CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 16 Nisan 2023
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.
16 Nisan 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:
SICAK GÜNDEM
Halkın ve toplumun bakış açısıyla otokrat ‘Tek Adam’ rejimini Türkiye’ye dayatanların planladıkları siyasi mühendislik çöktü. Siyasal uzlaşma kültürü mecburi hale geldi.
Ülkemizde milyonlarca hektar tarım arazisi üreticiye destek ve kaynak sağlanmadığı için boş dururken, iktidarın özel sektörü yurt dışında 12 ülkeye sermaye aktarıp tarım ve hayvancılık yatırımı yapmaya çağırması, akıl tutulmasıdır!
İÇ POLİTİKA
İktidar, baştan sona yalan ve kopyadan oluşan seçim beyannamesinde 21 yılda yapmadıklarını, 5 yılda yapmayı vaat ediyor!
TOGG’un ürettiği otomobili siyasallaştırarak kişiselleştiren iktidar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait TCG Anadolu Savaş Gemisi’nin teslim törenini de Cumhur İttifakı partilerinin liderleriyle seçim malzemesine dönüştürdü!
EKONOMİ
Cari Açık, şubat itibarıyla yıllık 55,4 milyar dolara ulaşarak, son on yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Merkez Bankası rezervlerinde 4,7 milyar dolar düşüş yaşandı.
Şubatta işsizlik oranı yüzde 10’a yükseldi. İşsiz sayısı 65 bin kişi artarken istihdamın 361 bin kişi azalması büyük çelişki. TÜİK 296 bin işsizi gizliyor!
6 Şubat deprem felaketinin sert etkisi şubat ayı sanayi üretimine yansıdı. Türkiye sanayi üretimini aylık yüzde 6, yıllık yüzde 8,2 geriletti.
TARIM
Et fiyatlarındaki olağanüstü yükselişi çaresizce seyreden iktidar, halka damak tadını değiştirip kilosu 400 TL olan koyun-kuzu eti yemesini tavsiye ediyor. Et tüketimi yüzde 50 azaldığı ve ete talep düştüğü halde fiyatlar hâlâ rekor kırıyor!
DIŞ POLİTİKA
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a ait çok sayıda ‘gizli ve çok gizli’ ibareli belgelerin sızması, Ukrayna savaşının gidişatı yanında pek çok ülke ile ilgili derlenen istihbarat bilgilerinin ortaya saçılmasına, ABD ile ilişkilerde güvenin sorgulanmasına neden oldu!
ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında Türkiye’yi Rusya ile ticareti azaltma konusunda son kez uyardı. Irak hükümetinin ABD Federal Mahkemesine başvurusu Türkiye-ABD ilişkilerinde sıkıntılı bir sürecin habercisi!
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni, halkın ve toplumun bakış açısıyla otokrat ‘Tek Adam’ rejimini Türkiye’ye dayatanların planladıkları siyasi mühendislikte öngöremedikleri yegâne unsur, siyasal uzlaşma kültürünün mecburi hale gelmesi oldu. Gelinen noktada ülkedeki siyasi-ekonomik-kurumsal çöküşün durdurulması gerçek anlamda beka sorununa dönüştü!
2017’deki şaibeli anayasa değişikliğiyle ülkeye ‘Tek Adam’ rejimi gömleğini giydirenler, daha baştan düğmeleri yanlış ilikleyince kendi elleriyle bir yıkımın zeminini hazırladılar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), halkın-toplumun gözünde baskıcı-otokrat Tek Adam sistemini ülkeye dayatırken öngöremedikleri, büyük hesap hatası yaptıkları en önemli unsur, getirdikleri sistemin siyasal uzlaşıyı, ittifak ve ortaklaşmayı mecbur kılmasıydı. Belki de sistemin bugün ülke hayrına işleyen tek iyi yönü, yıllardır unuttuğumuz, uzlaşma karşılıklı konuşma, birbirimizi anlama ve karşılıklı özveriyle ortak bir noktada buluşmanın gerçekleşebilmesi.
İktidarı panikleten, tüm hesaplarını bozan ve adeta öfke krizine yakalanmasına neden olan gerçek, siyasi mazileri, çizgileri, sosyolojik tabanları farklı siyasi partilerin ve liderlerin, ülkeyi düzlüğe çıkartmak, aydınlık bir gelecek umudunu diri tutmak için şahsi ve siyasi beklentilerinden arınıp, büyük feragat sergileyerek bir araya gelmeleriydi. Öyle ki bu tarihsel uzlaşmayı bozmak, dağıtmak için seçim yasası değişiklikleriyle her türlü plan ve senaryoyu sahneleyen iktidar ittifakı, sonunda kadın haklarından, cinsiyet eşitliğinden, toplumsal barıştan tavizler vererek kendisi de 6’lı hale dönüşmeye mecbur kaldı.
