Yeni partiye geçecek milletvekili sayısı 94’e yükseldi: Hedef 100 üzeri
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 24 Eylül 2023 tarihli raporu şöyle:
SICAK GÜNDEM
İktidarın başlattığı ‘yeni anayasa’ tartışmaları tamamıyla bir siyasi mühendislik ve halkın-ülkenin gerçek gündemini örtme çabasıdır. Otokrat yönetimden demokratik anayasa beklenemez!
Türkiye, 2023 Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde 165 ülke arasında 101’inci sırada ve ‘kısmi özgür ülkeler’ grubunda yer aldı!
İÇ POLİTİKA
Ülkemizde yıllardır bağımsız medyanın gücü ve önemi yok edildiği için; Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündeme ilişkin çarpıcı sorular yönelten ABD'li sunucu Amna Nawaz'a çok sert tepki gösterdi!
Sayıştay’ın 2022 yılı kamu kurumları denetimlerinin sonuçlarına ilişkin genel tespitlere yer verdiği değerlendirme raporu, kabile ve çadır devletlerinde dahi görülmesi olanaksız keyfi uygulamaları gözler önüne seriyor!
EKONOMİ
TOBB ve TESK’in kapanan şirket ve işyeri istatistikleri son aylarda kesintisiz şekilde kırmızı alarm veriyor. Yaklaşık 14 bin şirket kapısına kilit vururken kepenk indiren esnaf sayısı 88 bin. 8 ayda kapanan işyeri-işletme ve esnaf sayısı 102 bin 500’e ulaştı!
Merkez Bankası, politika faizini yüzde 30’a yükseltti. Faiz artışları yabancı sıcak paracılar için kazanç kapısı olurken, kredi kartı-ihtiyaç kredisi-KMH borçluları içinse yıkım, yoksullaşma ve icra-haciz sağanağına dönüşecek!
Dahilde İşleme Rejimi (DİR) verileri dış ticaretteki çarpıklığı ve ithalata aşırı bağımlılığı sergiliyor. Her 100 dolarlık ihracatın 30-50 doları Türkiye’ye kalıyor!
TARIM
Tarım ve hayvancılığı bitiren AKP iktidarı; ne kırmızı ve beyaz et tüketiminde ülkemizin hızla dibe inmesini ne milyonlarca çocuğun-hanenin et yiyememesini ne de milyonlarca besicinin yok olup gitmesini, AB ve ABD kadar dert etmiyor!
DIŞ POLİTİKA
AB’de Ukrayna’ya para ve silah desteğinin ulaştığı yüksek maliyetlere tepkiler yükseliyor. Kiev’den beklenen zafer gelmedikçe ABD Başkanı Biden’a eleştiriler artıyor. Biden, Ukrayna’ya Abrams tanklarını da gönderme kararı aldı!
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan tarafından gerçekleştirilen 24 saatlik anti-terör operasyonu sona erdi. Rusya’nın girişimiyle ateşkes sağlandı. Bölge, tümüyle Azerbaycan’ın kontrolüne geçti. Ermeniler, Dağlık Karabağ’ı terk ediyor!
Bugüne kadar yapılan değişikliklerle anayasadaki demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler alanında sınırlı kazanımlar da yok edildi. İktidar sözcüleri bile mevcut anayasanın üçte ikisinin değiştirildiğini söylerken; yeni anayasa tartışmalarıyla, yolsuzluk, zam, vergi artışı, ekonomik yıkım ve toplumsal sefalet örtülmeye çalışılıyor!
İktidara geldiğinden bu yana sürekli yeni anayasa söylemini gündemde tutan iktidar, sonuncusu 16 Nisan 2017 Anayasa referandumu olmak üzere parlamenter demokratik sistemi kökten değiştirmeye kadar varan onlarca anayasa değişikliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı ve Başdanışman Mehmet Uçum, başlangıçta 177 madde olan 1982 anayasasının şu anda 154 maddeye indiğini, bugüne kadar 96 maddesinde 184 kez değişiklik yapıldığını ifade etti. 96 maddenin 31’inin yeniden yazılarak tümden değiştirildiğini, 20 maddede ‘esaslı’ değişiklik 45 maddede ise ‘tali değişiklik’ yapıldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığının baş hukukçusu tüm bunları itiraf ettikten sonra 1982 anayasasının tümden değiştiği tezinin yanlış olduğunu, yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu savunuyor. Cumhurbaşkanının bir diğer hukuk başdanışmanı Mustafa Akış, 1982 anayasasının ‘üçte ikisinin değiştiğini, yok olduğunu’ bu yüzden yeni bir anayasa yazılması gerektiğini savunuyor.
