan, Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs bölgedeki doğalgaz sahalarını, Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB) paylaşan anlaşmalarla Türkiye’nin çıkarlarını engellemeye yöneldi. 

İktidar son dönemde İhvancı dış politikanın ağır hasarını telafi etmeye yönelerek, başta Mısır, İsrail, Körfez Ülkeleri olmak üzere normalleşme arayışlarına girişti. Doğu Akdeniz’de ve bölgede tecritten çıkış yolu arayan, İhvancı dış politikanın ağır ekonomik-siyasi faturasıyla Türkiye’yi karşı karşıya bırakan iktidar, normalleşme sürecinde Suriye’de olduğu gibi Mısır’ın da öne sürdüğü koşulları kabul etmek, ciddi tavizler vermek zorunda kaldı. Türkiye’deki İhvan yanlısı dernekler, medya organları kapatıldı. İhvancıların faaliyetleri kısıtlanırken, derneklerine, kuruluşlarına verilen destekler kesildi. Bazı İhvan liderleri ülkeden çıkarıldı. Katar’daki Dünya Futbol Şampiyonası’nda Sisi ile tokalaşma pozu veren Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, ilk aşamada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu Kahire’ye gönderdi. 6 Şubat depreminden sonra Mısır, yardım ve arama kurtarma ekipleri gönderen ilk ülkelerden birisi olurken, Dışişleri Bakanı Samih Şükri 27 Şubat’ta deprem bölgesini ziyaret etti. Çavuşoğlu’nun 18 Mart’taki Kahire ziyareti ardından iki ülkenin askeri, ticari, enerji alanındaki ilişkilerini en üst düzeye çıkartma ve 10 yıllık kayıpları hızla telafi etmeyi kararlaştırdıkları dile getirildi. Oysa Mısır’ın; 

Libya’da Tü rkiye’ye karşı Tobrük yo netimine desteğ i sü rü yor. 

Sisi, Tü rkiye-Libya Hidrokarbon Anlaşması’nı tanımadığ ını ilan ediyor. 

Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile Eğe ve Doğ ü Akdeniz’deki Türkiye’yi yok sayan deniz sınırı anlaşmaları yürürlükte.  

Buna rağmen tavizler verip Kahire’nin kapısını çalan iktidar; içeride ekonomik kriz, ve deprem felaketindeki yıkım karşısında sergilediği i basiretsizliklerle iyice sıkıştığı ı için çıkışı, dış hamlelerde arıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim öncesi Esad’la buluşup poz verme amacı gerçekleşmeyince, Mısır’a yönelip, Sisi ile seçim sonrasına randevulaşarak, seçimi kazanmış gibi algı yaratmaya oynuyor!

İçişleri Bakanlığının organize suç örgütleriyle ilgili raporlarında yer alan bir örgütün sözcülerinin İçişleri Bakanlığı’na bağlı Jandarma Genel Komutanını makamında ziyaret edip poz vermeleri, bunu medyada duyurmaları, ülke güvenlik ve asayişinin hangi noktaya getirildiğini göstermesi açısından kabul edilemez. Asli görevi bu örgütlerle mücadele olan saygın ve köklü bir kurumun başındaki en yetkili ve rütbeli kişinin bu karede yer alması ağır görev ihmalidir!

Türkiye’nin son dönemde organize suç örgütlerinin meskenine dönüştüğü, bu örgütlerin ülkemizdeki faaliyetlerinin yaygınlaştığı uluslararası kuruluşların raporlarına da yansıdı. İktidar ittifakının çıkarttığı infaz yasası değişiklikleri ile kamuoyunun da yakından tanıdığı suç örgütü liderleri serbest bırakıldı. İçişleri Bakanıyla, siyasi liderlerle pozlar vererek medyaya servis edildi.

Muhalefet liderlerini tehdit eden açıklamalar yapan, iktidar partilerine ve liderlerine ise övgüler düzerek, açık şekilde destek beyan eden bu organizasyonlar ve liderleri İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) Organize Suç Örgütleriyle ilgili raporlarında da isim isim sayılıyor. Öyle ki İçişleri Bakanlığı ve EGM raporlarında örgüt mensuplarının sayılarına varıncaya kadar derlenen bilgilerle, bu örgütler büyüklük ve yaygınlık sıralamasına tabi tutuluyor. Ancak suç örgütleriyle mücadeleye gelince devletin, güvenlik ve asayişi sağlamakla yükümlü birimlerin bu konuda görevlerini tam olarak ve layıkıyla yapıp yapmadıkları sorgulanmaya muhtaç. 

Son olarak bu konudaki en çarpıcı örneklerden birisi geçtiğimiz hafta yaşandı. Organize suç örgütü liderlerinden birisinin en yakınında olduğu, basın danışmanlığını ve sözcülüğünü yaptığı, kamuoyuna duyurulan tehdit metinlerini kaleme aldığı bilinen bir kişi beraberinde diğer bazı örgüt mensuplarıyla birlikte Jandarma Genel Komutanı’nı makamında ziyaret edip, poz vererek bunu sosyal medyada paylaştı.

