CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/15 Eylül 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 15 EYLÜL 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 15 EYLÜL 2024

SICAK GÜNDEM                                                                                                                                    

  • Narin Güran, şiddet ve cinsel taciz mağduru 2 yaşındaki Sıla Bebek olayları toplumda infiale neden olurken, çocuklara yönelik yıllardır süren ihmallerin, devlet politikalarındaki duyarsızlığın ve sahipsizliğin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi!
  • Türkiye Varlık Fonu (TVF), bu yılın ilk aylarında gerçekleştirdiği yüzde 8 dolar faizli 500 milyon dolarlık tahvil ihracıyla yaptığı borçlanmanın ardından şimdi de İslami Tahvil ihraç ederek 500 milyon dolar yeni borçlanmaya gidiyor!

İÇ POLİTİKA                                                                                                                                            

  • Memur ve emekli maaşlarına yılda bir kez ve hedef enflasyon kadar zam yapmaya hazırlanan iktidarın, yaşlı ve emeklilerin huzurevi ücretlerini yüzde 360 artırması akıl ve vicdanla bağdaşmayacak bir karardır!
  • Kamuda tasarruf gerekçesiyle milyonlarca çocuğa devletin bir öğün bedava gıda programını uygulamadan kaldıran iktidar, 6 ayda bütçesini tüketen Diyanet İşleri Başkanlığı’na ek kaynak ve milyarlarca lira aktarıyor!

EKONOMİ                                                                                                                                              

  • Cari Açık hesabının temmuz ayında da fazla vermesi iktidar ve ekonomi yönetimi tarafindan sevinçle karşılandı. Sanal bir tabloyla halktan gerçekleri gizleyip cari fazla ile övünen iktidar, yaklaşan ekonomik felakete gözlerini kapatmayı tercih ediyor!
  • Sanayi üretimi ve kapasite kullanımı gerilerken işsizliğin azaldığının açıklanması, tıpkı enflasyon verisinde olduğu gibi siyasi talimatlı bir takım hesap ve rakam oyunlarını düşündürüyor!
  • Fitch Ratings Türkiye’nin kredi notunu ikinci kez artırarak BB- seviyesine çıkarttı. Martta ‘pozitif’ yaptığı görünümü ise ‘durağana’ çevirdi!

TARIM                                                                                                                                                    

  • 15-50 yaş arası Irak vatandaşlarına vize muafiyeti, Türkiye’ye serbestçe giriş ve ikamet olanağı verilirken, Irak’ın Türk tavuğuna vize koyarcasına gümrük vergisini 25 kat artırması iyi niyetli bir yaklaşım olamaz!

DIŞ POLİTİKA                                                                                                                                         

  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ABD’nin imzaladığı savunma iş birliği anlaşması Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandıracak, Türkiye-ABD ilişkilerini ve Kıbrıs’ta çözüm sürecini olumsuz etkileyecektir!
  • Ekim sonunda yapılacak BRICS zirvesindeki Erdoğan-Putin görüşmesinde, Rusya’nın önereceği yeni bir arabuluculuk formülü Türkiye-Suriye normalleşme sürecinde yeni bir aşamaya geçilmesini sağlayabilir.

1. Türkiye’yi derinden sarsan Narin Güran ve Sıla Bebek olayları, savunmasız çocukları şiddet, cinayet ve istismardan koruyamayan bir ülke haline geldiğimizi gözler önüne serdi. Benzer olayların örtbas edilmesi, cezasızlığın sıradanlaşması yanında devletin duyarsız yaklaşımı ve ihmalleri ülkemizi çocuk mezarlığına dönüştürüyor!

Diyarbakır’da kayıp ihbarından 19 gün sonra cenazesine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran ve Tekirdağ-Malkara’da şiddet ve cinsel taciz mağduru 2 yaşındaki Sıla Bebek olayları toplumda infiale neden olurken, çocuklara yönelik ihmallerin, devlet politikalarındaki duyarsızlığın ve sahipsizliğin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Çocuk ve kadınlara yönelik şiddet, cinayet ve istismar olaylarındaki artış karşısında yasal düzenlemeler ve yaptırımlar yetersiz. Cezaların infazına ilişkin yasanın sıkça değiştirilmesi, en ağır cezalardan kısa sürede kurtulma yollarının açılması sorunun daha da ağırlaşmasına uygun zemini yaratıyor. Öncelikle çocuklara ilişkin kayıp, istismar, cinayet, aile içi şiddet, ensest ilişki boyutlarının açık ve şeffaf şekilde izlenmesi, veri tabanı oluşturulması, sorunun boyutlarıyla orantılı çözümler üretilmesi gerekiyor. Oysa ülkemizdeki durum, her olayın kamuoyuna yansıdığında ortaya çıkan toplumsal tepkinin bir süre sonra sönümlenerek unutulmasıyla sonuçlandığını gösteriyor. Küçük yaşta aile içinde yakınlarının taciz ve tecavüzüne uğrayıp ortadan kaybolan, günler sonra cesetleri bulunan çocuklar yeniden hatırlandı. Bu olayların çoğunun beraat ve cezasızlıkla kapandığı, mahkumiyetle sonuçlanan davalarda ise faillerin kısa sürede tahliye olduğu ortaya çıktı. Karaman’da 30’dan fazla çocuğun vakıf yurdunda cinsel istismara uğraması, Aladağ’da tarikat yurdundaki yangında kız çocuklarının diri diri yandığı, 6 yaşındaki kız çocuğunun tarikat şeyhi babası tarafindan evlendirildiği vb. olaylar toplumda infiale yol açmasına karşılık, davalar zamana yayıldı. Çoğu dosya unutturulup kapatıldı.