2003’te Erdoğan’ın siyasi yasağının kalkması, milletvekili olmasının yolunun açılmasına ilişkin anayasa değişikliği başta olmak üzere, 2005 sonrası Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB müktesebatına, Kopenhag demokratik kriterlerine uyumu, demokrasinin ve hukuk devletinin güçlendirilmesi vb. maddelerde pek çok anayasa değişikliğine CHP destek verdi. Ancak sonrasında iktidarın 2007’de, 2010’da ‘beraber yürüdüğü’ ve darbe teşebbüsü sonrası kendisini aldattığını dile getirdiği yol arkadaşlarıyla ittifak halinde yaptığı anayasa değişikliklerinde ise bağımsız yargı, yüksek yargı kurumları, hukuk devleti, emniyet, TSK, istihbarat kurumları, üniversiteler, merkezi sınav sistemi vb. devletin temel sütunları tahrip ve yeniden dizayn edildi. 2017’de MHP’nin ‘Cumhurbaşkanı anayasaya uymuyorsa biz anayasayı Cumhurbaşkanına uyduralım’ girişimiyle parlamenter demokratik sistem, çoğulcu demokrasi, nispi seçim sistemi, temsilde adalet, idarenin yargısal denetimi, güçler ayrılığı ilkesi yerine tek adam ve otokrat yönetim modeli getirildi. Türkiye 2018’den bu yana her alanda çöküş yaşıyor.
İktidarın siyasi hesap ve hedeflerine göre değiştirdiği müttefikleriyle yaptığı anayasa değişiklikleri, üçte ikisini zaten ortadan kaldırdıklarını söyledikleri mevcut anayasadaki sınırlı demokratik hakları, özgürlükleri, hukuk devletini geriletme, yok etme amaçlıydı. Kurumları partizanlaştırıp, otokrat-baskıcı-korku salan bir ‘parti devletine’ dönüştürme planları bu değişikliklerle hayata geçirildi.
Başlatılan ‘yeni anayasa’ tartışmaları tamamıyla bir siyasi mühendislik ve halkın-ülkenin gerçek gündemini örtme çabasıdır. Beş yıldır ülkeyi hukuk devletinden uzaklaştırıp otokrat-tek adam sistemini ülkeye dayatan bir siyasi zihniyetin şimdi, ‘sivil-demokratik-hukuk devletini ve özgürlükleri esas alan yeni anayasa’ diye ortaya çıkması siyasi kara mizahın da ötesindedir.
Küresel sermayenin güvenini sağlamak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’de fon yöneticileri ve yabancı yatırımcılarla yapılan toplantılarda ‘OVP’ye sonuna kadar bağlıyız’ sözlerini yineliyor. Ancak Türkiye, 2023 Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde 165 ülke arasında 101’inci sırada ve ‘kısmi özgür ülkeler’ grubunda yer aldı!
2023 Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde Türkiye; Kısmi Özgür Ülkeler olarak tasniflenen üçüncü grupta yer alırken puanı aynı gruptaki Nikaragua, Kolombiya, Umman, Kuveyt, Bahamalar gibi ülkelerin de gerisinde kaldı. Raporda Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve mülkiyet hakları alanında sıkıntı olduğu, yeni açılım gerektiği vurgulanıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu için beraberinde Hazine ve Maliye Bakanı ve
Dışişleri Bakanının da yer aldığı, kalabalık bir heyetle New York’a giden Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, burada katıldığı toplantılarda uluslararası sermaye, yatırımcılar, banka ve fon yöneticileri, sıcak para finansörleriyle bir araya geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ABD’li Küresel Yatırım Bankası Goldman Sachs’ın organizasyonunda küresel bankaları ve fonları Orta Vadeli Program’a (OVP) iknaya çalıştı.
Cumhurbaşkanının katıldığı toplantılarda daha şimdiden enflasyon, cari açık, dış ticaret açığı vb. hedefleri geçersiz hale gelen OVP’ye bağlılığını yinelemesi, IMF, Dünya Bankası, kredi derecelendirme kuruluşlarına mesaj amaçlı bir söylem. Küresel yatırımcıları, fon yöneticilerini kaynak göndermeleri için ikna etmeye, güven sağlamaya yönelik rol paylaşımı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de muhtemelen katıldığı toplantılarda, ‘Bu OVP gerçekten uygulanacak mı? Erdoğan gece yarısı tek başına alacağı kararlarla değişikliğe giderse ne olacak?’ sorularıyla karşılaşmış olmalı ki, sıkça ‘Sayın Cumhurbaşkanımız OVP’nin arkasında, sonuna kadar destekliyor’ demek zorunda kalıyor.