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra TSK bünyesinden alınıp İçişleri Bakanlığı’na bağlanan Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı gibi kolluk birimlerinin siyaset gölgesi altına girdiğini gösteren görüntülerin sonuncusu Jandarma Genel Komutanı’nın komuta karargahında, organize suç örgütü elemanları, sözcüleri, danışmanlarıyla verdiği bu fotoğraf karesiydi. Asli görev ve sorumluluğu, devletin asayiş misyonu içindeki yasalarla çerçevesi çizilen öncelikli yeri bu örgütlerle mücadele etmek, yasaları uygulamak, suça karışanları yakalayıp adalete teslim etmek olan, bu konuda en üst makamlardan birisinde bulunan bir komutanın resmi üniformasıyla yer aldığı bu kare, ülkemizin güzide güvenlik ve asayiş güçlerinin, kolluk birimlerinin hangi noktaya getirildiğinin, hukuk devletinin içine düşürüldüğü durumun vahim bir görüntüsüdür. 

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, anayasa, yasa ve kurallarla çerçevesi çizilen hukuk devletinde milletin adalet ve suçla mücadele etmesini beklediği bir kamu görevlisi, başında olduğu kürümün saygınlığını yok ederek, ağır görev ihmaliyle, suç örgütü  mensuplarıyla böylesine pervasız ve samimi şekilde yan yana gelemez. Bu tablo kabul edilemez!    

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) deprem felaketinin maliyetleri konusunda rapor yayınladı, 103 milyar dolarlık bir hasar tespiti yaptı. Depremzedelere destek, yardım ve insani giderlerin 130 milyar TL’ye ulaşacağı hesaplanıyor. Dünya Bankası ise 100 milyar dolar kaynağa ihtiyaç olduğunu duyurdu.

Bugüne kadar Dünya Bankası, TÜSİAD, Morgan Stanley, JP Morgan vb. yerli ve yabancı kuruluşlarca depremin yarattığı hasar ve kayıplara ilişkin yapılan tahminler 45-85 milyar dolar arasında değişiyor. Dünya Bankası son yaptığı ön değerlendirmede ise deprem hasarının giderilebilmesi için en az 100 milyar dolarlık kaynağa ihtiyaç olduğunu duyurdu.

İktidar cephesinden ilk resmi hasar tespiti ve maliyetlere ilişkin değerlendirme raporları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan (SBB)  geldi. Cumhurbaşkanlığı SBB raporunda yer alan verilere göre depremin her türlü kayıplar ve hasarlarla ilgili toplam maliyeti 103,6 milyar dolar (1 trilyon 957 milyar TL) olarak hesaplandı. Raporda, 518 bin 9 konut ağır-yıkık konut olarak yer alırken hasar tespit durumu ile yapılacak harcama ihtiyacı belirlenmiş oldu. SBB “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporu” ile orta hasarlı konut sayısı 131 bin 577, az hasarlı konut sayısı ise 1 milyon 279 bin 727 adet olarak saptandı. 2021 verilerine göre deprem yaşanan illerde 5 milyon 649 bin 317 konut olduğu belirtiliyor. Hasarın derecesine göre depremden etkilenen konut sayısı ise 1 milyon 929 bin 313 bin olarak yer alıyor. Buna göre bölgedeki toplam konutların yüzde 34,15’i depremden az veya yüksek düzeyde etkilendi. Raporda kamu kurum ve kuruluşlarının kayıpları ise merkezi yönetim birimleri 194,7 milyar TL, KİT’ler 27 milyar 49 milyon TL, mahalli idareler 17 milyar 254 milyon TL, özel statüler 1 milyar 205 milyon TL olmak üzere, 240 milyar TL (12 milyar 736 milyon dolar) olarak hesaplandı. SBB’nin yaptığı ilk hesaplamalar deprem bölgesi için yaklaşık 2 trilyon liralık bir kaynak gereksinimi olduğunu gösteriyor. Fiziki hasarın ötesinde bölgenin insani ve ekonomik yıkımının boyutları henüz tam ortaya çıkarılmış değil. SBB raporunda depremzedelere ayni ve nakdi yardımlar ile desteğin sürdürülmesi içinse en az 130 milyar TL gerektiği vurgulanıyor. Depremzedelere yapılan 10 bin lira tutarındaki hane başı destek ödemesinin toplam 19,3 milyar liraya ulaşacağı öngörülürken, evi yıkık ve ağır hasarlı olanlara verilen 15 bin lira taşınma yardımı   bunlardan ev sahibi olanlara aylık 5 bin lira, kiracı olanlara ise aylık 3 bin lira olmak üzere verilecek 1 yıllık kira yardımlarının toplamının 33 milyar lirayı bulacağı hesaplanıyor. Depremzedelerin geçici barınmaları için çadır, çadır içi malzeme ve konteyner alımı için yapılacak harcamaların 25 milyar liraya ulaşacağı tahmin ediliyor. Raporda, enkaz kaldırma maliyeti 42 milyar TL olarak hesaplandı.

