Özgür Özel’den Madımak sözü: O tabelayı kendi ellerimle asacağım
CHP’li Erdoğan Toprak’tan 08 Kasım 2021 Tarihli Haftalık Değerlendirme Raporu
CUMHURİYET HALK PARTİSİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE GENEL BAŞKAN KOORDİNATÖR BAŞDANIŞMANI ERDOĞAN TOPRAK'IN 08 KASIM 2021 TARİHLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
İÇ POLİTİKA
- İktidar giderayak rant hırsıyla adaların ve Marmara’ya kıyısı olan 7 ildeki belediyelerin kıyı-sahil ve imar planlarını kendi yetkisine aldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismini değiştirdiğini unuttu!
DIŞ POLİTİKA
- Bölgemizde Türkiye’ye karşı yeni ittifaklar şekilleniyor. Hindistan, BAEMısır- İsrail-Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleriyle yakınlaştı!
- Nemesis tatbikatında bölgedeki enerji kaynaklarının korunması planıyla GKRY’nin tatbikatta yer alması, Türkiye ve KKTC’nin hedef alındığını gösteriyor!
- Rusya ve ABD; iktidarın Fırat’ın doğusunda yeni harekât açıklamaları ardından, Kürtlerle Şam Rejimi’ni anlaştırma girişimlerine hız verdi!
- Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçağı alımı da dahil tüm sorunların müzakere komisyonuna havale edilmesi, Biden’ın oyalama taktiğidir!
- ABD Kongresi, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda değişiklik önergesiyle Türkiye’nin İHA-SİHA satışlarının inceleme ve soruşturulması peşinde!
EKONOMİ
- Ekonomide kontrolü tümüyle kaybeden iktidar, uyguladığı akıl dışı politikalarla ‘Paralel Ekonomi’ yarattı!
- Döviz Büfeleri Yönetmelik Değişikliği bir kez daha iktidarın attığı adımlarda ortak aklı önemsemeksizin hareket ettiğini gösterdi! Dövizde karaborsa ve çifte kur ihtimaline kapı aralandı!
- TÜFE ve Yİ-ÜFE arasındaki makas daha da açılarak 26,42 puana çıktı. Enflasyonun kontrolden çıkma ihtimali büyüyor!
- Meskenlerdeki tarifeyi sabit tutarak sanayi ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza yüklü zamlar yapan iktidar, 2021 enflasyonunu düşük tutarak maaş ve asgari ücret artışlarını sınırlamayı amaçlıyor!
- Rant için gözünü karartan iktidar, Marmara ve Adaları 5 Kasım’da yayınlanan CB Kararıyla ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ ilan ederek başta adaların ve Marmara’ya kıyısı olan 7 ildeki kıyı-sahil imar planlarını kendi yetkisine aldı. Anlaşılan giderayak çok aceleleri var. Öyle ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismini 29 Ekim’de bir başka CB kararıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirdiklerini unuttular!
CB Erdoğan, yayınladığı bu son kararla Türkiye’nin incisi Marmara Denizi kıyıları, sahilleri ve Marmara’nın gözdesi adalardaki rant hırsını gözler önüne serdi. Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) olmak üzere ‘kıyı çizgisi’ esas alınarak yayınlanan krokiyle Marmara’ya kıyısı olan Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ sahillerinin imar planları da Ankara’ya, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkisine alındı. CB Erdoğan’ın Biden ile görüşmeyi garantiye almak için Paris İklim Anlaşması’nı apar topar onaylayıp, Roma’da ABD Başkanıyla görüştükten sonra ‘protokol’ bahanesiyle Glasgow İklim Zirvesi’ne katılmaktan vazgeçmesi bile son günlerde dillendirdiği ‘Yeşil Devrim’ söyleminin samimiyetsiz ve algı amaçlı olduğunun göstergesi.
İktidarın ‘giderayak’ Marmara’ya kıyısı bulunan 7 ildeki sahil rantının paylaşılması planları açığa çıkmıştır. Büyükada, Heybeliada ve diğer adaların da rant hırsıyla doğa katliamına açılmasına dönük imar planlarının Çevre Bakanlığı kisvesi altında Beştepe Sarayı’nda Ankara’da yapılacağı anlaşılıyor. Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi planlarının hangi amaçla uygulanacağı, TOBB’un milyarlarıyla ‘Demokrasi Adası’ adı altında Beton Ada’ya dönüşen Yassıada örneğindeki gibi tüyleri ürperten, gözleri yaşartan haliyle ortadadır.
− Marmara ve Adalar’a yönelik rant hırsıyla gözünü karartan iktidarın bu konuda ‘çok acelesinin’ olduğu, bir hafta arayla çıkartılan iki CB kararındaki yanlışlar ve çelişkilerle iktidarın adeta ‘suçüstü’ yakalandığı görülmektedir.
29 Ekim’de yayınladığı kararla İklim Anlaşması’na uyum için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismini ‘Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ olarak değiştiren CB Erdoğan, 5 Kasım’da yayınladığı Marmara ve Adalar Kararında ise bir hafta önce yaptığı bu değişikliği ve yeni bakanlığı unuttu! Tüm imar ve planlama yetkisini 29 Ekim’de ismi değiştirilerek kurulan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na değil, şu anda ‘resmen’ var olmayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdi. CB Kararının 10’uncu maddesinde ‘Bu karar hükümlerini Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür’ ifadesi yer aldı.
Ciddi ve liyakatli bir devlet yönetiminde alınan bir kararda nokta ve virgülün bile önemi söz konusu iken belediyelerin yetkisini gasp ederek Ankara’ya devreden bu kararın artık var olmayan bir bakanlık tarafından yürütülmesi kararlaştırılmış.
Hep vurguladığım gibi yeni yönetim sisteminde çıkartılan kararların çok büyük bölümü daha önce çıkartılan ve yanlış olan kararların ‘düzeltilmesine’ yönelik. Şimdi de muhtemelen bu CB kararını değiştirip-düzelten, ‘Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı-Bakanı’ ifadelerini ‘Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği BakanlığıBakanı’ olarak değiştiren yeni bir CB kararı daha yayınlamak zorunda kalacaklar
Bir hafta arayla çıkartılan iki CB kararındaki bu çelişki ve aymazlık ülkenin ve devletin ne kadar ‘gayri ciddi, lakayt ve liyakatsiz’ şekilde yönetildiğinin kanıtıdır!
- Bölgemizde Türkiye’ye karşı yeni ittifaklar şekilleniyor. Türkiye-Pakistan yakınlaşması, Keşmir sorunu ve iktidarın Taliban sempatisi sonrasında Hindistan; BAE, Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleriyle yakınlaştı. Doğu Akdeniz’de Blue Flag 2021 tatbikatında; ABD, Fransa, İsrail, Yunanistan ve Almanya’nın yanında yer aldı. Hindistan-İsrail iş birliği ve Hindistan ile Yunanistan’ın İbrahim Anlaşmalarına katılma çabaları dikkat çekici!
