CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/19 Mayıs 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 19 Mayıs 2024 tarihli raporu şöyle:
ERDOĞAN TOPRAK HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
19 MAYIS 2024
SICAK GÜNDEM
- Cumhurbaşkanı Erdoğan, sivil anayasadan söz etmek yerine, anayasa ve yasalarda mevcut yetkilerini kullanıp, demokratikleşme yönünde siyasi irade ortaya koyabilir! 2. Türkiye’de doğurganlık hızının hızla düşmesine karşılık başta Suriyeliler olmak üzere ülkedeki sığınmacıların Türkiye’de gerçekleşen bebek doğumları, önümüzdeki süreçte ciddi bir demografik değişim tehdidini işaret ediyor!
İÇ POLİTİKA
- Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi iktidarın 22 yıldır kamu kaynaklarını israf ettiğinin itirafıdır. Emekli sayısı kadar personel alımıyla sağlanacak tasarruf, iktidarın deyişiyle Almanya’nın kıskandığı Türkiye ekonomisi için çerez parası bile değildir!
- İktidarın ‘Dışişleri Teşkilatı Güçlendirme Vakfı’ kanun teklifiyle, denetim dışı, vergiden muaf bir holdingin ve ‘tüccar diplomatlığın’ yolu açılıyor!
EKONOMİ
- İktidarın yeni kazanç yöntemi vatandaşa ceza kesmek. Dört ayda bütçedeki ceza gelirleri yüzde 229 arttı. 365 milyar TL’ye ulaşan faiz ödemesi 100 milyarlık tasarruf paketinin 3,5 katına ulaştı!
- Ülke kaynakları yüksek faizle yurt dışındaki sıcak para bankerlerine transfer ediliyor. Ekonomi yönetimi, spekülatif yüksek kazanç peşindeki sıcak para girişinin artmasına, cari açığın azalmasına seviniyor!
- Nisan ayı konut satış istatistikleri, barınma krizinin ulaştığı olağanüstü boyutları açık şekilde sergiliyor. Ülke genelinde konut satışları geçen yıla kıyasla yüzde 11,8 azaldı, satılan konut sayısı 75 binde kaldı!
TARIM
- 2024 yılı çay taban fiyat alım bedeli 17 TL olarak açıklandı. Taban fiyatla mağdur edilerek sefalete sürüklenen çay üreticileri, taban fiyatın kilo başına 25 TL’ye yükseltilmesini istiyor!
DIŞ POLİTİKA
- ABD ve AB’nin tüm uyarılarına ve silah satışını durdurma tehditlerine rağmen Refah’a harekât başlatan Başbakan Netanyahu, dünyada ve ülkesinde yalnızlaşıyor. Ateşkes anlaşmasına ‘evet’ demeye mecbur görünüyor!
- Rusya Devlet Başkanlığı görevine beşinci kez yeniden seçilen Vladimir Putin, ilk yurt dışı ziyaretini Çin’e yaptı. Rusya-Çin arasında ‘stratejik iş birliğinin derinleştirilmesi’ anlaşmasıyla, çok kutuplu yeni bir dönemin altyapısı kuruluyor!
- Sivil siyasetin alanının genişletilmesi ve sivil anayasanın gündemden düşürülmemesini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, önünde bu konuda bir engel olmadığı halde sürekli aynı yakınmaları dile getiriyor. Sahip olduğu yetkileri tam tersi amaçlarla kullanıp samimi olmadığını gösteriyor!
Türkiye’nin demokratik alanda ilerlemesini ve toplumsal barış atmosferinin ülkeye egemen olmasını engelleyen unsurların başında hukuk devletindeki tıkanıklıklar ve iktidarın bundan rahatsızlık duymadığını gösteren siyasi yaklaşımları gelmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada bir kez daha sivil siyaset alanının genişletilmesi ve sivil anayasa ihtiyacının gündemden düşürülmemesi çağrılarını yineledi.
Türkiye’de demokratik süreçlerin önünü tıkayan, siyasi gerilimlerin ortadan kaldırılmasını önleyen konuların başında; devam eden siyasi davalar, siyasi suikast davaları, siyasetin, yargı ve emniyet teşkilatının içine kadar uzayan organize suç örgütü davaları geliyor.
Toplumsal rahatlama ve normalleşmenin yolunu açacak bu sorunlarda karar alması ve adım atması gereken kişi bizzat Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın kendisi. Danıştay konuşmasında; ‘Yeni anayasa, sivil siyasetin alanını genişleterek, ekonomiden sosyal hayata, ülkemizin meselelerinin çözümünü daha da hızlandıracaktır’ diyen CB Erdoğan, isterse mevcut anayasa ve yasalarla bu önerilerini rahatlıkla hayata geçirebilir.