Toplamı 130 milyar TL olarak öngörülen bu harcamalar, devletin yurttaşlarına yapması gereken görevi ve sorumluluğudur. Ancak bunun ötesinde kira, taşınma, barınma, gıda vb. her türlü destek kesintisiz sürdürülürken öncelik yaraların acilen sarılması yanında vatandaşlarımızın illerini terk etmemeleri de olmalıdır. Kendi illerinde kalmalarını teşvik edici, özendirici, ödüllendirici, ‘karşılıksız-geri ödemesiz’ bir destek paketi bu açıdan hayati önemdedir ve hemen uygulamaya konulmalıdır.

İktidarın TV ekranlarından büyük reklamlarla gerçekleştirdiği ‘Türkiye Tek Yürek’ bağış kampanyasında toplanan 115 milyar TL’nin akıbeti belirsizliğe büründü. Toplanan bağışlardan hesaba yatan tutarın 74 milyar TL olduğu açıklandı. Afet Yeniden İmar Fonu kuruluş kanununu TBMM’den geçiren iktidar, toplanan bu bağışların fona aktarılmasını yasaya koymadı!

Deprem felaketinin ardından iktidar tarafından başlatılan ‘Türkiye Tek Yürek’ bağış kampanyasında 115 milyar TL para toplandı. Azerbaycan, KKTC de dahil olmak üzere TV ekranlarından saatler süren bağış kampanyasında 94 milyar TL’lik bağış kamu bankaları, Merkez Bankası, Türkiye Varlık Fonu (TVF) ve diğer kamu kurumlarından geldi. Bunun yanı sıra iktidar TBMM’deki Vergi Affı yasasına son anda eklediği bir madde ile kurumlar vergisi mükelleflerinin 2022 beyannamelerindeki gelir beyanları üzerinden ek deprem vergisi getirdi. Ayrıca yine son anda 2022 beyannameleri için ‘matrah artırımı’ olanağı getirilerek, geçen yıl üç haneli rakamlarla rekor kıran şirket ve banka kârları yanında, beyan edilmemiş, haksız kazançların da üstünü örtme, vergiden kaçınma ve kaçırma olanağı sağlandı. Bir yandan deprem nedeniyle olağanüstü kaynak ihtiyacı ortaya çıkarken diğer yandan elde edilebilecek kaynaklar, çeşitli yol ve yöntemlerle kullanım dışına çıkartılıyor, bu dar ve zor günde bile bir kesime kârını-kazancını azami ölçüde yükseltme imkanı getiriliyor. Asıl önemlisi dünyada doğal afete, felakete uğrayan ülkelerin hiçbirinde örneği görülmeyen şekilde bu felakette de yine halkın bağışlarına, yardım ve desteklerine göz diken iktidar, topladığı bu paraların nereye-nasıl harcandığını milletten saklıyor.

Felaketin ardından TBMM’ye sevk edilen ve geçen hafta yasalaştırılan Afet Yeniden İmar Fonu kuruluş kanununda fonun kaynakları; yurt içi ve yurt dışı kaynaklı nakdi bağış, yardım, hibe ve krediler; bütçeye bu amaçla konulacak ödenek vb. şeklinde sıralanmasına rağmen, Türkiye Tek Yürek kampanyasında toplanan 115 milyar 146 milyon liralık bağışın fona aktarılması önerisi iktidar ittifakı oylarıyla reddedildi. Bu aktarmanın neden reddedildiği CB Yardımcısı Fuat Oktay’ın ‘bağışlar nerede?’ sorusuna verdiği yanıtla açığa çıktı. Kampanyada toplanan paranın sadece 74 milyar 118 milyon lirasının hesapta olduğu açıklandı. Toplanan bağışın 41 milyar 28 milyon lirası ortada yok! Fuat Oktay, TV ekranlarında bağış yapanların 41 milyar TL’yi yatırmadığını, sözünü tutmadığını söylüyor. Toplanan bağışın 94 milyarı kamu bankaları, kamu kurumları ve Türkiye Varlık Fonu’na aitti. Demek kamu bağışçıları da CB Erdoğan Başkanlığındaki TVF de sözünde durmamış. Hesaplardaki 74 milyarın da ne olacağı, nasıl harcanacağı, iktidarın keyfine göre harcanıp harcanmayacağı belirsiz. O yüzden de en güvenilir insani yardım kuruluşu anketlerinde, devlet, AFAD, Kızılay dibe vurdu. En alt sıraya indi! 