ABD öncülüğünde BAE ve Bahreyn ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini öngören İbrahim Anlaşmaları yeni ülkelerin katılımıyla genişliyor. Bir dönem Türkiye, İran, Irak, Pakistan, İngiltere’nin yer aldığı ve sonrasında dağılan CENTO benzeri bir yapılanma, bu kez Türkiye ve İran’ı dışlayan, ABD öncülüğünde Körfez Bölgesi Arap ülkeleriyle, İsrail ve Hindistan’ı bir araya getiren, Yunanistan’ı da içine almaya hazırlanan bir şekilde yeniden oluşturuluyor. Yaşanan sıcak gelişmelere bakıldığında Hazreti İbrahim’in oğulları üzerinden İsrailoğulları ve İsmailoğulları olarak İbrahim Anlaşmaları temelinde kurgulanan Arap-İsrail birlikteliği Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’i de kapsayacak şekilde Hindu-İbrahim yapılanmasına doğru ilerliyor. Pakistan ile yakınlaşma, Keşmir sorununda Pakistan’dan yanı sergilenen tavır ve Afganistan’da yönetime gelen Taliban ile kurulan yakın diyalog, Hindistan’ın Türkiye karşıtı ittifaklara dahil olma girişimlerine hız verdiğini gösteriyor.
− ABD’nin İsrail’in yanı sıra petrol bölgelerini korumayı hedefleyen ayrıca IŞİD, El Kaide, İhvan vb. cihatçı grupların yayılmasını engellemeyi hedefleyen bir ittifak organizasyonuna Hindistan’ın da dahil olması ve bölgede boy göstermeye başlaması kanımca önemle üzerinde durulması gereken bir gelişme!
ABD, Rusya ve Çin’e karşı da Hindistan’ı yanına çekme yönünde adımlarına hız verdi. Pasifik Okyanusu’nda Çin ile olan rekabette İngiltere ile Avustralya’yı askeri organizasyona çeken ABD, Hindistan-Çin rekabetini gündemde tutarak Hindistan ile ilişkilerini geliştirmeye ağırlık veriyor. İsrail-BAE-Bahreyn yakınlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün de İsrail ile normalleşme sürecinde yer alırken Yunanistan da Mısır ve BAE ile birliktelik, ortak askeri tatbikatlar, doğalgaz anlaşmaları yoluyla İbrahim Anlaşmaları sürecine dahil oluyor. Doğu Akdeniz’de düzenlenen ve iki hafta süren Blue Flag 2021-Mavi Bayrak tatbikatına Hindistan ordusunun da en geniş şekilde katılmış olmasıdır. Daha önce de Yunanistan-BAE-Hindistan ortak tatbikatı gerçekleştirilmişti. ABD öncülüğündeki bu son tatbikatta ise ABD F-35 savaş uçaklarıyla yer alırken tatbikata Fransa, İtalya, Almanya, İsrail, Yunanistan ve Hindistan katıldı. Mısır, Hint hava kuvvetlerine bağlı uçaklara ev sahipliği yaparak hava üslerini açtı, Hint savaş uçakları İsrail’deki üslere bu güzergâh üzerinden geldi. CB Erdoğan’ın Keşmir sorunu üzerine 2019 yılında yaptığı açıklamalar sonrası Türkiye ziyaretini iptal eden Hindistan Başbakanı Modi, Türkiye ile ilişkilerin düzeyini düşürdü.
İktidar düşmanları azaltıp dostları çoğaltmayı hedeflediğini söylerken izlediği dış politika aksine Türkiye’yi daha da yalnızlaştırıyor. Türkiye karşıtı ittifakları besleyerek her gün bu ittifaklara bir yenisinin eklenmesine zemin hazırlıyor. 1,3 milyar nüfuslu Hindistan pazarının kaybedilmesi, Türk ihraç ürünlerine ve müteahhitlerine kapanması sürecine doğru gidilirken bölgemizdeki Türkiye karşıtı ittifaklar Hindistan’ın da katılımıyla güçleniyor!
- 3 Kasım’da Doğu Akdeniz'de başlayan ve 8 ülkenin katıldığı Nemesis tatbikatında bölgedeki doğalgaz, enerji kaynakları ve Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) korunması hedefleniyor. GKRY’nin tatbikatta yer alması Türkiye ve KKTC’nin hedef alındığı bir başka ittifakın ayak sesleri. Katılımcı ülkeler, petrol ve doğalgaz platformlarının, sondaj kulelerinin, MEB sınırlarının ‘teröristlerden kurtarılması’ senaryolarını ortaklaşa uyguladılar.
Doğu Akdeniz’de Nemesis adıyla sekiz ülkenin katıldığı ve bölgedeki doğalgaz sahaları, sondaj platformları ve MEB’lerin korunarak savunulmasını öngören bir tatbikat gerçekleştirildi. Tatbikatta en önemli ve kanımca dikkat çekici olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de (GKRY) ABD, Mısır, İsrail, Yunanistan, İtalya, İngiltere ve Fransa ile yer almasıdır. Nemesis tatbikatıyla Doğu Akdeniz’de karasuları içinde doğalgaz sondajları ve MEB hakları bulunan Türkiye ve KKTC’nin hedef alındığı somut ve açıktır.
Tatbikatın, Kıbrıs’ın güneyinde, AB üyesi GKRY’nin Fransız Total ve İtalyan Eni şirketlerinden oluşan konsorsiyuma petrol ve doğalgaz arama ruhsatı verdiği bölgede yapılması ve GKRY’ye ait bir platformun teröristlerin eline geçmesi ve ardından kurtarılması harekâtının gerçekleştirilmesi, Türkiye’ye dönük bir mesajdı. Total-Eni konsorsiyumu sondaj çalışmalarına 2022’nin ilk yarısında başlayacağını duyurdu. Katar, ABD’li ExxonMobil şirketleri yanında yine ABD’li Chevron da Kıbrıs açıklarında sondaj için GKRY’den ruhsat almıştı. Türkiye Doğu Akdeniz’de MEB sahalarının ihlali gerekçesiyle 2018’de İtalyan Eni’nin sondaj çalışmalarına başlamasını sahaya gönderdiği savaş gemileriyle engelledi. Daha sonra Oruç Reis ve diğer sondaj ve sismik araştırma gemilerinin bölgedeki faaliyetleri Yunanistan, GKRY ve Fransa tarafından engellendi, yaptırım tehditleri masaya getirildi. İktidar bunun üzerine bölgedeki sondaj gemilerini Antalya limanına çekmek zorunda kaldı. Daha sonra gemiler Karadeniz’e gönderildi. Türkiye yaptırım tehditlerinden ötürü bölgedeki çalışmalarını durdurdu.