Anayasa değişikliğiyle dilediği her alanda Cumhurbaşkanı Kararı çıkartma yetkisine sahip olan CB Erdoğan, aynı zamanda yasama organında da çoğunluk lideri ve dilediği takdirde kendisinin aday belirleyip, milletvekili yaptığı iktidar çoğunluğuna istediği yasayı bir günde TBMM’den geçirtebilir. Gerek mevcut yönetimde tek başına iktidar gücünü elinde tutan gerekse yasama organında çoğunluk partisinin Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı açısından dilediği Cumhurbaşkanı kararını ya da dilediği yasayı çıkartmak konusunda bir engel yok. Başta Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay olmak üzere yüksek yargı mensuplarının yanı sıra adli mahkeme hakim ve savcılarını atayan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerini atama yetkisine de sahip. Kritik davaların görüldüğü pek çok mahkeme heyeti ya da savcısı HSK tarafından bir günde değiştirildi. CB Erdoğan, bugüne kadar yaptığının aksine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamanın anayasanın emri ve şart olduğu yönünde bir görüş beyan ettiğinde yargıdaki tüm siyasi davaları, siyasi suikastları, siyasi bağlantılı diğer dosyaların bir günde çözülmesini, adaletin tecelli etmesini sağlayabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğ an, sivil anayasadan so z etmek yerine, anayasa ve yasalarda mevcut yetkilerini kullanıp, demokratikleşme yo nu nde siyasi irade ortaya koyabilir. Sivil siyasetin, hukuk devletinin, adil yarğı, şeffaf yo netim ve denetimin kanallarını açarak tu m bu sorunları bir ğu nde ğu ndemden kaldırabilir. Tek yapması gereken samimi siyasi tercihini hukuk ve demokrasiden yana koyup, bu yoldaki engelleri birlikte kaldırma niyetini sergileyen adımları atmaktır.
İktidarın en az üç çocuk çağrılarına karşılık uygulanan sosyal ve ekonomik politikalar ailelerde çözülmeyi, doğum oranının pek çok Avrupa ülkesinin altına gerilemesini beraberinde getirdi. Yeni doğan nüfustaki sert düşüş 2001’in altına inerken, Türkiye’deki sığınmacıların doğum hızı demografik tehlikeyi işaret ediyor!
TÜİK’in 2023 Doğum İstatistikleri raporuna göre geçen yıl doğan bebek sayısı 958 bin olurken, doğurganlık hızı 1,51 ile bugüne kadarki tarihi dip noktaya indi. 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızının böylesine sert bir şekilde gerilemesinin arında yatan en temel etkenlerin başında ekonomik sorunlar, ailelerin sahip oldukları çocukların bakım, beslenme, eğitim, sağlık vb. temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalması geliyor.
Geçen yıl 1,51’e gerileyen doğurganlık hızı ülke nüfusunun yenilenmesi için gerekli düzey olan 2,10’un altında kalarak çok ciddi bir demografik riskin yaklaşmakta olduğunu gösterdi. Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkedeki doğurganlık hızını derleyen Eurostat’ın verilerine göre AB’de en yüksek doğurganlık hızına sahip ülke 1,79 ile Fransa. Bugüne kadar yüksek doğurganlık ve hızla artan nüfusun Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyini olumsuz etkilediği, nüfus ve doğum kontrolü önlemlerinin uygulanması gerekliliği gündemdeyken, şimdi AB ülkelerindeki doğurganlık hızı Türkiye’den yüksek. Türkiye, AB doğurganlık hızı sıralamasında beşinciliğe geriledi. Her bin kişilik nüfus başına düşen canlı bebek doğum sayısını ifade eden kaba doğum hızı 2001 yılında binde 20,3 iken, neredeyse yarı yarıya gerileyerek 2023’te binde 11,2’ye düştü.
2001’de ilk doğum yapan annelerin yaş ortalaması 26 iken 2023 sonunda 29,2’ye yükseldi. Bu da ağır ekonomik koşullar, işsizlik, ailelerin gelecek kaygısı ve çocuk sahibi olma endişesinden dolayı gerek evlilik yaşının yükseldiğini gerekse ilk doğumların daha ileri yaşlarda yapıldığını gösteriyor.
Eğitimi terk ederek aile bütçesine katkı için çalışmak zorunda kalan çocuk sayısındaki artış yanında, gıda enflasyonu, çocuk beslenmesinde temel gıda niteliğindeki et, süt, yumurta vb. fiyatlarındaki olağanüstü yükseliş pek çok aileyi çocuk sahibi olup olmamakta endişelendiriyor. 2023 Evlilik ve Boşanma İstatistikleri evlilik yaşının yükseldiğini, evliliklerin ilk beş yılında boşanmaların arttığını gösteriyor.
Doğurganlık hızı inerken ülkemizdeki milyonlarca sığınmacının doğurduğu bebek sayısı artıyor. 2011’de başlayan Suriyeli akınından bu yana Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 1 milyonu aştı. Suriyelilere Iraklı ve Afgan bebekler eklendi. 2023’te Türkiye’de doğum yapan yabancı uyruklu annelerde Suriyeliler 6425 bebekle ilk sırada yer alıyor. Suriyelileri 2629 bebekle Afgan anneler, 2582 bebekle Iraklı anneler izliyor.
Nu fus artışı ve doğ urğanlık hızının yavaşlaması, yabancı uyruklu doğ umların artması demoğrafik risklerde bu yu meyi ğu ndeme ğetiriyor. Sığ ınmacı sorununu insani boyutuyla ço zmeyi ve buna paralel olarak nu fus ve ku ltu rel enteğrasyonu içeren bir ğo ç ve sığ ınmacı politikası belirlenerek uyğulamaya konulmalıdır. Aksi takdirde, o nu mu zdeki 10 yılda demografik tehdidin daha da büyümesi olasılığ ı artacaktır!
Kamuya personel alımlarının üç yıl süreyle emekli olan personel sayısıyla sınırlandırılması, temmuzda 2024 KPSS’ye girecek yaklaşık 3,5 milyon gencin iş ve gelecek umutlarını yok etmektir. Yılda ortalama 85-90 bin memur emekli olurken, bu kararla gelecek üç yılda genç işsizlere milyonlar eklenecektir!