21 yıldır ‘35 milyar dolarlık deprem vergileri nereye harcandı?’ sorusuna yanıt vermeyen iktidar, şimdi de toplanan ‘115 milyar bağış nerede?’ sorusunu geçiştirip, ‘bağışçılar sözünde durmadı’ bahanesine sığınıyor. Bugüne kadar ‘128 milyar dolar nerede?’, ‘418 milyar dolar nerede?’ sorularını yanıtsız bırakan iktidardan ‘115 milyar TL deprem bağ ışı nerede?’ sorusunun hesabını millet sandıkta soracaktır. 

Tüm zamanların aylık cari açık rekoru 2023 Ocak ayı rakamlarıyla kırıldı. Ocak ayı cari açık 9,8 milyar dolar olurken yıllık cari açık 51,5 milyar dolara yükseldi. 2023 sonu için yıllık 22 milyar dolar hedeflenen cari açığın yaklaşık yarısı, daha yılın ilk ayında gerçekleşti. Merkez Bankası döviz rezervi bir ayda 9,3 milyar dolar azaldı!

Ocak ayı ödemeler dengesi bilançosunda aylık cari açık tutarı 9,8 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aylık cari açığın 10 milyar dolara yaklaşmasıyla yıllık cari açık tutarı da 51,5 milyar dolara çıktı. Bu tutar da geçmiş yıllarla kıyaslandığında 76,1 milyar dolar olan 2011 yılı cari açığından bu yana en yüksek yıllık tutarlardan birisi.

Önceki yılın son çeyreğinde uygulamaya konulan ‘Yerli-Milli Yeni Ekonomi Programı’nda dile getirilen “döviz kurunun rekabetçi bir düzeye getirileceği, cari işlemler açığının cari fazlaya çevrileceği” vaadiyle gelinen nokta rekor cari açık oldu. Daha önceden sürecin gidişi ve varacağı nokta açık şekilde görülmesine rağmen, söz konusu programla birlikte başlatılan faiz indirimleri, kuru baskılama politikalarının sonunda sadece cari açıkta değil, enflasyonda, kurlarda ve hemen tüm makro göstergelerde olumsuz anlamda rekorlar kırıldı.

Merkez Bankası’nın (MB) açıkladığı verilerle yüzde 43 artan cari açık, 2023 için hedeflenen yıllık 22 milyar dolarlık cari açığın yaklaşık yarısının yılın ilk ayında gerçekleşmesi anlamına geliyor. Hedefin tutması için kalan 11 aydaki cari açığın 12,2 milyar dolar olması, aylık 1 milyar doları aşmaması gerekiyor. Bunun hayata geçirilebilmesi özellikle dış ticaretteki tabloyla olanaksız. Ocakta 12,4 milyar dolar olan dış ticaret açığı, cari açığın aylık 9,8 milyar dolar olmasında en büyük etken. Şubat ayında ise 14,5 milyar dolarlık dış ticaret açığı verilmesi, şimdiden cari açık tablosunun daha da kötüleşeceğini, şubatta yeni bir cari açık rekorunun daha kırılacağını işaret ediyor. Ocak ayındaki cari açığın tamamına yakını MB rezervlerinden finanse edilince MB rezervleri de bir ayda 9,3 milyar dolar azaldı.  Dış ticarette ihracat rakamları duraklamaya girerken, ithalatın ivme kazanmış olması, dış ticaret açığının büyümeye devam edeceğini, cari açığın da hız kesmeyeceğini gösteriyor. Bu gelişmelerin dünyada parasal sıkılaşmayla ABD ve Avrupa Merkez Bankalarının faiz artırdığı, ABD’de banka iflaslarının yaşandığı bir dönemde gerçekleşmesi, Türkiye için alarm işaretleri. 

✓ Yılın ilk cari açık rakamlarında ortaya çıkan tablo ğo z ardı edildikçe ekonomiyi daha ağır krizlerin beklediğini öngörmek yanlış olmaz.

Cari açığın finansmanında kullanılabilecek milyarlarca dolarlık kaynak, kurları tutmak için MB ve kamu bankalarının rezervlerinden harcandı. Kür Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarına akıtılan kür farkları ve ekstra faiz getirileriyle tüketildi. Kurları baskılamak için harcanan rezervlerle Merkez Bankası kasasının boşaltılması, ortaya çıkan cari açık rekoru sonrasında önümüzdeki aylarda ekonomide daha büyük tahribatların yaşanmasını ve kurlarda yukarı yönlü  kırılmayı güçlü  bir ihtimal haline getirdi. Uygulanan ekonomik modelin tüm ayakları yıkıldı!

6 Şubat’taki depremin yansıması kendisini bütçe gerçekleşmelerinde gösterdi. Şubatta 170,6 milyar TL olan bütçe açığı ocaktaki 32,2 milyar TL açıkla birlikte iki ayda 202,8 milyar TL’ye çıktı. Hazine ve Maliye Bakanlığı reddetse de bütçedeki rakamsal deprem, ek bütçeyi kaçınılmaz hale getirdi. Depremin etkilerinin henüz tam yansımadığı rakamlara rağmen gelir-gider makasındaki olağanüstü açılma, 2023 bütçesinin iki ayda geçersiz hale geldiğini gösteriyor.