GKRY ve KKTC’nin karasuları ve ilan ettikleri MEB’ler bazı bölgelerde çakışıyor. KKTC, Türkiye'nin de desteğiyle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO) doğalgaz arama çalışmaları için ruhsat verdikten sonra, bu çalışmalar Türkiye tarafından TPAO’ya ait sondaj ve sismik araştırma gemilerince yürütülünce bölgede gerilim tırmandı. GKRY ve Yunanistan AB’yi ve ABD’yi de arkalarına alarak KKTC’yi tanımadıklarını MEB hakkı olmadığını öne sürüyor.
Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan benzer sorunlarda da Yunanistan'ın hak iddia ettiği MEB ile Türkiye'nin Libya ile 2019'da imzaladığı mutabakatta ilan edilen MEB arasında kesişen alanlar bulunuyor.
Doğu Akdeniz’de düzenlenen geniş katılımlı tatbikatlarla önce Arap ülkeleri, Hindistan ve İsrail’in de aralarında yer aldığı ülkelerin ardından da geçen hafta Mısır’ın dahil olmasıyla bir başka tatbikatın gerçekleştirilmesi verilen mesajlar, uygulanan tatbikat senaryoları ve kurtarma operasyonları Türkiye’ye karşı ittifakların genişlediğini, gövde gösterileriyle mesajlar verildiğini işaret ediyor.
CB Erdoğan’ın Biden ile Roma görüşmesinde önce Doğu Akdeniz’in gündeme gelmediğini söylemesi, ardından Beyaz Saray açıklamasında Doğu Akdeniz’inde görüşmede ele alındığına yer verilince kendi kendisini tekzip edercesine Doğu Akdeniz’i de konuştuklarını ifade etmesi dikkat çekici! Roma görüşmesinde Doğu Akdeniz’in hangi açıdan gündeme geldiği ve CB Erdoğan’ın ne karşılık verdiği, Türkiye’nin hak ve çıkarları konusunda herhangi bir ödün verilip verilmediği kamuoyuna açıklanmak zorunda!
- İktidarın Fırat’ın doğusunda Kuzey Doğu Suriye’de SDG-YPG kontrolündeki bölgelere yeni harekât açıklamaları ardından, Rusya ve ABD devreye girdi. İktidarın harekât planlarına gerek Rusya’nın gerekse ABD’nin karşı çıktığı yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Rusya, Kürtlerin kontrolündeki Rojava Özerk Yönetimi’ne Şam rejimiyle anlaşmaları ve Suriye bayrağı çekmeleri için dört maddelik bir plan sundu. Planı ABD de destekliyor!
Suriye tezkeresinin mecliste uzatılması ve iktidarın özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG)-YPG kontrolündeki bölgelere ve Rojava Kürt Özerk Yönetimi altındaki yerleşimlere terör saldırıları gerekçesiyle yeni bir askerî harekât hazırlığını gündeme getirmesi bölgedeki hareketliliği artırdı. Roma’da gerçekleşen Biden-Erdoğan görüşmesinden Kürtlere yönelik olası harekâta karşı çıkıldığı, ABD Dışişleri ve Pentagon sözcülerinin konuya ilişkin sorulara verdikleri yanıtlardan anlaşılıyor. ABD yönetimi böyle bir harekâtın IŞİD ile mücadeleye sekte vuracağını öne sürerken Rusya ise farklı gerekçelerle TSK’nın bölgedeki varlığına karşı olduğunu dile getirdi. Daha önce düzenlenen harekâtlarda Suriye hava sahasını kısmen Türkiye’ye açan, Afrin operasyonunda bölgedeki birliklerini harekât öncesi çeken Rusya’nın bu kez aynı tavrı gösterip göstermeyeceği bilinmiyor. Özellikle son haftalarda Rus hava kuvvetlerinin Kamışlı’da yeni bir askeri hava üssü kurması ve buraya savaş uçaklarının konuşlandırılarak hazırlıklara girişilmesi dikkat çekiyor.
Rusya Kuzey Suriye Demokratik Meclisi ve Rojava Özerk Yönetimi ile Şam yönetimi arasında bir anlaşmaya varılması girişimlerine hız verdi. Olası harekât öncesi gündeme getirilen girişimlerle SDG-YPG kontrolündeki Rojava Özerk Bölgesi yerleşimlerine Suriye Bayrağı çekilmesini öneren Rusya, Suriye Devlet Başkanı Esad’ın resmi liderliği ve başkanlığının tanınmasını da anlaşma maddeleri arasında gündeme getirdi. Ayrıca Kürt Özerk Yönetimi bölgesindeki petrol kaynaklarından elde edilen gelirin yüzde 75’inin Şam yönetimine bırakılması yüzde 25’inin Rojava yönetiminde kalmasını öneren Rusya, Şam yönetiminin merkezi olmayan bir sistem dahilinde yerel özerkliği benimseyeceğini dört maddelik anlaşmada Kürt tarafına iletti. Rojava Özerk Yönetimi ise Şam rejiminin Kürtlerin varlığını tanımasını, SDG’nin güvenliğinin korunmasını talep ediyor. Rusya ilk etapta dört maddelik anlaşmanın kabul edilmesi durumunda diğer koşulların ve ayrıntıların müzakere masasında konuşulmasını öneriyor.
Türkiye, Barış Pınarı harekâtında 30 kilometre derinlik ve 400 kilometre genişlikte bir güvenlik tampon bölgesi oluşturacağını ilan etmişti. ABD ve Rusya başta bu harekâta suskun kalırken operasyon başladıktan kısa süre sonra her iki ülkede devreye girerek ateşkes ve harekatın sonlandırılması konusunda iktidara baskı yaparak sonuç aldılar. Ankara ve Soçi Mutabakatlarıyla Türkiye harekâtı 100 kilometrede durdurdu. Ancak ABD, SDG’ye ağır silah, zırhlı araç, eğitim ve finansal desteğini artırarak sürdürdü.
Başta İdlib’teki gelişmeler ve RUSYA-TÜRKİYE ANLAŞMAZLIKLARI olmak üzere sahada koşullar oldukça değişti.