Seçim yasası değişikliğiyle yeniden siyaset mühendisliğine soyunan, rakip ittifakların içini karıştırmayı, vekil seçimi üzerinden zayıflatmayı planlayan iktidar ittifakının bu hesabı da tutmadı. Yine tarihsel bir uzlaşma, feragat ve fedakârlıkla ortaya konulan ‘ortak tek aday listesi’ bu seçimde çözümün akılcı ve uzlaşmacı yöntemi oldu. İktidar ittifakını geriletmeyi, TBMM’de güçlü bir temsili hedefleyen bu çözüm sonrası, adaylık sıralaması, isimler, kimlikler üzerinden bir tartışma gündemine hapsolmak, sahada ve sandıkta ihtiyacımız olan enerjiyi heba etmekten ve fanteziden öte bir şey değildir. Açıkladıkları seçim beyannamesinde bile muhalefetin vaatlerinden öte yeni şey söyleyememeleri, 21 yılın sonunda patinaj noktasına gelmeleri, yaşadıkları siyasi bozgunun ilk görüntüsüdür. 15 Mayıs 2023’te seçmenlerin oylarıyla ortaya çıkacak Yüzüncü Yıl TBMM’si, Cumhuriyetimizin siyasi tarihinde, 20’yi aşan sayıda partinin yer almasıyla, en fazla partinin, çok sayıda siyasi görüşün, siyaset yelpazesindeki her rengin ve kesimlerinin temsil edildiği bir parlamento olacaktır.
Tek Adam iradesiyle hızlı kararlar alıp ülkeyi kuralsız, denetimsiz, anayasa ve yasaları hiçe sayarak yönetmek ü zere kurgulayıp, tasarladıkları ‘otokrat rejim gömleği’, hiçbir zaman öngöremedikleri ‘demokrasi, özgürlük, toplumsal barış, kardeşlik, huzur, insanca yaşam umuduna özlem’ duvarına çarptı. Ülkeye giydirdikleri bu kara gömlek; ortak liderlik ve ortak akıl iradesi, tarihsel siyasi uzlaşı özverisi ve milletin meclisinde ‘çok sesli-çok partili-çok renkli temsiliyet’ ile yırtılıp atılacaktır.
Türkiye’de halkı kuru soğana erişemez noktaya getiren iktidar, özel sektörü ‘kardeş ve gönüldaş’ olarak adlandırılan 12 ülkede tarım ve hayvancılık yatırımı kampanyasına çağırıyor. Ülkemizde milyonlarca hektar tarım arazisi üreticiye destek ve kaynak sağlanmadığı için boş dururken, özel sektörü yurt dışına sermaye aktarıp tarım ve hayvancılık yatırımı yapmaya çağırmak, akıl tutulmasıdır!
Tarım ve Orman Bakanlığı resmi web sitesinde 10 Nisan’da yayınladığı bir duyuruyla özel sektörü yurt dışında 12 ‘kardeş ve gönüldaş’ ülkede tarım ve hayvancılık yatırımları yapmaya çağırdı. (https://www.tarimorman.gov.tr/Haber/5823/Turk-Ozel-Sektoru-Yurt-Disi-TarimsalYatirimlarini-Ulke-Masalari-Ile-Artiracak)
Bakanlığın özel sektörü tarımsal üretim yapmak, hayvancılığı geliştirmek, üretim ve ihracat yaparak Türkiye’nin birikimlerini, deneyimlerini yatırıma dönüştürmeye çağırdığı ülkeler; Azerbaycan, Cezayir, Çad, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Macaristan, Moritanya, Özbekistan, Pakistan, Türkmenistan, Venezuela. Yakında Uruguay, Gana ve Sırbistan için yürütülen yatırım hazırlıklarının da tamamlanacağı, ‘kardeş, gönüldaş’ ülke sayısının 15’e çıkacağı dile getiriliyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, iklim değişikliği, kuraklık, verimli tarım arazilerinin değerlendirilmesi, hayvancılığın geliştirilerek ‘gıda arz güvenliğinin’ sağlanması için başlattığı yurt dışına yatırım kampanyasına yönelik olarak ülke masaları kurdu. Masalarda görevlendirilen uzmanların özel sektöre bu ülkelerde yapacakları tarım ve hayvancılık yatırımları için rehberlik ve her türlü desteği verecekleri belirtiliyor.
Özel sektörden bu ülkelerde, hububat, bakliyat, damızlık hayvan, kırmızı et, süt ve süt ürünleri, dondurulmuş gıda, seracılık, meyve-sebze üretimi, sulama barajları ve tesisleri, kümes hayvancılığı, beyaz et ve yumurta, tropikal meyveler, pamuk, şeker, tarım makineleri sanayii, silo ve depolama tesisleri, vb. alanlara yatırım yapmaları isteniyor. Bu ülkelerdeki atıl arazilerin uzun vadeli olarak kiralanabileceği belirtiliyor.
Ülkemizde 3,5 milyon hektar tarım arazisi atıl durumda. Ekilmeyen araziye el koyma yasası çıkarttılar. Oysa üreticiye gerekli destek, teşvik verilmediği için bu araziler ekilemiyor. Tarımsal ve hayvansal üretim geriliyor. Şekerden zeytinyağına, süt ürünlerinden, beyaz et ve yumurtaya varana kadar çok sayıda özel sektör gıda sanayii şirketi yüksek enflasyon, artan enerji, doğalgaz, lojistik maliyetleri, finansal sorunlar nedeniyle kelepir fiyatına yabancı sermayeye satılıyor. Başta Ziraat ve Halkbank olmak üzere kamu bankalarının kaynaklarının büyük bölümü tarım, hayvancılık, besicilik, seracılık, gıda endüstrisi vb. yerine iktidara yakın müteahhitlere, medya şirketlerine aktarılıyor.
Özel sektör, üretici birlikleri ve kooperatifler için ülkenin üretim potansiyelini ikiye üçe katlayacak projelere destek verilmesi, teşviklerin devreye sokulması, gıda yatırımlarının desteklenmesi yerine, yerli sermayedarların, kardeş ve gönüldaş ülkelere, yurt dışına yatırıma yönlendirilmesi, kampanya başlatılması akıl tutulmasıdır.