Kahramanmaraş ve Hatay merkezli 6 Şubat depremi bütçede de rakamsal açıdan depreme yol açtı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı şubat ayı gerçekleşmelerinde aylık bütçe açığının 170,6 milyar TL’ye ulaşması, 2023 bütçesindeki tüm kalemlerin gerçeklikten koptuğunu, sadece kâğıt üzerinde kaldığını ortaya koydu. Ocak ayında 32,2 milyar TL olan aylık açık, şubattaki 170,6 milyar TL tutarındaki açığın da ilavesiyle iki ayda 202,8 milyar TL’ye yükseldi. Deprem öncesindeki ocak ayı bütçe gerçekleşme rakamlarının ek bütçeyi kaçınılmaz hale getireceğini öngörmemize karşılık Hazine ve Maliye Bakanlığı böyle bir ihtiyaç olmadığını açıklamıştı. Şimdi şubat ayındaki deprem felaketinin ilk yansımalarıyla bütçede ödeneklerinde ve bütçe dengesinde yaşanan olağanüstü bozulma, ek bütçe çıkartılmasının kaçınılmaz hale geldiğini, depremin yaralarını sarmayı önceleyen yeni bir bütçenin hızla çıkarılmasını hayati önemde olduğunu gösterdi.

Açıklanan şubat rakamlarına göre, bütçe harcamaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 93,9 artarak 389,4 milyar lira olurken, bütçe gelirleri yüzde 19,1 azalarak 218,8 milyar lirada kaldı. Bunun sonucunda 170,6 milyar lira bütçe açığı verildi. Geçen yılın aynı ayında 69,7 milyar TL bütçe fazlası verilmişti. Şubat ayında bütçedeki faiz dışı harcamalar yüzde 126’lık artışla 355,2 milyar liraya ulaştı. Bunun sonucunda geçen yıl şubatta 113,4 milyar lira faiz dışı fazla veren bütçede bu yıl 136,3 milyar liralık faiz dışı açık ortaya çıktı. Şubatta giderler içinde en büyük tutarı 193,7 milyar TL ile cari transferler oluşturdu. Depremin yol açtığı olağanüstü harcamalar ve ortaya çıkan acil ihtiyaçlar sonrası cari transferler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 161,4 büyüdü.

Depremden etkilenen 11 ilden elde edilen bütçe gelirleri şubat ayında geçen yıla kıyasla yüzde 51 azalarak 5,1 milyar liraya gerilerken, bu illere yapılan bütçe harcamaları ise yüzde 87,7 artışla 18,8 milyar TL oldu. Deprem bölgesindeki 11 ilin bütçe dengesinde geçen yılın aynı ayına göre 29 kat fazla olmak üzere 13,7 milyar liralık açık oluştu. Diğer 70 ilin bütçe dengesi 85,8 milyar lira fazla verirken, merkezi bütçeden yapılan deprem harcamaları ve tahsil edilen gelirlerde yaşanan 242,7 milyar TL açık sonrası şubat ayı bütçe açığı 170,6 milyar TL’ye çıktı.  

Ocak-şubat do neminde bütçe harcamaları geçen yıla göre yüzde 104,9 artışla 710,7 milyar TL, gelirler yüzde 13,7 artışla 507,9 milyar TL oldu. Böylece geçen yıl iki ayda 99,8 milyar TL fazla verilirken, bu yıl 202,8 milyar TL bütçe açığı verildi. 2023 bütçesinin daha TBMM’deki görüşmeler esnasında açığa çıkan ve en başta tutarsız olan dengesi, deprem felaketi sonrası tümüyle altüst oldu. Acilen bir deprem bütçesi yapılmasının gerekliliği, ihtimalden mecburiyete dönüştü!

Konut piyasasında yüzde 18’e varan sert düşüşler yaşanırken, Konut Fiyat Endeksi (KFE) ocakta aylık yüzde 6,9, yıllık yüzde 153 arttı. Gıda fiyat artışlarında dünya beşincisi olan Türkiye, konut fiyat artışlarında dünya birincisi oldu. Konut fiyatlarının erişilmez noktaya ilerlemesi karşısında, sektörü kısmen ayakta tutan yabancıların konut alımları da deprem felaketi sonrası gerilemeye başladı.

Merkez Bankası (MB) tarafından açıklanan Ocak 2023 dönemi Konut Fiyat Endeksi (KFE) verileri sadece alt ve orta gelir grupları için değil giderek üst gelir grupları ve yabancılar için de Türkiye’de konut sahibi olmanın zorlaştığını, fiyatların kontrolden çıktığını işaret ediyor.