TÜİK’in 2016’dan bu yana kayıp çocuklara ilişkin veri yayınlamaması bile iktidarın bu konudaki duyarsızlığını, çocuk hakları ve çocukların korunmasına ilgisizliği sergiliyor. En son 2016’yı kapsayan verilerde kaybolan çocuk sayısı 104 bin 531 idi. Bu çocukların kaçının bulunduğu ya da öldüğü bilinmiyor. TÜİK'in ‘Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri’ verilerine göre 2023’te suç mağduru çocuk sayısı yüzde 20,5 arttı. Yaralama, şiddet, cinsel suçlar vb. nedenlerle güvenlik birimlerine gelen veya getirilen mağdur çocuk sayısı 233 bine ulaştı. Geçen yıl açıklanan ‘Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı' kağıt üstünde kaldı. Çocuk cinayetleri ve istismarın önlenmesine dönük ne bir yasa TBMM’ye geldi ne de bir adım atıldı. Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatında okullarda çocuklara haklarının öğretilmesi, istismar girişimlerine karşı eğitilmesi, duyarlığın artırılmasına dönük bir ders programı yok.

2.Türkiye’nin varlıklarını değerlendirip stratejik yatırımlara iç kaynak ve fon sağlaması gereken Türkiye Varlık Fonu (TVF), Dubai’de kendisine fon arıyor. Portföyündeki varlıkların değerini düşüren ve sürekli dışarıdan borçlanan TVF’nin 500 milyon dolar İslami Tahvil ihracı, ulusal varlıkların satış ihtimalini güçlendiriyor!

Türkiye’nin özelleştirmeler sonrası elde kalan son kamu varlıklarını, enerji şirketlerini, kamu bankalarını, Hazine ve Milli Emlak’a ait değerli kamu taşınmazlarını çatısı altında toplayan TVF, bu yılın ilk aylarında gerçekleştirdiği yüzde 8 dolar faizli 500 milyon dolarlık tahvil ihracıyla yaptığı borçlanmanın ardından şimdi de İslami Tahvil (sukuk) ihraç ederek 500 milyon dolar yeni borçlanmaya gidiyor. Kira sertifikası olarak da adlandırılan Sukuk ihracıyla TVF’nin bu yılki dış borçlanması 1 milyar dolara ulaşacak.

En başarılı örnekleri Çin ve Norveç’te görülen varlık fonlarının temel kuruluş amacı, ülkenin ulusal varlıklarını bir fon çatısı altında toplayarak değer kazandırmak ve oluşacak kaynağı, ülkenin stratejik alanlardaki yatırımlarına kaynak olarak aktarmak. Bu sayede kritik yatırımlar için dışa bağımlı olmaktan, dış borç bulmaktan ve bu borçlar için yurt dışına faiz ödemekten kurtulmak. Oysa Türkiye’de 2016’dan bu yana faaliyet gösteren TVF, 8 yıldan bu yana sürekli yüksek faizle dış piyasalardan borçlanma dışında bir adım atmadı. Bugüne kadar Çin ve Körfez piyasalarından yapılan milyarlarca dolar ve euroluk borçlanmalarla sağlanan kaynakların nereye harcandığı bilinmiyor. TVF’nin TBMM ve Sayıştay denetimi dışında tutulması nedeniyle hesap verilmiyor. Yurt dışından borçlanmayla elde edilen paralardan yapılan en somut yatırım İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) satın alınması. TVF, İFM inşaatını ve işletmesini üstlenen iktidara yakın müteahhitler darboğaza girince müteahhitlerin parasını ödeyip İFM inşaatını satın alıp tamamlanması için Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’na devretti. Kuruluş amacı kritik, stratejik, yüksek teknoloji vb. alanlara fon kaynaklarından yatırım yapmak olan TVF, bu satın almayla milyarlarca lirayı toprağa gömdü.

TVF’nin bu yılın ilk aylarındaki 500 milyon dolar borçlanma ardından şimdi de Abu Dabi ve Dubai’de 500 milyon dolar İslami Tahvil ihracının gündeme gelmesi, TVF’deki bazı kamu varlıklarının, telekomünikasyon, enerji ve madencilik şirketlerinin, TCDD’ye ait limanların, ‘satış vaadiyle’ teminat gösterilmesi ihtimalini güçlendiriyor. Dünyadaki varlık fonlarının güncel değerlerini belirleyen Küresel Varlık Fonları-Global SWF’nin (Sovereign Wealth Funds And Public Pension) 2023 raporunda ilk sırada 1,3 trilyon dolarla Çin Varlık Fonu yer alırken, Norveç Varlık Fonu 1,1 trilyon dolarla ikinci. TVF’nin değeri ise 22 milyar dolar.

