CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/26 Mayıs 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 26 Mayıs 2024 tarihli raporu şöyle:

ERDOĞAN TOPRAK HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

26 MAYIS 2024

SICAK GÜNDEM

Etki Ajanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, 9. Yargı Paketi, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, Seferberlik ve Savaş Yönetmeliği vb. iktidarın gerçek niyetini ve hedefini açığa çıkartan toplumsal dizayn stratejisinin eş zamanlı halkalarıdır!

Borsa İstanbul’da 9 milyona yaklaşan yatırımcı sayısı ve peş peşe izin verilen halka arzlarla, yatırımcıların mağduriyetine yol açabilecek hassas bir zemin oluştu. SPK’nın tavrı yeni bir Banker Krizi’ne neden olabilir!

İÇ POLİTİKA

Mesleki eğitimlerini tamamlayarak atanmaya hak kazanan yeni adli ve idari yargı hakim ve savcıları için Saray’da düzenlenen kura töreni ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın burada yaptığı konuşma, yargı bağımsızlığı adına yüz kızartıcıdır!

Milyonlarca emeklinin maaş, ikramiye ve ekonomik koşullarını iyileştirmek yerine öğrenci yurtları ve kamu sosyal tesislerinden yüzde 15 indirimli konaklama desteği verilmesi emeklileri yok saymaktır!

EKONOMİ

Sanayicinin yatırım hevesi kırıldı. Yatırım teşvik belgesi sayısı geçen yıla göre yüzde 21, sabit yatırım tutarı yüzde 45 ve öngörülen istihdam yüzde 23 azaldı!

Merkez Bankası, politika faizini yüzde 50’de tuttu. Yüksek faiz ve baskılanmış kur politikası, Türkiye’yi sıcak para için popüler kazanç ülkesi haline getirdi!

TÜİK ve Merkez Bankası’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği mayıs ayı Tüketici Güven Endeksi anket sonuçları; enflasyon, işsizlik ve ekonomik durum konusunda gelecek 12 aya ilişkin karamsarlığın sürdüğünü gösteriyor!

TARIM

Yaş çay taban fiyatıyla çay üreticisini mağdur ederek tepkilere yol açan iktidar, nisanda başlayan erken hasada rağmen ‘buğday taban fiyatını’ açıklamıyor. Hububat üreticileri, buğday taban fiyatının kiloda en az 15 TL olmasını istiyor.

DIŞ POLİTİKA

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, savaş suçu gerekçesiyle İsrail Başbakanı Netanyahu ve Hamas yöneticileri için tutuklama istedi. ABD’nin tepki gösterdiği karara Avrupa’dan destek geldi.

İran’da geçen hafta yaşanan trajik helikopter kazasının ardından Cumhurbaşkanı seçiminin 28 Haziran’da yapılacağı açıklandı. İran’ın dini ve siyasi liderliği ile rejimin sertlik veya reformcu yönelişini etkileyecek süreçlerin yaşanması söz konusu olabilir.

Son dönemde ‘ulusal beka ve milli güvenliğe tehdit’ söylemiyle yeni düşmanlar yaratılıp ‘toplumda korku iklimini yayan’ bir rejimin altyapısı tasarlanıyor. Etki ajanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, 9. Yargı Paketi, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, Seferberlik ve Savaş Yönetmeliği vb. bu toplumsal dizayn stratejisinin eş zamanlı halkalarıdır!

İktidarın bir yanda ‘siyasette yumuşama ve normalleşme’ diğer yanda ‘yenilikçi-özgürlükçü sivil anayasa’ söylemiyle gölgede tuttuğu gerçek hedefi için peş peşe attığı adımlar topluca değerlendirildiğinde asıl amaç açığa çıkıyor. İlk adım 28 Şubat’ta Cumhurbaşkanı  (CB) Erdoğan’ın kamuoyunda ‘Kırmızı Kitap’ olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin (MGSB) güncellenmesi talimatıyla atıldı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği çalışma başlattı. Ulusal güvenlik, milli beka için ‘yeni tehditler’ belirlenecek. Önceki MGSB’lerinde PKK dışında başta Gülen Cemaati olmak üzere devlete sızıp paralel yapılar kuran tarikat ve dini cemaatler tehdit olarak yer aldığı halde iktidar uzun süre adım atmadı ve süreç 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar geldi. Şimdi de son dönemdeki bazı siyasi suikast, suç organizasyonu davalarıyla emniyet ve yargının yanı sıra Milli Eğitim, Sağlık, Adalet ve daha birçok bakanlıkta, kamu kurumlarında yaşananlarla ortaya çıkan güç mücadeleleri, tarikatların kamuya sızma, kadrolaşma hamlelerinin sürdüğünü, yeni boyut kazandığını gösteriyor. Milli Eğitim Bakanı TBMM’de cemaat ve tarikatlarla iş birliği yapıp protokoller imzalamaya devam edeceklerini ilan ediyor.

