CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 3 Mart 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 3 Mart 2024 tarihli raporu şöyle:
ERDOĞAN TOPRAK HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
03 MART 2024
SICAK GÜNDEM
- 8’inci Yargı Paketi sessiz-sedasız TBMM’den geçirildi. Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini tırpanlayan ilk adımlar atılırken, TMSF kayyumlarına yolsuzluk-rüşvet-usulsüzlük iddialarına karşı koruma kalkanı getirildi!
- Azerbaycan ile imzalanan 10 yıllık ikili ticaret anlaşmasında yılda 1,5 milyon litre şarabın gümrük vergisinden muaf bir şekilde ithaline olanak sağlanması, iktidarın çifte standardını gösteriyor. Bu anlaşma, Türkiye’deki pek çok üreticinin iflasına yol açacak!
İÇ POLİTİKA
- Emeklilere seyyanen zamla bütçenin batacağı söylemi, aldatma siyasetidir. 2024 bütçesinde 2,2 trilyon TL vergiden vazgeçen ve faize 1,2 trilyon TL ayıran iktidar, tercihini bir avuç faizci, müteahhit ve iktidar zengini için kullandı!
- Türk vatandaşlarının iltica taleplerinin bir yılda yüzde 82 artması, iktidardan memnuniyetsizliğin, baskılardan ve gelecek kaygısından yılgınlığın en somut göstergesidir.
EKONOMİ
- Faiz-finans-inşaat ve tüketim harcamalarıyla sağlanan büyümede sanayi yerinde saydı, tarım küçüldü, çalışanların milli gelirdeki payı iyice azaldı. Büyüme refah getirmedi!
- Ekonomik Güven Endeksi (EGE) şubatta düşüşe geçti. Tüketici ve reel kesim güveni başta olmak üzere EGE’nin alt endekslerindeki düşüş ekonomiye güvensizliğin genele yayıldığını yansıtıyor!
- Merkez Bankası rezervleri 6 haftadır kesintisiz şekilde geriliyor. Net uluslararası rezervler bir haftada 6 milyar dolar azalarak 22 milyar dolara indi!
TARIM
- Tarım ve Orman Bakanı 10 maddeden oluşan ‘Hayvancılıkta 5 Yıllık Yol Haritası’ açıkladı. Et ithalatının 3 yılda bitirileceği vaat edilirken, 650 bin besilik büyükbaş hayvan ithal edileceği açıklandı!
DIŞ POLİTİKA
- Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un NATO ve batılı ülkelerin Ukrayna’ya asker göndermesi önerisi, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve Rusya ile yakın ilişkilerinin geleceği açısından kabul edilemez.
- Somali ile Türkiye arasında 10 yıl süreli ‘deniz sınırları savunma anlaşması’ imzalandı. Nil suları için Mısır-Etiyopya-Somali arasındaki siyasi-askeri rekabete dahil olan iktidarın bu adımları, Türkiye’yi bölgedeki ABD-Çin rekabetinde ve olası çatışmalarda taraf olmak zorunda bırakabilir!
Bugüne kadar ‘eylem paketi, reform, demokratik açılım vb.’ adıyla açıklanan yargı düzenlemeleri, inandırıcılığını yitirdiği için 8’inci Yargı Paketi sessiz-sedasız TBMM’den geçirildi. Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini tırpanlayan ilk adımlar atılırken, TMSF kayyumlarına yolsuzluk-rüşvet-usulsüzlük iddialarına karşı koruma kalkanı getirildi!
8’inci Yargı Paketi geçen hafta TBMM’den geçirildi. Yapılan değişiklikler oldukça ciddi ve sorgulanması gerek. Baskıcı adımlar genişletilirken, usulsüzlüklerin sorgulanması önleniyor. Kişisel veriler art niyetli kullanıma açık hale getiriliyor. İcra-İflas Kanunu’ndan (İİK), Terörle Mücadele Yasası’na (TMY), Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndan (HMK), Ceza Muhakemeleri Kanununa (CMK) ve çok sayıdaki Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) değişiklikler getiren düzenlemelerin tartışmasız şekilde yasalaştırılması, iktidarın gerçek niyetini örtme amacını taşıyor. İktidar ittifakının hedef haline getirdiği, kapatılması, yetkilerinin kısıtlanması, bireysel başvuru hakkının sınırlanması vb. taleplerinin dile getirildiği AYM için oldukça kritik adımlar yeni pakette yer aldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve AYM’nin verdiği hak ihlali kararlarıyla, Türkiye’yi tazminata mahkum ettiği davalarda artık tazminat süreci AYM’de değil, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulacak Tazminat Komisyonlarında karara bağlanacak.
Aynı şekilde AYM’nin bir süre önce ‘keyfilik’ gerekçesiyle iptal ettiği TMY’deki ‘Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi daha geniş hale getirildi. Değişiklikle, zanlılara ‘çifte ceza’ yolu açıldı. Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği iddia edilen kişi hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işlemekten cezalandırılacak. AYM’nin iptal kararı sonrası halen söz konusu maddeden yargılanan ya da hüküm giyen binlerce kişi için davaların düşmesi ve tahliye olasılığı gündeme gelirken, yapılan değişiklikle bu kapı kapatıldı.