CB Erdoğan, İsrail Başbakanı Netanyahu ile de bir araya gelerek Türkiye davetini yineledi, İsrail’i ziyaret edeceğini duyurdu. ABD’de güçlü Yahudi lobisine, küresel finans piyasalarında etkin Yahudi sermayesine mesaj vermeye çalıştı. Hukuk devleti, şeffaflık, yolsuzluk, rüşvet, hak ve özgürlükler alanında adım atılmadıkça küresel sermayeyle güven sorununun aşılması güç. Bu güçlük Türkiye’nin Ekonomik Özgürlük Endeksindeki kriterlerde aldığı puanlara da yansıyor:
Hukuk Sistemi, Yargı Bağımsızlığı, Mülkiyet Haklarının Güvenliği: 4,83 püan-89. sıra
Devletin Ekonomik Büyüklüğü : 6,65 püan-77. sıra
Ulusal paranın değeri ve sağlamlığı: 7,54 püan-109. sıra
Uluslararası Ticaret Serbestisi: 6,87 püan-81. sırada
Regülasyonlar (Bağımsız piyasa düzenleyici-denetleyici kurumlar): 5,71 püan-128. sıra
Kriterlerde Türkiye’nin en düşük puanları hukukun üstünlüğü , mülkiyet hakları, piyasalardaki belirsizlik, öngörülemezliği yansıtan regülasyonlar. Bu noktada yargının siyasallaştığı, yargı kararlarının uygulanmadığı, Kamu İhale urumu (Kİ K), BDDK, SPK vb. o zerk kurulların şeffaf olmadığı ve siyaset gölgesinde kaldığı, yolsuzlukların soruşturulamadığı bir sistemde OVP’ye bağlılık yemini edilse de küresel finansörler ayak sürümeye devam edecektir!
Bağımsız, özgüvenli, soran-sorgulayan medyanın ve gazetecilerin hayati önemi, iktidarın bundan rahatsızlığının nedeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın PBS TV’ye verdiği mülakatta somut şekilde açığa çıktı. Önceden verilen soruların sorulmasını, kendisine methiye düzülmesini alışkanlık edinen Erdoğan, gündeme ilişkin çarpıcı sorular yönelten ABD'li sunucu Amna Nawaz'a çok sert tepki gösterdi!
Hafta sonu muhalif habercilik yapan üç gazeteci daha rutine dönüşen ithamlar ve açılan soruşturmalar sonrasında tutuklanarak cezaevine konuldu. Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raporunda yargının siyasi iktidarın sindirme aracına dönüştüğü, medyaya sansür ve baskı uygulandığı tespitlerine karşılık iktidar, AB ile yolları ayırma tepkisini dile getirdi. Cumhurbaşkanının ABD ziyaretinde ABD’nin önde gelen saygın haber kanallarından PBS’e verdiği mülakatta yaşananlar, bağımsız, sansürsüz, soran-sorgulayan medyanın ve gazeteciliğin hayati önemini bir kez daha ortaya koydu.
Cezaevinde yıllardır tutuklu olan siyasiler ve sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alınarak haklarında hapis cezası istenen gazetecilerle ilgili soruya tepki gösteren Cumhurbaşkanı, gazeteciye ‘Bu sizi neden ilgilendiriyor?’ sorusuyla karşılık verdikten sonra Türkiye’de ‘yargı kararlarına kimsenin müdahale edemeyeceğini’ söyledi. Sonrasında söylediklerinin tam aksine kendisini yargı ve hakim yerine koyarak, henüz yargılamaları süren, haklarında kesinleşmiş mahkeme kararı olmayan bu kişilerin ‘katil ve terörist’ olduğu hükmünü verdi. CB Erdoğan’ın ‘Bu can bu bedende oldukça’ ifadesiyle başlayıp, cezaevinden çıkmalarına izin vermeyeceğini söylediği siyasetçiler, gazeteciler, iş insanları, haklarındaki tahliye kararlarına rağmen bu talimat nedeniyle yıllardır hapiste. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını tanımadığını, uygulanmayacağını ilan eden de iktidarın kendisi! Mahkemelerden çıkan haksız kararlara, davalardaki hukuksuzluk ve adaletsizliklere, Avrupa Birliği (AB) Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Konseyi’nde (AK) ve diğer uluslararası kuruluşlardan gelen tepkileri dile getiren gazeteciye ‘Bunlar seni niye ilgilendiriyor?’ dediğinde, kendisi hakkında yargının verdiği siyasi yasak kararına karşı çıkan AB’yi, AP’yi, AK’ni hatırlamak istemiyor. O dönemde Yargıtay’ın onayladığı siyasi yasak ve 4 ay hapis cezasına en büyük tepki, AB, AP, AK’den gelmişti. Türk yargısının bağımsız olduğunu, herkesin yargı kararlarına saygı duymak zorunda olduğunu belirterek ABD’li gazeteciye tepki gösteren Cumhurbaşkanı, o dönemde ABD’nin İstanbul Başkonsolosunun yargı kararına karşı kendisine verdiği desteği memnuniyetle karşılayıp, makamında ağırlamıştı. ABD Başkonsolosuna ‘Yargı kararına saygı duyun, bu sizi niye ilgilendiriyor?’ diyememişti.
İktidarın kendisine muhalif gördüğü, siyasilere, gazetecilere karşı polis ve yargı gücünü bir baskı aracı olarak kullandığını tüm dünya biliyor, görüyor. Türkiye hukuk ve adalet başta olmak ü zere tüm uluslararası endekslerde geriliyor. Aradaki fark burada kendisine soru sorulmadan önce uzun uzun methiye düzen, uçağında gezdirdiği akredite gazetecilere alışmışken, birden karşısında gerçeği sorgulayan bir gazeteciyle karşılaşmış olmasının yarattığı tepkisel kızgınlık!