Yargı Paketiyle casusluk kapsamına alınması öngörülen ‘etki ajanlığının’ şimdi gündeme gelmesi gerçek niyeti açığa çıkartıyor. Yurt dışı fonlardan kaynak sağlayan medya kurumları, bu fonlarla yürütülen bilimsel-akademik araştırmalar milli güvenliğe tehdit gerekçesiyle etki ajanlığı kapsamına alınmak isteniyor. İktidarın yıllardır kamu kaynaklarıyla beslediği, kurucuları arasında Cumhurbaşkanının aile bireyleri, danışmanları ve kurmaylarının olduğu TÜRGEV, TÜGVA, SETA, İHH, Etnospor Konfederasyonu, TRT vb. kurum ve vakıfların AB’den milyonlarca euro fon aldığı ortaya çıktı. O zaman; stratejik araştırma adı altında iktidarın siyasetini yönlendiren, mütevelli heyeti üyelerini, elemanlarını bürokrasiye yerleştirip kadrolaşan, görüntüde insani yardım, spor faaliyeti yürüten bu kuruluşlar, AB’den aldıkları fonlarla ülke aleyhine etki ajanlığı mı yapıyor?

Muhalefete baskıyı yoğunlaştırmaya hazırlanan iktidar, 24 yıldır yürürlükteki ‘Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğünü’ yönetmeliğe dönüştürdü. CB Erdoğan kendi imzaladığı kararla kalkışma, ayaklanma, toplu eylem vb. durumlarda seferberlik ilanı yetkisini kendisine verdi. Sınırları belirsiz bu geniş ve muğlak yetki muhalefete karşı her türlü siyasi niyet ve amaçla kullanılabilir. Toplumun geniş kesimlerinde tepki ve infiale yol açan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adlı yeni müfredatın askı süresinin dolduğu, Talim ve Terbiye Kurulu’nda kabul edildiği, bu öğretim yılında uygulanacağı açıklandı.

İktidarın gerçek yüzünü, niyetini ve hedefini açığa çıkartan bu plan ve hamleleri, toplumun adalet, uygarlık ve çağdaşlık talepleri karşısında amacına ulaşamayacak, ülkenin dört yanında her gün daha da güçlenen demokrasi ve özgürlük rüzgârıyla dağılacaktır.

Borsa İstanbul’da 9 milyona yaklaşan yatırımcı sayısı ve peş peşe izin verilen halka arzlarla, yatırımcıların mağduriyetine yol açabilecek hassas bir zemin oluştu. Yabancı bankaların dikkat çeken spekülasyonlarını izlemekle yetinen SPK’nın tavrı yeni bir Banker Krizi’ne neden olabilir!

Türkiye’nin en büyük özel bankalarından birisinin 8 milyar dolara önde gelen zengin körfez ülkelerindeki bir banka tarafından satın alınacağına ilişkin spekülasyonlar geçen hafta içinde Borsa İstanbul’daki (BİST) banka hisselerinin aşırı yükselmesine ve kısa dönemde çok ciddi paraların el değiştirmesine zemin yarattı. Türk bankasının büyük hissedarı olan Türkiye’nin en büyük holdingi böyle bir satışın söz konusu olmadığını Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirmesine rağmen banka hisselerindeki sert iniş çıkışlar, manipülasyon ve spekülasyonlar devam etti.

Bunun öncesinde de yayınladıkları yatırımcı raporları ve açıkladıkları al-sat tavsiyeleriyle BİST’teki işlemleri büyük ölçüde yönlendiren iki büyük ABD yatırım bankası Bank of America ve Goldman Sachs, iki kamu bankalarının hisseleri üzerinde ciddi spekülatif tavsiyelerle milyarlarca liralık değer kayıpları ve ertesinde çok ciddi kazanç olanaklarına zemin hazırladılar. Vakıfbank ve Halkbank hisseleri üzerinde ABD’li iki bankanın gerçekleştirdiği raporlamalar ve yatırımcı tavsiyeleri bu hisseler üzerinde günlük 1,5 milyar TL’ye varan satışlara ve beraberinde değer kayıplarıyla küçük yatırımcıların ağır zararına neden oldu. Hemen ertesinde bu iki bankanın bir gün önce satış tavsiyesi vererek değerini dibe vurdurdukları kamu bankalarının hisselerinde bir gün önce kendi tavsiyeleriyle düşürdükleri fiyattan oldukça yüklü hisse alımları yaptıkları görüldü. Yabancı bankalar bu yüklü alımlarındaki sorumluluklarını ‘müşteri emri’ diyerek geçiştirirken, asli görevi BİST’i regüle etmek, manipülasyon ve spekülasyonları önlemek, özellikle küçük yatırımcıyı korumak olan Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tüm bu olanlara sessiz kaldı.

Peş peşe verdiği halka arz onaylarıyla BİST’teki yeni şirket hisseleri üzerinde ciddi kazançlara olanak sağladıktan sonra, kısa süre sonra aynı hisselere işlem yasağı getirmek zorunda kalan SPK’nın bu tavrı, 1980’lerdeki banker furyasıyla yaşanan ve yüz milyarlarca liralık vurgunlarla 300 bin yatırımcının yıllar süren mağduriyetine neden olan bir borsa vurgununa ortam hazırlayabilir. O dönemde denetimsizlik ve yasal boşluklarla her köşe başında açılan bankerlik büroları pek çok tasarruf sahibinin geleceğini kararttı. Merkezi Kayıt Kurumu’nun (MKK) son verilerine göre son bir ayda yaklaşık 2 milyon yeni küçük yatırımcının BİST’e girişiyle yatırımcı sayısı 9 milyona yaklaştı.