Yasada, vatandaşların SGK verilerinin Sağlık Bakanlığı ve özel hastaneler de dahil her türlü sağlık kuruluşuna açılmasını içeren değişiklik dikkat çekici! Bu maddeyle, anayasa güvencesindeki ‘kişisel verilerin korunması hakkı’ anayasaya aykırı şekilde askıya alınıyor. Kişisel verilerin hangi amaçla başkalarının kullanımına açıldığı konusundaki gerçek niyetin sorgulanması, olası mağduriyetlerin hesabını kimin vereceğinin açıklanması gereklidir.
Çarpıcı düzenlemelerden birisi, daha önce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yöneticilerine tanınan aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemlerden ötürü; usulsüzlük, yolsuzluk, rüşvet vb. suçlamalardan koruma-muafiyet kalkanının, TMSF’nin el koyduğu şirket ve kurumlara atadığı kayyumları da kapsayacak şekilde genişletilmesi. TMSF kayyumları yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, haksız kazanç, kamuyu zarara uğratma vb. suçlamalardan dolayı soruşturulamayacak, dava açılamayacak.
İktidarın 8’inci Yargı Paketi’ni adeta sahipsiz şekilde ve gündeme gelmesini istemeyen bir yaklaşımla TBMM’den hızla geçirmesi, muhtemelen satır aralarına gizlenen bu art niyetli değişikliklerin ve gizli amaçların, seçim öncesi kamuoyunda tartışılmasını önleme amacından kaynaklanıyor.
İktidarın TBMM’den geçirdiği 10 yıllık anlaşma ile Azerbaycan’a sağladığı gümrüksüz ithalat ayrıcalıkları, karşılıklı çıkarların korunması ilkesiyle bağdaşmıyor. Bu anlaşma, Türkiye’deki pek çok üreticinin, işletmenin iflasına, batmasına yol açacak!
Bütçedeki en büyük gelirlerden biri alkollü içki ve tütün mamullerinden alınan maktu vergiler ve Özel Tüketim Vergisi’nden (ÖTV) oluşuyor. İktidar yaşam tarzlarına müdahale olmadığını savunurken diğer yandan Cumhurbaşkanı kararıyla bu iki kalemdeki ÖTV artışları günlük politikaya dönüştü. İçeride alkollü içkilere ve tütün mamullerine yapılan yüksek oranlı vergi artışları ve artık ayda bir yürürlüğe giren zamlarla pek çok işletme kapandı. Yeraltına inerek bir sektöre dönüşen ucuz ve sahte içki imalatı yüzlerce cana mal olurken, yasa dışı sigara kaçakçılığı olağanüstü boyutlara yükseldi. Son olarak Mersin Emniyet Müdürü’nün kardeşinin de içinde yer aldığı kaçak tütün ve milyonlarca adet makaron sigara kaçakçılığı operasyonu ile bu alandaki yasa dışı kazançların hangi boyutlara ulaştığı açığa çıkıyor.
Azerbaycan ile imzalanan 10 yıllık ikili ticaret anlaşmasında yılda 1,5 milyon litre şarabın gümrük vergisinden muaf bir şekilde ithaline olanak sağlanması, iktidarın çifte standardını gösteriyor. Azerbaycan ile imzalanan ikili ticaret anlaşması iktidar oylarıyla TBMM’den geçirildikten sonra Cumhurbaşkanı tarafından hafta sonu onaylanıp yürürlüğe girdi. Cumhurbaşkanı imzasıyla Azerbaycan’dan gümrüksüz şarap ve fermante edilmiş içki ithali serbest bırakılırken, Türkiye, Azerbaycan’a gümrüksüz bakır tel, çamaşır makinesi, motorlu taşıt parçaları ihraç edecek.
Bu tür özel ve ayrıcalıklı ticaret anlaşmalarıyla sağlanan olanaklar, avantajlar her iki devletin çıkarına olmak zorunda. Taraflardan birisine sağlanan ayrıcalık ve muafiyetler diğer tarafın ekonomisinde, üreticisinde, işletmelerinde mağduriyete, yıkıma yol açıyorsa, orada karşılıklı çıkarların korunmasından söz edilemez. Nitekim bu anlaşmada da iktidarın içeride ağır vergi yüküyle baskı altına aldığı, üretim ve satışlarına kısıtlamalar getirdiği yerli şarap üreticileri ve üretim yapılan binlerce dönüm bağ, Azerbaycan’dan yılda 1,5 milyon litre şarap ithalatıyla üretime son vermek, batmak zorunda kalacak. Tarım ve Orman Bakanlığı yerli üzüm ve şaraplarla, son dönemde dünya çapında büyük başarı elde eden yerli butik şarap üreticilerine, işletme büyüklüğüne göre 30-50 milyon TL nakit teminat zorunluluğu getiren yönetmelik hazırlandığını açıkladı. Pek çok butik şarap üreticisi ve küçük üretici-işletmeler bu teminatın küçük işletmeleri yok edeceğini, butik şarapçılığı bitireceğini gündeme getirdiler. Yürürlüğe giren anlaşmayla yılda en az 1,5 milyon litre şarabın, vergisiz ithali ve satışına kapı açılması, üzüm ve şarap üreticilerinin yıkımına neden olacaktır.
Bu anlaşmayla yakın gelecekte asırlık üzüm bağlarının sökülmesi, Türkiye’nin üzüm ithal eder hale gelmesi, binlerce üreticinin üretimden kopması kaçınılmaz. 10 yıl sonra anlaşma bittiğinde Anadolu’nun simgesi Boğazkere, Kalecik Karası, Öküzgözü vb. pek çok üzümün yok olduğu, Türkiye’nin net ithalatçı konumuna geldiği görülünce iş işten geçmiş olacaktır.