Esad yönetimi kontrolündeki bölgeler genişledi. İdlib’e Rusya-Suriye Ordusu harekâtı gündemde. Biden yönetimi SDG ve Kürt Özerk Yönetimine güvenlik güvencesi verdi. Suriye’de ABD-Rusya iş birliği genişlerken, İsrail de devreye girdi. Rojava Özerk Yönetimi bölgesindeki Kamışlı kentinde bulunan havaalanı ayaklanmaların en başından bu yana Esad yönetiminin kontrolündeydi. Kamışlı dışındaki bölgeler SDG-YPG kontrolünde olduğu için Rusya Kamışlı’da pek görünmedi, faaliyet yürütmedi.
Bir başka dikkat çeken nokta Suriye’deki iç savaşın başlamasından bu yana geçen 10 yılda Suriye ordusu ile Kürt grupları hiç çatışmadı. Aksine Kürt milisler Suriye ordusunun yaptığı gibi IŞİD başta olmak üzere cihatçı gruplarla çatışmalar yürüttü.
− Türkiye’nin SDG-YPG bölgesine yönelik operasyona hazırlandığına dair açıklamalarının hemen sonrasında Rusya’nın Kamışlı havaalanına askeri uçak göndermesi, SDG-YPG’nin ve ABD’nin buna sessiz kalması ABDRusya ittifakını ve mutabakatını yansıtıyor.
− Suriye ordusu SDG kontrolündeki bölgelere de askeri malzeme ve teçhizat yığmaya başlarken, Türkiye’nin olası yeni harekatın hedefleri arasında saydığı Tel Temir etrafında Rusya ile ortak tatbikat başlatması da bu harekâta karşı çıkacağını gösteriyor.
− Bunun yanı sıra Rojava Özerk Yönetimi’nin Şam yönetimine ‘Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve saldırılara birlikte karşı konulması’ çağrısında bulunması bir başka ciddi gelişme.
− Rusya pek çok kez SDG-YPG güçlerini Suriye ordusunun yanında IŞİD ve diğer cihatçı gruplara karşı mücadeleye ikna etmek istemesine karşılık başarılı olamamıştı. Bu son çağrı, Türkiye’nin muhtemel bir harekâtında Rusya’nın desteklediği Suriye ordusu ile ABD destekli SDG-YPG’nin birlikte hareket edebileceğinin sinyali olarak görülebilir.
Rus ve Arap medyasında yer alan yorumlarda; Rusya’nın tek şartla operasyona izin verebileceği, bu da TSK’nın İdlib’ten tümüyle çekilmesi, gözetim noktalarını boşaltması ve İdlib’teki cihatçılara yönelik operasyonlarda devre dışına çıkması koşuluna bağlı olduğu kaydediliyor. Rusya’nın bu durumda hem Suriye ordusuyla İdlib’in Şam’ın kontrolüne geçmesini sağlayarak Esad’ın kontrolündeki sahayı alabildiğine genişletmeyi hem de ABD destekli SDG-YPG ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesinin, Türkiye ile ABD’yi de karşı karşıya getireceğini öngörerek, böyle bir tabloyu kendisinin ve Esad yönetiminin lehine değerlendirmeyi planladığı anlaşılıyor.
− Ancak iktidarın İdlib’i tümüyle terk etmesini ve TSK’yla birlikte ÖSO ve SMO unsurlarının da çekilmesini kabul etmesi, İdlib’teki cihatçıların hamiliğinden vazgeçmesini güç görüyorum. Şayet Şam ile Rojava Özerk Yönetimi arasında mutabakat sağlanarak müzakerelere başlanması kararlaştırılırsa ve bu bölgelere Suriye bayrağı çekilirse Türkiye’nin yeni bir harekâtı dünyaya inandırması zora girebilir.
Kürt bölgeleri ve yerleşimlerine Suriye bayrağı çekilmesi Türkiye-Suriye savaşı anlamına gelir ki böyle bir durumda Suriye ordusuna destek veren Rusya’nın ve SDG-YPG’ye destek veren ABD’nin tavrı ciddi şekilde farklı olabilir. Rusya’nın hava sahasını açmaması, aksine TSK’ya karşı Suriye ordusunun hava saldırılarına destek vermesi halinde, hava desteğinden mahrum olarak yürütülecek bir harekâtın sonuçları çok farklı olabilir!
- Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçağı alımı da dahil tüm sorunların müzakere komisyonuna havale edilmesi, Biden’ın oyalama taktiğidir. Biden yönetimine mektup yazan 41 Kongre üyesi, F-16’ların da S-400 gibi CAATSA yaptırımları kapsamına alınmasını önerirken, Hindistan’ın Rusya’dan S-400 alımına özel muafiyet tanınmasını içeren yasa teklifi verilmesi NATO müttefiki Türkiye’ye karşı ‘samimiyetsizlik ve çifte standart’ tır.
Roma’da gerçekleşen görüşmede Biden’ın Türkiye’ye F-16 satışı konusunda kongredeki dengeler karşısında ‘elinden geleni yapma sözü verdiğini’ aktaran CB Erdoğan, bu içi boş vaadi büyük kazanım olarak kamuoyuna sunuyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise bugüne kadar S-400/F-35 konusunda Türkiye’nin talep ettiği ortak komisyon önerisini reddeden ABD’nin bu kez kendisinin F-16, F-35, S-400 ve diğer tüm sorunlar için müzakere komisyonu kurulması önerisini ‘büyük başarı’ olarak dile getiriyor.
Kanımca Biden’ın tüm sorunları müzakere komisyonuna havale tavrı ABD’nin bir oyalama ve F-16 havucunu gösterip Türkiye’yi avucunda tutma taktiğidir. ABD Kongresindeki 50-50 dengesi dikkate alındığında Biden’ın Türkiye’ye F-16 satışı için siyasi mücadeleye girişmesi beklentisi hayalden ibarettir. Kaldı ki Roma buluşmasının hemen ardından 41 Kongre üyesinin Türkiye’ye F-16 satışı yapılmaması ve konunun S-400 gibi CAATSA yaptırımları kapsamına alınması için Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e mektup yazmaları Biden’ın ‘elinden geleni yapma’ sözünün ilk günden geçersiz hale geldiğini göstermektedir. Ayrıca Türkiye’ye ABD’nin yaptırım ve ambargo uyguladığı Rusya’dan aldığı S-400 için yaptırım uygulanması kararını alan ABD Kongresi’nin Rusya’dan S-400 alan Hindistan içinse CAATSA yaptırımlarından ‘özel muafiyet ve istisna’ yönünde bir yasa teklifini gündemine alması çok çarpıcıdır.