Borsa oyunları ve son bir ayda yaşanan olağanüstü endeks yükselişleri, bankacılık hisseleri üzerindeki spekülasyon ve manipülasyonların üzerine neden gidilmediği sorgulanmalıdır. Borsayı yönlendirme gücüne sahip iki ABD’li yatırım bankasının işlemleri, yatırım tavsiyeleri, yayınladıkları raporlarda öne sürdükleri hisseler üzerinde kendi yaptıkları işlemlerin SPK tarafından göz ardı edilmesi, milyonlarca küçük yatırımcının olası mağduriyetinde SPK’yı, ekonomi yönetimini ve bu olağanüstü haksız kazançlara sessiz kalanları sorumluluktan kurtaramayacaktır!

Mesleki eğitimlerini tamamlayarak atanmaya hak kazanan yeni adli ve idari yargı hakim ve savcıları için Saray’da düzenlenen kura töreni ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın burada yaptığı konuşma; yargı bağımsızlığı adına yüz kızartıcıdır. Yargıdaki siyasallaşmanın en somut görüntüsüdür!

Hakim ve savcıları siyaset karşısında esas duruşta bekleten bu tavrın, mahkeme salonundaki yansıması ise mafya bozuntularının hakime ‘söyle bir tanem’ deme cesaretini bulmasıdır. 20 Mayıs’taki tören öncesi Adalet Bakanlığı’nın resmi web sitesinde 16 Mayıs’ta yayınlanan duyuruda, yeni hakim ve savcılardan Cumhurbaşkanlığı Sarayındaki törene cübbe ile katılmaları isteniyor. Cübbelerini Adalet Bakanlığı’ndan teslim almak üzere randevu almaları gerektiği duyuruluyor.

Anayasada kimsenin yargıya talimat veremeyeceği hüküm altına alınmasına karşılık, siyasi parti genel başkanı kimliği de taşıyan Cumhurbaşkanının hakim ve savcıları ayağına çağırıp, karşılarında baştan sona siyasi bir konuşma yapması, siyasi davaları gündeme getirip yargı kararları hakkında beyanda bulunması yargıyı etkileme amaçlı siyasi talimat niteliğindedir. Konuşmanın bitiminde hakim ve savcıların ayağa kalkıp Cumhurbaşkanına alkış tutmaları ise başlı başına vahim bir tablodur. Yıllarca Adalet Bakanlığı salonunda yapılan, sadece hakim-savcılar ile yakınlarının katıldığı rutin bir işlem olan kura çekiminin Cumhurbaşkanlığı Sarayında yapılması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının yok sayıldığı mesajını içeren siyasi bir güç gösterisidir. Daha Adliye Sarayına adım atmadan Cumhurbaşkanlığı Sarayına çağrılarak, siyasi erki temsil eden tek adamın telkin, tavsiye ve talimatlarını dinlemeye mecbur edilen hakim ve savcıların verecekleri kararlarda bu siyasi gücün etkisini sürekli hissetmeleri istenmektedir.

Halen Adalet bakanlığı resmi sitesindeki ‘Türk Yargı Etiği’ ilkelerinde sadece hukuka-kanuna göre karar vermenin yeterli olmadığı belirtilerek; ‘Yargıya güvenin sağlanması ve sürdürebilmesi için bağımsız olmak kadar, bağımsız görünmek de önemlidir, yargıçlar tarafsız hareket etmekle yetinmez, objektif bir bakış açısıyla tarafsızlıklarına ilişkin her türlü kuşkuyu bertaraf edecek bir duruş sergilerler’ deniliyor.

  • Türk Yargı Etiği İlkeleri bu kuralları koyarken, hakim ve savcılar saraya çağrılıp siyasi telkinlerde bulunulursa yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi?
  • Bu görüntüleri izleyen kamuoyu hakim ve savcıların siyasi güce karşı bağımsız ve tarafsız olacaklarına, kimseden talimat almayacaklarına, kimsenin etkisi altında kalmayacaklarına inanıp, ikna edilebilir mi?

Yeni hakim ve savcılar, hukuka göre adil karar verenlerin hemen görevden alındığını, mahkeme heyetlerinin bir gecede değiştirildiğini, istenen kararı vermeyen hakim ve savcıların sürgün edildiğini biliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hakim ve savcılara ‘Adalete güveni tesis etmeden ekonominin düzelmeyeceğini’ söylerken, gerçekte ülkede adalet ve yargı bağımsızlığı olmadığı için ekonominin krize girdiğini, çöktüğünü itiraf ediyor!

2024’ü ‘Emekliler Yılı’ ilan eden iktidar, adeta emeklilerle alay ediyor. Kamu sosyal tesislerinde en düşük kişi başı gecelik ücretin 450 TL iken, yüzde 15 indirimle emekli avutuluyor. Emeklilerin maaş ve bayram ikramiyesinin erken yatırılması, temmuz maaşını 45 gün sonra alacak emekliler için ödül değil mağduriyettir.