Gıda fiyat artışında dünyada ilk beşte yer alan Türkiye, küresel konut fiyat artışı endeksinde ise dünya birincisi olarak yer aldı. MB verilerine göre ocak ayında KFE bir önceki aya göre yüzde 6,9 artarken, geçen yılın aynı ayına göre yıllık artış yüzde 153,1 düzeyine yükseldi. Enflasyon karşısında reel KFE artışı ise yüzde 59,1 oldu. TÜİK’in resmi enflasyon verisinin şubat itibarıyla yüzde 55 olduğu göz önünde tutulduğunda, KFE piyasa fiyatlarıyla enflasyonun yaklaşık üç katı, enflasyondan arındırılmış olarak da resmi enflasyonun yaklaşık 5 puan üzerinde artmış.

KFE’nin üç büyük ildeki değişimine bakıldığında ise ocak ayı itibarıyla İstanbul’da yüzde 154,4, Ankara’da yüzde 156,8 ve İzmir’de yüzde 149,9 düzeyinde konut fiyatlarında artış yaşandığı görülüyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) geçen ay bankacılık sektörü konut kredilerinde yeni düzenlemeye gitti. 2 milyon TL olan en düşük konut kredisi limiti 5 milyon TL’ye, 10 milyon TL olan en yüksek kredi limiti ise 20 milyon TL’ye yükseltildi. BDDK’nın bu kararı, konut fiyatlarının hangi noktaya ulaştığının resmi olarak da ilanıdır. Dar ve orta gelirlilerin ödeme gücünü kat kat aşan konut kredisi taksitleri giderek üst gelir grupları ve TL’deki değer kaybıyla avantajlı konumda olan yabancılar için de konut almayı güçleştiriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) şubat ayı verilerine göre geçen ay Türkiye genelindeki ilk el konut satışları yüzde 18,8, ikinci el konut satışları ise yüzde 17,7 gerileyerek toplamda 80 bine kadar düştü.  Aslında konut sektöründeki tabloyu satış değil gerçek anlamda alış açısından tanımlamak gerek. Konut satmak isteyenler olmasına karşın, alıcı ve talep geriledi. Sektörü büyük ölçüde ayakta tutan yabancı konut talebinde de şubatta kanımca depremin etkisiyle yüzde 27 düşüş gerçekleşti ve yabancıların satın aldığı konut sayısı 3350 adette kaldı. 

TÜİK’in 2013’ten bü yana yayınladığ ı konüt satış verilerine bakıldığ ında şübat ayında yaşanan 80 binlik toplam satış sayısı ğeride kalan 10 yıl 2 ayın, yani 122 ayın en dü şü ğ ü . Bü da ü ç haneli şekilde artan konüt fiyatlarına karşılık iki haneli artan maaş ve ğelirlerin yanında depremin ortaya çıkarttığ ı ğü venli-dirençli konüt endişesinin konüt sekto rü nü  derinden etkilediğ ini, konüt alımına talebin hızla ğerilediğ ini, mevcut fiyat ve finansman şartlarıyla konut sahibi olmanın geniş kesimler açısından olanaksızlaştığını gösteriyor!

Deprem bölgesinde enkaz hafriyatlarının döküldüğü yerlerin verimli tarım arazileri ve sulak alanlarda olması ülke tarımının ve hayvancılığının geleceğini yok etmektedir. Kahramanmaraş’ta konut inşaatına başlanan alanın Sütçü İmam Üniversitesi’ne ait en önemli ceviz, badem vb. bitkisel gen merkezinin kamulaştırılarak imara açılması, Adıyaman’da buğday ekili arazilerde inşaatların başlatılması, hafriyatların dere yataklarına dökülmesi gelecek nesillerin mirasını çalmaktır!