Kamu yönetimi ve harcamalardaki keyfiliğin yayıldığı, şeffaflık ve hesap vermenin ortadan kalktığı, ihalelerin yasa-kural tanımaksızın yapıldığı Sayıştay tarafından saptandı. Sayıştay’ın 2022 yılı kamu kurumları denetimlerinin sonuçlarına ilişkin genel tespitlere yer verdiği değerlendirme raporu, kabile ve çadır devletlerinde dahi görülmesi olanaksız uygulamaları gözler önüne seriyor!
Bu iktidar döneminde Sayıştay yasası defalarca değiştirilerek, yüksek yargı kurumu statüsündeki bu en üst mali denetim kurumu etkisizleştirildi. Yargı mensubu statüsündeki Sayıştay denetçilerinin mali denetim ve incelemeleri yasa değişiklikleriyle önemli ölçüde engellenirken, hazırlanan denetim raporlarındaki yaptırımların uygulanması, sorumlulara kamu alacağı davası açılması, yolsuzlukların soruşturulmasına önemli kısıtlamalar getirildi. Sayıştay raporlarının TBMM’ye gönderilmesi ve Sayıştay’ın resmi web sitesinde yayınlanmasına yönelik olarak sansür uygulamaları devreye sokuldu. Getirilen kısıtlamalara rağmen sansürlü Sayıştay raporlarında bile kamu kaynaklarının hesap vermeksizin keyfi şekilde kayıt dışı kullanımına ilişkin tespitler ve kaydı-belgesi olmayan, nereye gittiği bilinmeyen büyük harcamalar saptandı. Her kamu kurumu için tek tek düzenlenen denetim raporlarında devletin nasıl bir çürümeye sürüklendiği gözleniyor.
Sayıştay Başkanlığı’nın 2022 Yılı Genel Değerlendirme Raporunda; örtülü ifadelerle kamuda, devlet kurumlarında, Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) çok yaygın şekilde keyfi ve belirsiz harcama olduğunu, yöneticilerin hesap veremediğini, harcama kayıtlarının ve belgelerinin tutulmadığını veya tümüyle bulunmadığı ortaya çıktı. Kamu idarelerinin büyük bölümünün yasa gereği yayınlamaları gereken faaliyet raporunu yayınlamadıkları, bütçe kaynaklarının kullanımı ve harcama çizelgelerini düzenlemedikleri, yılsonu ödeneklerinin kaydını tutmadıkları belirlendi. 234 kamu idaresinin bütçe hedefiyle gerçekleşmeler arasında meydana gelen sapmaların, farklılıkların gerekçesini açıklamadığı, 34 kamu kurumunun kullandığı mali kaynaklar hakkında bilgi vermediği tespit edildi. 219 kamu kurumu ise birlik, vakıf, kurum ve kuruluşlara yaptığı hibe ve yardımları mali bilgiler arasında göstermedi.
Denetim raporlarında kamu ihalelerindeki yolsuzluklara ‘yolsuzluk’ dememek için dolambaçlı yollar ve ifadeler kullanılıyor. KİK 21/b maddesiyle ‘adrese teslim davet usulü ihale’ yönteminin yaygın şekilde kullanıldığını saptayan Sayıştay, yine de bu ihalelerde yolsuzluk yapıldığına değinmeksizin, defalarca KİK’e aykırılık vurgusu yapıyor. Gerçekte milletin vergileriyle oluşturulan bütçe ve kamu kaynaklarının bu yöntemle belirlenen kişi ve şirketlere aktarıldığı, açık şekilde yolsuzluk ve rüşvetin döndüğü 21/b maddesinin yolsuzlukların paravanı ve yasal kılıfı haline getirildiği ortada. Sayıştay saptadığı tüm bu uygulamaları sadece ‘yasaya aykırı işlem’ diye eleştiriyor.
Sayıştay’ın yolsuzluğa yolsuzluk demeden, büyük ölçüde sansürlediği anlaşılan 2022 Genel Değerlendirme Raporu, iktidarın kamu yönetiminde tepeden tırnağa uzanan kuralsızlık, keyfilik, yolsuzluk ve vurgunlarının, mahcup ifadelerle eleştirildiği bir çürü müşkül ve soygun çarkının varlığını gösteriyor.