İktidar baştan sona yalan ve kopyadan oluşan seçim beyannamesinde 21 yılda yapmadıklarını 5 yılda yapmayı vaat ediyor. Vaatlerin büyük kısmı 2011 seçimindeki 2023 Yüzüncü Yıl vaatlerinin de gerisinde kaldı. 2023’te 2 trilyon dolar olacağını söyledikleri milli geliri şimdi 2028’de 1,5 trilyon dolara, 25 bin dolarlık kişi başı milli geliri ise 16 bin dolara düşürüyorlar!
Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan tarafından açıklanan seçim beyannamesi, iktidarın tükenmişlik ve söyleyecek sözünün kalmadığının belgesidir. Türkiye Yüzyılı ambalajıyla sunulan vaatler manzumesinin, neredeyse tamamına yakını CHP ve Millet İttifakı vaatlerinden kopyalanırken, kalan kısmı da iktidarın daha önce 2011 seçim kampanyasında açıkladığı 2023 vaatlerinin tenzilatlı şekilde güncellenmesinden ibaret.
CB Erdoğan, 12 yıl önce 2023’te 2 trilyon dolar olacağını ilan ettiği milli geliri, 2028’de 1,5 trilyon dolara, 25 bin dolarlık kişi başı milli gelir vaadini 16 bin dolara indirmiş. 2023’te işsizliğin yüzde 5’e ineceğini söylerken şimdi 2028’de yüzde 7’ye düşürmeyi vaat ediyor. 2011’deki internet hızını dünyada ilk sıraya yükseltme sözünü unutup, internet yasakları ve erişim kısıtlamalarını, depremde bant daraltıp haberleşmeyi ve gerçeklerin öğrenilmesini engelleyen iktidar, internet hızında dünyada 103’üncülüğe geriletti. 21 yılda 5G’ye bile geçiremediği Türkiye’ye şimdi 6G internet iletişimi vaat ediyor. Türkiye’yi 2023’te dünyada ilk 10 ekonomiden biri yapma sözünün aksine G20’den de düşürdüler.
Yüksek standartlı demokrasi, hukuk devleti, sivil anayasa, adalet ve yargı reformu, tam özgürlük vadeden CB Erdoğan, bu sözlerin de hiçbirini tutmadı. İki yıl önce açıklanan Adalet ve Yargı Reformunu hazırlayan Adalet Bakanı görevden affedildi, reform rafa kalktı. 21 yıldır ülke tarım ve hayvancılığını çökerten kendileri değilmiş gibi şimdi çıkıp tarımsal üretimi artırma, büyükbaş hayvan sayısını 19 milyona çıkartma, üreticiye destek sözü veriyorlar.
Kamu personeli alımında partizanlık ve mülakatlarla milyonlarca gencin hakkını çalan, geleceğiyle oynayan, umutsuzluğa ve intihara sürükleyenler, şimdi kendi getirdikleri mülakat sistemini kaldıracaklarını söylüyor. Gençlere cep telefonu ve bilgisayarda vergi indirimi vaat ediyor. Yıllardır söylediğimiz Aile Sigortası’nı ‘Aile Kalkanı’ adıyla kopyalayıp pazarlıyor. 2015 seçimindeki çeyiz kredisi, evlilik kredisi, bebeği olan aileye altın, genç evlenen üniversitelilere bedava yurt vaatlerini 8 yıl tutmadıktan sonra şimdi tekrar piyasaya sürüyor. Adrese teslim ihalelerle yolcusuz havaalanlarına, dolar garantili otoyol ve köprü müteahhitlerine akıttıkları milyarların, ambalajından çıkartamadıkları S-400’lere ödenen milyar dolarların hesabını vermek yerine, alay eder gibi 21 yılda 191 kez değiştirdikleri Kamu İhale Kanunu’nu (KİK) GÜNCELLEME ve ŞEFFAFLIK vaat ediyor.
Beş yılda ülkeyi, devleti her alanda çöküntü ye sürükleyen Cumhurbaşkanlık ı Hükümet Sistemi’ni ‘revize ve restore etme’ vaadi tamamen algı yaratma amaçlıdır. Baştan sona kopyalama, güncellenen yalanlarla, 21 yıldır tutulmayan sözlerle dölü bu seçim beyannamesi, iktidarın halkı kandırmak için son çırpınışının ve siyasi iflasının belgesidir!
Seçim kampanyasında devletin olanaklarını ve kaynaklarını sonuna kadar kullanacağı anlaşılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şatafatlı açılışlar, temel atmalarla algı yaratmaya çalışıyor. TOGG’un ürettiği otomobili siyasallaştırarak kişiselleştiren iktidar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait TCG Anadolu Savaş Gemisi’nin teslim törenini de Cumhur İttifakı partilerinin liderleriyle seçim malzemesine dönüştürdü!
Seçim beyannamesinde kendisini tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP anlaşıldığı kaderiyle, seçim kampanyası süresince devletin bütçesinden, hazinenin kasasından ve milletin vergilerinden yapılacak harcamalarla, kamu kaynaklarını sonuna kadar kullanarak açılış, temel atma ve şaşaalı törenlerle algı yaratmayı sürdürecek. 1990’lı yılların ortalarından bu yana geçmiş tüm hükümetler döneminde devam ettirilen ulusal savunma sanayiinin kuruluşu planlarında önemli bir yere sahip MİLGEM-Milli Gemi projesi kapsamında inşası tamamlanan TCG Anadolu İHA-SİHA donanımlı gemisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslim töreni kamu kaynaklarının seçim kampanyasında kullanımının hukuksuz bir örneğidir.