16 milyon emekliye aylık 5 bin TL seyyanen zammın yıllık toplamı 960 milyar TL’dir! Emeklilere seyyanen zamla bütçenin batacağı söylemi, aldatma siyasetidir. 2024 bütçesinde 2,2 trilyon TL vergiden vazgeçen, faize 1,2 trilyon TL ayıran iktidar, tercihini bir avuç faizci, müteahhit ve iktidar zengini için kullandı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan 14 Mayıs 2023 seçim kampanyasında memur ve emekli aylıklarına temmuzda 8 bin TL seyyanen zam yapılacağını vaat etti. Seçim sonrası memur maaşlarında 8070 TL seyyanen artış yapılırken emeklilere yüzde 25 zam verildi. Emeklilere seyyanen zam ve maaş artışının 2024 başında yürürlüğe konulacağı açıklandı. 1 Ocak’ta memur ve memur emeklisine yüzde 49, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 37 zam duyuruldu. Tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı, kendi veriyormuş gibi önce yüzde 5 ek zam açıklaması yaptı. Tepki dinmeyince torba yasayla işçi, esnaf emeklisinin zam oranı da yüzde 49’a çıkarıldı. Her geçen gün ağırlaşan ekonomik ortamda emeklilerin açlık sınırının altında sefalet düzeyine inen yaşam koşullarını görmezden gelen, ‘bütçede kaynak yok’ bahanesine sığınan iktidar bayram ikramiyesi ve seyyanen zam konusunda aynı tavrı sergiledi. 2018’den bu yana 6 yılda sadece iki kez artırılan bayram ikramiyesi, 8’inci yargı paketine eklenen bir maddeyle yüzde 65 resmi TÜİK enflasyonuna karşın yüzde 50 artışla 2 binden 3 bin TL’ye yükseltildi. 2018’de asgari ücretin yüzde 65’ine denk gelen bayram ikramiyesinin aynı oranla 11-12 bin TL olması ya da asgari ücrete eşitlenmesi talepleri yine ‘bütçede para yok’ gerekçesiyle geri çevrildi. Oysa 8 bin TL seyyanen zam iktidarın seçim vaadi ve emekliler bu sözün tutulmasını istiyor.
Cumhurbaşkanı seyyanen zam 8 bin TL olursa 1,4 trilyon, 10 bin TL olursa 1,9 trilyon TL bütçeye yük geleceğini, bu zam yapılırsa bütçede yatırıma para kalmayacağını, tek çivi bile çakılamayacağını söylüyor. Örtülü ifadeyle ‘emekliye seyyanen zam verirsek, iktidar müteahhitlerine para kalmaz’ diyor. Oysa Cumhuriyetin 100’üncü yılında tüm emeklilere verilen 5 bin TL tutarında bir seyyanen artış 16 milyon emeklinin tamamına rahatlıkla yapılabilir ve en düşük emekli aylığı da 15 bin TL’ye çıkarılabilir. Bunun yıllık tutarı toplamda 960 milyar TL ve rahatlıkla hazine bu parayı SGK’ya aktarabilir. Yine 2024 bütçesinde vazgeçilerek muafiyet sağlanacak vergi tutarını ifade eden ‘vergi harcamaları’ ödeneği 2,2 trilyon TL! Bir avuç kişi ya da şirkete ayrıcalık için bu tutardaki vergiden vazgeçilmiş.
- Ocakta 121 milyar TL olan faiz ödemelerinin 2024 bütçesindeki yıllık tutarı 1,2 trilyon TL. Kur Korumalı Mevduat (KKM) için hesap sahiplerine ödenen faiz ve kur farkı ise 850 milyar TL.
- Sadece faize ve iktidarın ayrıcalık sağladığı bir avuç kesime ayrılan bu üç kalemin toplamı 4 trilyon 250 milyar TL.
16 milyon emekliye 8-10 bin TL seyyanen zam toplamının iki katını aşan parayı bir avuç faizciye, dövizi olana, vergi ayrıcalığı sağladıklarına ayıran iktidarın bütçede yatırıma kaynak kalmayacağı iddiası gerçeği gizleyip ve milyonları kandırma amaçlı bir söylemdir.
İktidarın demokrasiden uzaklaşarak, ‘Parti ve Şahıs Devleti’ne dönüştürmeye çalıştığı Türkiye, AB ülkelerine iltica sıralamasında, Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada. Biri iç savaş yaşayan, diğeri orta çağı dayatan Taliban rejimi altındaki iki ülkenin ardından Türk vatandaşlarının iltica başvurularında 2023’te yüzde 82 artış olması, ‘Dünya Türkiye’yi kıskanıyor’ söylemini boşa çıkartıyor!
Yerel seçim kampanyasını artık tümüyle seçmeni tehdit ve şantaj ekseni üzerine oturtan Cumhurbaşkanı Erdoğan, miting meydanlarında belediye başkanı adayı gibi dolaşıyor. İBB Başkanının ‘yanlışlıkla’ bu göreve geldiğini ifade ederek, demokrasiye, seçimlere, sandığa ve seçmen iradesine inanmadığını ortaya koydu. İstanbul’da AKP’nin itirazıyla iptal edilerek iki kez yinelenen seçimi yok sayan Cumhurbaşkanının atadığı valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, il jandarma ve garnizon komutanları da AKP adaylarının seçim kampanyalarına resmi unvan ve üniformalarıyla katılıyor. Türkiye’yi demokrasiden hızla uzaklaştıran iktidarın hak ve özgürlükleri kısıtlayan, anayasayı ve yasaları yok sayan, gençlerin gelecek umutlarını tüketen politikaları yoğunlaştıkça, Türkiye’den yurt dışına gidişler ve iltica başvuruları hızla artıyor. Bir yandan beyin göçüyle nitelikli, eğitimli yurttaşlarını, doktorlarını, mühendislerini, bilişimcilerini, gençlerini kaybeden Türkiye diğer yandan kendisi, ailesi ve çocukları için gelecek planlarını yurt dışına gören vatandaşların hızla artan iltica talepleriyle kan kaybediyor.
