CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/23 Temmuz 2023

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla komuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 23 Temmuz 2023 tarihli raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

  • Tunus AB ile imzaladığı Mülteci ve Geri Kabul Anlaşması’nda sadece Tunus vatandaşlarını geri alacak! İktidar, Tunus’un ülke çıkarlarını gözeten tavrını sergileyemedi ve Türkiye’yi sığınmacı sorununun yükünü taşımaya mahkum etti!  
  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarına yönelik ambargo kararı, ağır ekonomik kriz içindeki KKTC ekonomisine ikinci bir yıkım oldu. Ada’da ‘iki devletli çözüm’ dışındaki müzakerelere kapıların kapalı olduğu yeniden vurgulandı.
  • Avrupa Parlamentosu, Türk hükümetinin izlediği siyasi çizgide radikal bir değişiklik olmadığı sürece, 2018’den bu yana dondurulan tam üyelik müzakerelerinin başlamayacağını içeren Türkiye raporunu kabul etti!

İÇ POLİTİKA

  • Peş peşe yapılan zamlar ve vergi artışlarıyla millete ağır bir fatura yükleyen iktidar, yayınladığı göstermelik tasarruf genelgesiyle yükselen tepkileri azaltmak istiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez turuyla tasarrufa gidilmesini öngören genelgeyi deldi!
  • Kamuya personel alımlarında mülakatın kalkacağını vadeden iktidar, 23 Temmuz sınav öncesinde mülakat konusunda bir beyanda bulunmadı. Milyonlarca gencimizin adilce KPSS başarısına göre, mülakatsız olarak iş sahibi olma umudu tüketilmemelidir.

EKONOMİ

  • Bir yıl ve daha erken sürede ödenmesi gereken kısa vadeli dış borç, 207 milyar dolara ulaştı. Bir dolar için her kapıyı çalan iktidar, her türlü tavizi vermeye hazır görünüyor!
  • Politika faizinin 2,5 puan artırmasına karşılık resmi enflasyon karşısında hâlâ negatif olan politika faizi (yüzde 17,5), ekonomik gerçeklerin çok altında. Değiştirilen ekonomi yönetimi ve MB yönetimi iktidarın çizdiği manevra alanının dışına çıkamıyor!
  • Yaklaşık 500 milyar liraya ulaşan bütçe açığı, bütçe disiplinin yitirildiğini, kamu kaynaklarının keyfi şekilde harcandığını sergiliyor. Bütçe rakamları iktidarın seçim kampanyasını tümüyle bütçeden finanse ettiğini ortaya çıkardı!

TARIM

9) Tarımda üretici fiyatlarından sonra, tarımsal girdi fiyatları endeksinde de mayıs ayında yıllık yüzde 33,22 artış gerçekleşti. Doğal olarak girdi maliyet artışları, gıda fiyatlarına yüklü bir zam olarak yansıyacak!

DIŞ POLİTİKA

10) Rusya, Ukrayna ve Rusya tahılının dünya pazarlarına ulaştırılmasını sağlayan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan 17 Temmuz’dan itibaren çekildiğini açıkladı. Anlaşmanın tarafı konumundaki Türkiye’nin girişimleri sonuç vermedi!

AB ile Tunus arasında imzalanan Mülteci ve Geri Kabul Anlaşması’nda AB’nin dayattığı ancak Tunus’un kabul etmediği koşullar, iktidarın 2016’da AB ile imzaladığı anlaşmada Türkiye’yi nasıl ateşe attığını gösterdi. Tunus, AB ülkelerine Tunus üzerinden iltica eden ve talepleri kabul edilmeyenlerden sadece Tunus vatandaşlarını geri alacak!

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni tarafından Tunus’ta imzalanan Mülteci ve Geri Kabul Anlaşması Mutabakatı AB’nin tüm dayatma ve ısrarlarına rağmen Tunus’un istediği şekilde gerçekleşti. Tunus, Sahra Altı Afrika ülkeleri ve Tunus vatandaşlarının kaçak yollarla AB ülkelerine geçiş yaparak sığınma ve iltica talep ettikleri önde gelen ülkelerden birisi. Tunus AB ile imzaladığı Geri Kabul Mutabakatında sadece AB’ye iltica eden ve iltica talepleri kabul edilmeyen Tunus vatandaşlarını geri almayı kabul etti.  AB, bu mutabakat karşılığında IMF ile müzakereler yürüten Tunus bütçesine 150 milyon euro, Tunus ile İtalya arasında yenilenebilir elektrik enerjisi iletim projesi ELMED için 307,6 milyon euro ve 11 Akdeniz ülkesini deniz altından birbirine bağlayacak fiber optik kablo iletişim ve internet teknolojisi projesine ise 150 milyon euro destek sağlayacak. AB, benzer geri kabul anlaşmalarını Fas ve Mısır ile de yapmak için müzakereler yürütüyor.  

İktidar 7 yıldan bu yana yürürlükteki AB Mülteci ve Geri Kabul anlaşması ile Türkiye üzerinden AB’ye geçtikleri saptanan başta Suriyeliler ve Afganlar olmak üzere, Irak, Afrika ülkeleri vatandaşlarının tümünü geri almayı taahhüt etti. O dönemde 3 milyar euro finansman karşılığında kaçak göçmenleri, mültecileri geri almayı kabul eden iktidarın bu tavrından dolayı Türkiye bugün, Avrupa’nın kaçak-düzensiz göçmen, sığınmacı, mülteci deposu konumunda. Bir yandan sınırlarımızı kolayca aşarak ülkemize gelen sığınmacılar, AB ile imzalanan anlaşma nedeniyle Avrupa’ya geçmelerine izin verilmeksizin Türkiye’de tutulurken diğer yandan Türkiye’den AB ülkelerine geçmeyi başaranlar da yakalandıklarında Türkiye’ye iade ediliyor.  