Milletin vergileriyle bütçeden finanse edilen ulusal bir proje için düzenlenen törende sadece Cumhur İttifakı partilerinin liderlerinin olması, devletin siyasi istismarıdır. İttifaka son anda katılan üç parti liderinin de tören protokolünde yer almaları, kamu kaynaklarının ve halkın parasının kullanılmasında hiçbir siyasi ahlak ve etiğin gözetilmediğini gösteriyor. Tek başına iktidarı temsil eden CB Erdoğan dışındaki beş siyasi lider törene kendi olanaklarıyla mı, devletin sağladığı olanaklarla mı katıldı? Uçak, makam aracı, ulaşım, koruma vb. giderleri kendileri mi karşıladı, Cumhurbaşkanlığı ödeneklerinden mi karşılandı? Din ve inanç istismarını siyasi seçim malzemesine dönüştürmekte sakınca görmeyen bu liderlerin, devletin-milletin olanaklarını kullanma, ‘tüyü bitmedik yetimin hakkı’ olan paraları siyasi propaganda için harcama aymazlıkları ibretlik!
Atanmış bakanlar hem milletvekili adayı hem de görevlerini sürdürüyor. Bakanlık unvanlarını, imkanlarını, uçaklarını, onlarca konvoylu makam araçlarını, devletin parasını kullanıyor.
Özel şirket TOGG’un otomobili için talipliler kuraya tabi tutulurken, CB Erdoğan araçlar devlet fabrikasında üretilmiş gibi kendisine mal ederek, şahsına ve eşine araç armağan ettiriyor. TÜBİTAK’ın, TUSAŞ’ın, TAİ’nin devlete ait İMECE uydusunu, Milli Tank Altay’ı da seçim malzemesine dönüştürüldü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, İstanbul’da TOKİ ve Emlak Konut’un iki uydu kent inşaatının temelini 25 Nisan’da CB Erdoğan’ın atacağını duyuruyor.
Siyasi propaganda amaçlı bu törenlere harcanan milyonlar AKP’nin seçim parasından mı, devletten mi karşılanıyor? Demokratik rekabet yerine iktidar ve devlet olanaklarıyla kampanya yürüten, halka ait paraları kullanan iktidar ittifakı, deprem bölgesinde afetzedeler çadır, konteyner, sıcak aş beklerken kamu kaynaklarını şatafatlı tö renlerde ittifak liderleriyle ortaklaşa harcamanın hesabını sandıkta millete verecektir.
Cari işlemler açığındaki olağanüstü artış şubat itibarıyla yıllık 55,4 milyar dolara ulaşarak, son on yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Merkez Bankası (MB) tarafından 10 milyar dolara revize edilen ocak ayı cari açık tutarı sonrasında bu yılın ilk iki ayındaki cari açık tutarı 18 milyar doları aştı. İhracattaki yavaşlama ve döviz gelirlerinin azalmasıyla cari açık büyük ölçüde MB rezervlerinden finanse edilince, şubatta rezervlerde 4,7 milyar dolar düşüş yaşandı.
Dış ticaret açığının ilk üç ayda 35 milyar dolara ulaşmasının ardından cari açıkta da tehlikeli yükseliş devam ediyor. Şubat ayında 8,7 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açık MB’nin ocak ayı rakamını 10 milyar dolara revize etmesiyle bu yılın ilk iki ayında 18,8 milyar dolar oldu. Geçen yılın şubat ayında 5,3 milyar dolar olan cari açık, bu yılın aynı ayında yaklaşık iki kat artarken, şubat itibarıyla 12 aylık cari açık toplamı 55,4 milyar dolara yükselerek 2013 yılından bu yana geride kalan 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Deprem felaketinin etkisiyle ihracatta gözlenen duraklama, yerini gerilemeye bırakırken, ithalattaki yükseliş hız kesmeyince dış ticaret açığı büyüdü. Bunun sonucunda döviz gelirlerinde yavaşlamanın ortaya çıkması cari açığın finansmanında da zorlu bir tabloyu gündeme getirdi. Şubatta 8,7 milyar dolar olan cari açığın büyük kısmı MB rezervlerinden ve net hata ve noksan (NHN) kalemindeki kaynağı belirsiz döviz girişlerinden finanse edildi. MB rezervleri şubat ayında 4,7 milyar dolar azalarak tehlike sınırında ve ekside kalmaya devam etti. NHN, şubatta 1,4 milyarlık girişle toplam 24,5 milyar dolar.
Dış ticaret rakamlarında Ticaret Bakanının sadece ihracatı dile getirmesine benzer şekilde Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, son 10 yılın cari açık rekorunun kırılmasını gizlemeye çalışarak altın ve enerji hariç 834 milyon dolarlık cari fazlayı öne çıkartıp, algı yaratıyor. Oysa gerçek durum çok farklı. Geçen yılın şubatında altın ve enerji hariç cari fazla 2 milyar dolar iken bu yılın aynı ayında 834 milyon dolara geriledi. Enerji hariç cari denge geçen yılın şubatında 1,6 milyar dolar fazlada iken, bu yıl 2,9 milyar dolar açığa dönüştü. İktidara ve ekonomi politikalarına güvensizlik zirveye çıktığı için daha önce vurguladığım gibi adeta altına hücum yaşanıyor ve tonlarca altına milyarlarca dolar ödeniyor. Altın ithalatının rekor düzeylere ulaşması hem dış ticaret açığını hem de cari açığı büyüten etkenler arasında öne çıkıyor. Nitekim ocakta 68,3 ton, şubatta 57,5 ton altın ithal edildi. Geçen yılın şubat ayındaki altın ithalatı sadece 4,5 tondu. İktidar 23 Şubat’ta yayınlanan CB kararıyla altın ve diğer kıymetli madenlerle ilgili frenleyici bazı kararlar almak zorunda kaldı. Bu önlemler sonrası martta altın ithalatı 26,7 ton oldu.