Milyonlarca emeklinin maaş, ikramiye ve ekonomik koşullarını iyileştirmek yerine öğrenci yurtları ve kamu sosyal tesislerinden yüzde 15 indirimli konaklama desteği verilmesi emeklileri yok saymaktır. İndirimli konaklama sadece 5 gün. Yurtlar ve sosyal tesislerde indirimli konaklamanın 31 Aralık’a kadar geçerli olması bu desteğin 6 ay geçerli olduğunu gösteriyor. Kamu misafirhaneleri ve sosyal tesislerinde 2024 yılı tarifelerine göre tek kişilik bir gece konaklama ücreti en düşük 450-500 TL’den başlayıp, odadaki yatak sayısına göre 800-1600 TL’ye kadar çıkıyor. Sadece gecelik yatak ücretini kapsayan bu tutarlara kahvaltı eklendiğinde gündelik ücret kişi başı 75 TL daha artıyor. Bu meblağlarla 10 bin TL maaşlı bir emekliye yüzde 15 indirimli fiyat uygulanması, bu desteklerin göz boyamaktan ibaret olduğunu gösteriyor. Emeklilerin uçakla seyahat etmesi mevcut bilet fiyatlarıyla çok zor. Kıyı kentlerindeki bir Kredi Yurtlar Kurumu öğrenci yurdu veya Öğretmenevinde 5 günlük yüzde 15 indirimli tatil yapmak isteyen emekli bir çift gidiş-dönüş 3 bin TL sadece yol ücreti ödemek zorunda. KYK yurtlarında 10-15 kişilik ranzalı odalarda 4-5 emekli çiftin aynı anda konaklaması, yeme-içme olmaksızın tatil yapması öngörülüyor.

3 milyon 600 bin emeklinin kök maaşının 10 bin TL’nin altında olduğunu, 10 bine tamamlandığını ifade eden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan bu tablonun düzeltilmesi yerine PTT kargo ücretlerinde emeklilere indirim yapılacağını söylüyor. TCDD ile tren biletlerinde emeklilere yüzde 10 indirim görüşmesi yaptıklarını belirtiyor. Ankara-İstanbul hızlı tren bilet fiyatı gidilecek güzergah ve koltuk türüne göre 415-715 TL arasında değişiyor. Diğer iller için tren bileti fiyatları biraz daha düşük olmakla birlikte iki kişilik bir tren seyahatinde gidiş-dönüş ücreti bin TL’yi aşıyor. Böylesi ekonomik gerçeklerden uzak destek vaatleri, iktidarın yıllarca çalışıp, prim ödeyip, yaşlılığında insanca yaşamayı umut eden milyonları adeta bir yük olarak gördüğünü gösteriyor.

3 bin TL bayram ikramiyesi yetersizdir. Emeklilerin en baştan beri dile getirdiği bayram ikramiyesinin en az bir maaş tutarına yükseltilmesi ya da 10 bin TL olması talebi karşılanmalıdır. TBMM’den geçirilerek bir maddelik değişiklikle bu uygulama bayram öncesine yetiştirilmelidir. Böylece emeklilerin haziran maaşının erken ödenmesine gerek kalmayacaktır. Aksi durumda temmuz aylıklarını 40-45 gün sonra almak zorunda kalacak milyonlarca emekli yokluk ve mağduriyet yaşayacaktır.  

En düşük emekli aylığını asgari ücret düzeyine yükseltmeden, emeklilere sosyal yaşam (haftada bir gün dışarıda iki kişilik yemek kartı), kültürel etkinlik (ayda bir sinema veya tiyatro, konser için çift kişilik bilet) desteği, yılda 15 gün bedelsiz konaklama, seyahat ve tatil desteği sağlamadan, hastane ve ilaç bedellerindeki katkı payları ve ek ödemeler kaldırılmadan, bu tür yüzeysel destekler emeklilere sadakaya muhtaç muamelesi yapmaktır!

Sanayicinin yatırım hevesi kırıldı. Yatırım teşvik belgesi sayısı geçen yıla göre yüzde 21, sabit yatırım tutarı yüzde 45 ve öngörülen istihdam yüzde 23 azaldı. Vergi, SGK primi, faiz ve finansman desteklerine rağmen teşvikli yatırımlardaki sert gerileme, ekonomide daralma ve küçülmenin işareti!

İlk işaretleri dış ticaretteki yavaşlama, ihracat artış hızının duraklaması ve hammadde, ara malı, yatırım malı ithalatındaki gerileme ile kendisini gösteren ekonomik küçülme ve daralma, bu yılın ilk ayında verilen yatırım teşvik belgelerindeki keskin düşüşle iyice belirginleşti. İnşaattan, imalata, teknolojiden enerjiye varana kadar sektörlerde yatırım hevesi duraklama dönemine girdi. İktidarın uygulamaya koyduğu sıkı para, yüksek faiz, döviz kurunu baskılama, talep ve tüketimi yavaşlatma, üretim ve yatırım yerine yüksek faizle paradan para kazanmayı öngören politikaları her türlü teşvik ve desteğe rağmen yeni yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkarttı. Sanayici, üretici, imalatçı ve ihracatçılar sermayelerini yeni fabrika kurmak ya da mevcut tesisini büyütmek, yeni iş alanları açmak yerine bankadan vergisiz faiz veya kur geliri elde etmeye, borsa ya da hazine kâğıtlarından oturduğu yerde yüksek getiri sağlamaya yöneliyor.

Ocak-Mart dönemi itibarıyla kazancı teşvik belgesine bağlanan yatırım sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20,9 düşüşle 4073’ten 3220’ye, teşvik belgesine bağlanan sabit yatırım tutarı yüzde 45,4 azalarak 371 milyar TL’den 202 milyar TL’ye indi. Yüzde 70’e yaklaşan yıllık enflasyon ve TL’deki değer kaybı dikkate alındığında yatırım tutarındaki reel gerilemenin çok daha fazla olduğu söylenebilir. Teşvik belgesine bağlanan yatırımlarla yaratılacak yeni istihdam geçen yılın ilk üç ayında 85 bin 709 kişi iken bu yıl yüzde 23,4 düşüşle 65 bin 639’a indi.