✓ İ ktidar; AB ile ilişkileri canlandırmayı gü ndeme getirirken, bir taraftan da ‘daha yü ksek meblag lı bir finansal destek’ karşılıg ında Mü lteci ve Geri Kabül Anlaşmasını mü zakere etmeyi planlıyor. 

Ekonomiden gündelik hayata, kültürel çatışmadan kadınlara ve çocuklara yönelik artan tehdit ve tacizlerle her geçen gün Türkiye’nin geleceğine yönelik sorunlar katlanarak büyüyor. Resmi rakamlarla 5 milyonu, gayri resmi olarak 8-10 milyonu bulan ilave bir nüfusu barındırmak, beslemek zorunda kalan ülkemizin ağırlaşan ekonomik sorunlarında milyonlarca sığınmacının varlığından kaynaklı etkiler hesaplanmıyor.

Tünüs, kendi vatandaşlarını geri almayı AB’ye kabül ettirerek hem vatandaşlarının kaçak yollarla ü lkeden go ç etmesini hem de Tünüs’tan giden başka ü lke vatandaşlarını geri almama kararıyla bü kişilerin ekonomik ve sosyal yü kü nü  ü stlenmeyeceg ini ilan etti. Tünüs’ün sergiledig i dirayetli ve ü lke çıkarlarını go zeten tavrı sergileyemeyen iktidar ise 7 yıldır Türkiye’yi çok ağır bir sığınmacı sorununun yükünü taşımaya mahkum etti!     

Kıbrıs Barış Harekâtının 49. yıldönümünde bir kez daha sorunun çözümünde yeni bir açılımın zor göründüğü ortaya çıktı. İktidar iki devletli çözümden geri adım atılmayacağını yinelerken, Maraş’ın imar ve ikamete açılması konusunda da Körfez ülkelerine bazı vaatlerde bulunulduğu belirtiliyor. KKTC’nin içinde olduğu ağır ekonomik kriz yanında, AB-Türkiye ilişkilerinde GKRY vetosu da bir başka açmaz!

20 Temmuz anma törenlerinde Ercan Havaalanı terminal binasını açan Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, havaalanının uluslararası uçuşlara açılmasını beklediklerini dile getirirken, eş zamanlı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) limanlarına yönelik ambargo kararı geldi. KKTC limanlarının ambargoya alınması, ağır ekonomik kriz içindeki KKTC ekonomisine ikinci bir yıkım oldu. Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye ve KKTC yönetiminden yapılan açıklamalarda adada ‘iki devletli çözüm’ dışındaki müzakerelere kapıların kapalı olduğu yeniden vurgulandı.  

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Komiseri Josep Borrell; Türkiye'nin AB ile tekrar yakınlaşmasında Kıbrıs’ın önemli rol oynayacağını belirterek, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına uygun olarak çözülmesi Türkiye-AB arasındaki olası yeniden yakınlaşma sürecinin ‘anahtarı’ olacağını ifade etti. İlişkilerin canlandırılması için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHM) belirlediği şekilde Türkiye’nin temel özgürlükler ve değerlere uyum, hukuk devleti, AİHM kararlarının uygulanması vb. başlıklarda atması gereken adımların önemli rol oynayacağını belirtti.

İktidarın bu yönde yakın dönemde bir adım atma, AİHM kararlarını uygulama, temel hak ve özgürlükleri genişletme niyeti görünmüyor. KKTC’nin dünyadan tecridini kaldırmaya yönelik girişimler, müzakere sürecinin başlatılması yönünde de olumlu bir gelişme söz konusu değil. KKTC’ye 4,5 milyar liraya inşa ettirilen Cumhurbaşkanlığı külliyesine harcanan kaynakların, KKTC halkının ve ülkedeki ekonomik krizin çözümüne harcanması talepleri giderek yükseliyor. KKTC Büyükelçisi Metin Feyzioğlu’nun Maraş’ın açılmasına ilişkin hazırlıkları dile getirmesinin ardından KKTC ve Arap medyasında yer alan haberlerde CB Erdoğan’ın Körfez ülkelerine düzenlediği ziyarette KKTC’nin kapalı Maraş bölgesinin imara ve ikamete açılması, başta Katar ve BAE olmak üzere bu bölgede turizm yatırımları yapılması yönünde görüşmeler yapıldığı dile getirildi. Böyle bir adımın BM kararlarına aykırı olacağı, Türkiye ve KKTC açısından yeni sorunları ve yaptırımlar beraberinde getireceği söylenebilir. AB ilişkilerinin canlandırılmasının gerisinde ekonomik güçlükler yatarken, sürece yönelik dile getirilen Kıbrıs ve İnsan Hakları koşullarının yanında AB üyesi GKRY’nin veto olasılığını göz ardı etmemek durumundayız. Türkiye ile ilgili müzakere fasıllarının açılmasını Fransa ile veto eden GKRY ve Yunanistan, şimdi de ilişkilerin yeniden canlandırılması girişimlerine veto engelini çıkartabilir.  

Cümhürbaşkanı Erdog an’ın NATO zirvesinde Yünanistan Başbakanı Mitçotakis ile yaptıg ı ikili go rü şmede iki ü lke arasında Ege ve Dog ü Akdeniz’de gerilimi azaltma, sorünları mü zakereyle alma yo nü ndeki yaklaşıma karşılık Gü ney Kıbrıs Rüm Yo netimi’ni (GKRY) tanımayan Tü rkiye açısından ço zü m kolay go rü nmü yor.