Şayet bir yerde israf varsa tasarrufa ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Burada önemli kriter tasarrufun hangi konuda ve kimler üzerinden yapılacağıdır. İlan edilen pakette israfın faturasının ağırlıkla kamu emekçilerine çıkartılması, iktidarın bugüne kadarki adaletsiz yaklaşımını şimdi de tasarruf adı altında sürdüreceğinin işaretidir. Kamu çalışanlarının servislerinin kaldırılarak ücretli ulaşıma mecbur edilmesi, yemek bedeli ve yemek kartı ödemesinin sonlandırılması, lojman kiralarının güncellenerek artırılması, yeni lojman yapılmaması ve mevcutların satılması, enflasyonla ezilen çalışanların mevcut kazanımlarının ve sosyal devlet katkılarının ellerinden alınmasıdır. Bina, taşıt, mal ve hizmet alımları, kiralamalar üç yıl kısıtlanırken, Kamu-Özel İş Birliği (KÖİ) ve şehir hastaneleri müteahhitlerinin bütçeyi kurutan döviz garantili ödemelerine dokunulmuyor. 2024 bütçesindeki 2,2 trilyon lira vergiden vazgeçilmesi, üç yılda vazgeçilecek vergi tutarının 8,5 trilyon TL’ye yükselmesi hedefinden de vazgeçilmiyor. Sadece bu iki kalemde tasarruf kapsamı dışında tutulan trilyonlar, bu paketin göstermelik olduğunu gösteriyor!
Paketteki en yakıcı önlemlerden birisi, üç yıl süreyle kamuya yeni personel alımlarının, emekli olan personel sayısıyla sınırlandırılmasıdır. SGK verilerine göre kamudan emekli olan yıllık personel sayısı ortalama 85-90 bin arasında değişmektedir. En son 2023’te emekli olan 86 bin kamu görevlisinin 21 bini öğretmen kalan 65 bini diğer kadrolarda görevli memurlardan oluşmaktadır. Bu tablo 2025-2027 arası kamuda işe alınacak yeni personel sayısının yılda 80-90 bin olacağını göstermektedir.
Başvuru süresi 15 Mayıs’ta dolan 2024 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) temmuz, ağustosta yapılacak. Sınav harcı yatırıp kamuda işe girmeyi umut eden gençlerin sayısı 1 milyonu öğretmen adayı olmak üzere yaklaşık 3,5 milyon. Seçim öncesi 68 bin öğretmen atamayı vaat edip, seçim sonrası sayıyı 20 bine düşüren iktidar, şimdi de tasarruf paketiyle KPSS’ye girecek 3,5 milyon genci, ailelerini cezalandırıyor. KPSS için gençlerden 1,5 milyar
TL sınav harcı toplayan iktidar, şimdi bu gençlere ‘Hevesinizi 3 yıl sonraya saklayın’ diyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘devlet herkese iş bulmaya mecbur değil’ derken, SGK verileriyle son bir yılda seçim uğruna 370 bin yeni memur aldıklarını söylemiyor. İktidar şimdi çıkmış çalışandan tasarruf yapacağını, üç yılda öğretmen, doktor, hemşire, müfettiş, mühendis vb. azami 270 bin kişi alacağını, herkesin başının çaresine bakmasını söylüyor.
Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi iktidarın 22 yıldır kamu kaynaklarını israf ettiğ inin itirafıdır. Ö nlemlerin u ç yıl su recek olması, bu paketin 2028’deki Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimi hedefiyle hazırlandığ ını, seçim su recine ğirildiğ inde üç yılda tasarruf edilen kaynakların seçim ekonomisine akıtılacağını göstermektedir!
İktidarın ‘Dışişleri Teşkilatı Güçlendirme Vakfı’ kanun teklifiyle, ülkenin saygın ve uluslararası temsile dönük kariyer kurumu Dışişleri Bakanlığına ‘paralel’ bir yapı kurulmaktadır. Arsa, arazi, inşaat, araç alım satımı vb. işler yapacak bu vakıfla denetim dışı, vergiden muaf bir holdingin ve ‘tüccar diplomatlığın’ yolu açılıyor!
İktidarın dünyada emsali ve örneği olmayan kanun teklifiyle görünürdeki amacı ‘Daha donanımlı uzman diplomat yetiştirmek’ olarak sunulan Dışişleri Teşkilatı Güçlendirme Vakfı (DTGV), gerçekte her türlü ticari faaliyetle holdingleşmeyi hedefleyen, tüccar diplomatlar yetiştiren paralel bir Dışişleri Bakanlığı’nı hedeflemektedir. Dışişleri Meslek Memurluğuyla başlayıp büyükelçiliğe uzayan kariyer sürecinde ‘donanımlı diplomat’ ihtiyacı söz konusu ise Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Diplomasi Akademisi takviye edilip güçlendirilerek bu ihtiyaç giderilebilir.
TBMM Dışişleri Komisyonu yerine alelacele Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçirilen DTGV kanun teklifinin gerisindeki gerçek amacın ne olduğunu ele alındığı komisyon açık şekilde gösteriyor. Gerçekte bir ticarethane kurulmasının hedeflendiğini açığa çıkartan bu yaklaşım, vakfın Sayıştay denetimi de dahil her türlü mali denetimden ve ticari işlerinin tüm vergilerle harçlardan muaf tutulmasıyla teyit edilmektedir.