TOBB ve TESK’in kapanan şirket ve işyeri istatistikleri son aylarda kesintisiz şekilde kırmızı alarm veriyor. Sekiz ayda yaklaşık 14 bin şirket kapısına kilit vururken kepenk indiren esnaf sayısı 88 bin! Kapanan işyerleri ve işi bırakan esnaf sayısı dikkate alındığında en iyimser rakamlarla 200-250 bin yeni işsiz demektir.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu’nun (TESK) Ağustos 2023 rakamları acı gerçeği teyit ederken, işsizler ordusunun hızla büyüdüğünü gösteriyor. TOBB’un verileriyle sadece ağustos ayında kapısına kilit vuran şirket sayısı 1784 olurken, ocaktan bu yana 8 ayda kapanan şirketlerin toplamı 13 bin 792’ye ulaştı. Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 13,9, yeni kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 39,7 oranında azaldı. Ocak-Ağustos döneminde ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla kurulan şirket sayısı yüzde 3,5 kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 19,5 geriledi. 2023’ün 8 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla kapanan şirket sayısı yüzde 0,1 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 21,2 oranında arttı. Ağustos ayı itibarıyla tasfiye kararı alan şirket sayısındaki artış ise çok daha vahim boyutlarda. Yasa değişikliğiyle tasfiye süresi 6 aydan 3 aya düşürüldüğü için halen tasfiye aşamasında olan bu şirketler, üç ayın sonunda ‘kapanan şirketler’ arasına katılacak. Ağustos ayında tasfiye kararı alan şirket sayısı 2411 olurken bu sayı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,7’lik artışı gösteriyor. Ocak-Ağustos döneminde tasfiye kararı alan şirketlerin toplamı 16 bin 941’e ulaşarak geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 26 arttı. Ocak ayından bu yana kapanan veya tasfiye kararı alarak kapanma sürecine giren şirketlerin toplamı 30 bin 733’e ulaştı.
TESK Esnaf Sicil Gazetesi Ağustos 2023 istatistiklerindeki tablo, çok daha ciddi bir yıkımı işaret ediyor. Ağustos sonu itibarıyla sicilini sildirerek kapısına kilit vuran esnaf sayısı 71 bin 507 olurken, mesleği terk ederek faaliyetine son veren esnaf sayısı ise 17 bin 224. Bu rakamlarla kapısına kilit vuran toplam esnaf sayısı 8 ayda 88 bin 731’e ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde bu sayı toplam 74 bin 761 idi.
Uygulanan yüksek faiz, yüksek kur, fahiş vergi artışları ve zamlar, kontrolden çıkan işyeri kiraları, elektrik-doğalgaz vb. faturalarıyla katlanan işletme giderleri işletmeleri, şirketleri kapanmaya zorlarken, küçük esnaf ve sanatkârı tümden tüketti. Kapanan veya tasfiye kararı alan şirketlerde ortalama 10’ar kişinin çalıştığı, esnafın kendi işyerinde kendi emeğiyle faaliyet gösterdiği varsayıldığında 102 bin 500’e varan kapanan işyerlerinden dolayı en az 200-250 bin kişinin işsiz kaldığını, işini kaybettiğini öngörmek olanaklı. TOBB’un kapanan şirketlerdeki faaliyet kollarına bakıldığında işyerlerinin bazıları orta boy işletmeler. Bu durumda işsiz kalanların sayısının daha fazla olduğu söylenebilir.
TOBB ve TESK rakamlarına göre ağustos sonuna kadar toplam 102 bin 500 şirket, işletme ve küçük esnaf işyeri kapandı! Borç ve sıcak para bulmaya endeksli politikalarla yabancıların gözüne girmeye çalışan iktidarın izlediği politikalarla ortaya saçılan bu gerçekler bir ekonomik yıkım, yoksullaşma ve sosyal felaket tablosudur!
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 21 Eylül toplantısında, politika faizini yüzde 30’a yükseltti. Yüzde 60’a varan resmi enflasyonun yarısı düzeyinde ve negatif politika faizine karşılık; kredi kartı, ihtiyaç-ticari kredi ve Kredili Mevduat Hesabı (KMH) faizleri 1 Ekim’den itibaren aylık yüzde 4,5’a yıllık bileşik yüzde 65-85 düzeyine yaklaştı!
Haziranda açıklanan yeni kabine ve ekonomi yönetimi değişikliğinden bu yana 4 ayda, politika faizi 2150 baz puan (yüzde 21,5) artırıldı. Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı metninde ‘yurtiçi kaynaklı talebin enflasyonu yukarı yönlü etkilediği’ vurgulanırken asıl ‘kur ve vergi artışından kaynaklanan yansımaların enflasyonun yükselişini tetiklediği’ ifade ediliyor. Buna bağlı olarak da enflasyonda artışın süreceği, yılsonunda ‘MB tahmin aralığının üst sınırına yakın seyredeceği’ belirtiliyor.