Avrupa Birliği İltica Ajansı'nın (EUAA) geçen hafta açıkladığı 2023 AB Ülkeleri İltica Raporu dünyanın dört bir yanından Avrupa’ya iltica edenlerin sayısının yüzde 18 artışla 1 milyon 140 bin kişiye ulaştığını, Türkiye’den iltica başvurularında ise önceki yıla göre yüzde 82 artış yaşandığını gösteriyor. AB İltica Ajansı, geçen yıl iltica başvurularında ortaya çıkan tablonun, 2015-2016’daki mülteci krizinden bu yana en yüksek düzeye ulaştığını açıkladı. 27 AB üyesi ile AB üyesi olmayan İsviçre ve Norveç'i de kapsayan iltica istatistiklerinde Türk vatandaşları Suriye ve Afganistan vatandaşlarının hemen ardından üçüncü sırada yer aldı. En çok iltica başvurusu yapılan AB ülkeleri arasında Almanya ilk sırayı alırken, bu ülkeyi Fransa, İspanya, İtalya izliyor. 2023 yılındaki 1 milyon 140 bin mültecinin yaklaşık üçte birini oluşturan 334 bin kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu. AB ülkelerine iltica başvurularında Suriyeliler 2023 yılında da 2022’ye kıyasla yüzde 38 artışla ve 181 bin kişiyle ilk sırada yer alırken, ikinci sırada Afganistan vatandaşları yer aldı. 2023 yılında Türkiye’den AB ülkelerine iltica başvurusunda bulunanların sayısı 100 bin 870’e yükseldi. Bu sayı 2022 yılına kıyasla yüzde 82 artış anlamına geliyor. Türklerin iltica başvurularında Almanya’nın ardından ikinci sırada Fransa, üçüncü sırada Avusturya bulunuyor.
Suriye 13 yıldır iç savaşta. Ülkenin pek çok bölgesi yıkıma uğradı ve çatışmalar sürüyor. Afganistan’da ise Taliban rejimi iktidara geldi ve ülkede bir orta çağa dönüş karanlığı söz konusu. Dolayısıyla bu iki ülkeden yapılan iltica başvuruları insani olarak can güvenliği, umutsuzluk vb. açılardan anlaşılabilir. Türk vatandaşlarının iltica taleplerinin bir yılda yüzde 82 artması, iktidardan memnuniyetsizliğin, baskılardan ve gelecek kaygısından yılgınlığın en somut göstergesidir.
TÜİK, Türkiye’nin 2023 yılının son çeyreğinde yüzde 4, 2023’ün tamamında yüzde 4,5 büyüme gerçekleştirdiğini; kişi başı milli gelirin 13 bin 110 dolar olduğunu açıkladı. Faiz-finans-inşaat ve tüketim harcamalarıyla sağlanan büyümede sanayi yerinde saydı, tarım küçüldü, çalışanların milli gelirdeki payı iyice azaldı. Büyüme refah getirmedi!
Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 4, yılın tamamında yüzde 4,5 büyüdü. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) milli gelir toplamı 2023 yılında 26 trilyon 276 milyar 307 milyon TL olarak belirlenirken, GSYH’nin dolar karşılığı 1,1 trilyon dolar oldu. Buna göre 2023’te Kişi Başına Milli Gelir (KBMG) TL bazında 307 bin 952 TL, dolar bazında 13 bin 110 dolar olarak hesaplandı. Ancak geçen yıl önce 5 bin ardından 7500 TL olan en düşük emekli aylığı alanların yanı sıra asgari ücretle çalışan milyonlarca kişi ve kamuda 20 bin TL’nin altında maaşı olan milyonlarca memur, 307 bin TL’lik KBMG’nin çok altında hatta yarısı düzeyinde milli gelirden pay alabildi. Dolayısıyla yoksulluk yaygınlaştı. Geçen yıl gerek toplam GSYH gerekse KBMG’deki artışta yüksek enflasyon ve TL’nin dolar karşısındaki hızlı değer kaybı yanında, seçim nedeniyle kurların bastırılıp enflasyonun altında tutulması etkili oldu. Sektörel faaliyetlerdeki büyümeye bakıldığında, 2023'te bir önceki yıla göre finans ve sigorta faaliyetlerinin ilk sırada yer alarak büyümeye yüzde 9 büyümeye katkı sağlaması yüksek enflasyon ve enflasyonun altında tutulan kur-faiz politikalarının sonucu. Banka kârlarının yüzde 300-400 artması bu durumu teyit ediyor. Aynı şekilde 6 Şubat depreminden sonra gerek deprem illerinde gerekse başta İstanbul olmak üzere deprem riski taşıyan diğer illerdeki kentsel dönüşüm, konut ve altyapı yatırımlarının hızlanması inşaat sektöründeki büyümeyi geçen yıl yüzde 7,8’e çekti. Uzun süredir eksi büyüme sergileyen inşaat büyümesi, bu piyasadaki ekonomik canlanmadan değil, depremde yıkılanların yerine yapımına başlanan inşaatlardan kaynaklanıyor.