Ekonomi yönetiminin 11 aylık uygulamalarının en somut sonucu parasal sıkılaştırma ve yüksek faiz nedeniyle yeni yatırımların durması oldu. Uluslararası bankalar yayınladıkları raporlarda küresel sıcak parayı Türkiye’deki yüksek faiz ve baskılanan kur ortamından yararlanıp yüksek kazanca çağırırken, yerli sanayici ya yatırımdan vazgeçmeye ya da yatırıma ayırdığı sermayeyi yüksek faizde değerlendirmeye yöneldi. Devlet yatırım teşvikleriyle; KDV istisnası, faiz desteği, işverene SGK prim desteği yanında milyarlarca liralık gelir, kurumlar, damga ve gümrük vergisinden vazgeçerken, diğer yandan yüksek faiz, kur farkı garantisi ve sıcak para politikasıyla zahmetsiz para kazanmayı cazip kılıyor. En sert düşüş geçen yıl ilk çeyrekte 423 olan teşvik belgesinin yüzde 52 azalarak 383’e, yatırım tutarının 77 milyar TL’den 37 milyara indiği hizmetler sektöründe. Madencilik, enerji, imalat, teknoloji yatırımları vb. tüm sektörlerdeki yatırım tablosu hızla geriliyor.

İlk üç aylık teşvik tablosuna yansıyan veriler; yabancı bankalar, küresel sermaye ve sıcak para sahiplerinin Türkiye’ye para getirmek için ‘yüksek faiz-risksiz yüksek kazanç’ taleplerine boyun eğildiğini, üretim-istihdam-imalat vb. alanlarda yerli yatırımcının hevesinin kırıldığını gösteriyor. Türkiye ekonomisini sıcak paraya teslim eden bu anlayışla, her türlü destek ve teşvike rağmen, yeni yatırımlarda frene basılıp ekonomik büyüme ve toplumsal refah artışından vazgeçiliyor!

Merkez Bankası, politika faizini yüzde 50’de tuttu. Yüksek faiz ve baskılanmış kur politikası geçmişte Japon ev kadınları arasında Türkiye’yi popüler kazanç ülkesi haline getiren ve ‘Carry Trade’ diye nitelendirilen ‘kısa sürede çok kazan, al paranı kaç’ yöntemini yaygınlaştırdı!

Para Politikası Kurulu (PPK) tutanaklarında parasal sıkılaştırmanın süreceği vurgulanırken, dezenflasyon sürecinin baz etkisiyle yılın ikinci yarısında hızlanacağı yinelendi. Ancak uygulanan para-faiz ve kur politikalarıyla TL likiditesindeki artışın büyümesi ve baskılanan döviz kuru nedeniyle döviz kredisi talebi arttı. MB yayınladığı tebliğle bazı yeni sıkılaştırma adımlarını ve munzam karşılık artışlarını yürürlüğe koydu.

Şu anki durum geçmişte 1994, 2001 krizlerindeki süreçle benzeşiyor. O dönemlerde uygulanan bugünküne benzer faiz-döviz-kur politikaları, Türkiye’yi Japon ev kadınları arasında popüler hale getirmişti. Japon ev kadınları, ‘Japon yeni tasarruflarını bozdurup yüksek faizle 1 veya 3 ay vadeli TL’ye yatırarak yüksek kazanç elde ettikten sonra baskılanan kur sayesinde bozdurduklarından daha fazla Yen alıp Japonya’daki hesaplarına aktarma’ yöntemiyle, Türkiye’den ciddi kazançlar elde ettiler.

Bakan Şimşek MB’nin kuru dengede tutmak için müdahale etmemesi halinde dolar/TL’nin 20’ye kadar düşebileceğini ifade ediyor. Dışarıdan yüksek faize gelen sıcak para, döviz mevduatından TL’ye geçiş ve Kur Korumalı Mevduattan (KKM) yüksek faizli TL’ye geçiş hızlanınca piyasada TL bollaştı. MB piyasadan TL çekmeye yöneldi. TL mevduatı zorunlu karşılıkları vadeye göre 4-8 puan, KKM zorunlu karşılıkları 8-12 puan artırıldı. Üç aydır MB müdahaleleriyle 32 TL civarında sabitlenen dolarda ciddi artışa izin verilmeyeceği algısı yüksek. Bu yüzden ticari kredide yüksek faizli TL yerine döviz kredisi talebi arttı. MB buna karşı bankaların yabancı para cinsi kredilerine aylık yüzde 2 büyüme sınırı getirdi.