İktidarın beklentisi ve açıklamalarına karşılık, Avrupa Parlamentosu, Türk hükümetinin izlediği siyasi çizgide radikal bir değişiklik olmadığı sürece, AB-Türkiye arasında 2018’den bu yana dondurulan tam üyelik müzakerelerinin başlamayacağını içeren Türkiye raporunu kabul etti!

Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu, AP Genel Kuruluna sunulmak üzere geçen hafta görüştüğü Türkiye raporunda Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında fiili olarak devam eden hareketsizliğin aşılması için tam üyelik müzakereleri yerine daha gerçekçi bir formatın geliştirilmesini önerirken, ‘Türk hükümetinin izlediği siyasi çizgide radikal bir değişiklik olmadığı sürece, AB ile Türkiye arasındaki tam üyelik amaçlı müzakerelerin yeniden başlayamayacağını’ karar altına aldı.

  • AP Dış İ lişkiler Komisyonünda 47 oyla kabül edilen Tü rkiye raporüna karşı hiçbir parlamenterin ret oyü küllanmaması, iktidarın Tü rkiye’yi dü nyada ve Avrüpa’da ne kadar yalnızlaştırdıg ını dog rülüyor.

Milyonlarca mülteci ve sığınmacı konusunda Türkiye’ye destek verilmesi önerilen raporda 6 Şubat depremleri sonrasında Türkiye’nin yeniden imarına yardım edilmesi için AB’ye tavsiyede bulunuluyor. Bir ülkenin NATO’ya üyeliğiyle AB’ye üyelik sürecinin hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyeceğinin altı çiziliyor. CB Erdoğan’ın İsveç’in NATO’ya üyelik yolunu açma karşılığında Türkiye’nin AB’ye üyelik yolunun açılması talebi, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından da reddedilmiş oldu. İktidarın siyasi ve ekonomik pazarlık konusu yapmak istediği sürece daha en baştan kapıların kapatılması, AB fonlarından ve AB üyesi ülkelerle, AB kurumlarından gelmesi umulan taze kaynak, yatırım, finansman açısından da durumun pek parlak görünmediğini, yakın ve orta vadede bu alanda sıcak bir gelişme beklenemeyeceğini gösteriyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, iktidarın yargı, hukuk ve temel haklar alanında çok ciddi reformlar yaptığını ve hayata geçirdiğini öne sürse de bu ifadeler gerçeği yansıtmıyor. 2019’da büyük ve iddialı törenle Beştepe’de açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi, Mart 2021’de CB Erdoğan ve dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün açıkladığı ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ aradan geçen süreye rağmen kâğıt üstünde kaldı. Yargı bağımsızlığına, hukuk devletine, temel hak ve özgürlüklere yönelik baskı ve kısıtlamalar arttı. Eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, CB Erdoğan’ın ilan ettiği İnsan Hakları Eylem Planı’nın en hayati maddelerinin 6 ayda, planın tamamının 2 yılda hayata geçirilerek Türkiye’nin bu alanda AB kriterlerinin tümünü karşılayacağını vaat etmişti.

Yargı reformü vaadinden bü yana 4 yıl, insan hakları eylem planından bü yana 2,5 yıl geçti. Ü lkemiz her alanda geriye gitti. İ ktidarın ‘diktato r’ dedig i Mısır Devlet Başkanı Sisi bile ü lkesinde cezaevlerindeki siyasi tütüklüları ve dü şü nce süçlülarını salma kararı alırken, Tü rkiye’de cezaevleri siyasiler, gazeteciler, bilim insanları, yazarlarla dolü. Tam aksine bü insanlar torba yasayla yü rü rlü g e konülan infaz dü zenlemesinden bile yararlandırılmıyor. İktidar, içe dönük algı yaratma çabasıyla AB’ye yakınlaşma söylemini dile getirirken, söz konusu tablodan hiç söz etmiyor!  

Peş peşe yapılan zamlar ve vergi artışlarıyla millete ağır bir fatura yükleyen iktidar, yayınladığı göstermelik tasarruf genelgesiyle yükselen tepkileri azaltmak istiyor. Kamuda taşıt ve bina kiralama, tören ve açılışlar, seyahatlerde tasarrufa gidilmesini öngören genelgeyi Körfez turuyla en başta Cumhurbaşkanı Erdoğan deldi!

Memur, işçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarında yapılan yüzde 25 artış tepki çekince, Hazine ve Maliye Bakanlığı tasarruf genelgesi yayınlayarak tepkileri hafifletmeye, kamudaki israfı gizleme çabasına girişti. Kamu kurumlarına yönelik tasarruf genelgesi bazı bakanlıklarca dikkate bile alınmaksızın lüks makam aracı kiralama ihaleleri için ilanlar verildi. Bunun yanı sıra kamuya taşıt alımı, taşıt kiralanması, bina alımı veya kiralanması, seyahat harcamaları ve harcırahlarda tasarrufa gidilmesi talimatı genelgeyle duyurulurken, genelgeyi ilk delen Körfez ülkelerine resmi ziyaret turu düzenleyen CB Erdoğan oldu. Devlete ait makam uçaklarıyla bürokrat, danışman ve koruma ordusuyla aile fertlerini de kapsayan heyetlerle resmi ziyaretler gerçekleştiren CB Erdoğan, üç ülkenin Prens ve Emirlerine TOGG otomobil hediye etti. Hediye edilen TOGG otomobillerin bedelinin nereden karşılandığı kaynak aktarılıp aktarılmadığı konusu kamuoyuna açıklanmaz iken, törenlerde TOGG’un kurucu ortaklarından TOBB’un başkanının da yer alması hediye otomobillerin parasının TOBB kasasından karşılandığını düşündürüyor. Katar Emiri tarafından CB Erdoğan’a hediye edilen VIP uçakta olduğu gibi dünyanın en pahalı otomobillerine, uçaklarına özel siparişle milyonlarca dolar ödeyerek sahip olan Prens ve Emirlere en üst modeli 60 bin dolara karşılık gelen TOGG hediye edilmesi muhtemelen petrol milyarderi ülkelerin yönetimlerinde tebessümle karşılanmıştır.