Tasarruf tedbirlerinin hemen ardından böyle bir vakıf kanununun TBMM’ye getirilmesi ve hazineden 10 milyon TL aktarılmasının öngörülmesi, tasarruf paketinin ilk günden delinmesidir. Komisyondaki müzakerelerde arsa, arazi, taşıt aracı alım satımı ve kiralanması, inşaat, gayrimenkul ticareti, hisse senedi, hazine tahvili ve bonosu alım
satımı, borsa faaliyetleri, ipotek tesisi, üniversite ve özel okullar kurmanın ‘donanımlı diplomat yetiştirmek’ ile ne alakasının olduğunu teklifi getiren iktidar vekilleri de izah edemiyor.
İktidar sözcüleri Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı gibi örneklerle DTGV’yi savunmaya çalışsalar da gayrimenkul alım satımı ve kiralama, inşaat müteahhitliği, farklı alanlarda ticari şirketler kurma, vakıf parasıyla borsada oynama, özel üniversite ve kolejler açmanın donanımlı diplomat yetiştirmekle ilgisinin ne olduğu sorusu yanıtsız kalıyor. Komisyondaki değişiklikle DTGV’ye her türlü vize işlemlerini yürütme yetkisi verildi. Yılda 5 milyar TL’ye varan vize işlemleri pazarında faaliyet gösteren özel şirkeler artık DTGV ile haksız rekabetle karşı karşıya olacak. DTGV’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne tabi olacağı ve bu kuruluş tarafından denetleneceği ileri sürülmesine karşılık, bu iktidar döneminde kurulan TÜRGEV, TÜGVA vb. vakıfların hangisi denetleniyor?
Faaliyetlerinin odağ ı ticaret ve ka r olan bir vakfın donanımlı diplomat yetiştirme amacı boşlukta kalırken, tu ccar diplomat do neminin başlayacağ ı anlaşılıyor. Bu durum asırlara dayanan ğeçmişe sahip Dışişleri Bakanlığ ı’nın ve kariyer mesleğ i olan diplomatlığ ın sayğınlığ ına ğo lğe du şu recek, iktidarın ağır hasara uğrattığı Türkiye’nin dış politikasına daha fazla zarar verecektir.
Nisan 2024 Bütçe Gerçekleşmeleri bütçe açığının dört ayda 700 milyar TL’ye yaklaştığını gösterdi. İktidarın yeni kazanç yöntemi vatandaşa ceza kesmek. Bütçedeki ceza gelirleri dört ayda yüzde 229 arttı. Dört ayda 365 milyar TL’ye ulaşan faiz ödemesi 100 milyarlık tasarruf paketinin 3,5 katına ulaştı!
Nisan 2024 Bütçe Gerçekleşmeleri açıklanan ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nde öngörülen tasarruftan daha fazla faizin bir ayda ödendiğini gösterdi. Üç yıla yayılan tasarruf paketinde muhtemelen ‘ya tutturamazsak, iki ayda delinirse’ endişesiyle, beklenen tasarruf tutarı ifade edilmedi. Tasarruf kalemleri ve tasarruf oranlarına bakıldığında yılsonuna kadar harcamalarda 100 milyar TL dolayında bütçe kesintisinin amaçlandığı anlaşılıyor. Nisan ayı ve ocak-nisan dönemi bütçe gerçekleşmelerine göre; nisanda 177,8 milyar TL, dört ayda toplam 691,3 milyar TL bütçe açığı verildi. Bakan Şimşek’in Merkez Bankası’nın sıkı para önlemlerini mali tedbirler, bütçe disiplini, kamuda tasarruf uygulamalarıyla destekleme vaadi tutarsızlık ve çelişkiler içeriyor. TBMM’de 11 trilyon 98 milyar TL olarak bağlanan ve 1,2 trilyon faiz ödemesi, yılsonunda 2,7 trilyon açık vermesi öngörülen 2024 bütçesinden 100 milyar TL tasarruf çerez parası bile değil.
Nisanda hedeflenen tasarrufun yaklaşık iki katı bütçe açığı bir ayda verilirken, ilk dört aydaki bütçe açığı öngörülen tasarrufun yaklaşık 7 katı. Sadece nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 230,5 artışla 114 milyar TL faiz ödemesi yapılmış. Ocak-Nisan dönemi faiz ödemesi tutarı yüzde 168 artarak 365 milyar TL’ye ulaşmış. Hazine dört ayda geçen yıla göre 2,5 kat daha fazla faiz öderken, nisan itibarıyla faiz ödemelerinin bütçe giderleri içindeki payı yüzde 8,6’dan yüzde 14,7’ye, faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 14,8’den yüzde 23,4’e yükseldi. Nisanda her 100 TL verginin yaklaşık 25 lirası faize gitti.