İktidar, 10 büyükelçiyle birlikte ABD büyükelçisini sınır dışı etmekten son anda vazgeçtikten sonra Roma’da Biden ile buluşmayı diplomasi zaferi olarak sunma çabasında. Oysa Biden FETÖ’ye, PKK’ya, PYD-SDG-YPG’ye destekten vazgeçme sözü vermiş değil. F-35’ten dışlanan Türkiye’yi projeye geri alma konusunda bir sözü yok. S-400’ler için ‘endişe’ beyan ediyor. Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin karşısında durmaya ve aynı pozisyonu korumaya devam ediyor. O zaman ‘siyasi-diplomatik zafer, geri adım, ikili ilişkilerde ilerleme’ nerede? ABD Başkanı Biden’ın seçim kampanyasındaki vaatlerinden birisi olan Demokrasi Zirvesi aralık ayında yapılacak. Beyaz Saray’dan ilk sızan davetli ülkeler ve liderler listesinde Türkiye ve Biden’ın ‘otokrat’ diye nitelendirdiği CB Erdoğan yok! S-400 yaptırımları konusunda Hindistan ve Türkiye’ye karşı sergilenen siyasi tavır, Türkiye’ye karşı samimiyetsiz ve iki yüzlü tavrı gösteriyor.
Kongre’de, F-16 satışının reddedilme ihtimali yüksek görünüyor. Biden yönetimi konuyu olabildiğince zamana yayarak iktidarı istediği kıvamda ve el altında tutmak için kullanacak. Şayet Suriye’ye bir operasyon gerçekleşirse Kongre ve Biden yönetimi bu kez F-16 kozunu devreye sokacak. Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta veya başka bir bölgede ABD’nin istemediği bir adım atıldığında yine F-16 satışı zora girebilir uyarısı devreye sokularak İktidar geri adıma zorlanacak.
Özetle; Türkiye’yi F-35 projesinden çıkartan, S-400 yaptırımlarından vazgeçmeyen, F-16 alma talebi içinse ‘komisyon kuralım bakarız’ diyerek örtülü umut veren Biden bir yandan NATO müttefikliğine vurgu yaparken diğer yandan NATO üyesi olmayan Hindistan’a S-400 için ayrıcalık ve istisna tanırken, iktidarın tepki gösteremeyeceğinden emin görünüyor!
- ABD Kongresi, her yıl çıkartılan Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda (NDAA) bu kez Türkiye aleyhine değişiklik yaparak İHA-SİHA satışlarının engellenmesi, bu alanda Türkiye’ye teknoloji ve parça satışının yasaklanması, Türkiye’nin İHA-SİHA satışlarının inceleme ve soruşturmaya alınmasını önerdi. Türkiye savunma sanayiine yönelik bu girişim; stratejik ortaklık, müttefiklik ya da dostlukla bağdaşan bir adım değildir!
ABD Kongresi’nde Başkan Biden’ın partisi Demokratların çoğunluk lideri ve Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Demokrat Senatör Bob Menendez, her yıl düzenlenen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nda (NDAA) Türkiye aleyhine sunduğu değişiklik önergesiyle yeni yaptırımlar, yasaklar ve ambargoların devreye sokulmasını gündeme getirdi.
NDAA'da önerilen değişiklik önergelerinden ilki, 1992’de yürürlüğe giren Ermenistan ve Dağlık Karabağ'a karşı tüm ablukaları ve diğer saldırgan güç kullanımlarını durdurmak için kanıtlanabilir adımlar atana kadar Azerbaycan Hükümeti’ne yardımların yasaklanmasını öngören düzenlemelere getirilen istisnaların kaldırılmasını öngörüyor. Böylece Azerbaycan’a dönük yardımların istisnasız şekilde kesilmesi isteniyor. Azerbaycan’ın Türkiye’nin desteğiyle Ermenistan’a karşı ve Dağlık Karabağ’da saldırgan bir tutum sergilediğini öne süren Komisyon Başkanı Menendez, Bakü yönetimine tüm yardımların kesilmesi ve istisnaların kaldırılması vaktinin çoktan geldiğini söylüyor.
İkinci değişiklik önergesi, ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı Pentagon'un 2018'den beri Türkiye'nin Drone ihracatına ve Drone’ların ABD firmaları tarafından üretilen parça veya teknolojileri içerip içermediğine ilişkin inceleme başlatılarak rapor hazırlamasını zorunlu kılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin ihracatının Silah İhracatı Kontrol Yasası’nı veya herhangi bir ABD yasasını veya yaptırımını ihlal edip etmediğini belirlemekle yükümlü tutuluyor.
Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez önergenin gerekçesinde; “Türk insansız hava araçları Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki savaşta belirleyici bir rol oynadı. O zamandan beri Polonya, Fas ve Ukrayna, Bayraktar TB2'yi satın aldı ve Angola, Etiyopya, Nijer, Nijerya ve Ruanda da dahil olmak üzere diğer birçok ülke de ilgilendiğini belirtti. Türkiye'nin Drone satışları tehlikeli, istikrarı bozucu, barış ve insan hakları için bir tehdit haline geldi. ABD bunun bir parçası olmamalıdır. Amerikan üreticileri ve teknolojisine ait bu parçaların bu Türk silahlarına dahil edilmesi ve kullanılmasının engellenmesi gerektiği açıktır.” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’nin F-35 projesinden ve yüzlerce parçanın üretiminden dışlanmasıyla uğratıldığı ve 15 milyar dolar olarak tahmin edilen ekonomik kayıpların yanında;
− S-400 yaptırımları çerçevesinde Savunma Sanayii Başkanı ve üst düzey yöneticilerinin yaptırım kapsamına alınması,
− F-16 satışı ve modernizasyonunun engellenmeye çalışılması, ödenen 1,4 milyar doların iade edilmemesi,
− Şimdi de Türk savunma sanayiinin son dönemde büyük aşama gösterdiği İHA-SİHA üretim ve satışlarının incelemeye alınarak yasaklama girişimlerinin devreye sokulması,
Hiçbir şekilde dostluk, stratejik ortaklık, müttefiklikle ilgisi olmayan adımlardır.
Gerek Azerbaycan’a yönelik değişiklik teklifi gerekse Türkiye aleyhindeki İHASİHA engelleme ve yasaklama önergeleri Rum, Ermeni, Yahudi Lobilerinin ABD Kongresinde Türkiye aleyhine çabalarına hız verdiğinin somut göstergesidir.
Her yıl yenilenen NDAA savunma yetkilendirme yasasında Türkiye aleyhine yapılmak istenen bu değişiklik önergelerinin iktidardaki Biden yönetimi ve partisinden gelmesi ayrıca üzerinde durulması ve sorgulanması gereken bir adımdır.
− Dünyada insansız Hava Aracı-Drone teknolojisinde ve pazarında önde gelen iki ülke olan ABD ve İSRAİL ile rekabet edebilen araçlar üreten ulusal savunma sanayimizin baskı altına alınması, satışların engellenmek istenmesi kabul edilemez.