Türkiye’de son zam ve vergi artışları sonrası dar bir varlıklı kesim dışında otomobil sahibi olmak hayal bile edilemez noktaya gelirken, iktidarın borç döviz talep etmek için kapılarını çaldığı bu ülkelerin yöneticilerine bedava TOGG hediye etmesi de başlı başına derin bir çelişkidir. Kaldı ki Körfez turu dönüşünde yaptığı açıklamalarda emekli aylıklarına yapılan yüzde 25’lik artış konusunda tüm gerçekleri görmezlikten gelerek emeklilere enflasyon üzerinde, ‘çok iyi’ bir zam yaptıklarını ifade eden CB Erdoğan, emeklilerin durumunu yılsonundan önce ele alamayacaklarını belirterek milyonların feryatlarına ve taleplerine kulaklarını kapattı. Haziran ayı bütçe verilerinde Kur Korumalı Mevduat hesap sahibine hazineden ödenen kur farkı 26 milyar TL iken 16 milyon emekliye ödenen bayram ikramiyesinin 20,6 milyar TL olması bile iktidarın kimden yana olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki günlerde Özel İletişim Vergisi (ÖİV), Ek Emlak Vergisi, mobilya ve beyaz eşyada da ÖTV artışlarının yürürlüğe konulmasıyla, yılsonuna kadar ‘nakit depolamayı’ ve bunu seçim öncesi harcamayı planladığını gösteriyor.

Aralıkta TBMM’den geçirilecek 2024 bü tçesiyle en dü şü k emekli aylıg ında, emeklilerin ko k maaşlarında artış ve seyyanen zamların yansıtılmasında iktidar bü nakit deposünü küllanacak. Yılsonüna kadar sü rü nmeye mahküm ettig i, bir ay sonra TÜ İ K’in resmi enflasyonü karşısında bile eksiye dü şecek maaş zamlarıyla enflasyona ezdirdig i emeklilere ve dar gelirlilere bir parmak bal çalacak.     

Öğretmenlik ve A Grubu Kamu Kariyer kadroları için 23 Temmuz’da yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) 600 bin kişi katıldı. Seçimde kamuya personel alımlarında mülakatın kalkacağını vadeden iktidar, bu sınav öncesi mülakat konusunda herhangi bir beyanda bulunmadı. Milyonlarca gencimizin adilce KPSS başarısına göre, mülakatsız olarak iş sahibi olma umudu tüketilmemelidir.

2001’den bu yana uygulanan KPSS sınavlarında bu iktidar döneminde pek çok kez soruların önceden çalındığı, kamuda işe alımlarda partisel aidiyet ve referansların, kartvizit ve torpillerin işlediği, nihai aşamada ise mülakatın iktidarın kendisinden olmayanları eleme amacıyla yapıldığı apaçık ortaya çıktı.

Tek rakamlı yıllarda (2023) sadece Öğretmen ve A Grubu Kariyer Kamu Meslek grupları için, çift haneli yıllarda ise (2024) Öğretmen ve A Grubu personel yanında B grubu en az lise mezunu ilk kademe düz kamu memuru için KPSS yapılıyor. Bu yılki sınav Öğretmen ve A Grubu Kamu Kariyer Meslekleri için. Yeni sınav yapılana kadar bir önceki sınavın puanları (2021 ve 2022) personel alımı başvurularında geçerli oluyor. Yaklaşık 600 bin kişinin katıldığı bu yılki sınavın ardından gelecek yıl B grubu kamu personelini de kapsayacak KPSS sınavına en az 1,5 milyon kişinin katılması bekleniyor. Seçimde partimizin ve Millet İttifakı’nın kamuya personel alımlarında adalet, liyakat, hakkaniyetin uygulamaya konulacağı, kariyer meslekleri dışında mülakatın kaldırılacağı, mülakatların da kamerayla kayıt altına alınacağı vaadi üzerine iktidar da süratle mülakatı kaldırma vaadini ilan etti. Ancak seçimin üzerinden yaklaşık 2 ay geçmesine karşılık iktidardan bu konuda bir ses çıkmadığı gibi, herhangi bir beyanatta, taahhütte de bulunulmadı. TBMM’den geçirilen torba yasalarda da mülakatı kaldırma vaadine yer verilmedi, sözler tutulmadı.  

Öğretmen ve A Grubu Kariyer Memurları için 23 Temmuz’da (bugün) yapılan sınava 550 bin öğretmen adayı, 50 bin A Grubu Kariyer Memur adayı genç katılıyor. Ülke ekonomisinin içine sürüklendiği ağır kriz ve işsizlik ortamında bu yüzbinlerce gencin umudu ve beklentisi parti referansı, siyasi yandaşlık ve mülakatta elenme endişesi olmaksızın aldığı puanla işe girmek. Devlet kadrolarının sadece bir parti mensuplarına, yakınlarına, torpil referanslarına ait olamayacağı, devletin gençler arasında siyasi düşünce ve kimliklerine göre ayrımcılık yapamayacağı anayasal zorunluluk ve hukuki gereklilik iken iktidarın suskunluğu dikkat çekicidir.  