Geçen yılın ilk dört ayında 382 milyar 496 milyon TL olan bütçe açığı bu yılın aynı döneminde neredeyse ikiye katlanarak 691 milyar 312 milyon TL’ye ulaştı. Açıklanan tasarruf önlemlerindeki önemli başlıklarından biri personel alımının kısıtlanması. Üç yıl boyunca sadece emekli olan memur sayısı kadar yeni personel alınacak. Gerçekte uygulanması mümkün olmayan, bu önlemin delineceği apaçık ortada. Bütçe gerçekleşme rakamları içindeki en yüksek gider kalemlerinden biri, ilk dört ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 141 artışla 874 milyar TL’ye ulaşan personel giderleri. Bütçenin vergi dışında en büyük gelir kalemi olan kamu alacaklarına uygulanan gecikme ve ceza faizleri, harçlar, trafik vb. cezalarda 2024 yılında uygulanacak Yeniden Değerleme Oranı (YDO) yılbaşında yüzde 58 olarak belirlendi. Yüzde 36’lık enflasyon hedefine rağmen YDO’nun yüzde 58’e yükseltilmesinin amacı bütçe gerçekleşmeleriyle açığa çıkıyor.
İ lk do rt ayda, ceza ve ğecikme faizinden, harç, pay ve cezalardan sağ lanan bu tçe ğeliri yu zde 229 artışla 233,2 milyar TL. KDV artışı, otoyol, ko pru vb. zamlarını devreye sokan iktidar, faiz cezaları, trafik cezaları vb. yollarla vatandaşın cebinden çektiğ i paraları ğeçen yılın iki katına, enflasyonun 3,5 katına çıkartmış. Buna rağ men bu tçe dikiş tutmuyor. Yılın ikinci yarısında yeni ek bütçe kaçınılmaz görünüyor!
Carı açığın düşmesine sevinen iktidar, yerli yatırım sermayesinin yurt dışına çıkmasına göz yumuyor. Doğrudan yabancı yatırımların eksiye düşmesine karşılık yüksek faize koşan sıcak para girişi artıyor. Net Hata ve Noksan kaleminde 16 milyar dolarlık kaynağı belirsiz döviz çıkışı, kaçak altın ticareti ve servet transferini gösteriyor!
Mart ayı ödemeler dengesi ve ocak-mart dönemi üç aylık verilere göre geçen yıl mart ayında 5 milyar 248 milyon dolar olan cari açık, bu yıl aynı ayda 4 milyar 544 milyon dolara gerileyerek yüzde 13,4 azaldı. Mart ayında ihracat yüzde 4,8, ithalat yüzde 7,7 azalınca dış ticaret açığı da yüzde 28 düşüş gösterdi. İlk üç aylık dönemde geçen yıl 24 milyar 584 milyon dolar olan cari açık, bu yılın aynı döneminde yüzde 55,8 küçülerek 10 milyar 855 milyon dolara indi. Geçen yılın ilk çeyreğinde 29,5 milyar dolar olan dış ticaret açığının bu yıl yüzde 51,1 düşüşle 14,4 milyar dolara gerilemesi en büyük katkıyı sağladı. Böylece geçen yılın mart sonu itibarıyla 52,6 milyar dolar olan yıllık cari açık 2024 mart sonunda yıllık 31,2 milyar dolara indi. Orta Vadeli Program’da (OVP) cari işlemler açığının bu yıl sonunda 34,7 milyar dolar olması öngörülüyor. Yıllık cari açık tutarı mart sonu itibarıyla OVP’deki yıllık hedefin altına indi. Ekonomi yönetimi bu tablonun uygulanan politikaların başarısı olduğunu savunuyor. Büyük ölçüde dış ticaret açığındaki gerilemeyle sağlanan bu iyileşmede ihracatın yavaşlaması, ithalatın sert şekilde düşmesi en önemli etken. Hammadde ve yatırım malı ithalatındaki düşüş gerek iç pazara gerekse ihracata dönük üretim ve yatırımın durması demek.
Açıklanan verilerde en dikkat çekici olan, kaynağı belirsiz döviz giriş-çıkışlarını gösteren Net Hata ve Noksan kalemindeki (NHN) gelişme. Geçen yıl mayıs seçimleri öncesi martta hızlanan NHN’deki kaynağı belirsiz döviz çıkışı eksi 1,1 milyar dolardı. Bu yıl martta NHN eksi 16,1 milyar dolar. Böyle yüklü tutardaki döviz çıkışı sorgulanmalı. Akla gelen iki olasılıktan biri geçen yılın ağustosta altın ithalatına kota ve yasak getirilmesi nedeniyle hızlanan kaçak altın ticareti. NHN’deki 16 milyar doları aşan kaynağı belirsiz döviz çıkışının önemli kısmı yurt dışı kaçak altın ticaretinden kaynaklı olabilir. İkinci olasılıkta düzenlenen operasyonlarla açığa çıkan suç şebekeleri, kara para organizasyonları vb. yapıların yanı sıra vergisiz, yasa dışı kazançların yurt dışına transfer edildiği öngörülebilir.
Cari açıktaki azalmaya karşılık asıl riskli boyut, doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi dururken, yerli yatırım sermayesi çıkışının hızlanması. Martta gelen doğrudan yatırım sermayesi 602 milyon dolar, giden yerli sermaye 628 milyon dolar. Giden yerli yatırım sermayesi tutarı üç ayda 1 milyar 488 milyon dolara yükseldi. İlk çeyrekte yerli yatırımcının gittiği ilk üç ülke 384 milyon dolarla Hollanda, 312 milyon dolarla ABD, 155 milyon dolarla İngiltere. Yurt dışındaki yerli yatırımların yüzde 60’ı gayrimenkul alımı.