Deprem bölgesinde kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen ihalelerle başlatılan konut inşaatlarının Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın ‘yeni yapılaşma ovalardan dağlara doğru olacak’ sözleri ve vaatlerinin tam aksine hızla kamulaştırılıp imara açılan tarım alanlarına, ekili arazilere, sulama bölgelerine yapılması, ülke tarım ve hayvancılığının geleceğini yok etmektir. İktidar, felaket bölgesindeki yıkımın en büyük nedenlerinden birisinin tarımsal alanlar, dere yatakları, sulak zeminler üzerindeki yapılaşmalardan kaynaklandığını görmezden gelerek, bu afetten ders almak yerine uyarılara kulak asmaksızın aynı yanlışı sürdürüyor. Yeni felaketlere zemin hazırlıyor. En değerli, verimli üretim alanlarını ortadan kaldırıyor. Kahramanmaraş’ta TOKİ’nin rezerv alan olarak belirleyip inşaatları başlattığı Dulkadiroğlu ilçesi Akyar mevkiindeki 400 dönümlük arazinin 135 dönümü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kararıyla imara açılıp konut inşaatına tahsis edildi. Burası Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne (SİÜ) ait dünyadaki üç ceviz, badem ve kabuklu bitkiler gen havuzundan birisi olan arazi. SİÜ’den yapılan açıklamada üniversiteye bağlı Sert Kabuklu Meyveler Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne (SEKAMER) ait arazilerin başta ceviz olmak üzere dünyada bilinen merkezlerden birisi olduğu, bazı kaygıların ortaya çıktığı belirtildi. Bakanlık gen merkezine dokunulmayacağını çevresinde inşaat yapılacağını açıklasa da bilim insanları binlerce ceviz-badem vb. ağacın söküleceğini, konuta ayrılan alanlarda da önemli gen kaynakları olduğunu dile getiriyor. Üniversite enkazdan insan çıkartır gibi ağaçları üzerine beton dökülmekten kurtarmaya çalışıyor. Yıllardır yapılan genetik ıslah çalışmalarının yok olmasını önlemeye çabalıyor. SİÜ Ziraat Fakültesi’nin ceviz ıslahı konusunda dünyaca tanınan bilim insanları (Prof. Dr. Mehmet Sütyemez) depremden sonra şimdi de bilimsel yıkım yaşıyor. Böyle bir merkezin konut yapımına ayrılmasının her yıl milyonlarca dolarlık ceviz, badem ithal eden Türkiye’nin ceviz ıslah çalışmalarını, ceviz yatırımlarını ve giderek ülkenin bu alandaki gelecek yüzyıllarını olumsuz etkileyeceğini açıklamalarına rağmen iktidar ısrarla temel atma, ağaçları taşıma derdinde. Depremde yakınlarını yitiren bilim insanları emek verdikleri ceviz ağaçlarını, kurdukları gen havuzunu, araştırma laboratuvarlarını kaybetme endişesiyle, bu alanlara beton dökülmesini önlemeye çalışıyor. 

Adıyaman’da yeşermiş büğ day tarlalarına konüt inşaatı için ğiren iş makinelerinin fotoğ rafları, molozların, dere yataklarına, sülak alanlara do kü ldü ğ ü  ğo rü ntü ler hepimizin içini sızlattı. Yıkıma üğ rayan bo lğenin tarımını- hayvancılığ ını yok ederek, verimli arazilere inşaat yapıp beton do kerek, ü lkenin, insanlarımızın ğeleceğ ini yok etmek, kabül edilemez bir tablodür. İktidarın bu süreçte akıl ve bilime kulak vermesi elzemdir.

15-16 Mart'ta Moskova'da Dışişleri Bakan Yardımcıları arasında yapılacağı açıklanan ‘Dörtlü Suriye Zirvesi’ belirsiz bir tarihe ertelendi. Her ne kadar ertelemenin ‘teknik nedenlerden’ kaynaklandığı ifade edilse de Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Türkiye ile normalleşme ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmek için öncelikli koşulun TSK’nın Suriye’den çekilmesi olduğunu dile getirmesi, dikkat çekici!

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın önceki hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sonrası Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye-Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda yapılacak normalleşme müzakerelerinde İran’ın da yer almasının kabul edildiğini, görüşmelerin Rusya ev sahipliğinde ‘dörtlü formatta’ yapılacağını açıklamıştı.

Bu mutabakatın ardından, 15-16 Mart’ta Türkiye, Suriye, İran ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcılarının Moskova’da bir araya gelerek Dışişleri Bakanları buluşması için hazırlık yapacakları ardından da liderler zirvesinin planlanacağı duyuruldu.

Ancak geçen hafta Moskova’da yapılacak Dışişleri Bakan Yardımcıları Toplantısı gerçekleşmedi. Belirsiz bir tarihe ertelendiği açıklandı ve ertelemenin ‘teknik nedenlerden’ kaynaklandığı belirtildi. Dörtlü formattaki toplantı öncesinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Rusya ziyareti ve sonrasında yaptığı açıklamalar bu ertelemede etkili oldu. Esad gerek Putin ile yaptığı görüşmeden sonra gerekse Rus medyasına verdiği demeçlerde Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan ile görüşme ve Türkiye ile normalleşme için kırmızı çizgilerini, ön koşullarını açık bir şekilde dile getirdi. 

  • Daha o nce dolaylı şekilde ülüslararası medyaya sızdırılan bü koşüllar, bü kez bizzat Esad tarafından doğ rüdan açıklandı.
  • Bünların başında TSK’nın derhal Süriye’nin küzeyinden çekilmesi, Süriye topraklarını terk etmesi ilk sırada yer alıyor.

Ardından Esad ‘terörist’ olarak nitelendirdiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Suriye Milli Ordusu (SMO) gibi Türkiye tarafından yapılandırılan oluşumların lağvedilmesini desteğin sona erdirilmesini bir diğer ‘kırmızı çizgi ve ön koşul’ olarak öne sürüyor.