  • Bü da mü lakatın yine partizanca eleme amaçlı küllanılacag ını akla getirmektedir.

Mühtemelen pek çok işsiz genç, seçimde kamüya personel alımlarında mü lakatın kaldırılacag ı vaadinden etkilenerek oyünü küllandı. İ ktidar veya mühalefet kim iş başına gelirse gelsin iki tarafın da verdig i bü so zü n mütlaka tütülacag ına inandı. 2023 KPSS’si mü lakatın kalkıp-kalkmayacag ı so zü nü n tütülması açısından kritik o nemdedir. Sınava giren 600 bin gencin ümüdü ve beklentisi, en yü ksek püanı da alsa parti referansı yoksa mü lakatta eleneceg i ihtimalinin artık kalktıg ını düymaktır. 

Bir yıl ve daha erken sürede ödenmesi gereken kısa vadeli dış borç, 207 milyar dolara ulaştı. Bir dolar için her kapıyı çalan iktidar, her türlü tavizi vermeye hazır. Üç ülkeye yapılan ziyaretlerde imzalanan onlarca mutabakat için 100 milyar dolarlık bir toplam tutardan söz edilmesine karşın, bu mutabakatların tamamı deprem tahvili ihracı dışında sadece ‘niyet beyanı’!

Önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Hazine ve Maliye Bakanının çıktığı Körfez emirlikleri ve Suudi Arabistan turu, 17-19 Temmuz arasında CB Erdoğan’ın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’a düzenlediği resmi ziyaretlerle ‘çift dikiş’ atılarak tamamlandı. CB İletişim Başkanlığı üç ülke ile toplamı 100 milyar dolara varan ‘anlaşmalar’ imzalandığını duyurdu. Bunlar içinde en yüksek tutarda olan 50,7 milyar dolar ile BAE’yle imzalanan mutabakatlar. İktidar ve ekonomi yönetimi bir dolar için kapı kapı dolaşarak ‘100 milyar dolar geliyor’ algısı yaratmaya çalışırken, uluslararası anlaşmalarla ilgili resmi kategoriler ve tanımlamalar açısından anlaşma olarak sunulan bu belgeler sadece birer ‘mutabakat zaptı veya niyet beyanı’ niteliğinde. Üç ülkeye ziyarette somut olan yegâne anlaşma, BAE ile imzalanan ve hazinenin deprem harcamalarının finansmanı amacıyla ihraç edeceği faizsiz İslami Bono-Kira Sertifikası ihracından 8,5 milyar dolar tutarında alım yapacağını taahhüt ettiği anlaşma. Bunun dışındaki diğer mutabakatlar birer yatırım niyetinden ibaret. Ne zaman yapılacağı belirsiz. Daha önce de çeşitli ziyaretlerde, resmi açıklamalarda dile getirilen mutabakatlarda bu ülkeler 10-15 milyar dolarlık yatırım vaadinde bulunmuşlardı. Örneğin BAE’yle son iki yılda 6 kez yapılan karşılıklı resmi ziyaretlerde Abu Dabi Fonu’nun Türkiye’deki yatırımlar için 10 milyar dolar ayırdığı açıklandı ancak bu tutarda bir yatırım gelmedi. Katar’ın vaadi ise 15 milyar dolardı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın geçen hafta açıkladığı kısa vadeli dış borç ve Merkez Bankası’nın Ödemeler Dengesi Doğrudan Yatırımlarla ilgili verilerinde Ocak-Mayıs dönemi itibarıyla beş ayda yüzde 30 gerileyerek 2,3 milyar dolara inen yabancı sermaye doğrudan yatırım girişlerinde Körfez ülkelerinden gelen tutar sadece 407 milyon dolar. Bu tutarın da 310 milyon doları BAE’den gelmiş. Yani ortada öyle 10, 20, 50 milyar dolarlık yatırım fırtınası yok. Tüm Körfez’den gelen yatırım 5 ayda 500 milyon dolar bile değil.

Buna karşılık mayıs sonu itibarıyla kısa vadeli dış borç 207,3 milyar dolara yükseldi. İktidarı her kapıyı çalmaya yönlendiren panik hali bu tablodan kaynaklı. Kısa vadeli dış borcun 43,4 milyar doları merkezi yönetim ve kamu kurumlarına, 44,4 milyar doları Merkez Bankası’na, 119,5 milyar doları ise özel sektöre ait. Tabii buna 60 milyar dolara ulaşan cari açığın finansmanını da eklemek gerekiyor. Hazine verilerinde depremden kaynaklı kısa vadeli finansman ihtiyacı 103,6 milyar dolar olarak yer alıyor. Bunun içinde İslami Dayanışma bonoları Körfez ülkelerine satılıyor ancak karşılığında ne verildiği açıklanmıyor.  

BAE şayet 8,5 milyar dolarlık İ slami deprem bonosü alıp, 50,7 milyar dolar da yatırım niyetinde ise karşılıg ında kür atışlarıyla kelepir fiyatına dü şen kamü ve o zel tü m varlıklarımızı silip sü pü rebilir. Bir yıl içinde 207 milyar dolar dış borcü çevirme telaşı, iktidarı her türlü tavizi vermeye mecbur ediyor.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun politika faizini 2,5 puan artırmasına karşılık resmi enflasyon karşısında hâlâ negatif olan politika faizi (yüzde 17,5), ekonomik gerçeklerin çok altında. Değiştirilen ekonomi yönetimi ve MB yönetimi iktidarın çizdiği manevra alanının dışına çıkamıyor!