Hizmetler sektörü zamlar ve artan fiyatlarla yüzde 6,4 büyümeyle 2023’te üçüncü sırada yer alıyor. Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 1,3 büyüme sağlarken sanayideki büyüme yüzde 1’in de altında kalarak yüzde 0,8 oldu. Tarım sektörü 2023’te de eksi yüzde 0,2 küçüldü. TÜİK’in açıkladığı 2023 büyüme hızı verileri, Türkiye ekonomisinin genel olarak kesintisiz şekilde pozitif büyüme sağladığını gösteriyor. Ancak üretim, ihracat, istihdam, katma değerli sanayi üretimi, tarımdaki küçülme, ücretlilerin milli gelirden aldığı payda düşüşün sürmesi bu büyümenin toplum refahını artırıcı bir etkisinin olmadığını ortaya koyuyor. KBMG 2013’teki 12 bin dolar seviyesini de aşıp 13 bin 110 dolara çıkarken, ocakta 17 bin 2 TL’ye yükseltilen asgari ücretin dolar karşılığının iki ayda yaklaşık 50 dolar azalarak 548 dolara inmesi, büyümenin gelir dağılımında adaleti sağlamadığını teyit ediyor.
TÜİK’in daha önce yayınladığı ‘2023 Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları’ istatistiklerinde ülkedeki toplam gelirin yüzde 50’ye yaklaşan kısmının nüfusun yüzde 10’luk kesiminde toplandığı açığa çıktı. En alttaki yüzde 10 nüfusun toplam gelirden aldığı pay sürekli azalıyor. Ücretlilerin toplam gelirden aldıkları pay ise her yıl azalıyor ve yüzde 36’dan yüzde 29’a indi. Göstergeler, büyümenin toplumsal refah yaratmadığını, yoksulluğu yaygınlaştırdığını açığa çıkartıyor.
TÜİK’in açıkladığı ve diğer tüm güven endekslerinin ortalamasını yansıtan Ekonomik Güven Endeksi (EGE) şubatta düşüşe geçti. Tüketici ve reel kesim güveni başta olmak üzere EGE’nin alt endekslerindeki düşüş ekonomiye güvensizliğin genele yayıldığını yansıtıyor!
Tüketici Güven Endeksi’ndeki (TÜGE) sert düşüşün ardından ekonomideki genel güveni yansıtan EGE’de de şubat ayında gerileme yaşandı. Ocak ayında 99,4 olan EGE şubat ayında yüzde 0,4 oranında azalarak 99 değerine indi.
EGE’yi oluşturan alt endekslerdeki en sert düşüş daha önce açıklanan TÜGE’de gerçekleşmişti. Mevcut durum ve gelecek 12 aya ilişkin tüm beklentilerin kötüleştiği, hanelerin gelecek 12 ayda her alanda daha kötüye gidileceği endişelerinin arttığı TÜGE’de, genel ekonomik durum ve enflasyon yanında, hanenin maddi durumu, işsizlik, tasarruf edebilme beklentileri iyice kötüleşirken ev ve araba sahibi olma beklentisi ise tek haneli puanlara inerek en dip noktaya düştü. Şubat ayı itibarıyla TÜİK’in açıkladığı EGE alt endekslerindeki gerçekleşmelere bakıldığında;
- TÜGE yüzde 1,3 oranında azalarak 79,3 puana indi
- Reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,9 azalarak 102 puana geriledi
- Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1 azalarak 114,5 puana düştü
- Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,6 oranında artarak 118,6 puana çıktı
- İnşaat sektörü güven endeksi yüzde 1 oranında artarak 91,8 puan oldu.
EGE’nin çatısı altında toplanan ve ekonominin geneli yanında kilit durumdaki ana sektörler ve kesimlerdeki güven zeminini ve geleceğe dönük beklentileri yansıtan alt endekslerde, sadece hizmet ve inşaat sektöründe şubat ayında güven artışı yaşanmış. İnşaat sektöründe özellikle deprem bölgesinde artan inşaat faaliyetleri yanında diğer illerde de yerel seçim kampanyalarında gerek iktidar gerekse muhalefet adaylarının ilan ettiği vaatler arasında öncelikle yüz binlerce yeni konut projesinin yer alması, ulaşım ve altyapı vaatlerinin öne çıkması, kentsel dönüşüm için hemen her partinin adayının seçmene destek, kaynak, kredi vb. sözler vermesi İSGE’de bir puanlık yükselişe olanak sağlamış durumda. Buna rağmen İSGE’nin 100 puanın altında olması sektörün her an tablonun değişebileceği kaygısını taşıdığını gösteriyor.
Yükseliş gösteren diğer güven endeksi ise hizmet sektöründe. Bu sektördeki güven artışı yaklaşan turizm sezonu, artan rezervasyonlar, insanlar için vazgeçilemez olan yeme, seyahat vb. alanlarda kontrolsüz şekilde olağanüstü fiyat artışlarıyla, kazançların yükseleceği beklentilerinden kaynaklanıyor.
Her koşulda alt endekslerin gerek haneler-aileler-bireyler bazında gerekse sanayi-imalat-reel sektör açısından ve özellikle alım gücüne endeksli perakende alışveriş ve ticarette gerileme göstermesi ekonominin genel güven tablosunda karamsarlık, endişe ve güvensizliği öne çıkartıyor.