Son olarak İdlib’in Suriye ordusuna teslim edilmesini isteyen Esad’ın, Rusya’ya Suriye’de yeni üsler vermeyi vadetmesi yeni stratejisini gösteriyor. Çin’in yıllar sonra İran ile Suudileri barıştırması, İran’ın Çin etkisine girmesine karşı Rusya’yı harekete geçirdi. O nedenle Moskova’daki masada İran’ın da yer alması Şam-Moskova mutabakatıyla İktidara kabul ettirildi. Putin İran’a jest yaparken, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki en büyük hedefi olan İran’ı Türkiye ile aynı masaya oturtarak ABD’ye gövde gösterisi yaptı.

İran-Süriye iş birliğ i en baştan itibaren Şam yo netiminin o nceliğ iydi. İ ran, Rüsya Süriye’de sahaya inmeden o nce de Şam yo netiminin en bü yü k destekçisi idi. Tü rkiye o do nemde Esad’ı devirip, İ hvancı-İ slamcı ğrüpları iktidara ğetirme, Süriye mühalefetini o rğü tleme peşindeydi. Dolayısıyla iktidar, do rtlü  mü zakerelerde İ ran’ın da olmasını kabül etmek zoründa kaldı. Şimdi normalleşme pazarlığında Türkiye’nin karşısında sadece Şam yönetimi değil İran da olacak!

Rusya, tek taraflı aldığı kararla ‘Tahıl Koridoru’ anlaşmasını 60 gün daha uzattı. Ukrayna ise 120 gün uzatıldığını iddia ediyor. Türkiye ve Birleşmiş Milletler girişimiyle başlatılan anlaşmanın uzatılması, Rusya’nın iktidara ve Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seçim jesti olarak yorumlanabilir!

Seçim öncesi dış politikada bazı adımlar atarak dış dünyada destek ve pozitif algı yaratmaya, buradan da seçim sürecinde katkı sağlamaya yönelen iktidarın Suriye’de liderler zirvesi beklentisi Esad’ın koşulları nedeniyle gerçekleşmedi. NATO, AB ve ABD nezdinde destek için Finlandiya’nın NATO üyeliğini öne çekerek onay sürecini başlatan Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, uluslararası alanda bir başka girişimi ise Rusya üzerinden gerçekleştirmek istiyor. 

Rusya Devlet Başkanı Putin, ülkesinin tahıl ve gübre ihracatı konusunda verilen sözlerin tutulmadığı, anlaşma koşullarına batılı ülkelerin ve ABD’nin uymadığı gerekçesiyle süresi 18 Mart’ta dolan Tahıl Koridoru anlaşmasını uzatmayacağını ilan etmişti. CB Erdoğan’ın gerek Rusya gerekse Ukrayna liderleriyle yaptığı telefon görüşmeleri ardından ise geçen hafta 60 günlük bir uzatma kararı aldı. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, Ukrayna'nın Karadeniz limanlarından tahıl ihracatı yapılmasına olanak sağlayan anlaşmanın Putin’in talimatıyla 60 gün süreyle uzatıldığını açıkladı. 

Putin’in 60 günlük uzatma kararın ardından, bu sonucun alınmasına katkı sağladığı için BM ve batılı ülkelerden Türkiye’ye olumlu destek mesajları geldi. Aynı zamanda dünyanın en büyük gübre üreticilerinden birisi olan Rusya, söz konusu anlaşma ile Rus tahılı ve gübresinin de engelleme ve ambargo olmaksızın uluslararası pazarlara erişimi için söz almıştı. Ancak şu ana kadar bu konuda Rusya’ya verilen sözler tutulmadığı gibi, anlaşmada yer alan Rusya lehine maddeler de uygulanmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce de Rus tahılının Türkiye’de işlenerek üçüncü ülkelere un şeklinde gönderilmesinin planlandığını, Putin ile bu konuda mutabakata vardıklarını açıklamıştı. Çanakkale Şehitlerini anma töreninde Tahıl Koridoru anlaşmasının uzatıldığını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, uluslararası alanda olumlu karşılanan bu adımı gündeme getirerek kendisine siyasi pay çıkartmak istediği anlaşılıyor. Daha sonra Birleşmiş Milletler’den yapılan açıklamada; anlaşmanın uzatılmasında Türkiye’nin yürüttüğü girişimlere teşekkür edilmesi, Rusya’nın tahıl ve gübresine ihraç olanağı sağlamak için her türlü çabanın gösterileceğinin vurgulanması, bugüne kadar anlaşmanın mağduru olan Rusya’nın gönlünü almaya yönelik ifadelerdir.

Ülüslararası Ceza Mahkemesi’nin ‘savaş süçü’ nedeniyle hakkında yakalamatütüklama kararı aldığ ı Pütin’in, büna rağ men seçim o ncesi iktidara siyasi ve ekonomik destek için Tü rkiye’ye ğelerek Cümhürbaşkanı Erdoğ an ile deprem bo lğesini ziyaret edeceğ i ğeçen hafta Rüs devlet medyasında yer aldı. Rusya Devlet Başkanı muhtemelen bu ziyarette ülkesinin deprem bölgesi için önemli tutarda bir parasal hibede bulunacağını da duyuracak.