İktidarın ekonomik modeli, lirayı zayıf tütüp ihracat artışıyla cari fazla yaratmak ü zerine kuruluydu. Başta enerji fiyatları, enflasyon artışı, düşük kur ve faiz politikasında ısrarın sönücü, cari açığın rekor kırması öldü. Enflasyonu kontrol etmek için TL’yi ve dövizi sabit tutmaya çalışan iktidarın bu yanlışları ihracatta düşüşe, dış ticaret açığında artışa yol açtı. Tel tel dökülen bu politikalarla cari açık yükselirken, bir yılda Türkiye’den çıkan yerli ve yabancılara ait döviz toplamı 66,3 milyar dolara ulaştı.
Şubat’ta işsizlik oranı yüzde 10’a yükseldi. İşsiz sayısı 65 bin kişi artarken istihdamın 361 bin kişi azalması büyük çelişki. TÜİK 296 bin işsizi gizliyor. Genç işsiz oranı yüzde 19,2 iken ne eğitimde ne işte (NENİ) olan gençlerin oranının yüzde 25 olması bir başka büyük çelişki. Yüzde 23,4’e çıkan geniş tanımlı işsizlikle oranıyla işsizlerin gerçek toplamı 9 milyon kişiye yaklaştı.
İşsizliğin azaldığını, işsiz sayısının düştüğünü dile getiren iktidar sözcülerinin bu iddiası, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun (İŞKUR) açıkladığı şubat ayı verileriyle yalanlandı. Şubatta, bir önceki aya göre 0,2 puan artan resmi işsizlik oranı yüzde 10’a yükselerek yeniden çift haneli oldu. Hazine ve Maliye Bakanı, ocakta TÜİK’in yüzde 9,8 olarak açıkladığı işsizlik oranını dile getirerek, uygulanan ekonomik model sayesinde işsizliğin tek haneye gerilediğini müjdelemişti. Müjdenin ömrü bir ay sürdü.
Şubat 2023 itibarıyla 15 ve daha yukarı yaştaki işsiz sayısı 65 bin kişi artışla 3 milyon 514 bin kişiye yükseldi. TÜİK’in ‘Atıl İşgücü’ diye nitelendirdiği ‘Geniş Tanımlı İşsiz’ sayısı oranı yüzde 23,4’e yükseldi. Bu oran, 15 ve yukarı yaştaki aktif işgücü içinde yer alanlardan 8 milyon 941 bin kişinin işsiz olduğunu ve atıl işgücü olarak nitelendirildiğini gösteriyor. Yüzde 10 olan dar tanımlı resmi işsizlikle, yüzde 23,4’lük geniş tanımlı işsizlik arasındaki fark, TÜİK’in yüzde 13,4 oranındaki işsizi yok saydığını sergiliyor.
Yüzde 23,4 olan geniş tanımlı işsizlik, erkek işgücünde yüzde 19,8 iken çalışabilecek çağdaki kadın işgücünde yüzde 29,6’ya ulaşıyor. Kadın işgücü istihdamında belirgin şekilde düşüş yaşanıyor. Toplam işgücü 34 milyon 975 bin kişi iken, ülke nüfusunun yüzde 50’sini oluşturan kadınların 11 milyon 997 bini işgücüne katılıyor. Kadınların üçte ikisi işgücüne katılmadığı gibi, işgücünde yer alan her üç kadından birisi de işsiz. Resmi işsizlik oranı şubatta yüzde 10 olmasına karşılık, kadınlarda bu oran yüzde 12,6’ya yükseliyor.
TÜİK’in rakamlarında, 15-24 yaş arası genç nüfustaki işsizlik tablosu ise çok daha çarpıcı. Yüzde 19,2 olan genç işsizlik, yüzde 10’luk resmi işsizliğin neredeyse iki katı. Ancak TÜİK’in ‘NE EĞİTİMDE NE İŞTE’ (NENİ) olan genç işsizler oranı yüzde 25. Bu verilerin güvenilirliği adına ciddi bir çelişki! Bir başka çarpıcı çelişki ise şubatta işsiz sayısının 65 bin kişi arttığını açıklayan TÜİK, aynı açıklamada istihdamdaki azalışın 361 bin kişi olduğunu belirtiyor. İstihdam 361 bin düşerken, işsiz sayısının 65 bin artması 296 bin işsizin gizlendiğini, işsiz sayısına yansıtılmadığını gösteriyor. TÜİK; Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya ve Osmaniye’den veri toplanamadığını, bu illerin hesaplamadaki ağırlığının yüzde 7,8 olduğunu, belirtiyor.