Merkez Bankası (MB) rezervleri 6 haftadır kesintisiz şekilde geriliyor. Net uluslararası rezervler bir haftada 6 milyar dolar azalarak 22 milyar dolara inerken, seçim öncesi sert kur artışına izin vermek istemeyen MB’nin yine arka kapı yöntemleriyle kura müdahalesi gündemde. İhracatçılar rekabet gücü için dolar kurunun 42 TL olmasını isterken, MB’nin çift yönlü baskı altında olduğu anlaşılıyor!
6 haftadan bu yana sürekli gerileyen MB net döviz rezervleri açıklanan son verilerle geçen hafta 6 milyar 14 milyon dolar daha azalarak 22 milyar 445 milyon dolara indi. Döviz kurlarının baskılanmasının dış ticarette rekabet güçlerini azalttığını öne sürerek dolar/TL’de gerçekçi kurun 42 TL olması gerektiğini savunan ihracatçıların taleplerine karşılık ekonomi yönetimi ve iktidar kur artışlarını seçim sonrasına kadar önlemeye çabalıyor. MB rezervlerindeki erimenin hızlanması, dolaylı yollarla kurlara müdahale edilmeye çalışıldığını, sınırlı artışların ötesindeki yükselişlere izin vermemek için MB rezervlerinden satış yapıldığını gösteriyor. Buna rağmen son iki haftada dolar/TL 31 TL’nin üzerine euro/TL kuru ise 34 TL düzeyine ulaştı. Sterlin/TL kuru ise 40 liraya yaklaştı.
23 Şubat haftası itibarıyla brüt rezervler 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara indi. Altın rezervleri 1 milyar 155 milyon dolar artarak 48 milyar 116 milyon dolardan 49 milyar 271 milyon dolara yükseldi. Böylece bir önceki hafta 134 milyar 208 milyon dolar olan toplam brüt rezervler 131 milyar 750 milyon dolara gerilerken, bir önceki hafta 28 milyar 459 milyon dolar olan net uluslararası rezervler, 23 Şubat haftasında 6 milyar 14 milyon dolar azalarak 22 milyar 445 milyon dolara indi. MB’nin swaplarla ve ihracatçı dövizlerinin yüzde 40’ına el koyarak rezerv biriktirme çabalarına karşılık net rezervlerin sürekli düşüşte olması, döviz kurlarına müdahale edildiğini gösteriyor.
Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı tutanaklarında enflasyonla mücadeleden taviz verilmeyeceğini, TL’nin değerlenmesinin öncelikli hedefleri olduğunu ilan eden MB bu amaçla kurların artmaması, düşmesi görüşünde olduğunu ifade ediyor. İhracatçıların rekabetçi kur taleplerine direnmeye çalışan MB, iktidarın baskısıyla da karşı karşıya. Alım gücü gerileyen geniş kesimler daha yüksek maaş ve ücret artışı yönünde talepleri dillendiriyor. MB Başkanı Fatih Karahan, enflasyon artışında öncelikli unsur olarak maaş ve ücret artışlarını gördükleri için ücret artışlarının baskılanarak kısıtlanması gerektiğini, iç talep ve tüketimin aşağı çekilerek enflasyonun düşürüleceğini savunuyorlar. Asgari ücretin yılda bir kez artırılması, kredi kartıyla yapılan harcamaların kısıtlanması vb. uygulamalar gündeme getiriliyor.
Ancak bunun olabilmesi için TL’deki değer kaybının durdurulması, döviz karşısında TL’nin değerlenmesi ve alım gücünün yükselmesi gerekiyor. İktidar ve ekonomi yönetimi, MB üzerinde kur artışlarının frenlenmesi yönünde baskıyı artırdıkça, MB de kura müdahale için rezerv satıyor. Bu uygulama, MB döviz rezervlerinin erimesini getiriyor. Rezervi azalan MB’nin müdahale olanağını yitirmesi halinde yerel seçim sonrası büyük kur artışlarının yaşanması kaçınılmaz görünüyor.
Tarım ve Orman Bakanı 10 maddeden oluşan ‘Hayvancılıkta 5 Yıllık Yol Haritası’ açıkladı. Daha önce açıklanan benzer planların hepsi et ve canlı hayvan ithalatının artmasına yol açtı. Et ithalatının 3 yılda bitirileceği vaat edilirken, 650 bin besilik büyükbaş hayvan ithal edileceği açıklandı!
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı daha önce ilan ettiği 2024-2028 Beş Yıllık Stratejik Tarım Planının ardından geçen hafta ‘Hayvancılıkta 5 Yıllık Yol Haritası’ açıkladı. Yine 2024-2028 arası beş yılı kapsayan 10 maddelik planla et ithalatının 3 yılda bitirilmesi, 2026 sonunda et ve canlı hayvan ithalatına son verilmesi öngörülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığında, önceki bakanların hemen tamamı benzer stratejik tarım ve hayvancılık yol haritaları açıklayıp et-canlı hayvan ithalatını bitirmeyi vaat etti. Sonuç, ithalatın katlanarak artması oldu. Yeni bakanın da hayvancılık yol haritasını açıklamadan önceki icraatı Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) 650 bin büyükbaş besilik hayvan ithalini ilan etmek oldu.