Yabancı yatırım sermayesi kaçarken, speku latif, yu ksek kazanç peşindeki sıcak para ğirişi artıyor. Yabancı sıcak paranın borsa payı bir ayda yu zde 40’ı aştı. Yu ksek faizli Devlet İ ç Borçlanma Senetleri (Dİ BS) ve Hazine tahvillerine son bir haftada yatırılan tutar yaklaşık 3 milyar dolar, yılbaşından bu yana 6,7 milyar dolar oldu. Ülke kaynakları sıcak para bankerlerine transfer ediliyor!
İnşaat maliyetleri, yüksek enflasyon ve yüksek faizin yarattığı ekonomik ortamda barınma ve konut krizini olağanüstü boyuta ulaştı. 1 milyon TL konut kredisinin aylık taksiti 34 bin TL’ye yükseldi. Nisan verileri konut satışlarının yüzde 11,8 azaldığını, son üç yılın en alt noktasına indiğini gösterdi!
Merkez Bankası’nın yüzde 50’ye yükselttiği politika faizi konut kredisi faizlerini yukarı çekti ve konut kredisine olan talep azaldı. Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre, 10 yıl (120 ay vadeli) 1 milyon TL konut kredisinin aylık faizi yüzde 3,10 ile yüzde 3,5 arasında değişirken, aylık geri ödeme taksitleri 31 bin TL-34 bin TL arasında. Vade bitiminde 1 milyon TL’nin geri ödeme tutarı 3,5 milyon liraya ulaşıyor. Asgari ücretin aylık 17 bin 2 TL, en düşük memur maaşının 32 bin TL, en düşük emekli aylığının 10 bin TL olduğu göz önünde tutulduğunda çalışan, işçi, memur, asgari ücretli ya da kirada oturan emekliler için konut sahibi olmak imkansızlaştı.
Nisan ayında Türkiye genelinde ipotekli (banka kredili) konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 67,5 düştü. Türkiye’nin tamamında banka kredisiyle ipotekli satılan konut sayısı sadece 7 bin 71 adet oldu. Bu yılın ocak-nisan dönemindeki ipotekli konut satışları Türkiye’nin tamamında toplam 34 bin 693 adette kaldı.
İlk ve ikinci el konut satışlarında da sert düşüşler gözlenirken son dönemde konut piyasasını ayakta tutan yabancı alıcıların taleplerinde de büyük gerileme yaşanıyor. Gerek gayrimenkul karşılığı Türk vatandaşlığı kazanmak için gerekse yatırım amaçlı konut alan yabancı ülke vatandaşlarının sayısı azaldı. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla Rusya ve Ukrayna vatandaşlarının yoğun bir şekilde Türkiye’ye gelişi, yabancılara konut satışını patlatmıştı. Yabancılara konut satışında yıllardır ilk sırada olan Irak ve İranlıların yerini Ruslar aldı.
Yabancılara yapılan satışlar aylık 7 bin-13 bine kadar çıkarken, şimdi bu sayı düşük seviyelere indi. Özellikle ABD yaptırımları endişesiyle Rusya vatandaşlarının oturum ve ikamet izinlerinin uzatılmaması, bu kişileri Türkiye’de satın aldıkları konutları satarak Dubai gibi körfez ülkelerine ya da Avrupa ülkelerine gitmeye yönlendirdi. Nisanda yabancılara yapılan konut satışı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 50,3 azaldı.
İnşaat girdi maliyet artışı üç haneli rakamlara ulaşırken, nisan ayı konut fiyat endeksi yüzde 58 oldu. Konut fiyat endeksinin yüzde 68’i aşan enflasyonun altında kalması, konut talebindeki sert gerilemeden kaynaklanıyor. İkinci el konut satıcılarının fahiş fiyat taleplerinin gerilemeye başladığını işaret ediyor.
Tu rkiye’de 2023 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına ğo re; 2014'te yu zde 61,1 olan ev sahipliğ i oranı 2023'te yu zde 56,2'ye ğeriledi. Aynı do nemde kiracıların oranı yu zde 20,9'dan yu zde 27,8'e yu kseldi. Bu veriler uygulanan ekonomi, para, faiz, kredi ve ücret politikalarının çok ğeniş kesimler için konut sahibi olmayı olanaksız hale getirdiğini ve kiracıların arttığ ını ğo steriyor. Ülke genelinde barınma sorunu yaygınlaşıyor!
2024 yılı yaş çay taban fiyatı 17 TL olarak açıklandı. Ulusal Çay Konseyi’nde iktidar ve özel sektör temsilcilerinin iş birliğiyle belirlenen bu fiyat; çay üreticilerinin sefalete ve tüccara mahkum edildiğini, 25 TL talep eden çay üreticisinin emek ve alın terinin yok sayıldığını, gösteriyor!
Fındıkla birlikte Karadeniz bölgesinin yegâne geçim kaynaklarından çayda 2024 yılı taban fiyat alım bedeli kilo başına 17 TL olarak açıklandı. Kiloda 2 TL destekleme tutarıyla 19 TL olacağı duyurulan taban fiyata karşılık çay üreticisinin enflasyon ve girdi maliyetlerinin gerçekçi şekilde yansıtılarak talep ettiği fiyat 25 TL idi.
Tarım ve Orman Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) göre, Karadeniz bölgesinde kayıtlı çay üreticisi 204 bin. Aileleriyle birlikte geçimini yaş çay üretiminden sağlayan yaklaşık 1 milyon kişi enflasyonun altında artırılan taban fiyatla mağdur edilerek, sefalete sürüklenmiştir.