Gerek yüzde 10 işsizlik oranı gerekse işsiz sayısı ve diğer rakamlar, yüzde 7,8 ağırlık a sahip deprem illerini kapsamadığı için gerçeği yansıtmıyor. Şubat’ta İŞKUR’dan işsizlik aylığı alanlar 445 bin. Bu, 3 milyon 514 bin olan resmi işsizlerin yüzde 12,7’si. Yüzde 87’yi oluşturan 3 milyon 69 bin kişi işsizlik maaşı alamıyor ve mağdur. Deprem bölgesindeki gerçek dürüm TÜ İ K veri toplayamadığı için bilinmiyor. Bu da iktidarın ‘işsizlik azalıyor, istihdam artıyor’ söyleminin sadece ‘pembe yalanlardan ibaret’ olduğunu gösteriyor!
6 Şubat deprem felaketinin sert etkisi şubat ayı sanayi üretimine yansıdı. Bu tablo, ülke sanayisinin yüzde 50’sini kapsayan olası İstanbul depremine hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Deprem kentlerinde pek çok işletmenin hasar görmesi, üretime ara vermek zorunda kalması, Türkiye sanayi üretimini aylık yüzde 6, yıllık yüzde 8,2 geriletti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), şubat ayına ilişkin Türkiye Sanayi Üretimi Endeksi (SÜE) sonuçlarını açıkladı. İşsizlik, enflasyon, dış ticaret vb. verilerinde olduğu gibi sanayi üretiminde de 6 Şubat depreminin etkisiyle felakete uğrayan bölgedeki 11 ilden sağlıklı ve düzenli veri toplanamadığı kaydedildi.
Depremden etkilenen illerde ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) çerçevesinde vergi, SGK, kredi ödemeleri ve diğer yasal yükümlülükler ile verilmesi zorunlu beyannameler için ‘mücbir sebep’ ilan edildi. Beyannameler ertelendi. TÜİK açıklamasında bu illerden derlenen anketlerden yüzde 67 oranında cevap alınabildiği vurgulanırken, şubat ayına ilişkin hesaplamalarda e-fatura, e-arşiv fatura verileri gibi alternatif veri kaynakları ve istatistiksel yöntemlerle tahmin yapıldığı dile getiriliyor. Bu yöntemlerle tahmin edilen büyüklüğün toplam veriler ve hesaplamalar içindeki payı yüzde 1,94 olarak belirlendi.
Bu çerçevede açıklanan şubat ayı SÜE rakamları, ülke genelindeki sanayi üretiminin gerçek tablosunu yansıtmıyor. Afet bölgesindeki 11 ilin durumunu kısmen içeren SÜE’deki sert düşüşün çok daha ileri düzeyde ve daha yüksek olduğu öngörülebilir. Bu tablonun bize düşündürmesi gereken çok daha önemli bir işaret, ülke sanayisi ve ekonomisinin yüzde 50’sinden fazlasını kapsayan İstanbul ve Marmara bölgesinde meydana gelebilecek bir depremin yaratacağı sınai ve ekonomik yıkımın boyutları. Dolayısıyla İstanbul depremine acil hazırlıkların hızlanması ülke geleceği için adeta hayat memat meselesidir.
Şubatta sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 8,2 azaldı. Sanayinin alt sektörlerindeki duruma bakıldığında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,2, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 8,2, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 4,5 geriledi. Sanayi üretiminde aylık olarak da çok sert düşüş yaşandı. SÜE ocak ayına kıyasla şubatta yüzde 6 azaldı. Alt sektörlerdeki aylık üretim tablosunda gerçekleşen duruma bakıldığında yaşanan vahamet daha somut görülüyor. Şubatta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 11,2 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 6,6 azalırken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi depremin yarattığı yıkımdan kaynaklı ihtiyaç artışı ve taleple yüzde 1,4 arttı. Mevsim etkisinden arındırılmamış SÜE’nin de şubatta yıllık yüzde 8,23 azalması, sanayi üretimindeki gerilemenin yakın dönem için kalıcı hale gelme ihtimalini sergiliyor.
Sanayi üretiminin böylesine sert biçimde düşmesi, deprem bölgesi illeri için daha kapsamlı olmak ü zere, ülke genelinde sanayi sektörü ne dönük ivedi önlemler alınması, destek ve teşviklerin devreye sokulması, acil bir Sanayi Eylem Planı hazırlanmasının hayati ö nemde olduğunu gösteriyor.
Et fiyatlarındaki olağanüstü yükselişi çaresizce seyreden iktidar, halka damak tadını değiştirip koyun-kuzu eti yemesini tavsiye ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı, kuzu eti daha ucuz olduğu halde ‘koktuğu’ için halkın yemediğini söylerken, 400 lirayı aşan kuzu eti fiyatlarından ve halkın alım gücünün tükendiğinden bihaber! Et tüketimi yüzde 50 azaldığı ve ete talep düştüğü halde fiyatlar hâlâ rekor kırıyor!
Et ve Süt Kurumu (ESK) mağazalarında sabah karanlığında, sahurdan sonra ucuz et için kuyruğa girerek saatlerce bekleyen vatandaşın halini görmeyen iktidar, çaresizliğini gizlemek için halka ‘damak tadını’ değiştirmeyi tavsiye ediyor. Hazine ve Maliye Bakanının iddiasına göre halk, damak zevkinden fedakârlık etmediği için, daha ucuz olduğu halde ‘koktuğu gerekçesiyle koyun-kuzu etini yemiyor! Daha önce de iktidarın eski Tarım ve Orman bakanları et fiyatlarındaki artışı kontrol edemeyince ya ithalata başvurmuş ya da halka ‘ot-sebze’ yeme, ‘porsiyonları küçültme’ tavsiyelerinde bulunmuştu.