İKTİDAR; üretim süreçleri ve parça temininin önlenerek ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının takip ve denetimine alınmasını öngören bu değişikliklerin Kongre’den geçmemesi, 2022 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda (NDAA) yer almaması için, süratle harekete geçmelidir.
İktidarın milyonlarca dolar ödeme yaptığı LOBİ ŞİRKETLERİ ve Washington Büyükelçiliği bugüne kadar ne yapmıştır?
Bunun yanıtı verilmelidir!
- Ekonomide kontrolü tümüyle kaybeden iktidar, uyguladığı akıl dışı politikalarla ‘Paralel Ekonomi’ yarattı. Başta enflasyon, büyüme, kurlar vb. verilerle, faiz gibi belirleyici kriterlerde ortaya 3-4 farklı gösterge çıktı. Piyasalar, iş dünyası, sanayici, ihracatçı bir gün sonrasını öngöremiyor. Her zam öncesi akaryakıt istasyonlarında gece yarısı kuyrukları oluşurken, neredeyse saat başı değişen kurlar, maliyetler ve fiyatlardan ötürü stokçuluk başladı. Bunun bir sonrası yokluk ve karaborsadır!
Son dönemde Merkez Bankası tarafından alınan faiz kararları başta olmak üzere enflasyonla mücadelenin terk edilmesi, kurlardaki gelişmelerin kontrolden çıkmasıyla birlikte piyasalarda 3-4 farklı faiz oluştu. TÜİK’in açıkladığı başta enflasyon olmak üzere pek çok veri ve gösterge ile ekonomideki gerçek tablonun örtüşmemesi, farklı enflasyon hesaplarının ortaya çıkması kafa karıştıran ekonomik kaos tablosu giderek bir ‘Paralel Ekonomi’ olgusunun yaşanmaya başladığını gösteriyor. Makro göstergelerden, kamu kaynaklarının kullanımına, faizden dövize, enflasyona kadar her alanda oluşan paralel ekonomiyle birlikte en başta iktidar ile vatandaşın ekonomisi arasında büyük bir uçurum var. Stokçuluk ve kuyrukların yanı sıra, yatırım ve üretimden kaçış başladı.
TÜİK’in yıllık TÜFE enflasyonu yüzde 19,89, üretici enflasyonu ise AK Parti’nin 20’nci yıla giren iktidarında rekor kırıp yüzde 46’yı aştı. Bağımsız bilim insanlarının oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENA Grup) yine TÜİK verileriyle hesapladığı yıllık enflasyon rakamı ise yüzde 49,87!
Vergi, harç ve cezalar için iktidarın 2022 yılında uygulayacağı enflasyon değerleme oranı TÜİK’in hesabıyla yüzde 36 ve Cumhurbaşkanının bunu yüzde 54’e kadar çıkartma yetkisi var. Buna karşılık Merkez Bankası’nın bu yıl beşinci kez yeniden değiştirdiği yılsonu enflasyon hedefi ise yüzde 18,4 olarak açıklandı.
− İş dünyası, sanayici, çiftçi, esnaf hangi enflasyona göre malının fiyatını belirleyecek?
− İktidar 2022 maaş ve asgari ücret artışını belirlerken bu dört farklı enflasyondan işine gelen en düşüğünü esas alıp, milyonları bir kez daha mağdur mu edecek?
Enflasyon yüzde 20’ye dayanırken, Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 16! Kamu Bankaları da talimatla aralarında anlaşıp faizi bu seviyeye düşürürken, özel ve yabancı bankaların, piyasanın uyguladığı faiz yüzde 22 düzeyinde. Buna karşılık hazinenin 20 Ekim’deki son borçlanma ihalesinde oluşan faiz ise yüzde 19,92!
Türkiye ekonomisinde mevcut süreçte 4 farklı enflasyon, 4 farklı faiz oranı söz konusu. Üreticiye Tarım Bakanlığı ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından hububat başta olmak üzere pek çok üründe verilen taban fiyatla, aynı ürünün ithal fiyatı arasındaki dev farkla hububatta, gıdada, ette, çifte fiyat ve yüklü zam beklentileri oluştu. Yatırım sermayesi olan, yatırım yapmayı, kapasite artırmayı düşünenler yatırımını erteleyip, parasını bir kenarda altın veya dövizde, güvencede tutmaya yöneliyor. Yatırım, üretim, istihdam yaratma hevesi kayboldu, tam aksine kaçış başladı. Ülke çapında döviz büfeleri ayakta, kepenk indiriyorlar. Yasa, hukuk hükümsüz halde. Saat başı değişen kurlarla, haftada ikiüç kez yapılan doğalgaz, LPG, benzin, mazot zamlarıyla değil bir ay, 48 saat sonra deposunu kaça dolduracağını, gelecek ay elektrik-doğalgaz faturasının, maliyetinin ne olacağını öngöremeyen sanayici, çiftçi, üretici hızla üretmekten vazgeçiyor. Zam yürürlüğe girmeden önce gece yarısı akaryakıt istasyonlarında araç kuyrukları oluşuyor. Üretilen mal ve ürünler yakında fiyatlar zamlanacak beklentisiyle stokta, depolarda bekletiliyor. Yüzde 50 zam söylentileriyle şeker piyasadan çekiliyor. Yaygınlaşan stokçuluğun bir sonraki aşaması malların, ürünlerin tezgâh altına inmesi, yokluk ve karaborsadır! Altı ayda ekmek İstanbul’da üçüncü kez zamlandı ve 1 TL’den 2,5 TL’ye çıktı. Fırıncılar Odası tüm ülkedeki odalara genelge göndererek maliyet hesaplarını gözden geçirmelerini, gramaj düşürerek ekmekte zamlı fiyatları yeniden belirlemelerini bildirdi.
Kamu kaynakları iktidar, kamu kurumları ve iktidar belediyeleri tarafından besleme vakıflara aktarılarak, kamunun görev ve yetki alanına giren pek çok alanda paralel yapılanmalarla birlikte, ‘paralel ekonomi, spekülasyon ve balon ekonomisi’ yaygınlaşıyor. İktidarın kurdurduğu vakıflar adeta İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun (İŞKUR), ÖSYM’nin fonksiyonlarını üstlenerek kamu kurumlarına personel yerleştirme, KPSS’yi geri plana iterek ‘mülakatsız’ devlet memuriyetine giriş sağlama, kamu binalarını hibe ve bedelsiz şekilde ya da günün koşullarında komik denilecek kiralarla 30-40 yıllığına sahiplenme yoluyla ‘paralel kamu idaresi’ oluşturuyor.