Önceki hafta kuzu etine 45 TL zam yapılırken geçen hafta yine kuzu etine 60-85 TL, dana-sığır etine 10-15 TL arası zam geldi. Kasaplar Odası üye iş yerlerinde 500 TL’nin altında kıyma ve parça et bulmanın zorlaştığını, enflasyon ve maliyet yanında birkaç büyük ithalatçının piyasayı manipüle ettiğini açıkladı. Tarım ve Orman Bakanı, et fiyatındaki artışın enflasyon ve maliyetlerle izah edilemeyeceğini öne sürerek fırsatçılarla mücadelede en ağır cezaları uygulayacaklarını ifade etti. Rekabet Kurulu da ette olağanüstü fiyat artışı nedeniyle sektöre yönelik kartelleşme incelemesi başlattı. Aralarında gizlice anlaşarak et fiyatını birlikte artıran 11 büyük et üreticisine ağır para cezaları kesildi.
Seçim ve oy hesabıyla iktidar kontrolündeki Ulusal Süt Konseyi (USK) aylarca çiğ süt fiyatlarını artırmayınca milyonlarca büyük ve küçükbaş süt hayvanı kesime gönderildi.
Türkiye Kasaplar Odası ve Kırmızı Et Üreticileri Birliği yaptıkları açıklamalarda tüm uyarılarına rağmen iktidara seslerini duyuramadıklarını, besihanelerde ve kesimhanelerde üretimin yüzde 20-30 arasında gerilediğini, et ve süt arzının azaldığını dile getirdiler. Hayvancılığa yönelik destek ve teşviklerin düşük tutulması, kaynakların ithalata ayrılması nedeniyle son beş yılda canlı hayvan varlığının 4,3 milyon baş azaldığı vurgulandı. Bakan Yumaklı’nın açıkladığı 5 yıllık planda hayvan varlığının artırılması, bütçeden yeni destek ve teşvikler, ucuz krediler yerine planlı besicilik, sözleşmeli besicilik vb. modeller yer alıyor. Damızlık üretimini devlet üstleniyor. TİGEM ve ESK damızlık hayvan üretip, besicilere dağıtacak. Kadınlara ve gençlere hayvancılık yapmaları için teşvik ve 40-60 milyon TL kredi verileceği vaat ediliyor.
Muhtemelen bu yeni yol haritası da öncekiler gibi sonuca varmadan rafa kalkacak. Türkiye pahalı ithal ete, ithal canlı hayvana milyonlarca dolar ödemeye devam edecek. İktidarın yıllardır sürdürdüğü yanlış politikalar ve uyguladığı planlarla ülke hayvancılığı, tümüyle bitecek. Halkın temel beslenme ve gıda ihtiyacı uluslararası gıda tekellerinin insafına terk edilerek ülke daha fazla dışa bağımlı hale gelecek.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un NATO ve batılı ülkelerin Ukrayna’ya asker göndermesi önerisi, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve Rusya ile yakın ilişkilerinin geleceği açısından kabul edilemez. NATO anlaşmasına da aykırı bu çağrıya Almanya ve ABD’nin karşı çıkması olumlu bir gelişme olsa da Türkiye açısından böyle bir maceranın tartışılması bile söz konusu olamaz!
Rusya-Ukrayna savaşında, ABD-AB tarafından sağlanan her türlü mali ve askeri desteğe rağmen Ukrayna’nın kaybetmeye yakın olması, batılı liderleri uç arayışlara yöneltiyor. ABD’de bu yıl yapılacak seçimlerde olası başkan değişikliği ve Trump’ın yeniden seçilmesi ihtimali Avrupa ülkelerini güvenlik kaygısına sürükledi. Trump’ın adaylığı için nihai kararı ABD yüksek mahkemesi verecek. Ancak tekrar başkan olduğunda Ukrayna’ya desteği keseceğini, Avrupa’nın güvenliği için Amerikan kaynaklarının harcanmasını durduracağını açıklayan Trump’ın seçilmesi ihtimali AB liderlerini endişelendiriyor. Bunun son örneği Ukrayna’ya Destek Konferansı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un dile getirdiği öneri oldu. Rusya’nın kazanmaması için ne gerekiyorsa yapılacağını söyleyen Macron, gerekirse Ukrayna’ya ‘batılı askeri birliklerin gönderilmesi’ ihtimalini değerlendirmek gerektiğini ifade etti. Bu açıklama NATO’nun Ukrayna’ya müdahale edeceği yorumlarını öne çıkarınca, Rusya Devlet Başkanı Putin’den sert tepki geldi. Böyle bir adımın NATO-Rusya savaşı anlamına geleceğini belirten Putin, Rusya’nın tüm Avrupa ülkelerini vurabilecek çok özel silahlara sahip olduğunu, bundan Avrupa’nın zararlı çıkacağını ilan etti.
ABD başta olmak üzere Almanya, İtalya ve diğer Avrupalı liderler ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’ya desteğin süreceğini ancak askeri müdahalenin söz konusu olamayacağını açıkladılar. Ukrayna konusunda AB içindeki çatlağın büyüdüğünü gösteren bu gelişme, özellikle baştan itibaren Karadeniz’de istikrarın devamını ve savaşta tarafsızlığını sürdürmeyi benimseyen Türkiye açısından kritik bir süreci işaret ediyor. Trump’ın seçilmesi durumunda AB’nin güvenliğinin boşluğa düşmesi ihtimali, AB liderlerini Türkiye’yi yanlarına çekmeye yönlendiriyor. Rusya’ya yeni yaptırım paketinde Türkiye’yi kapsama almaya hazırlanan AB’nin diğer yandan Türkiye’yi ‘Avrupa Gökyüzü Kalkanı’ hava savunma projesine dahil etmesi dikkat çekici. NATO üyesi olmayan Avusturya ve İsviçre’nin de projeye alınması, Avrupalı liderlerin Rusya karşısında güvenlik kaygısını gösteriyor. İktidarın ABD ile yakınlaşma, AB ile ilişkileri normalleştirme girişimlerini göz önünde bulunduran AB’nin, tam üyelikten ziyade NATO içinde ABD’den sonra en büyük ikinci orduya sahip Türkiye’yi yanına çekerek, Rusya’ya karşı konumlandırmayı amaçladığı söylenebilir.