3. Memur ve emekli maaşlarına yılda bir kez ve hedef enflasyon kadar zam yapmaya hazırlanan iktidarın, yaşlı ve emeklilerin huzurevi ücretlerini yüzde 360 artırması akıl ve vicdanla bağdaşmayacak bir karardır. En düşük emekli aylığıyla başa baş hale gelen huzurevi ücretlerine yapılan bu zam, yaşlılara ‘öde ya da öl’ demekten farksızdır!

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 1 Eylül’den geçerli olmak üzere huzurevlerindeki aylık oda ücretlerini yüzde 300-360 arasında artırdı. Bu zamla huzurevlerinde kalan pek çok yaşlı ve emekli huzurevini terk etme, sokağa atılma ya da tüm maaşını oda ücretine yatırarak parasız kalma ihtimaliyle karşı karşıya bırakıldı. Bu fahiş zam, iktidarın sadece zenginleri sevdiğini, dar gelirli, bakıma muhtaç yaşlı ve emeklileri sosyal atık olarak gördüğünü bir kez daha kanıtladı. Huzurevlerinde kalan yaşlı ve emeklilere yapılan bildirimlerde yüzde 360 zam gerekçesi; yaşlı bakım maliyetlerinin yükselmesi, genel giderlerdeki (elektrik, doğalgaz, temizlik, su, ısınma, yemek vb.) artış ve bütçe ödeneklerinin yetersizliğine bağlanıyor. İktidar zam gerekçelerini sıralarken kendi suçunu, uyguladığı politikaların yarattığı yıkımın faturasını huzurevlerindeki yaşlılara, emeklilere çıkartıyor. Dezenflasyon sürecine girildiğini ilan edip, enflasyonun yüzde 51’e düşmesiyle övünen, yılsonunda enflasyonun yüzde 41,5’a gerileyeceğini iddia eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Huzurevi ücretlerine niçin resmi enflasyonun 6 katı zam yaptığının hesabını vermesi gereken de iktidarın tek sahibi olan Cumhurbaşkanıdır. Temmuzda memur ve emekli aylıklarına ‘enflasyon düştü’ bahanesiyle yüzde 24,27 oranında zam yapan, en düşük emekli aylığını yüzde 25 artışla 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye çıkartan iktidarın, huzurevlerine yüzde 360 zam yapması akıl, hesap ve vicdanla bağdaşmamaktadır.

Zam sonrası eşlerin birlikte kaldığı oda ücreti aylık 4 bin 834 liradan 17 bin 336 liraya yükselirken, çift kişilik odada tek kişinin aylık ücreti 3110 liradan 9331 liraya çıkarıldı. Tek kişilik oda fiyatı ise 3 bin 551 liradan 10 bin 652 liraya yükseltildi. Emekli maaşı dışında geliri olmayan, bakacak kimsesi bulunmayan, ailesine ve çocuklarına yük olmak istemeyen yaşlılara adeta ‘ne haliniz varsa görün demektir. Dul veya yetim aylığıyla huzurevinde kalan yaşlıların aylığı 8-9 bin TL dolayında. Bu insanlar aylıklarını aşan oda ücretini ödeyemeyince huzurevinden atılma ihtimaliyle karşı karşıya. Huzurevlerinde kalanların tamamını bakıma muhtaç-yatalak yaşlılar olarak gören bu yaklaşımla oda ücreti için maaşının tamamına el konulacak huzurevi sakinleri sosyal yaşamdan dışlanacaktır.

Avrupalı, Amerikalı, Rus, İngiliz, Alman yaşlılar ülkemizde beş yıldızlı tatil köylerinde, lüks termal sağlık tesislerinde konaklarken huzurevlerindeki emekli ve yaşlılara bir göz oda çok görülmektedir.

4. Yeni eğitim yılı beslenme ve temizlik gibi hayati sorunlarla başladı. Okullarda bedava yemek uygulamasını 3 ayda kaldıran iktidar, hizmetli kadrolarına atama yapmayıp okul temizliğini haftada 3 günle sınırlandırdı. Milyonlarca öğrenci yetersiz beslenme ve salgın hastalık riskiyle karşı karşıya!

Kamuda tasarruf tedbirlerinin en ağır etkilediği kurumların başında okul öncesi eğitim- öğretim kurumları, ana ve ilkokullar ile orta öğretim kurumları geliyor. Eski Milli Eğitim Bakanı Yusuf Özer tarafindan ana okullarında başlatılan ve diğer okullarda da aşamalı şekilde uygulanacağı açıklanan çocuklara bir öğün bedava beslenme programı, seçim sonrası atanan Bakan Yusuf Tekin tarafindan kaldırıldı. 3 ay uygulanan bedava beslenme programı yeni Bakan tarafindan tüm okullarda eş zamanlı şekilde yeniden başlatılması için planlama yapılacağı gerekçesine dayandırılırken, bir yıldan bu yana adım atılmadı.