MB ve ekonomi yönetimi hızlanan sıcak para girişleriyle döviz satın alıp rezerv yığınağı yaparken bir yandan da piyasadan TL çekip liranın daha fazla değer kaybını önlemeye çalışıyor. Bir süre sonra kurların hızla artması, TL’nin değer kaybının hızlanması vb. riskler söz konusu. Bankaların 3 ay vadeli TL mevduata verdiği ortalama yıllık faiz yüzde 51. Vade bitiminde stopaj kesintisi sonrası 3 aylık net getiri yüzde 11. Döviz veya TL tasarrufunun 1 milyon lirasını 3 ay vadeli bankaya yatıranların parası vade sonunda 1milyon 111 bin TL oluyor. Döviz kuru sabit tutulduğu için bu kişi 1 milyon lirasını dolarda tutsaydı 3 ay sonunda dolarının TL karşılığı 1 milyon 50 bin TL olacaktı. Yüksek faizle TL’ye geçerek dövizin iki katı kazanmış oldu. Şayet tekrar dolara geçmek isterse üç aydır kur neredeyse sabit kaldığı için 3 ay önce 1 milyon TL karşılığı bozdurduğundan daha fazla dolar alabiliyor.

İktidarın TL ve döviz varlığı olan yerli ve yabancılara sunduğu bu sıcak para saadetinin uzun süre devam etmesi güç görünüyor. Enflasyon düşüp faiz indirimi başladığında bu paralar tekrar dövize çevrilip döviz mevduatına ya da geldiği yurt dışı hesaplara geri dönecek. Aniden ortaya çıkacak döviz talebi, kurları yukarı çekecek yine enflasyon ve faizde yükseliş döngüsüne girilecek!

TÜİK ve Merkez Bankası’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği mayıs ayı Tüketici Güven Endeksi anket sonuçları; enflasyon, işsizlik ve ekonomik durum konusunda gelecek 12 aya ilişkin karamsarlığın sürdüğünü gösteriyor. Uygulanan politikalara güvensizlik yaygın şekilde devam ediyor!

Tüketici Güven Endeksi (TÜGE) anketinin mayıs ayı sonuçları endeks puanının ‘karamsarlık ve umutsuzluğu’ yansıtan 100’ün altında kalmaya devam ettiğini sergiledi. Hane halkları ve bireylerin uygulanan ekonomi politikalarının mevcut sonuçlarına ve gelecek 12 aydaki olası beklentilere ilişkin değerlendirmelerini yansıtan güven puanı mayısta 80,51 oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uyguladıkları ekonomik programın temel önceliğinin enflasyonla mücadele ve dezenflasyon sürecine geçiş olduğunu söylerken, bu konuda önümüzdeki üç yıla uzanan bir dönemi işaret ediyor. Yurt dışında programın beğeniyle izlendiğini vurgulayan Bakan Şimşek, içeride ‘yerel halkın’ enflasyonun düşeceğine ikna edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Son on iki aylık dönemde tüketici fiyatlarının seyrine ilişkin beklenti endeksi 17,24 puan olurken, bu puanın da 100’ün çok altında olması iktidarın iddiasının aksine enflasyonun düşeceği vaatlerinin inandırıcı görülmediğini ortaya koyuyor.

TÜGE’yi oluşturan alt endekslerden gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi 78,30 puan olurken, aynı dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi ise 82,85 puanla nisan ayıyla aynı düzeyde kaldı. İşsizlik beklentisindeki puan artışı işsizliğin azalacağı yönündeki beklentiyi yansıtıyor.

  • TÜGE’nin ekonomik gerçeklikleri yansıtan en önemli göstergeleri konut ve otomobil sahibi olma beklentisini gösteren veriler.

Gerek gelecek 12 aya ilişkin genel ekonomik durum beklentisi gerekse aynı dönemde hanenin maddi durumuna ilişkin beklentilere ilişkin puanların 100’ün altında olması, doğal olarak karamsarlık ve umutsuzluğu işaret ediyor. Yüksek enflasyonla artan konut ve otomobil fiyatları, neredeyse 1 milyon TL’nin altında otomobil kalmaması hanelerin ve bireylerin ev ve araba sahibi olma umutlarını tüketiyor.

  • Hanelerin gelecek on iki ayda konut satın alma veya inşa ettirme ihtimaline ilişkin alt endeks puanı nisanda 11,31 iken mayıs ayında yüzde 11,5 düşüşle 10,01 puan indi.
  • Benzer şekilde gelecek 12 ayda otomobil alma beklentisi mayısta yüzde 0,4 puan azalarak 28,42 puana geriledi.

Tüketici Güven Endeksi (TÜGE) 2024 mayıs ayı anket sonuçları iktidarın ve ekonomi yönetiminin ‘üç yıl sonra her şey iyi olacak’ söylemlerinin ciddiye alınmadığını, değil üç yıl gelecek 12 aya ilişkin süreçte bile düzelme beklenmediğini işaret ediyor. İktidara güvensizlik, umutsuzluk yaygınlaşarak devam ediyor!

Yaş çay taban fiyatıyla çay üreticisini mağdur ederek tepkilere yol açan iktidar, nisanda başlayan erken hasada rağmen ‘buğday taban fiyatını’ açıklamıyor. Hububat üreticileri yüzde 70’e dayanan enflasyon ve girdilerdeki olağanüstü artış karşısında buğday taban fiyatının kiloda en az 15 TL olmasını istiyor.

Son beş yıl boyunca her yıl buğday taban fiyatını bizzat kendisi açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık rutine dönüşen ‘bütçede para kalmadı kaynak yok’ gerekçesi ve taban fiyat artışının enflasyonun altında tutulması talebinden dolayı, üreticilerin ‘geç kalmadan fiyatı açıklayın’ çağrılarına suskun kalmayı tercih ediyor.