Geçen yıl seçim kampanyasında Rize meydanında çay fiyatını açıklayıp, oy isteyen Cumhurbaşkanı, bu sene fiyat açıklamak için Rize’ye gidemedi. Bakanlık gece herkesin uykuda olduğu saatte sosyal medya paylaşımıyla fiyatı duyurdu. Açıklanan fiyata tepkili üreticiler bir haftadır protesto eylemleri yaparken, taban fiyatın kilo başına 25 TL’ye yükseltilmesini istiyorlar.
Çay üretilen il ve ilçelerdeki Ziraat Odası Başkanları yaptıkları ortak açıklamada yaş çayın kilo maliyeti 18 TL iken açıklanan 17 TL fiyatın üreticiye ‘çay üretme’ anlamına geldiğini öne sürdüler. Oda Başkanları, Devlet, ÇAYKUR ve özel sektör çay sanayicileriyle, üretici temsilcilerinden oluşan Ulusal Çay Konseyi’nde (UÇK) üretim maliyeti ve 25 TL fiyat talebinin dikkate alınmadığını açıkladılar. İktidar temsilcisi bürokratlar ile özel sektör çay fabrikaları sahiplerinin UÇK’da birlikte hareket ederek fiyat belirlediğini ifade eden oda başkanları ve üretici temsilcileri UÇK’dan istifa ederek çekildiklerini duyurdular. Gelinen aşamada UÇK’da üreticilerin temsil edilmediği bir yapı ortaya çıktı. Ulusal Süt Konseyi’nde (USK) enflasyonun çok altında artırılan çiğ süt fiyatıyla, süt sanayicisinin çıkarlarının korunması, üreticinin mağdur edilerek süt hayvanlarını kesmek zorunda bırakılmasına benzer şekilde UÇK’da da aynı oyun, iktidar-çay tüccarı ve patronların iş birliğiyle çay üreticisine karşı oynanıyor.
Üreticiler yaş çayları AKP il başkanlıkları, Tarım ve Orman İl Müdürlükleri önüne döküp fiyatı protesto ederken, özel sektör çay fabrikalarının zordaki üreticiye 15-16 TL fiyat verdiğini, bazı özel sektör fabrikalarının üreticiyi ucuz satışa zorlamak için çay alımını durdurduğunu dile getiriyor. Çay üreticisinin mağduriyetini önleyip yaş çay piyasasını regüle etmekle görevli ÇAYKUR, iktidar talimatıyla suskun!
Seçim otobu su nden iktidara yakın çay patronlarının paket çaylarını halka atarak reklamını yapan, Rize’de çay u reticisinden oy rekoru isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğ an, ğeçimini çayla sağ layan Karadenizli u reticileri ğo rmezden ğelemez. Talep edilen 25 TL fiyat, ‘tasarruf veya para yok’ diye geçiştirilemez!
İsrail savaş kabinesinde Gazze savaşı, Refah operasyonu ve ateşkes konusunda çatlaklar baş göstermeye başladı. ABD, Mısır, Katar tarafından hazırlanan ateşkes planı yakında devreye girebilir. Arap ülkelerinin şimdiden savaş sonrası Gazze’nin yönetimi konusunda rekabete girişmesi, Türkiye’nin tüm süreçlerde dışlandığını gösteriyor!
ABD ve AB’nin tüm uyarılarına ve silah satışını durdurma tehditlerine rağmen Refah’a operasyonda ısrar eden ve harekât başlatan Başbakan Netanyahu, dünyada ve ülkesinde yalnızlaşıyor. İsraillilerin Netanyahu’yu ateşkes anlaşmasını imzalamaya, rehineleri kurtarmaya ve görevden istifaya çağıran kitlesel gösterileri yayılıyor. İktidarı kaybederse yargılanma endişesi taşıyan Netanyahu, direnmeye çalışsa da kabinesindeki ayrışmalar sonrası ateşkesi imzalama baskısı altında. Aşırı sağcı ve Siyonist ırkçı partilerin desteğiyle ayakta duran Netanyahu hükümeti üzerinde ABD baskısı da artıyor. BM Genel Kurulu’nda Filistin Devletinin tanınması için Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunan ve Filistin’e daha üstün ayrıcalıklar tanıyan kararın ezici çoğunlukla kabul edilmesi, pek çok Avrupa ülkesinin de kabul oyu vermesi ABD’yi İsrail’e baskıyı artırmaya yönlendirdi. İsrail’in ABD, Katar ve Mısır’ın hazırladığı ateşkes planına evet demek zorunda kalacağını işaret eden gelişmeler artıyor. Daha önce Hamas’ın kabul ettiği ateşkes anlaşmasın reddedip Refah’a harekât başlatarak dünyanın tepkisini çeken Netanyahu, Mısır ve Katar'ın, CIA Başkanı ile ortaklaşa hazırladığı ateşkes anlaşmasına ‘evet’ demeye mecbur görünüyor. Ateşkes anlaşmasının onaylanması Netanyahu açısından yolun sonuna ve iktidardan gidişe zemin yaratacak.
Ateşkes olasılığının yükselmesi, Arap ülkeleri arasında savaş sonrası Gazze yönetiminin nasıl şekilleneceği konusunda rekabete neden oldu. Mısır, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açtığı soykırım davasına müdahil olmaya karar verdiğini, savaş sonrası Gazze’de garantörlüğün Birleşmiş Milletler, Mısır, ABD ve Katar tarafından üstlenileceğini açıkladı.