  • Şimdi de okullarda bir ög˘ün bedava yemek ve sag˘ lıklı beslenme planları, uygulanan ekonomik programın kamuda tasarruf tedbirlerine takıldı!

Okul öncesi, ilk ve orta öğretim kurumlarında 20 milyondan fazla çocuk ve genç eğitim görüyor. Pek çok aile hayat pahalılığı nedeniyle çocuklarının beslenme çantalarına her gün koyacak gıda bulamadığı için zor durumda. Okul kantinlerinde satılan gıda maddeleri ateş pahası ve milyonlarca çocuğun okul harçlıkları kantinden alışverişe yetmiyor. Kamuda tasarruf gerekçesiyle devletin bir öğün bedava gıda programını uygulamadan kaldıran iktidar diğer yandan 6 ayda bütçesini tüketen Diyanet İşleri Başkanlığı’na ek kaynak ve milyarlarca lira aktarıyor. Gelişme çağında gerekli protein ve diğer vitaminleri alamayan, sağlıklı beslenemeyen nesillerin bedensel ve zihinsel açıdan akranlarının gerisinde kalması bilimsel bir gerçektir. Et, süt, meyve, yumurta vb. tüketemeyen çocukların zihinsel açıdan IQ düzeylerinde gerileme ve odaklanmada sorunlar yaşadıkları görülmektedir. Ailelerin çocuklarını boş beslenme çantalarıyla okula göndermeye mecbur kaldıklarını görmezden gelen iktidar ve Milli Eğitim Bakanı, yeni eğitim öğretim yılını tüm okullarda Çanakkale’den Filistin’e dersiyle başlatmayı büyük başarı görmektedir. Beslenme yanında milyonlarca çocuğun eğitim gördüğü okulların, sınıfların, tuvalet ve ortak kullanım alanlarının temizlik ve hijyen sorunu vahim haldedir. Tasarruf gerekçesiyle binlerce okula kadrolu hizmetli ataması yapmayan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), İŞKUR’da partime geçici çalışanlarla ve haftada 3 gün temizlikle hijyen sorununu çözdüğünü savunmaktadır.

  • Okullarda hizmetli olmadıg˘ı için zaman zaman ög˘retmen, ög˘renci ve velilerden temizlig˘e katkı vermelerinin istendig˘i medyada yer aldı!

5. Cari açığın temmuz ayında da fazla vermesi ekonomi yönetimi tarafından sevinçle karşılanırken, gerçek tablo vahim bir gidişi işaret ediyor. Döviz geliri artmadığı halde cari fazla verilmesinin altında dış ticaret açığının azalması, ara malı ve hammadde ithalatının gerilemesi, sanayi üretiminin düşmesi ve yaklaşan işsizlik dalgası yatıyor!

Haziranda 407 milyon dolar fazla veren Ödemeler Dengesi Cari İşlemler Hesabı temmuzda da 566 milyon dolar fazla verdi. Cari açığın üst üste fazlaya dönüşmesi iktidar ve ekonomi yönetimi tarafindan uygulanan politikaların başarısı diye nitelendirildi. Geçen yıl temmuzda 5,3 milyar dolar cari açık verilirken bu yılın aynı ayında fazla verilmesi yanında yıllıklandırılmış cari açık 56 milyar dolardan 19 milyar dolara geriledi. Aynı şekilde ocak-temmuz dönemi 7 aylık cari açık ise geçen yıl 42 milyar dolar iken bu yılın aynı döneminde 16 milyar dolara indi. İki yıl aradan sonra yıllık cari açığın 20 milyar doların altına inmesi Orta Vadeli Program’da (OVP) 2024 yılsonunda 22 milyar olarak öngörülen cari açık hedefinin tutma ihtimalinin yükseldiğini gösteriyor. Bir önceki OVP’de 2024 yılsonu cari açık hedefi 34 milyar dolar iken 2025-2027 OVP’de 22 milyar dolara düşürüldü. Geçen yıl temmuzda cari açık verilirken bu yıl fazla verilmesiyle Ödemeler Dengesi Cari İşlemler hesabında 5,9 milyar dolarlık iyileşme oldu. Temmuzda ithalat geçen yıla göre 3,1 milyar azalırken, ihracat 2,6 milyar dolar arttı; cari işlemler açığındaki 5,9 milyarlık iyileşmenin 5,7 milyar doları dış ticaret açığındaki azalmadan kaynaklandı. Yıllık cari açığın 56 milyar dolardan 19 milyar dolara inmesiyle sağlanan 37 milyar dolarlık iyileşmeye karşılık temmuz itibarıyla dış ticaret açığındaki yıllık azalmanın 40 milyar dolar olması bu sonucu sağlamış. Yıllık bazda ihracat yüzde 5,8 artarken, ithalat yüzde 34,5 azalmış. Cari işlemler hesabının iki aydır fazla vermesi olumlu olmakla birlikte bunun gerisindeki nedenlere bakıldığında vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Cari fazla verilmesinde temel etken dış ticaret açığındaki azalma ve ithalattaki sert düşüş. İthalat ocak-temmuz döneminde 18 milyar dolar gerilerken, ara malı ve hammadde ithalatındaki düşüş 22 milyar dolar. Tüketim malı ithalatı artmaya devam ediyor. Ara malı ve hammadde ithalatındaki sert düşüşün gerisindeki temel etken sanayi sektörünün, özellikle imalat sanayiinin üretim ve kapasite kullanımında aylardır kesintisiz devam eden gerileme. Sanayi üretimindeki yavaşlama ve üretim kaybı ithalatı azaltınca dış ticaret açığı düşüyor, cari fazla veriliyor. Bu sevinilecek bir durum olmadığı gibi, önümüzdeki aylarda oldukça ciddi ekonomik ve sosyal yan etkilere yol açabilecek bir gidişatı işaret ediyor.