Buğday, arpa ve diğer hububat ürünlerinin 2024 taban fiyatlarının halen açıklanmamış olması, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) suskunluğu dikkat çekici! TMO ve Tarım-Orman Bakanlığı yetkililerine atfen medyada yer alan haberlerde taban fiyatın belirlenmesi ve ilan edilmesinin haziran ayının ilk yarısını bulabileceği belirtiliyor. Bu da bu yıl mevsim koşulları nedeniyle 15 Nisan’dan itibaren erken hasada başlayan hububat üreticisinin ürününün en az 1,5 ay elinde kalacağını, TMO depolarında alım sırası ve randevu işlemlerinin geç başlatılacağını gösteriyor.

Bu yıl buğday rekoltesinde yüzde 7 artış ve 22 milyon tonluk üretim beklendiği daha önce açıklanmasına karşılık son dönemde yağışların beklenenden az olması, buğday ve arpa ekim alanlarının yoğun olduğu bölgelerde kuraklık yaşanması 22 milyon tonluk tahmini rekoltenin altında kalınacağını gösteriyor. Dünyanın en büyük buğday üreticisi Rusya’nın da bu yıl don ve kuraklık nedeniyle ciddi üretim düşüşü yaşaması, küresel buğday, arpa ve diğer hububat fiyatlarını olumsuz etkileyecek. Buğday üreticisine emek ve alın terinin karşılığı olan fiyatın verilmesi, gelecek yıl üretimden soğutulmaması için hayati önemde.

İktidar, 2023 hasat döneminde ekmeklik buğdayın kilosuna 8,25, makarnalık buğdaya 9 ve arpaya 7 TL taban fiyat açıklamıştı. Ayrıca buğdaya ayrıca kilo başına 1 TL, arpaya 50 kuruş destekleme primi verilmişti. TMO şu anda ekmeklik buğdayın kilosunu 9-10, makarnalık buğdayı 10,5-11 TL’den satıyor. Buğday üreticileri nisan itibarıyla yüzde 70’e varan, mayısta yıllık yüzde 73-75’e yükselmesi beklenen enflasyon ve artan girdi maliyetleri karşısında 2024 mahsulü buğdaya kilo başına en az 15 (Tonu 15 bin TL) TL taban fiyat ve kiloda 2 TL (Tonu 2 bin TL) destekleme primi talep ediyor. Üretici TMO’ya satacağı buğdayın parasıyla bir yıl boyunca, gelecek yılki hasat dönemine kadar yaşamını sürdürecek. Ürün bedelinin ciddi bir kısmıyla kredi borçlarını ödeyecek. Son olarak da tarlasını sürüp, gelecek yılın ürününü ekmek için yine bu paranın kalan kısmını kullanacak.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, talep edilen taban fiyat ve destek primi mevcut ekonomik koşullarda oldukça mütevazı. Ancak TMO’nun şu anda uyguladığı satış fiyatını taban fiyat olarak ilan etmeyi planladığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın TMO’ya buna göre kaynak aktaracağı anlaşılıyor. Üreticinin taleplerine suskun kalan iktidarın, buğday taban fiyatını da TMO’nun resmi twitter hesabından gece yarısı duyurma olasılığı yüksek!

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, savaş suçu gerekçesiyle İsrail Başbakanı Netanyahu ve Hamas yöneticileri için tutuklama istedi. ABD’nin tepki gösterdiği karara Avrupa’dan destek geldi. İspanya, İrlanda ve Norveç’in Filistin’i tanıma kararıyla İsrail yalnızlaşırken, ABD’nin iki yüzlülüğü açığa çıktı!

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin (GAC) Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı soykırım davası sürerken bu kez Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant ile Hamas’ın siyasi ve askeri üst yöneticileri İsmail Haniye, Yahya Sinvar, Muhammed ed-Dayf hakkında tutuklama kararı için UCM’ye başvurdu. Başsavcı Kerim Han İsrail ve Hamas yöneticisi beş ismin ‘insanlığa karşı suç işledikleri ve savaş suçlusu oldukları’ gerekçesiyle tutuklanıp yargılanmalarını talep etti. UCM ön değerlendirme yargıçlarının incelemeye aldığı başvuru dosyasındaki gerekçeler kabul edilirse, tutuklama talebini olumlu görüşle UCM heyetine gönderilecek. İddianamesi yeterli görülmezse dosya iade edilecek.

İsrail Başbakanı Netanyahu yine İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımını gündeme getirerek başsavcı Kerim Han’ı ‘antisemitizm ve Yahudi düşmanlığı’ ile suçladı. ABD yönetimi, UCM Başsavcısı ve yargıçlarına yaptırımı gündeme alacağını açıkladı. UCM’nin yargı yetkisini tanımayan ABD, eski Başkan Trump döneminde ABD askerlerinin Afganistan’da savaş suçu işlediğine yönelik soruşturma üzerine UCM savcı ve yargıçların malvarlıklarını dondurup seyahat yasağı getirmişti. Biden Başkan seçilince UCM’ye yönelik yaptırımları 2021’de kaldırdı. Buna karşılık UCM’nin Putin için Ukrayna’da savaş suçu gerekçesiyle çıkarttığı tutuklama kararını alkışlayan Biden’ın Netanyahu için yaptırım tehdidine sarılması uluslararası hukuk, adalet, insan hakları, soykırım sözleşmesi, Birleşmiş Milletler anlaşmaları vb. konularda ABD’nin çifte standardını ve iki yüzlü tavrını sergiliyor. UCM Başsavcısının tüm dünyada yankılanarak olumlu karşılanan ve ciddi destek bulan talebi, İsrail’e her türlü desteği veren Biden yönetimini oldukça zora soktu.