Dana-sığır etinden kilosu 30-50 TL daha pahalı olan kuzu eti fiyatından, halkın ete hasret olduğundan habersiz iktidar, kendi uyguladığı yanlış hayvancılık politikalarıyla ülke besiciliğinin bitirildiğini görmezden geliyor. ESK, neredeyse kilometrelerce uzayan ucuz et kuyruklarının ekranlarda görülmesinden rahatsız olan iktidarın talimatıyla, satış mağazalarını merkezi yerlerden, ana caddelerden ara sokaklara taşıyor.
Hazine ve Maliye Bakanının dana etine göre ‘daha ucuz’ dediği kuzu etinin kilosu önde gelen zincir marketlerde, ucuzluk marketlerinde, yüzde 10 indirim kampanyalarına rağmen 400 TL’nin üzerinde. Yüzde 10 indirimli güncel fiyatlarla;
Kuzu kuşbaşı kilosu 416 TL
Kuzu kapama kilosu 305 TL
Kuzu Külbastı kilosu 432 TL
Kuzu pirzola kilosu 332 TL
Dana etinde ise en lüks ve en pahalı olan antrikotun kilosu 389 TL. Ülkeyi yönetenler fiyatlardan, halkın sıkıntılarından ve ‘açlıkla imtihanından’ öylesine habersiz ki, zahmet edip bir markete, bir kasaba girip, ‘daha ucuz’ olduğunu iddia ettiği koyun-kuzu etinin fiyatına bile bakmıyor.
Uygulanan yanlış tarım politikalarının sonucunda ÜRETİCİ, yem-ot-saman vb. maliyetindeki artışla süt ineğini, süt koyunlarını kesti. Geçen yıl 1,5 milyon süt hayvanı kesildi. Bu yüzden yeni doğan dana-buzağı, kuzu azaldı. Süt üretimi düştü. Çiğ süt fiyatları katlanarak arttı.
Süt ürünlerinin fiyatı katlanırken, yeni hayvan doğumları ve büyük-küçükbaş hayvan popülasyonu geriledi, et fiyatları kontrolden çıktı.
Et tüketiminin yüzde 50 azalmasına rağmen fiyatlarda artışın durmaması, et üretimi ve arzındaki gerilemeden kaynaklanıyor. Halk, 14 Mayıs’ta ‘damak tadını’ değil, kendisiyle alay eden ‘damak tadını değiştir’ diyen ve ülkeyi yönetmekten aciz bü iktidarı değiştirecek!
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a ait çok sayıda gizli belgenin sızması, Ukrayna savaşı başta olmak üzere, Türkiye’nin de aralarında yer aldığı ülkeler hakkında ABD’nin kritik istihbarat bilgileri derlediği açığa çıktı. Rus paralı asker ve özel savunma şirketi Wagner’in Türkiye’den silah satın almak üzere bir heyet göndererek gizli görüşmeler yaptığı belirtilen belgelerle ilgili olarak ABD istihbarat birimleri soruşturma başlattı.
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a ait çok sayıda ‘gizli ve çok gizli’ ibareli belgelerin sızması, Ukrayna savaşının gidişatı yanında pek çok ülke ile ilgili derlenen istihbarat bilgilerinin ortaya saçılmasına, ABD ile ilişkilerde güvenin sorgulanmasına neden oldu.
ABD Askeri İstihbaratı ve diğer istihbarat birimleri NSA, CIA, FBI’ın Pentagon için topladığı istihbaratların sızmasının büyük bir ‘güvenlik zafiyeti’ olduğunu açıklayan ABD Adalet Bakanlığı ve Pentagon, olayın kapsamlı şekilde araştırıldığını açıkladı. Belgelerde Ukrayna’nın elindeki füze-roket stoklarının nisan ayı ortalarında tükeneceği belirtilirken, Rusya’ya karşı taarruz planına yer veriliyor. Ayrıca CIA’nın Rus ordusuna sızarak savaş planları hakkında istihbarat toplamayı başardığı bir başka belgede yer alıyor. Mısır Devlet Başkanı Sisi ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in Mısır’ın Rus ordusu için 40 bin roket üretmesi, teslimatın gizli yapılması için anlaştıkları kaydediliyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’in ABD tarafından ‘dinlendiğini’ ortaya koyan belgelerde Zelenskiy’in ölmesi-öldürülmesi ihtimaline karşı ‘yüksek profilli bir Ukraynalı lider’ arayışı da belgelerde açığa çıktı. 23 Mart tarihli bir belgede ise Zelenskiy’in ölmesi halinde Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya desteği kesme ihtimalinin yüksek olduğu, ABD, İngiltere, Letonya, Fransa, Hollanda ordusuna mensup askerlerin Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaştıkları belirtiliyor. Sızan belgelerde Türkiye de yer alıyor. Putin’in yakın dostu Yevgeni Prigojin’in sahibi olduğu Rus paralı asker ve özel savunma şirketi Wagner’den bir heyetin şubat ayında Türkiye’ye gelerek Ukrayna ve Mali’de kullanılmak üzere silah satın alma görüşmeleri yürüttüğü belirtiliyor. Belgede, Türkiye hükümetinin konudan haberdar olup olmadığı, silah satışının gerçekleşip gerçekleşmediğiyle ilgili bir bilgi yer almıyor. Bir başka belgede ise İsrail’de Netanyahu hükümetinin Anayasa Mahkemesinin yetkilerini kısıtlayan, yargıya siyasi müdahale yolu açan düzenlemelerine karşı ülke çapında başlatılan protestoların İsrail İstihbarat Servisi Mossad tarafından desteklendiği kaydediliyor. Netanyahu hükümeti bu bilgileri yalanlarken, Mossad’ın hükümetin emrinde olduğunu açıkladı. Rus İstihbarat Servisi FSB ile BAE İstihbaratının ABD ve İngiltere’ye karşı ortak çalışmak için martta anlaşmaya vardıklarına ilişkin belge de sızanlar arasında. BAE bu iş birliğini yalanladı.