İktidar faiz artışlarıyla kur ve vergi artışlarının etkisini kırmayı, TL’yi güçlendirmeyi, TL tasarrufları cazip hale getirmeyi, yurtiçi talebi kısarak tüketim harcamalarını azaltıp enflasyonu aşağı çekmeyi öngördüğünü ilan ederken, hâlâ resmi enflasyonun yarısı düzeyindeki yüzde 30 oranındaki bankalar fonlama faizinin diğer alanlarda bankaların kullandırdığı kredi, kart vb. faizlere yansıması, bu oranın iki katına çıkıyor. Faiz artışı sadece kredi kartı sahipleri, bankadan kredi almayı düşünenleri değil, kredi kartı ve kredi borçlularını, aylık gelirini güvence gösterip bankalarda KMH hesabı olanları da yakından ilgilendiriyor. Faiz artışı tasarruf sahiplerini cezbetme dışında kredi, kart ve KMH borçlularını ağır ödeme sorunlarıyla karşı karşıya bırakacak. Ekim ayından itibaren kredi kartı faiz oranı aylık yüzde 3,26’ya yükseltildi. Bunun üzerine vergi, stopaj, fon ilaveleri yapıldığında kredi kartı harcamalarında aylık faiz yüzde 4,24, yıllık bileşik faiz ise yüzde 64,5 oranında uygulanacak. Ekim’de bireysel ihtiyaç-tüketici-ticari kredi ve KMH faiz oranı yıllık yüzde 85’e yükselecek. İktidarın siyasi tercihiyle enflasyonu asıl tetikleyen kur ve vergi artışları bir kenara atılırken, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sahiplerinin kur ve faiz gelirinden vergi-stopaj alınması göz ardı edilirken, enflasyonu düşürmenin bedeli kredi kartı, KMH, ihtiyaç kredisi kullanan dar gelirli geniş kesimlere ödetilecek.
Yüksek vergi artışları ve KKM’yi cazip kılma amaçlı kür artışlarının yol açtığı enflasyonla mücadeledeki beceriksizliğin sorumluluğu hayatını kartla, ihtiyaç kredisiyle sürdürmek zorunda olan geniş kitlelere yıkılıyor.
Yeni ekonomi yönetimi zengin Körfez ülkelerinde, İstanbul’da, geçen hafta New York’ta yakında Londra ve Frankfurt’ta küresel finans sermayesine vaatlerde bulunup, taahhütler sıralıyor. Getirecekleri dolarlar için yüksek faiz-yüksek kur güvencesi veriyor.
İktidarın her türlü vaadi verdiği sıcak paracılar yapılan faiz artışlarını yeterli görmüyorlar ki, gelmekte nazlanıyor. Anlaşılan küresel finans kurumları, bankalar ve sermayedarlar için yüksek faiz artışlarına devam edilecek. Beklentiler, yılsonuna kadar MB faizinin yüzde 40-45 düzeyine çıkartılması. Faiz artışları yabancı sıcak paracılar için kazanç kapısı olurken, bedeli ödeyecek olan kredi kartı, ihtiyaç kredisi, KMH borçluları içinse yıkım, yoksullaşma ve icra-haciz sağanağına dönüşecek!
Dahilde İşleme Rejimi (DİR) verileri dış ticaretteki çarpıklığı ve ithalata aşırı bağımlılığı sergiliyor. Otomotiv başta olmak üzere pek çok sektörde ithalata bağımlılık ortalaması yüzde 50. Bazı sektörlerde yüzde 70-80’e ulaşıyor. Her 100 dolarlık ihracatın sadece 30-50 doları Türkiye’ye kalıyor!
Ekonomi yönetiminin uygulamaya koyduğu yeni dönem stratejide yine ihracata destek, büyüme ve döviz geliri artışı en önemli politika olarak dile getiriliyor. İhracatta artış, cari açığın düşürülmesi hedefleniyor. Bunun için öncelikle ihracata dönük üretimin ve özellikle sanayi ürünleri ihracatının ithalata bağımlılığının azaltılması gerekiyor. Oysa dış ticaretteki çarpıklık ve ithalata bağımlılık Ticaret Bakanlığı’nın aylık yayınladığı Dahilde İşleme Rejimi (DİR) izin belgelerinin sektörel dağılımıyla belirgin şekilde açığa çıkıyor. İhracatın lokomotif konumundaki otomotivde bile ithalata bağımlılık yüzde 50 düzeyinde!
DİR kapsamında ithal edilen altının Türkiye’de işlenerek mücevher ve ziynet eşyası şeklinde ihraç edilmesi, Türkiye’nin ihracatında önemli kalemlerden birisi olmasına karşılık altın ithalatının patlama yapmasının dış ticaret açığını ve cari açığı büyüttüğü gerekçesiyle altın ithalatına kısıtlama ve yüksek oranlı ek vergi getirildi. Mücevher ve kuyum sektörü ihracatı bundan olumsuz etkilenince; Merkez Bankası, sektörün ham altın ihtiyacının karşılanması kararıyla, geri adım atmak zorunda kaldı.
Ticaret Bakanlığı ocak-temmuz donemi 49,8 milyar dolarlık ihracat taahhüdü için yaklaşık 4 bin Dİ R izin belgesi vermiş. İthalatta alınan tüm vergilerden muafiyet içeren Dİ R belgelerinin tutarı 26,5 milyar dolar. Bu verilen ihracat taahhüdü nü n yüzde 53’ü . Yaklaşık 50 milyar dolarlık ihracat taahhüdünü n yarısından fazlası ara malı-hammadde ithali için yurt dışındaki üreticiye o deniyor.