Avrupa ülkelerinin olumlu karşıladığı tutuklama talebine ilk destek Fransa’dan geldi. Fransa hükümeti UCM’den tutuklama kararı çıkarsa, Netanyahu Fransa’ya geldiğinde kararı uygulayacaklarını açıkladı. Norveç ve diğer AB ülkeleri de aynı yönde tavır aldı. UAD’deki soykırım davasında İsrail lehine müdahil olan Almanya’da Başbakan Olof Scholz’un sözcüsü, UAD sürecinde ise aksine Netanyahu’ya tutuklama çıkarsa, İsrail Başbakanı Almanya’ya geldiğinde UCM kararını uygulayacaklarını açıkladı.

  • UCM’den çıkacak muhtemel bir tutuklama kararı, ülkesinde zor durumdaki Başbakan Netanyahu’yu iyice köşeye sıkıştıracak.

Netanyahu iktidarını sarsan bu ültimatomla eş zamanlı olarak Norveç, İrlanda ve İspanya Filistin Devleti’ni tanıma kararını açıkladılar. Dünyada Filistin’e insani ve siyasi destek artarak güçleniyor. 75 yıldır Nazi soykırımı ve antisemitizm mağduriyetine sığınarak Filistinlilere uyguladığı zulmü örten İsrail, uluslararası alanda itibar kaybediyor, yalnızlaşıyor!

Komşu ülke İran’da geçen hafta yaşanan trajik helikopter kazasının ardından Cumhurbaşkanı seçiminin 28 Haziran’da yapılacağı açıklandı. Dış suikast veya iç hesaplaşma iddiaları yanında İran’ın dini ve siyasi liderliği ile rejimin sertlik veya reformcu yönelişini etkileyecek süreçlerin yaşanması söz konusu olabilir.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin, helikopter kazasında hayatını kaybetmesi tüm dünyada yankı yaratırken, farklı iddiaları beraberinde getirdi. İran’daki İslami rejiminin en yüksek siyasi ve dini otoritesini temsil eden Ayetullah Ali Hamaney’den sonra yerine gelecek en güçlü Ayetullah adayı olarak öne çıkan İbrahim Reisi’nin ölümü konusunda dış destekli suikast operasyonu yanında iç siyasi hesaplaşma tartışmaları da söz konusu.

İran Cumhurbaşkanının yaşamını yitirdiği kazada Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Doğu Azerbaycan Eyalet Valisi Malik Rahmeti, Tebriz Cuma İmamı Ayetullah Ali Haşimi de helikopterdeydi. İran rejiminin en güçlü dayanağı Devrim Muhafızları’nın iktidardaki güçlü siyasi temsilcisi olarak değerlendirilen Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın da yaşamını yitirmesi, bu açıdan kritik bir kayıp. İran Cumhurbaşkanının 42 yıllık ABD yapımı Bell Helikopter ile seyahat etmesi ve bu helikopterin güncel sinyal, elektronik ve teknolojik sistemlere sahip olmaması, yıllardır ABD yaptırımları altındaki İran’ın önemli bir zafiyetini açığa çıkarttı. Nükleer teknoloji, İHA teknolojileri, uzun menzilli füze ve silah teknolojilerinin sorgulanmasına neden oldu.

İran’ın Azeri nüfusun yoğun olduğu kuzey bölgesinde, Azerbaycan sınırına yakın bölgedeki kaza, dış destekli suikast iddialarına yol açtı.  İddialar İran ile zaman zaman gerginlikler yaşayan Azerbaycan’ın İsrail ile yakın ilişkilerine ve İran ile sınır bölgesinde İsrail istihbaratına gözetim üssü vermesine dayandırılıyor. Reisi’ye eşlik eden diğer üç helikopterin sorunsuz şekilde inmesi soru işaretlerine yol açıyor. Olası suikast iddialarının hedefindeki İsrail, kazayla ilgisi olmadığını açıkladı. Benzer bir açıklama diğer şüpheli ABD’den geldi. Türkiye olay anından itibaren arama-kurtarma ve teknolojik her desteği verdiğini duyurdu.

Dini lider Hamaney, kaza sonrası ülkede tüm işlerin aksaksız yürüdüğünü ifade ederek halkı sakin olmaya çağırdı. Reisi’nin birinci yardımcısı Muhammed Muhbir’in vekaleten Cumhurbaşkanı atandığı, Cumhurbaşkanı seçiminin 28 Haziran’da yapılacağı duyuruldu.

  • Verdiği yaklaşık 900 idam kararı nedeniyle halkın tepki duyduğu İbrahim Reisi, aylar süren başörtüsü protestolarında yeterince sert davranmadığı için eleştiriliyordu.

Yaşı ilerleyen dini lider Hamaney’in yerine iktidar mücadelesinde adı geçen diğer isimler Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibah ve Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney. Reisi’nin seçildiği 2021 seçiminde hiçbir reformcu aday onaylanmadı ve seçime giremedi. Önümüzdeki süreçte, rejim açısından sertlik veya reform yönünde yapılacak siyasi tercihler ve kimlerin seçime katılmasına izin verileceği belirleyici önemde olacak.