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun (MB-PPK) temmuz toplantısında politika faizi 2,5 puan artırılarak yüzde 17,5’a yükseltildi. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı ve MB Başkanı atanmasından sonra ekonomide rasyonelliğe dönüleceği açıklanmıştı. Bu aynı zamanda daha önce izlenen ekonomi politikalarının rasyonel değil, ‘akıl ve bilim dışı’ olduğunun ilanıydı. Buna karşılık yeni ekonomi yönetiminin özellikle MB faizi konusunda iki aydan bu yana izlediği politika; elinin-kolunun iktidar tarafından bağlandığını, kendilerine çizilen manevra alanı dışına çıkmalarına ve rasyonel adımlar atmalarına izin verilmediğini ve verilmeyeceğini apaçık ortaya koydu. 2021 ekiminden bu yana faizin nas olarak ilanıyla başlatılan indirim politikasının yarattığı ağır ekonomik hasarın yanı sıra, resmi enflasyonun çok altında negatif faizle döviz kurlarının olağanüstü yükseldiği ve enflasyonun üç haneye yaklaştığı bir süreç yaşandı. Şimdi bu tahribatı onarmak adına geçileceği açıklanan rasyonelliğe dönüş söyleminin Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan tarafından fazla kabul görmediği, siyasi müdahalenin MB faiz kararlarına müdahalenin süreceği görülüyor.  Muhtemelen iktidarın yeni ekonomi yönetimine talimatı sonbahar ya da yılsonuna kadar kısa vadeli bir ekonomik toparlanma sağlayarak, Mart 2024’teki yerel seçimlerde devreye sokulacak seçim ekonomisi için iktidara parasal kaynak ve hareket alanı yaratmaları. Bunun için de ilk aşamada yüklü vergi artışları ve zamlar devreye sokulup, ek bütçe ve ilave borçlanmayla seçime dönük ‘yedek kaynak’ biriktirilmesi öngörülüyor.

Yüzde 17,5’a yükseltilen politika faizi, haziran itibarıyla yıllık yüzde 38 ve altı aylık yüzde 19,77 olan resmi TÜİK enflasyonunun altında. Negatif faiz süreci devam ettirildiği için döviz kurları PPK faiz toplantısı öncesinde çok hızlı yükselişe geçti. Dolar/TL 27’yi, Euro/TL 30’u, Sterlin/TL 34’ü aştı. Ticari kredi faizleri yüzde 50’ye, bireysel ihtiyaç kredisi faizleri yüzde 60’a, mevduat faizi yüzde 35-40’a ulaştı.  

Sadece temmuz ayında yapılan vergi, ÖTV, KDV, MTV, artışlarının tüm fiyatlara, mal ve hizmetlere yüzde 40-50 oranında zam olarak yansıdığı bir süreçte siyasi müdahale ya da talimat olmadığı takdirde TÜİK’in açıklayacağı temmuz ayı ‘aylık’ enflasyonunun ‘çift haneli’ olması kaçınılmaz. TÜİK’in temmuz için yüzde 10’un altında açıklayacağı her tek haneli aylık enflasyon oranının siyasi ve kâğıt üzerinde bir rakam oyunu olacağını şimdiden ifade etmek gerek.  

Parasal sıkılaştırmayla geniş kesimlerin kemer sıkması hedeflenirken, bü aynı zamanda vergi artışı ve zamlarla, maaş ve ü cretlerdeki artışların sü ratle geri alınması, geniş kesimlerin elinde harcayabilecek para bırakılmaması, aynı zamanda yoksüllüg ün yaygınlaştırılması planıdır. İ ktidarın go reve getirdig i yeni ekonomi yo netiminin rasyonellik anlayışı büysa, Türkiye’nin tüm kaynakları bir avuç varlıklı, döviz, faiz, rant sahibine akıtılmaya devam edilecek demektir.

Haziran ayı bütçe gerçekleşme rakamları, ilk yarıda bütçe açığının 500 milyar

TL’ye yaklaştığını, geçen yıla göre bütçe gelirleri yüzde 48 artarken, harcamalarda yüzde 102 artış yaşandığını gösteriyor. Bütçe rakamları iktidarın seçim kampanyasını tümüyle bütçeden finanse ettiğini, 85 milyona ait bütçenin bu amaçla kullanıldığını ortaya çıkardı!

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı merkezi yönetim bütçe rakamları, haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 607 artarak geçen yılın 6 katı artışla 219,6 milyar lira olan aylık açık hemen hemen tüm zamanların aylık bütçe açığı rekoru! Ocak-haziran dönemi 6 aylık açık toplamı da 483,2 milyar liraya ulaşarak, yaklaşık yarım trilyon TL ile bir başka açık rekoru kırıldığını işaret ediyor. Geçen yılın aynı döneminde göre harcamalar yüzde 101,7 artarken, gelirdeki artış yüzde 48,6 düzeyinde kalmış görünüyor. Diğer açıdan bakıldığında iktidar geçen yılın aynı dönemine kıyasla bütçe gelirlerinin iki katından daha fazla harcama yapmış. Gerekçe olarak deprem felaketi gösterilse de deprem harcamaları için bu seçim sonrasına ertelenen ve bu ay getirilen yüklü vergi artışları, kamu zamları ve hazinenin milyarlarca dolarlık deprem bonus ihraç etme kararı, yüzde 102’ye ulaşan harcama artışının depreme değil, seçime yapıldığını gösteriyor. Şimdi yılsonuna kadar 1 trilyon TL’nin üzerinde ek bütçe ve 2,1 trilyon ilave borçlanma yoluna gidildi. TBMM’den geçirilen ek bütçede Afet ve Acil Durum Başkanlığı’na yaklaşık 500 milyar TL ek ödenek ayrılması, ilk altı aydaki bütçe harcamalarından deprem felaketi için fazla bir tutar ayrılmadığını, asıl ödeneğin seçim sonrası ek bütçeyle tahsis edildiğini ortaya koyuyor.  