Daha ö nce Wikileaks skandalıyla milyonlarca sayfalık Ulusal Güvenlik Ajansı (Natiönal Secürity Agency) - NSA istihbaratı ortaya çıkmış, ABD’nin tüm batılı ü ilkelerin liderlerini, stratejik birimleri dinlediği ortaya çıkmıştı. Şimdiki sızıntının boyutları henüz tam bilinmiyor. Pentagon Sözcüsü Jöhn Kirby, her an başka kritik belgelerin, istihbarat raporlarının ortaya çıkması endişesini taşıdıklarını, ulusal güvenlikle ilgili tehdidin boyutlarını saptamaya çalıştıklarını açıkladı.
ABD yönetimi Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında Türkiye’ye Rusya ile ticareti azaltma, yasaklı malların satışını engelleme çağrısını yineleyerek, mart-nisan aylarındaki Türkiye-Rusya ticaret rakamlarını gözetim altına alacaklarını açıkladı. Eş zamanlı olarak Irak hükümetinin de Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Türkiye’yi 1,5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum ettiği kararın uygulanması için ABD Federal Mahkemesi’ne başvurması, siyasi ve ekonomik açıdan sıkıntılı bir sürecin habercisi!
İktidarın, Bağdat yönetimini dışlayıp, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (KIBKY) ile imzaladığı anlaşmayla Kerkük-Ceyhan üzerinden yürüttüğü petrol ticareti, Irak hükümetinin başvurusu üzerine açılan davanın sonuçlanmasıyla ‘yasa dışı’ bulundu. Irak hükümetinin, Türkiye’nin Irak’ın egemenliğini ve Irak anayasasını çiğnediğini öne sürerek Paris’teki Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Mahkemesine (ICC) açtığı davada Türkiye 1,5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum edildi. Ancak 2014-2018 dönemini kapsayan bu dava ve tazminatın dışında, 2018-2023 dönemi için açılan dava devam ediyor ve yakında sonuçlanması bekleniyor. İlk davadaki karar emsal alınırsa, muhtemelen Türkiye Irak’a en az 1,5-2 milyar dolar daha tazminat ödemeye mahkum edilecek. Tabii bu tazminatların geriye dönük faizleri de söz konusu. Irak hükümeti tahkim davasında Türkiye’nin tazminat ödemesi yönünde çıkan kararın uygulanması için 12 Nisan’da ABD federal mahkemesine başvurdu. Bağdat yönetimi Washington’daki Federal Bölge Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, tahkim davasında alınan 1,5 milyar dolarlık tazminat kararının ‘tanınması, doğrulanması ve uygulanmasını’ talep etti. İran yaptırımlarının delindiği gerekçesiyle açılan Halkbank davasının temyiz süreci ABD Yüksek Mahkemesinde devam ederken, Türkiye yüklü bir tazminat talebiyle Irak tarafından Federal Mahkemede açılan yeni bir davayla daha karşı karşıya. Bu arada savcılığın Halkbank davası dosyasına iki yeni gizli kanıt-belge dokümanı daha eklediği, bunların davanın seyrini Türkiye aleyhine etkileyebilecek oldukça ciddi belgeler ve kayıtlar olduğu açıklandı. Her iki davada milyarlarca dolarlık tazminatlar gündemde iken, ICC kararıyla Kerkük-Ceyhan boru hattından petrol akışının ve ihracının durdurulması, 1,5 milyar dolarlık tazminatın da ötesinde, bu hattan kendi ihtiyacı için de ham petrol çeken Türkiye’nin ekonomik kayıplarını daha da büyütecek. İktidar Bağdat yönetimini yok sayıp, Barzani ile anlaşarak yürüttüğü Kuzey Irak petrolünün satışı ve ihracı süreçlerini kendisine yakın bir şirkete ihale etmişti. 2014’ten bu yana bu şirkete milyarlarca dolarlık kazanç kapısı açılırken, şimdi bu yasa dışı petrol ticaretinin tazminat faturasını milletin vergileriyle hazine ödeyecek.
ABD yönetimi Rusya’ya yönelik yaptırımların delinmesi konusunda geçen hafta bir kez daha Tü rkiye’ye yaptırım tehdidini yineledi. ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Köördinasyön Öfisi Başkanı James Ö’Brien yaptığı açıklamada, mart ve nisan aylarına ait Türkiye-Rusya ticaret rakamlarında ‘dramatik bir düşüş beklediklerini’, aksi halde yaptırım için hükümeti sön kez uyardıklarını dile getirdi. İktidar bunun üzerine ihracatçı birliklerine ‘Rusya’ya ihracı yasak mallar’ listesi göndererek buna uyulmasını istedi. Tüm bunları Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerilimli sürecin somut işaretleri olarak görebiliriz.
Yeni Soluk
Yorum Yap