Gazze’de garantörlük önerisini sıkça dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın girişimlerinin kabul görmediği savaş sonrası süreçte Türkiye’nin masa dışında tutulacağı anlaşılıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) savaş sonrası Gazze yönetiminin başına yıllardır destekleyip finanse ettiği Muhammed Dahlan’ı önerirken Mısır, Batı Şeria’daki Filistin yönetiminin istihbarat şefi Mecit Faraj’ın Gazze’yi yönetmesini istiyor. Arap liderler savaş sonrası Gazze yönetiminde Hamas’ın olmaması, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın da görev almaması için ortak tavır belirliyor. Hamas’a ve liderlerine en güçlü desteği veren, Kuvayı Milliye diye nitelendirip ‘İsrail’in Anadolu’yu işgaline karşı Hamas’ın öncü savaş verdiğini’ savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tezleri boşlukta kalacak gibi görünüyor.
Mısır, Ü rdu n ve Kuveyt’in eş zamanlı olarak Hamas’ın da parçası olduğ u Mu slu man Kardeşleri bo lğeden tu mu yle silmek u zere operasyon başlatması, ateşkes ve savaş sonrası Gazze planlarında Hamas’a yer olmayacağ ını, Türkiye’nin de Hamas politikasını gözden geçirmek zorunda kalacağını işaret ediyor!
Rusya Devlet Başkanlığı görevine beşinci kez yeniden seçilen Vladimir Putin, ilk yurt dışı ziyaretini Çin’e yaptı. İktidarın Rus liderin ilk ziyareti Ankara’ya yapması beklentisi gerçekleşmedi. Rusya-Çin arasında ‘stratejik iş birliğinin derinleştirilmesi’ anlaşmasıyla, çok kutuplu yeni bir dönemin altyapısı kuruluyor.
En son 31 Mart seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Türkiye’ye geleceği duyurulan Putin’in ziyareti gerçekleşmedi. Ardından Türkiye ve Rusya’daki seçimlerden sonra Putin’in ilk yurt dışı programında Türkiye’nin olduğu açıklandı. Nisan veya Mayıs’ta Ankara’ya geleceği beklentisi de gerçekleşmedi. Rusya lideri geçen hafta ilk resmi seyahatinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile buluştu. Daha önce Çin Komünist Partisi Halk Kongre’sinin kabul ettiği anayasa değişikliğiyle iki dönemlik görev süresini ömür boyu başkanlığa dönüştürerek tekrar seçilen Çin Devlet Başkanı Şi de ilk dış ziyaretini Rusya’ya yapmıştı.
Putin, Pekin ziyaretinde Çin ile adil ve çok kutuplu bir dünya düzeninin inşası için iş birliği konusunda tam mutabakat sağladıklarını siyasi ve askeri alanlarda daha ileri ortaklıklar gerçekleştirmeye karar verdiklerini dile getirirken, Çin lideri de aynı yönde beyanda bulundu. İki lider, yeni dönemde kapsamlı stratejik ortaklığının derinleştirilmesine ilişkin ortak bildiri imzaladı. Bildiride ABD, ‘ortak düşman’ olarak nitelendiriliyor. Dünya barışı, küresel ekonomi ve ticaret, ulusların kardeşliği ve iş birliği açısından ABD’nin ‘tehdit’ olduğu vurgulanıyor. Küresel ekonomide ABD doları hegemonyasını azaltmak için ortak tutum izleyeceklerini açıklayan iki lider, ikili ticaretin yüzde 90’ının Yuan ve ruble ile yapıldığını dile getirdiler. Çin-Rusya ticaret hacmi beş yılda iki kat artarak 111 milyar dolardan 2023 sonunda 228 milyar dolara yükseldi. Bu tutarın ulusal paralarla karşılığı 1,6 trilyon Yuan, 20 trilyon ruble.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Putin, yeni dünya ekonomik ve siyasi düzeninin inşasında BRICS’in uluslararası kurumsal önemi ve ağırlığının arttığına dikkat çekerek, örgütün üye sayısının, kapsadığı ekonomik ve coğrafi alanın hızla genişlediğini vurguladılar. BRICS’in üye sayısı 10’a yükseldi. (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri)
Ukrayna savaşında Rusya’nın tezlerine destek veren Çin’in üçüncü ülkeler üzerinden yaptırımları delerek Rusya’ya silah sağladığını öne süren ABD’nin yeni yaptırım tehditlerine karşılık Çin, bu iddiaları reddediyor. Putin’in yeni dönemine Çin ziyaretiyle başlaması, iki liderin imzaladığı stratejik iş birliği anlaşması, önümüzdeki süreçte dünyada yeni siyasi-ekonomik-askeri amaçlı kritik hamleler yapılacağını gösteriyor.
Son do nemde ABD ile yakınlaşan, Exxon ile 10 yıl su reli milyarlarca dolarlık sıvılaştırılmış doğ al ğaz (LNG) ithali anlaşması imzalayan iktidarın Çin-Rusya blokuyla ilişkilerde ABD’nin artan baskısıyla karşılaşması so z konusu olabilir. Putin’in su rekli ertelenen Tu rkiye ziyaretinin ğerçekleşmesi durumunda, Rus liderin sergileyeceği yaklaşım, ikili ilişkilerde yeni dönemin çerçevesini çizecektir!
Yeni Soluk
Yorum Yap