Sadece haziranda aylık bütçe harcaması geçen yıla oranla yüzde 130 artarak 487,9 milyar lira olurken, bütçe gelirleri 268,2 milyar lirada kalınca bir ayda 219,6 milyar liralık bütçe açığı verildi. Ocak ayında 32,2 milyar lira olan bütçe açığı, 11 ili vuran 6 Şubat depremlerinin ardından şubatta 170,6 milyar liraya yükselmişti. Martta aylık 47,2 milyar liraya gerileyen açık, nisanda en düşük emekli aylının 5.500’den 7.500 TL’ye çıkarılması ve emeklilere verilen bayram ikramiyesi nedeniyle yeniden 132,5 milyar liraya yükselmiş, mayıs ayında ise 118,9 milyar lira fazla verilmişti. Haziranda ise açıklanan rakamlara göre ilk yarı yıllar itibarıyla en yüksek tutarlı bütçe açığı verildi. Haziranla birlikte altı aylık bütçe harcaması geçen yılın eş dönemine göre yüzde 101,7 artışla 2 trilyon 363 milyar lira olurken, bütçe geliri ilk yarıda 1 trilyon 880 milyar lira oldu. Harcamalardaki iki misli artışa karşın iktidar temmuzda yeni vergiler getirirken, ilk altı ayda vergi gelirleri artışı yüzde 55’te kaldı.  

Yaklaşık 500 milyar liraya ülaşan bü tçe açıg ı, bü tçe disiplinin yitirildig ini, kamü kaynaklarının keyfi şekilde harcandıg ını sergiliyor. Mayıs sonü itibarıyla 60 milyar dolara yaklaşan cari açık, ekonomi için en o nemli tehditlerden birisi olan ‘ikiz açık’ riskinin bü yü dü g ü nü  go steriyor. İ ç ve dış borçların çevrilmesi, yü kü mlü lü klerin yerine getirilmesi, ü lke ekonomisinin gidişatı açısından o deme riskine bag lı tehdidin yü kseldig i go zleniyor. Bü yılın ilk yarısında faize o denen tütar, yü zde 104 artışla 275,2 milyar lira oldü. 

Tarımda üretici fiyatlarından sonra, tarımsal girdi fiyatları endeksinde de mayıs ayında yıllık yüzde 33,22 artış gerçekleşti. Bu oran; haziran ayında kurlardaki yükseliş rüzgârını ve ardından temmuzda akaryakıttan doğalgaza, KDV’den ÖTV’ye varana kadar yapılan vergi artışlarını kapsamıyor ve ciddi anlamda yükselecek. Doğal olarak girdi maliyet artışları, gıda fiyatlarına yüklü bir zam olarak yansıyacak!

Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nde (Tarım-ÜFE) mayıs ayında 12 aylık ortalamalara göre yaşanan yüzde 110’luk artışın, haziran ve temmuzdaki kur yükselişleri ve vergi artışlarıyla katlanacağı görülürken, TÜİK’in duyurduğu mayıs ayı Tarım Girdi Fiyatları (Tarım-GFE) için de benzer bir süreç söz konusu. Açıklanan rakamlara göre mayısta TarımGFE artışı geçen yılın aynı aynına kıyasla ve baz etkisiyle yüzde o,26 oldu. Yıllık artış ise yüzde 33,22 oranında gerçekleşirken, 12 aylık ortalamalardaki artış yüzde 87,66 oranıyla yükselişe geçiş sinyali verdi. Tarımda kullanılan ithalata dayalı girdilerin haziran ve temmuzdaki döviz kuru artışlarından etkilenmesi kaçınılmaz. Bunun üzerine akaryakıtta, mazotta yapılan zam ve vergi artışları eklendiğinde temmuz ayına ilişkin açıklanacak Tarım-GFE’nin yüzde 60-70’e ulaşacağını söylemek yanlış olmaz.

Mayıs ayı verilerinde yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar arasında yüzde 79,85 ile malzemeler ve yüzde 76,10 ile diğer mal ve hizmetler dikkat çekiyor. Haziran ve temmuz aylarında bu yüksek artışlara enerji de eklenecek. Ayrıca ana hammaddesi doğalgaz olan kimyasal gübrelerin de doğalgazdaki ÖTV ve KDV artışlarının yansımasıyla girdi maliyet endeksinde üç haneli artış rakamlarına yükselmesi kaçınılmaz.

Hemen her gün bir ilden ekmeğe en az yüzde 50 oranında zam haberi gelirken, bazı illerde valilikler iktidarın tepkisinden çekinerek ekmek zamlarına izin vermeyince fırıncılar ekmek üretimini ve dağıtımını durdurmaya yöneliyor. Zonguldak’ta zam talepleri kabul edilemeyen fırıncılar ekmek dağıtımını durdururken, akaryakıttaki yüklü vergi ve zamlar sonrası şehirler arası gıda nakliyesi yapan TIR sürücüleri de kontak kapatmaya başlıyor.