Bu gidişin sonu; piyasaların durması, üretim ve arzın kesilmesi, ekonomide topyekûn çöküştür. TÜİK dışındaki bilimsel hesaplamalarda yüzde 50’ye yaklaşan çift haneli enflasyon karşısında iktidarın çift haneli büyüme beklentisinin ezilen halk için bir anlamı olmadığı gibi, ‘naylon’ büyümenin yegâne getirisi; gelir dağılımının daha da bozulması, milli gelirin dolar bazında iyice gerileyerek daha dar bir kesimin elinde toplanması, yoksulluğun fakirliğin, işsizliğin tüm topluma yayılması ve sosyal çözülme olacaktır.
- Döviz Büfeleri Yönetmelik Değişikliği bir kez daha iktidarın attığı adımlarda ortak aklı önemsemeksizin hareket ettiğini gösterdi. Getirilen ağır sermaye koşulları pek çok döviz büfesinin kapanmasına, döviz alım-satımının yer altına inmesine kadar bir dizi soruna yol açacaktır. Kepenk indiren döviz büfelerinin eylemine rağmen sessizliğini sürdüren iktidarın yeni bir yönetmelik değişikliği ile geri adım atması sürpriz olmayacaktır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı 12 Ekim’de yürürlüğe koyduğu yönetmelik değişikliğiyle döviz büfeleri ve yetkili müesseselere sermaye koşulları, devir ve hissedarlık, şube açma vb. konularında bir dizi yeni yükümlülükler getirdi. Tabii ki kayıt dışı işlemlerin önüne geçilmesi için kimlik ibrazı makul bir düzenleme. Ancak zaten döviz büfelerinin büyük bölümü buna itiraz etmediği gibi ciddi ve köklü müesseseler işlemlerini kimlikle yapıyordu. Asıl önemlisi yapılan değişiklikle döviz büfelerine pek çoğunun karşılayamayacağı zorunluluklar getirilmesi dikkat çekici. Türkiye Yetkili Müesseseler Platformu’nun çağrısıyla ülke çapındaki 852 Döviz Büfesi bir günlük kepenk kapatma eylemi yaparak, yönetmeliği protesto ettiler. Ne kendilerinden ne mali müşavirlerden ne hukukçulardan görüş alınmamasını, bir gecede tüm sektörü ilgilendiren radikal değişikliklere gidilerek ertesi gün yürürlüğe konulmasını eleştirdiler. Yapılan yönetmelik değişikliğiyle döviz büfelerine getirilen yeni düzenlemelerde öne çıkan ve sektörün tepkisine neden olan bazı düzenlemeler şöyle:
− Şirket sahiplerinin hisselerini, çocuklarına, kardeşlerine, anne-babasına ve ortaklarına devri sınırlanıyor.
− Döviz büroları sahipleri, doğrudan kendileri yönetici olarak sorumlu olacak.
− Sermayeleri 2 milyon TL’den 10 milyon TL’ye çıkarılmakta, fiziki olarak anlık 10 Milyon TL sermayeyi kasasında bulundurmayan işletmenin faaliyet izin belgesinin iptali öngörülmektedir.
− Türkiye 4 faaliyet bölgesine bölünerek bu bölgeler dışında kalan döviz büfelerinin adres naklinde 3 milyon TL harç ödemeleri koşulu getirilmektedir. 3 milyon TL’lik harç koşulunu karşılaması güç görünen pek çok büfenin kapanması kaçınılmaz hale getirilmektedir.
Devir hakkının sınırlandırılması, büro sahiplerinin yönetim haklarının kısıtlanması, 5 katına çıkarılan sermaye şartı gibi maddeleri içeren yeni yönetmeliğin döviz piyasalarını olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.
İktidarın Gri Liste sonrasında bu adımı atması bir boyutuyla döviz büfeleri üzerinden kara para ve kayıt dışı kaynak girişi ve aklanmasının önlenmesine dönük olarak görülebilirse de kayıt dışı servetlerin, varlıkların vergisiz-sorgusuz şekilde aklanmasına olanak sağlayan yasaları 7 kez çıkartan, her 6 ayda bir de süresini uzatan bizzat iktidarın kendisi. Ülke genelindeki 852 döviz büfesini hedefleyen yönetmelik değişikliği sonrasında getirilen yeni ağır sermaye koşullarını sağlayamayıp, kepenk indirmek zorunda kalan dövizciler, bu kez bu işi tamamıyla kayıt dışı-yasa dışı şekilde yapmaya yöneleceklerdir. Olası kapanma durumunda her büfede en az 3-4 çalışan işsiz kalacaktır. Döviz büfelerini büyük ölçüde kapanmaya ya da yeraltına inmeye zorlayacak bu yönetmelik değişikliği, Türkiye Yetkili Müesseseler Platformu Temsilcileri, Türkiye Serbest Muhasebeciler, Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği, vb. ile bir araya gelinip, tüm tarafların görüş, öneri, uyarı ve değerlendirmeleri dikkate alınarak uzlaşı yoluyla tekrar gözden geçirilmelidir.
Aksi halde halen kaos, kargaşa ve büyük dalgalanmalar yaşanan döviz piyasalarında, kurlarda daha büyük hasarlar ortaya çıkabilecek, çifte kur olasılığı gündeme gelecektir. İktidar, sektörün taleplerini de dikkate alan, yasa dışılığı teşvik edecek düzenlemelerden kaçınan bir anlayışla hareket etmelidir.
- TÜİK’in 2021 Ekim ayı verileriyle TÜFE yıllık yüzde 19,89’a yükselirken, Yİ-ÜFE yıllık yüzde 46,31’e ulaştı. TÜFE/Yİ-ÜFE arasındaki makas daha da açılarak 26,42 puana çıktı. Bu makasın yakın dönemde kapanması söz konusu olmadığı gibi son zamlar ve kur artışlarıyla üretici enflasyonunun yüzde 50’yi aşması ve TÜFE’ye yansımasının hızlanmasıyla enflasyonun kontrolden çıkma ihtimali büyüyor!
TÜİK’in açıkladığı Ekim ayı verileriyle TÜFE yıllık yüzde 19,89’a Yİ-ÜFE de yüzde 46,31 ile 19 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Üretici tüketici enflasyonu arasındaki makası 26,42’ye çıkarken üreticide akaryakıt, doğalgaz, elektrik zamları ve kur artışlarıyla kasımda da artması beklenen maliyetin tüketici enflasyonu üzerindeki baskısını arttırdı. TÜFE’nin yüzde 20’nin üzerine doğru hızla hareketlenmesi beklenmeli! Ekim ayı TÜFE artışı aylık yüzde 2,39, Yİ-ÜFE ise aylık yüzde 5,24 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
Rahip Brunson kriziyle 2018’de yaşanan kur şoku sonrası Eylül 2018’de yüzde 46,15 oranıyla o güne kadarki en yüksek düzeyine ulaşan Yİ-ÜFE ekim ayında üç yıl önceki bu oranı da geride bıraktı. Üretici-tüketici makasında ise tarihteki en yüksek seviyeye ulaşıldı.