DİR izin belgelerinin sektörel dağılımına bakıldığında genel ortalama yüzde 50’nin üzerinde. Kimya-metal-bilgisayar-elektronik, yüksek teknolojili ürünlerde ithalat izinleri taahhüt edilen ihracatın yüzde 70-80’ine ulaşıyor. Diğer deyişle ihracattan elde edilen her 100 doların bazı sektörlerde 45-50 doları, bazı sektörlerde sadece 25-30 doları Türkiye’ye kalıyor. Örneğin ocak-temmuz döneminde ana metal sanayiinde 6,8 milyar dolarlık ihracat için 4,9 milyar dolarlık DİR izin belgesi verilmiş. Yani bu ihracattan gelecek her 100 doların yüzde 70’inden fazlası ithal girdiye ödenecek. Türkiye’ye kalan sadece 29-30 dolar olacak. Kaldı ki, DİR belgesiyle yapılan ihracat için ithal edilen ara malı veya hammaddeden gümrük vergisi, KDV vb. vergilerden vazgeçildiği dikkate alındığında her 100 dolarlık ihracattan Türkiye’ye kalan pay daha da azalıyor.
Türkiye’nin ihracat hedeflerinin kalıcı ve sağlıklı olması için bu çarpıklığın ortadan kaldırılması, dışarıya, ithal girdiye bağımlılığın azaltılması, ithal ara malı-hammadde yatırım malına alternatif yerli üretimin teşvik edilmesi gereklidir. Ancak bu yolla ihracatta kalıcı pazarlara ve rekabet gücü ne ulaşılması, ihracattan kazanılan dövizin yüzde 70-80’inin ülkede kalması, ithal girdi enflasyonunun onlenmesi ve kurlarda istikrar sağlanabilir.
Eurostat’ın et tüketimi ve ABD Tarım Bakanlığı’nın Türkiye’de hayvancılıkla ilgili yayınladıkları raporlar; kırmızı ve beyaz et tüketiminde ülkemizin hızla dibe indiğini gösteriyor. Yüksek enflasyon ile erişim güçlüğünün çok daha ileri boyuta taşınması, Türkiye’yi Avrupa’nın en yoksulları ve en kötü beslenen ülkeleri arasına yerleştirdi!
Avrupa Birliği (AB) İstatistik Kurumu Eurostat tarafından ‘Doğru dürüst yemek’ başlığıyla yayınlanan Avrupa ülkelerinde et, tavuk, balık tüketimi verilerinde Türkiye, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler arasında ve son sıralarda yer aldı. Eurostat’ın geçen hafta yayınladığı raporun 2020 araştırmalarını içerdiği dikkate alındığında bugünün enflasyon verileri ve temel gıda fiyatlarındaki olağanüstü artışlar sonrası bu tablonun çok daha kötüye gitmiş olmasını kaçınılmaz kılıyor. Eurostat araştırması ‘2 günde bir etli yemek, beyaz et-tavuk veya balık tüketimi ile muadili vejetaryen beslenme’ olanakları üzerine oluşturulan kriterleri esas alıyor. Bu kriterlere göre temel gıdalara erişemeyen ülkeler sıralanırken, Türkiye, halkın yüzde 37,3’ünün bu erişime sahip olmadığı saptamasıyla zirvede yer aldı. Kuzey Makedonya yüzde 36,8 ile Türkiye’nin ardında yer alırken, bu ülkeyi yüzde 34,3 ile Arnavutluk, yüzde 25,9 ile Bulgaristan izliyor. Et-tavuk-balık yiyemeyen nüfusun en düşük olduğu ülkeler yüzde 1,1 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yüzde 1,5 ile İrlanda ve yüzde 1,8 ile İsviçre ilk üç sırada. Bu ülkelerde nüfusun yüzde 85-90’ı 2 günde bir etli yemek, tavuk, balık yeme olanağına sahip.
AB ortalamasının yüzde 8,6 olduğu Eurostat araştırmasında Hollanda yüzde 2, İspanya yüzde 5, İngiltere yüzde 4,8, İtalya yüzde 9,9 ve Yunanistan 12,4 oranıyla yer alan ülkeler. Araştırmada yoksulluk riski nedeniyle bu gıdalara erişme imkanı hemen hemen hiç olmayanlara yönelik sıralamada ise Arnavutluk yüzde 68 ile ilk sırada yer alırken, Kuzey Makedonya ve Türkiye yüzde 63 ile ikinciliği paylaşıyor.
İktidar aymazlık ve umursamazlık içinde hayvancılığı kaderine terk ederek, eti milyonlarca hane için lüksün de ötesine taşırken ABD Tarım Bakanlığı’nın, Türkiye hayvancılığının hal ve gidişini kapsamlı bir rapor haline getirmesi dikkat çekici. Raporda; kötüleşen ekonomik tablo, artan yem ve girdi fiyatları ve yetiştiricilere yeterli destek verilmemesine dikkat çekiliyor. Besicilerin hayvanlarını planlanandan önce kesmek zorunda kaldıkları, et ve süt üretiminin sert biçimde gerilediği belirtiliyor. Ekonomik güçlükler ve olağanüstü artan maliyetler sonrası besicilerin sürülerini tasfiye ettiği, Türkiye’nin büyükbaş hayvan varlığının dört yıldır gerilediği vurgulanıyor. Hayvan varlığındaki düşüşün 2024’te de devam edeceği, 15,6 milyon seviyesine inerek en dip noktaya gerileyeceği kaydediliyor.