Tarım-GFE’deki artışın hızlanacağına ilişkin en son somut gelişme ise Rusya’nın 17 Temmuz itibarıyla Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekildiğini Ukrayna limanlarına yük taşıyan tüm gemilerin askeri hedef olacağını ilan etmesiyle yaşandı. İki ülkeden tahıl sevkiyatının durması başta buğday olmak üzere hızlı fiyat yükselişlerine yol açtı. Türkiye bu sayede her iki ülkeden de daha düşük fiyatla buğday, arpa, mısır ithal etme olanağına sahipti. Rusya’dan düşük fiyatla ithal edilen buğday sayesinde dünya un üretiminde ilk sıralara yükselen, önemli un ihracatçılarından birisi haline gelen Türkiye, bu avantajını önemli ölçüde yitirecek.  

Tahıl koridorünün dürmasıyla büg dayda o nü mü zdeki aylarda sıkıntı yaşanması, bünün da ün ü retimine ve ün fiyatlarına yansıması ihtimalinin artması beklenebilir. Bo yle bir dürümda şü anda illerde yü zde 50 zamlanan 7,5-8 TL’ye yü kselen ekmek fiyatlarının sistematik şekilde yeniden zamlanması, başta makarna olmak ü zere ünlü gıda mamüllerinde yü ksek oranlı fiyat artışlarının yaşanması yü ksek ihtimal.

Süresi 17 Temmuz’da dolan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması, Rusya’nın anlaşmadan çekildiğini ilan etmesiyle yürürlükten kalktı. Anlaşmanın tarafı konumundaki Türkiye’nin girişimleri sonuç vermedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ağustos’ta Türkiye’ye geleceğini ifade etmesine karşın Rusya tarafı böyle bir sürecin söz konusu olmadığını duyurdu.

Rusya, Ukrayna ve Rusya tahılının dünya pazarlarına ulaştırılmasını sağlayan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan 17 Temmuz’dan itibaren çekildiğini açıkladı. Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) girişimiyle her iki ülke ile ayrı ayrı imzalanan anlaşma üçer aylık sürelerle uzatılıyordu. Gerek tahıl anlaşmasının 2 ay uzatılması gerekse BOTAŞ’ın Rusya’ya 12 milyar dolarlık doğalgaz ödemesinin 2024 yılına ertelenmesi Rusya Devlet Başkanı Putin’in, AKP ve CB Erdoğan’a seçim desteği olarak devreye koyulmuştu. Nitekim bu erteleme sayesinde iktidar seçim kampanyasında mayıs ayında hanelere bir ay bedava doğalgaz verme imkanına kavuşmuştu.

NATO zirvesi öncesi iktidarın Ukrayna’ya yakınlaşması, NATO üyeliğine destek verdiğini ilan etmesi, Rusya’yı rahatsız etti. Bu çerçevede CB Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın telefon diplomasisine rağmen Rusya 17 Temmuz’da dolan sürenin ardından anlaşmadan çekildiğini Türkiye ve BM’ye bildirdi. Anlaşmada, BM, AB ve ABD tarafından Rusya’ya verilen sözlerin tutulmaması, Rus tahılı ve gübresinin ihracına, Rus kargo gemilerine yönelik taahhütlerin tutulmaması gerekçe gösterildi. Rusya, savaş halinde olduğu Ukrayna’nın anlaşma sayesinde bugüne kadar 30 milyon ton hububat ihraç ederek 750 milyon dolar gelir elde ettiğini, Rusya’nın daha fazla buna izin vermeyeceğini duyurdu. Rusya BM’ye yaptığı bildirimde de Tahıl Anlaşması ile verilen taahhütlerin tutulması için 90 gün süre verdiğini iletti. CB Erdoğan Tahıl Anlaşması konusunda Putin ile ortak görüşe sahip olduklarını ve Putin’i ikna edeceğini düşündüğünü, Rusya Devlet Başkanının ağustos ayında Türkiye’ye geleceğini ifade etti. Ancak Rusya’dan yapılan resmi açıklamada Putin’in ziyareti için bir program ya da tarih belirlenmediği kaydedildi.

Rusya Savunma Bakanlığı da 20 Temmuz’dan itibaren Ukrayna limanlarına giden tüm gemilerin ‘potansiyel askeri yük taşıyıcısı’ olarak değerlendirileceğini ve ‘hedef olacağını’ ilan etti. Rusya Savunma Bakanlığının açıklaması Ukrayna limanlarına gidecek Türk gemilerinin de hedef alınabileceğini gösteriyor. Bugüne kadar Ukrayna-Rusya arasında ‘tarafsızlık ve iki tarafla da diyalog’ politikası izleyen iktidarın acil kaynak ihtiyacının dayatmasıyla NATO zirvesi öncesi ABD-AB ile yakınlaşma, İsveç’in üyeliğine onay tavrına yönelmesine Rusya’nın bir karşılık vermesi ihtimal dahilindeydi. Tahıl anlaşmasının uzatılmaması bu adımlardan ilki, Ukrayna limanlarına giden gemilere ‘vururuz’ tehdidi ikincisi olarak görülebilir.    

Her ne kadar Ükrayna savaşı nedeniyle Rüsya’nın dışa açılan, denizyolü ve hava sahası açısından yega ne solük borülarından birisi Tü rkiye olsa da türizm, yaklaşan kış o ncesi enerji-dog algaz, ihracat açısından Rüsya’ya olan bag ımlılık nedeniyle Rüsya’dan bazı karşı hamleler gelmesi olasılıg ını go z ardı etmemek gerekebilir.