  • Nitekim bu yılın ilk çeyreg˘inde yü zde 5,3 iken ikinci çeyrekte yüzde 2,5’a düşen büyüme hızı, bu gidişe dönük en ciddi sinyali verdi!

6. TÜİK, sanayi sektörü genelinde yüzde 3,9 olan üretim düşüşünün, imalat sanayiinde yüzde 5,1 ve yüksek teknolojili sanayi üretiminde yüzde 20,2’ye ulaştığını açıkladı. Buna karşın TÜİK’in işsizliğin azaldığını duyurması sorgulanması gereken bir çelişkidir. Sanayi üretiminin kesintisiz şekilde azalması ağır bir krizin göstergesidir!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre sanayi üretimi temmuz ayında yıllık 3,9 azaldı. İmalat sanayiindeki yıllık üretim düşüşü yüzde 5,1 olurken yüksek teknolojili sanayi ürünlerinde yüzde 20,2 oranında üretim azalması yaşandı. İktidarın 14 aydan bu yana uyguladığı yüksek faiz, sıkı para ve döviz kurlarının baskı altında tutulması politikalarının yanı sıra finansmana erişimin kısıtlanması, ticari kredi taleplerinin frenlenmesi sanayi kesiminde de ciddi sıkıntılara neden oldu. Kurların bastırılması ve ihracat dövizlerinin yüzde 25’ine el konulması ihracatın rekabet gücünü ve fiyat avantajını ortadan kaldırırken hem iç talepte hem de dış talepte azalmaya yol açtı. İhracat siparişlerinin düşmesi, ihracata dönük sanayi üretimini geriletirken, imalat sanayiinin ana girdisi olan ara malı ve hammadde ithalatında yıllık yüzde 35’e varan azalma gerçekleşti. Sanayinin durgunluğa ve üretimde gerilemeye sürüklenmesi kapasite kullanımını da yavaşlattı. Sanayi üretim endekslerindeki gelişmelerin alt unsurlarına bakıldığında üretim düşüşü ve kapasite kullanım oranlarındaki azalma sonrası, istihdamda da gerileme yaşandığı, sanayinin pek çok dalında istihdam daralmasına gidildiği görülüyor. TÜİK’in açıkladığı temmuz ayı işgücü ve istihdam rakamları ise işsizliğin azaldığını haziranda yüzde 9,2 olan resmi işsizlik oranının temmuzda 0,4 puan azalarak yüzde 8,8’e indiğini gösteriyor.

Temmuzda bir önceki aya göre 123 bin kişinin daha işgücüne katılmasıyla toplam işgücünün 35 milyon 879 bin kişiye ulaşmasına karşılık istihdam edilenlerin 234 bin kişi artması ve toplam istihdamın 32 milyon 712 bin kişiye yükselmesi sanayide ve hizmetlerde ortaya çıkan istihdam düşüşüyle çelişiyor. Bir yandan sanayi üretiminin ve hizmet kollarındaki faaliyetlerin düştüğünü ve istihdamın gerilediğini açıklayan TÜİK diğer yandan aynı dönemde istihdamın arttığını, işsizliğin azaldığını ilan ediyor. TÜİK’in çizdiği istihdam ve işsizlik tablosu taban tabana zıt bir görünümü yansıtıyor. 15-24 yaş arası genç işsizlik oranı yüzde 1 düşüşle yüzde 16,6’ye gerilerken TÜİK’in ‘Atıl İşgücü’ olarak adlandırdığı geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 26,5. Temmuzda işsiz sayısının 112 bin kişi azalarak 3 milyon 167 bin kişiye indiğini açıklayan TÜİK verisine göre aynı zamanda yüzde 26,5 oranındaki geniş tanımlı işsizlerin sayısı ise 10 milyon 681 bin kişi. Türkiye yüzde 8,8’lik dar tanımlı işsizlik oranı 3,1 milyon işsiz sayısıyla OECD sıralamasında 4’üncü iken yüzde 26,5 oranındaki geniş tanımlı işsizlik oranı ve 10,7 milyona ulaşan geniş tanımlı işsiz sayısıyla yüzde 12,5 oranındaki AB geniş tanımlı işsizlik oranının 2 katını aşıyor.