TÜİK verilerine göre gıda grubunda ekimde aylık artış yüzde 1,92 oldu ve manşet tüketici enflasyonuna 0,52 puanlık katkı yaptı. Sera ürünlerinin piyasaya çıkmasıyla özellikle domates ve biberde yüzde 32-36 arası aylık fiyat artışları gerçekleşti.
Kıvırcık fiyatında aylık artış ise yüzde 65,8 oldu. Alkol ve sigara grubunda sigara fiyatlarına yapılan yüzde 6,18’lik zamla bu grupta aylık artış yüzde 5,97 ve manşet enflasyona etki 0,26 puan oldu.
Ulaştırma grubunda ise akaryakıt zamlarında eşel mobil sisteminin sona ermesiyle benzin, motorin ve LPG fiyatlarındaki zamların yarattığı yükseliş enflasyona yansımaya başladı. Ulaştırma grubunda aylık artış yüzde 2,43 ve manşet enflasyona etkisi 0,36 puan düzeyinde gerçekleşirken, geçtiğimiz ay LPG yüzde 19,27, motorin yüzde 6,63, benzin ise yüzde 2,4 zamlandı.
TÜİK ekim ayı enflasyonunu yüzde 19,89 olarak açıklarken, devletin vergi, harç ve cezalarda enflasyona endeksli olarak uygulayacağı yeniden değerleme oranını ise yüzde 36,20 olarak hesaplayarak açıkladı.
− TÜİK’in resmi enflasyon verisinin yaklaşık iki katı düzeyindeki yeniden değerleme oranı arasındaki büyük fark ciddi bir hesap çelişkisi!
TÜİK’in Yeniden Değerleme Oranının hesaplanmasına esas olan enflasyon oranını yüzde 36,20 olarak duyurmasıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2022 yılında trafik cezası, harçlar ve bazı vergi türlerini bu oranda artıracak. Ayrıca Cumhurbaşkanının vergi veya cezaların yeniden değerleme oranının yarısı kadar veya yüzde 50 fazlasına kadar artırma ya da düşürme yetkisi var.
− Kanımca iktidar bu yetkiyi artırma yönünde kullanacak.
Diğer tarafta bağımsız iktisatçılardan ve akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu da (ENAG) ekim ayına ilişkin enflasyon verilerini yayımladı. TÜİK verileriyle hesaplama yapan ENAG’a göre ekimde aylık enflasyon yüzde 6,90 artarken, yıllık bazda ise enflasyon yüzde 49,87 düzeyiyle yüzde 50’ye yaklaştı.
TÜİK’in yüzde 19,89’luk verisinin yaklaşık 2,5 katı olan ENAG verisi, piyasadaki fiyatlarla, pazar-marketteki etiketlerle daha gerçekçi şekilde örtüşüyor. Domates-Biberin yüzde 32-36 arasında, KIVIRCIĞIN yüzde 65 zamlandığı bir ayda TÜİK’in gıda enflasyonunun yüzde 1,92 olması inandırıcılıktan uzak duruyor ve gerçeği yansıtmıyor!
- Meskenlerdeki tarifeyi sabit tutarak sanayi ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza yüklü zamlar yapan iktidar, vatandaşın elektrik ve doğalgaz faturalarını patlatacak artışları oluşacak kamuoyu ve halkın tepkisini göze alamadığı için uzatma senaryosu uyguluyor. Zamların TÜFE’ye yansımasını erteleyip, 2021 enflasyonunu düşük tutarak maaş ve asgari ücret artışlarını sınırlamayı amaçlıyor!
Geçtiğimiz hafta sanayici ve elektrik üreticisine yüksek oranlı doğalgaz zamları yürürlüğe konulurken, meskenlerdeki doğalgaz ve elektrik tarifelerinde değişikliğe gidilmedi. Sanayiciye verilen doğal gaza yüzde 49, elektrik üreticilerine yüzde 48 zam yapıldı. Bir yandan MB cari fazla vermek ve ihracatta rekabet gücünü artırmak için TL’nin değer kaybına göz yumma politikasına geçiş yaptığını ilan ederken diğer yandan sanayicinin maliyetlerini ikiye katlayacak doğalgaz ve enerji zamlarıyla sanayi üretimini baltalıyor. Elektrik üretim şirketleri yüzde 48’lik doğalgaz zammı sonrasında kar marjlarını büyük ölçüde kaybedecekler. Yakın dönemde doğalgazla işleyen elektrik santrallarının elektrik üretimine ara vermeye başlamaları şaşırtıcı olmayacaktır. Bu da elektrik üretiminde büyük açıkların ortaya çıkması, ayrıca üretim ekonomisinin yaşamsal girdisi elektrik üretiminin yetersiz düzeye gerilemesi demek.
− BOTAŞ, konutlarda tüketilen doğalgaz için gaz dağıtım şirketlerine uyguladığı satış fiyatını değiştirmediğini, 1000 metreküp doğalgaz için 1488 lira olarak sabit tuttuğunu duyurdu.
Bu aybaşında yürürlüğe giren zamlarla, sanayi aboneleri için 1000 metreküp doğalgaz için yüzde 49 artışla 3 bin 482 liraya, elektrik üretim santrallerinin kullandığı 1000 metreküp doğalgaz için 4000 liraya yükseltildi. Sanayicinin kullandığı doğal gaz iki ayda toplam yüzde 64, elektrik üreticilerinin kullandığı doğalgaz yüzde 63 zamlandı. Her iki kesimin de bu enerji maliyet artışını satış fiyatlarına yansıtmaları kaçınılmaz. Sanayici ürettiği malın fiyatına, santrallar da elektrik fiyatına zam yapmak zorunda. Ya da her iki kesim de doğalgaz tüketimini kısıp sanayici mal üretimini, santralcı elektrik üretimini düşürme yoluna gidecek.
İktidar dar gelirli, ücretli maaşlıların ve asgari ücretlilerin gelirlerinde son yılların en büyük iyileştirmesini yaparak yüzde 10 zam vermeye hazırlanıyor. Ekim ayı itibarıyla resmi enflasyonun yüzde 20’ye yaklaştığı bir ortamda şimdiden geniş kitleler, milyonlarca ücretli ve emekli yüzde 10 artışla resmi enflasyonun bile yarısı düzeyinde bir ücret zammına razı edilmeye çalışılıyor!
Yeni Soluk
Yorum Yap