Mülteci sorununda 3 milyar euro destek karşılığı AB’nin sınır bekçiliğini üstlenen Türkiye’ye vize serbestisi ve gümrük birliği revizyonu sözünü tutmayan AB’nin bu kez de askeri güvenlik amacının öncelikli olduğu anlaşılıyor. İktidarın ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi her şeyin önünde tutması, NATO anlaşmasının kapsamı dışında bir askeri yükümlülüğe karşı dikkatli olması, barış ve esenliğimiz adına hayati önemdedir.
Somali ile Türkiye arasında 10 yıl süreli ‘deniz sınırları savunma anlaşması’ imzalandı. Aynı anda ABD’de Somali ile ‘elit silahlı güç’ anlaşması imzaladı. Nil suları için Mısır-Etiyopya-Somali arasındaki siyasi-askeri rekabete dahil olan iktidarın bu adımları, Türkiye’yi bölgedeki ABD-Çin rekabetinde ve olası çatışmalarda taraf olmak zorunda bırakabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği Mısır ziyaretiyle aynı dönemde Somali ile Türkiye arasında Deniz Savunması alanında 10 yıl süreli askeri iş birliği anlaşması imzalandı. Deniz Kuvvetleri olmayan Somali’nin deniz sınırları 10 yıl boyunca Türk Deniz Kuvvetleri korumasında olacak. Anlaşma ile Türkiye, Somali Deniz Kuvvetleri’nin kurulması ve eğitimine destek sağlayacak. Sahra altı Afrika’sına Libya üzerinden açılmak için daha önce girişimlerde bulunan iktidar, Libya'da iç savaşında taraf olarak Trablus hükümetinin yanında yer almıştı. Şimdi Somali ile imzalanan Deniz Sınırlarının Korunması askeri anlaşmasıyla bir süredir geri planda kalan Afrika açılımının yeniden canlandırılacağı, Mısır ile iş birliği arayışlarının başladığı anlaşılıyor. Somali’nin sınır komşusu Etiyopya, Nil nehri sularının paylaşımı nedeniyle Mısır ile gerginlik yaşıyor. Mısır’ın Assuan barajından daha büyük kapasitedeki baraj nedeniyle Etiyopya’nın ulaşacağı enerji, sulama, üretim gücü Mısır’ı zorlayacak. Bölgesel rekabette Etiyopya’yı öne geçirme ihtimalini artıracak. Rönesans barajı tam kapasite faaliyete geçtiğinde, barajda tutulacak su nedeniyle Mısır’ın Nil nehrinden aldığı sudaki payı ciddi ölçüde azalacak. Ekonomide, tarımda, turizmde, vb. su kaynaklı sıkıntılı bir tablo ortaya çıkacak.
İktidar, Mısır’da İhvan’a destek verdiği, Sisi yönetimiyle diplomatik ve siyasi bağların kesik olduğu dönemde Etiyopya ile yakın ilişki kurarak, bu ülkeye Rönesans barajının korunması ve Mısır’a karşı savunma amaçlı İHA ve SİHA satışı yaparak Mısır’ın tepkisini çekmişti. Şimdi gelinen noktada Mısır ile normalleşmenin ilerlemesi için Kahire ziyaretinde Mısır’a da Etiyopya’ya karşı SİHA satışı önerildi. Mısır medyasına göre Sisi yönetimi bu öneriye mesafeli ancak Etiyopya’ya SİHA satışı yapılmaması isteğini Cumhurbaşkanına iletti.
Etiyopya ile Mısır arasındaki Nil nehri kaynaklı gerilimin yanı sıra Etiyopya ile Somali arasında da Kızıldeniz’e erişim nedeniyle sorunlar söz konusu. Eritre’nin bağımsızlık ilanı sonrasında denize erişimi kalmayan Etiyopya, Cibuti ile anlaşıp bu ülkeden liman kiralayarak denize çıkış sağladı. Somali’den ayrılıp bağımsızlık ilan eden Somaliland yönetimiyle de liman anlaşması imzalayan Etiyopya, deniz kuvvetlerini Kızıldeniz’e çıkartma hazırlığında. Birleşmiş Milletler ve bölge ülkelerinin tanımadığı Somaliland, Etiyopya’ya liman kiralayarak uluslararası tanınma peşinde. Etiyopya da Somaliland üzerinden Kızıldeniz’e çıkarak, Mısır ile rekabet ve uluslararası sulara açılmayı hedefliyor.
Somali ile imzalanan 10 yıllık deniz savunma anlaşması ve Mısır ile normalleşme, Sahra altı Afrika ülkelerinde yeni iş birliklerinin yanı sıra Etiyopya ile Türkiye’yi bölgede karşı karşıya getirebilir. İlerleyen süreçte Türkiye, Mısır-Somali-Etiyopya geriliminde, Nil nehri suyunun paylaşımı çatışmaları ve Kızıldeniz’deki güç savaşları rekabetinde askeri açıdan taraf olmak zorunda kalabilir.
Yeni Soluk
Yorum Yap