Anahtarı olmayan bir delik…

Nasıl allak bullak olduk bir virüsle…

Tüm Dünya da birden her şey anlamı yitirdi.

İnsanoğlu istediği kadar kaçsın, ensesinde ölümle yaşamayı öğreniyor.

Ailenle yan yana gelsen, dokunamaz oldun.

Kurduğumuz hayaller ne hale geldi.

Emin olun ki herkes eşit anlayışında Dünya Komünist oldu…

Olması imkansız işler oldu.

Yapılan planlar uçtu gitti.

Maçlar iptal, düğünler iptal, okullar iptal, her şey yalan oldu dostlar.

 Peki bu kadar can yakan, yürek sızlatan olaylar olurken bizde suçluyuz diyen var mı?

Sucumuzu kabullenecek kadar cesur muyuz yoksa korkak mıyız?

Bahar geldi çiçeklerin kokusunu, çığlık çığlığa çocukların top oynamasını, denizin iyot kokusu solumak, doğada olması gerek gereken yaşam dengesi!

Hırslar uğruna deniz kıyılarından toplanan çocuk cesetleri, iş kazası deyip üstü örtülen canlar mı, tecavüzler mi, hayvanlara yapılan işkenceler mi?

Yoksa şiddette sınır tanımayan insanoğluna kısacası bu kadar canı yanan anaların babaların ahımı?

Ne kadar geniş hayal gücü varmış adaleti!

Dini, dili, ırkı, memleketi, zengini, fakiri fark etmeden herkes aynı geminin yolcusu olduğunu hatırlattı.

Acılar haykırdı, çığlıklar attı, düzeltelim sinyalleri verdi.

hırs uğruna özgürlükten vazgeçen insanoğlu gördün mü nasılda evinde esir oldun.

Evde canım sıkılıyor sözlerini tanıdın Türkiye’m.

Ölsen cenaze gelen olmayacak.

Benim sevgim çok canım … inşallah öyledir.

Bu kadar can yanarken doğa sana sesiz mi kalacak sandın. Kalamaz tarih de bunun örnekleri o kadar çok ki.

Her şeyin fazlası gibi eksiği de hasta eder.

Ruhunuzda ki çocukları korumak için sevin bir insanı, bir kuşu, bir köpeği, bir kitabı, bir çocuğu sevin gülen gözlerini bakarak sevin.

Neyi severseniz sevin, seven kişi korur, sahiplenir, esirger.

Dünyanın tek hastalığı sevgisizlik, samimiyetsizlik.

Ne demiş üstat Tayfun Talipoğlu; Yarın çok geç olabilir bir anda bitebilir her şey yaşamak için acele edin. Yaşasak yasayıp göreceğiz.