7. Fitch Ratings Türkiye’nin kredi notunu ikinci kez artırarak BB- seviyesine çıkarttı. Martta ‘pozitif’ yaptığı görünümü ise ‘durağana’ çevirdi. Fitch, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her an bu politikalardan geri dönme ihtimalini ve iktidara yakın bazı çıkar grupları ile lobilerin direncini ‘ciddi risk’ olarak değerlendiriyor!

Fitch Ratings bu yıl içinde yaptığı ikinci değerlendirmede Türkiye’nin kredi notunu bir kez daha artırarak B-‘den BB-‘ye yükseltti. Notun BB eksiye yükseltilmesi 2016’ta yitirilen ‘yatırım yapılabilir’ seviyedeki nota ulaşmak için Türkiye ekonomisinin üç kademe daha not artışı sağlaması gerektiğini gösteriyor. Diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s, ocak ve temmuzdaki iki değerlendirmede Türkiye’nin notunu önce B3’e ve ardından B1’e yükseltirken görünümü durağandan pozitife çevirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce ‘emperyalizmin ajanları’ olarak nitelendirdiği reyting kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu aşağı çekmelerine tepki gösterip, ülkeyi diz çöktürmek istediklerini öne sürerken, Fitch’in not artışı sonrası üç derecelendirme kuruluşundan not artışı almakla övünüyor. Ancak Fitch Ratings yerel seçimlerin hemen öncesinde martta yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin kredi notunu artırarak B eksiye yükseltirken görünümünü de durağandan pozitife çevirmişti. Geçen hafta açıkladığı yılın ikinci değerlendirmesinde ise kredi notunu bir kademe yükseltip ülkenin ekonomik görünümünü beş ayda tekrar pozitiften durağana çevirdi. Türkiye’nin kredi notunun bir kademe artırılarak ‘Yatırım Yapılabilir Seviye’ye 3 kademe yaklaşılması önemli bir adım olmakla birlikte Türkiye’nin not görünümünün yeniden ‘Durağan’ olarak belirlenmesi ciddi bir uyarı ve risk göstergesi. Bu değişiklikle Türkiye’nin makro görünümü, para ve maliye politikalarındaki gidişin yakından izleneceği, yeni bir not artırımı yapmadan önce görünümün yeniden ‘Pozitif’e dönmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunun için sadece faiz artışları ve sıkılaştırılmış para politikalarının yeterli görülmediği, bütçe ve maliye politikalarında, kamu harcamalarında, vergi gelirlerindeki gelişmelerin takip edileceği belirtiliyor. Raporda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz indirimi ve nas yaklaşımının ekonominin önündeki en ciddi risk olduğu örtülü şekilde vurgulanıyor.

Fitch, sıkı para politikasının süreceğini öngörürken, faiz indiriminin 2025’ten itibaren kademeli şekilde yapılmasını bekliyor. Asgari ücrette ‘ihtiyatlı artış’ uyarısında bulunulurken, iktidara asgari ücret ve diğer maaş zamlarının düşük tutulması mesajı veriliyor. Yılsonunda yüzde 43, 2025’te ise yüzde 21 enflasyon bekleyen Fitch, Orta Vadeli Program’da bu yılsonu yüzde 41,5, 2025’te yüzde 17,5 olan enflasyon hedeflerini gerçekçi bulmadığını gösterdi. Siyasi ve ekonomik riskleri gözeterek görünümü durağana çevirdi.

8. İktidar pek çok ülkeden gümrüksüz tarım ve hayvancılık ürünleri ithaline kapıları açarken, Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlere ise ağır vergiler getiriliyor. Irak hükümeti aldığı son kararla, Türkiye’den ithal edilen tavuk eti ve diğer beyaz et ürünlerine uygulanan gümrük vergisini yüzde 1’den yüzde 25’e çıkarttı!

Temmuzda yüzde 58,9’luk gıda enflasyonu ile ilk sırada yer alarak yüzde 4,3 olan OECD ortalamasını 14’e katlayan Türkiye, gıda enflasyonunda zirvedeki yerini koruyor. Pek çok gıda ürününde üretim yetersizliği ve fiyat artışına karşı çözüm olarak uygulanan ithalat serbestisi hem yerli üreticiyi üretimden uzaklaştırıyor hem de kur maliyetiyle gıda enflasyonu artışında önemli etkenlerin başında geliyor. Buna karşılık Türkiye’nin ihraç ettiği tarım ve hayvancılık ürünleri ise ithalatçı ülkelerin hükümetleri tarafindan kendi üreticilerini korumak amacıyla alınan kararlar sonrası yüksek gümrük duvarlarıyla karşı karşıya kalıyor. 2015’te Rusya ile Suriye’de yaşanan savaş uçağı krizinin ardından Rusya tarafindan Türkiye’ye uygulanan yaptırımların en başında tarım ürünleri ihracına getirilen kısıtlamalar yer almıştı. Rusya’nın getirdiği ambargo ve kısıtlamalar uzun yıllar boyunca yerli domates üreticisini, yaş sebze-meyve ihracatçısını mağdur etti. Ancak Türk ürünlerine yaptırım sürecinde kendi tarım stratejisini baştan sona değiştiren Rusya, seracılığa ve yerli üretime olağanüstü teşvikler sağlayarak kendi domatesini üretme aşamasına geçti. Türkiye’den tarım ürünleri ve yaş sebze-meyve ithalatını önemli ölçüde düşüren Rusya, buna karşılık en büyük ihracatını Türkiye’ye yapıyor.

Rusya tarafindan getirilen kısıtlamalar üreticilere ağır kayıplar yaşatırken, beyaz et ürünleri ihracına yönelik bir başka olumsuz adım komşu ülke Irak’tan geldi. Türkiye’nin tavuk eti ve beyaz et ürünleri ihracatının yüzde 52’sini gerçekleştirdiği Irak pazarı, Bağdat yönetiminin aldığı son kararla adeta Türk ihracatçılarına kapatıldı. Irak hükümeti Türkiye’den ithal edilen tavuk eti ürünlerine uygulanan gümrük vergisini yüzde 1’den yüzde 25’e yükseltti. Türk beyaz et ihracına karşı örülen bu gümrük duvarı 60 iş günü içinde uygulamaya girecek.

Irak pazarındaki bu gelişme beyaz et üretimi ve ihracına olumsuz yansıyacağı gibi, pek çok üretici önceden yaptığı ihraç bağlantılarından dolayı mağduriyet yaşayacaktır. Gerek iktidarın ihracat kısıtlaması gerekse Irak’ın gümrük vergisi artışı sonrasında iç pazarda beyaz et fiyatında sert düşüşler yaşanabilir. Bir yanıyla tüketici lehine görünen bu durum girdi maliyetlerindeki artış, tavuk yemi, lojistik, soğuk hava depoları vb. giderlerdeki yükselişten dolayı üreticilerin ağır kayıplara uğramasını, bir kısım beyaz et işleme tesislerinin faaliyetini durdurmasını ya da kapanmasını beraberinde getirecektir.

9. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ABD’nin imzaladığı savunma iş birliği anlaşması Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandıracak, Türkiye-ABD ilişkilerini ve Kıbrıs’ta çözüm sürecini olumsuz etkileyecektir. ABD’nin GKRY ile askeri iş birliği yapması Türkiye ve KKTC’nin hassasiyetlerini yok saymaktır!

ABD’nin Gazze’deki savaşta İsrail’e destek gerekçesiyle Doğu Akdeniz’e yığdığı deniz ve hava kuvvetleri, milyarlarca dolarlık silah ve mühimmatın yanı sıra 9 Eylül’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile askeri savunma ve iş birliği çerçeve anlaşması imzalaması, bölgedeki siyasi ve askeri dengeleri derinden etkileyecektir.

GKRY Savunma Bakanı Vassilis Palmas ile ABD Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander tarafindan imzalanan anlaşma, ABD’nin yıllardır GKRY’ye uyguladığı silah ambargosunu 2022’de kaldırmasından sonra atılan ikinci kritik adımdır. GKRY ve ABD’li bakanların anlaşmayı; ‘Kıbrıs-ABD ilişkilerinde bir başka dönüm noktası’ diye nitelendirilmesi bunu göstermektedir. Ortak açıklamaya göre, imzalanan anlaşma ‘kötü niyetli eylemlerle başa çıkma ve Rum ordusunun ABD güçleriyle daha sorunsuz çalışma yollarının güçlendirilmesinde birlikte çalışmayı’ öngörüyor. Buradaki ‘kötü niyetli eylemlerle’ neyin kastedildiği belirsiz. Adada 1974’ten bu yana 50 yıldır süren barış ve sükûnetin zarar görme ihtimali bu anlaşma sonrası artabilir.

Son dönemde Yunanistan’ın Dedeağaç liman bölgesinde askeri üsler kuran, zırhlı birlikler, deniz ve hava kuvvetleri yığınağı yapan ABD, Girit’te de üs inşa etti. Lozan anlaşmasında Ege adalarının silahsızlandırılmasına aykırı bu adımlar, ABD’nin Rusya’ya karşı Karadeniz’i kontrol amaçlı diye nitelendirilse de Türkiye’nin Trakya sınırlarına yakın askeri yığınak, Ege’deki üsler dikkat çekicidir. Rusya’dan S-400 alımı gerekçesiyle Türkiye’yi F-35 projesinden dışlayan ABD, Yunanistan’a ise F-35 satıyor. Tüm bunlar Ege ve Akdeniz’de güç dengesini Türkiye aleyhine değiştirme amaçlı girişimlerdir.

Birleşmiş Milletler (BM) kararları çerçevesinde Kıbrıs sorununda yıllardır izlediği tarafsızlık politikasını terk eden ABD’nin GKRY’ye silah satışı ve adada üs kurmasının kapısını aralayan bu tavrı, NATO üyesi Türkiye ile müttefiklik hukukunu, Kıbrıs’taki Garantörlük anlaşmalarını yok saymaktır. GKRY-ABD arasındaki anlaşma, BM Güvenlik Konseyi kararlarına, adadaki Türk toplumunun varlığına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenlik ve egemenlik haklarına aykırıdır.

Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları anlaşmayı kınarken, ABD’ye uluslararası hukuka, anlaşmalara ve Kıbrıs Türklerinin haklarına saygılı olma çağrısında bulundu. ABD’ye, ‘Kıbrıs Türk halkının ve bölgenin güvenliğine tehdit yaratacak, Kıbrıs sorununun adil ve barışçı yollardan çözümünü güçleştirecek adımları atmaktan kaçınma’ çağrısı yapıldı.

10. 13 yıl aradan sonra Türkiye’nin Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısına davet edilmesi, yıllardır sürdürülen İhvancı dış politika tahribatının azaltılması adına önemli bir gelişmeydi. Ancak toplantı esnasında Suriye heyetinin gösterdiği tavır, Suriye ile normalleşmenin kolay olmayacağını gösteriyor!

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kısa süre önce Türkiye-Suriye arasında sorunların çözümü için Rusya’nın çabalarına hız verdiğini, Türkiye’nin TSK’nın Suriye’den çekilmesini müzakere etmeye yaklaştığını açıklamıştı. Esad TSK’nın çekilmesini müzakerelere başlamak için ön koşul olmaktan çıkartırken, Türkiye’nin Suriye’deki terör örgütlerine destekten vazgeçmesini asıl kırmızı çizgi olarak ilan etti. İktidar 2010’da başlayan Arap Baharı ayaklanmalarıyla Mısır, Tunus, Libya’da İhvancı-Müslüman Kardeşler çizgisindeki gruplara verdiği desteği, resmi dış politikaya dönüştürünce pek çok ülke ile ilişkiler bozuldu. Başta Mısır olmak üzere, İhvan’ı terör örgütü sayan Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Bahreyn ile ipler koptu. Aynı şekilde İhvancı çizgideki Hamas’a verilen destek nedeniyle de çoğu ülkeyle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler zarar gördü. 2011’de Suriye’de başlayan cihatçı-radikal İslamcı örgütlerin ayaklanması ve iç savaş sürecinde de Türkiye ve Katar, ABD’nin teşvikiyle Esad’a karşı İslamcı isyancılara destek verdi. IŞİD ve El Kaide’nin Suriye uzantısı El Nusra katliamlara yönelerek dünyada tepki çekince iktidar bu kez Ilımlı İslamcılardan oluşan cihatçılara destek sağlamaya yöneldi. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) gibi yapılanmalar ortaya çıkarken, bunların desteklediği Suriyeli muhalifler Gaziantep’te ‘Geçici Hükümet’ kurdu. Bu hükümet iktidar tarafindan tanındı faaliyetine olanak sağlandı.

Şimdi iktidar; Gazze’de İhvancı Hamas’a verdiği desteğin dışında diğer ülkelerde İhvan’a destekten vazgeçmeye, bu çizginin Türkiye’nin dış politikasında 13 yıldır yarattığı siyasi ve ekonomik hasarı onarmaya çalışıyor. Türkiye’nin en uzun kara sınırına sahip olduğu güney komşusu Suriye ile normalleşme ise iktidarın İhvancılıktan U dönüşteki son halka olacak. Bu konuda şimdiye kadar yürütülen dolaylı temaslardan sonuç alınamadı. Suriye’nin kuzeyindeki TSK varlığı, Şam yönetiminin ‘terörist’ saydığı ÖSO ve SMO’ya destek, cihatçıların kontrolündeki İdlib’in TSK’nın görev alanında güvenlikli bölge olması ciddi açmazlar. Ayrıca Şam yönetimi, ABD, İran ve Rusya’nın terör örgütü saymadığı PYD- YPG’nin, Türkiye tarafindan PKK uzantısı terör örgütü sayılması bir başka temel anlaşmazlık konusu. Diğer ülkelerle normalleşen Türkiye, 13 yıl sonra Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısına davet edildi. Kahire’deki toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın kürsüye çıktığında Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad başkanlığındaki Suriye heyeti salonu terk etti. Bu da Suriye ile normalleşmenin zor olacağını gösteriyor. İktidarın ÖSO ve SMO’yu lağvetmesi, İdlib’te cihatçıları silahsızlandırması, Suriye ordusunun İdlib operasyonuna başlaması sıkıntılı başlıklar olarak görülüyor.