Eürostat’ın kırmızı ve beyaz ete erişimde en yüksek sıkıntının yaşandığı ülkenin Türkiye olması utanç verici ve kabul edilemez bir tablo. Eürostat halkın kırmızı ve beyaz ete erişememesini, çocukların beslenememesini dert ederken, ABD Tarım
Bakanlığı ülke hayvancılığının içine düşürüldüğü karanlık tabloyu ve kötü gidişi raporlaştırıyor. Acı olan, ülke tarım ve hayvancılığını bitiren AKP iktidarı, ne milyonlarca çocuğun-hanenin et yiyememesini ne de milyonlarca besicinin yok olup gitmesini AB ve ABD kadar dert etmiyor!
AB’de Ukrayna’ya para ve silah desteğinin ulaştığı yüksek maliyetlere tepkiler yükseliyor. Polonya, yerli üreticiyi korumak için Ukrayna’dan hububat ithaline yasak getirdi. Silah ve askeri yardımı durdurdu. Seçim öncesinde Ukrayna’dan beklediği zafer gelmedikçe sıkışan ABD Başkanı Biden, Abrams tanklarını da gönderme kararı aldı!
ABD ve AB tarafından milyarlarca dolar mali desteğin yanı sıra en son teknolojili her türlü silah ve mühimmatın sağlandığı Ukrayna’nın Rusya’ya karşı başlattığı karşı taarruzda batının beklediği zafer bir türlü gelmeyince AB içindeki çatlaklar büyümeye başladı. Ukrayna’ya karşı en radikal adım hem AB hem de NATO üyesi Polonya ve Macaristan’dan geldi. Polonya, Rusya’nın Tahıl Koridoru anlaşmasından çekilmesiyle buğday ve diğer hububat ürünlerini ihraç edebilmek için alternatif yollar arayan Ukrayna’dan tahıl ithalatına yasak getirdi. AB komisyonu daha önce aldığı kararla doğu Avrupa’daki 5 ülkede (Polonya, Macaristan, Romanya, Slovakya, Bulgaristan) çiftçileri korumak için 15 Eylül’e kadar Ukrayna’dan hububat ithaline yasak getirmişti. Yasak süresi doldu ancak Polonya, Macaristan ve Slovakya üreticilerini koruma amaçlı ithalat yasağına devam kararı aldı. Ukrayna, bu üç ülkeye karşı Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) dava açtı.
Yaklaşık 2 milyon Ukraynalı sığınmacıyı ülkeye kabul eden, milyonlarca Ukraynalının kendi toprakları üzerinden diğer ülkelere sığınmasına olanak sağlayan Polonya’nın bu tavrı Ukrayna’nın sert tepkisine neden oldu. Devlet Başkanı Zelenskiy, ‘Bazı ülkelerin Ukrayna’yı destekliyormuş gibi yaptıklarını’ söyleyince Polonya Hükümeti tepki gösterdi, Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisini dışişleri bakanlığına çağırıp protesto etti.
Ukrayna, Rusya’nın anlaşmadan çekilmesi üzerine hububatını Tuna nehri yoluyla Polonya, Macaristan üzerinden Hırvatistan limanlarına ulaştırarak ihraç etmeyi alternatif güzergah olarak ilan etti. Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Ukrayna’nın Tuna üzerinden buğdayını taşımasına karşı çıkmadıklarını ancak kendi ülkelerine buğday ithal etmeyeceklerini, Ukrayna’ya silah yardımını keseceklerini açıkladı.
ABD desteği sürdürse de Kiev’den beklenen zafer gelmedikçe Başkan Biden’a eleştiriler artıyor. 2024’teki seçimde yeniden adaylık planı yapan Biden için Ukrayna’daki süreç siyasi geleceği açısından kritik bir noktada. Milyarlarca dolarlık mali destek yanında misket bombalarından sonra Ukrayna’ya seyreltilmiş uranyum mermisi vereceklerini açıklayan Biden, son model Abrams tanklarının da bu hafta Ukrayna’ya gönderileceğini duyurdu.
Rusya, uluslararası anlaşmalara imza atan çok sayıda ülkenin yasakladığı misket bombası ve uranyum mermilerinin Ukrayna’ya gönderilmesine benzer silahlarla karşılık vereceğini, Abrams tanklarını imha edeceğini açıkladı.
AB üyesi Doğu Avrupa ülkeleri ABD’nin gönderdiği yeni silahlara tepkili. ABD, bu adımlarla Ukrayna’yı yeni silahları test ettiği bir laboratuvara dönüştürüyor. Giderek, uranyumlu mermi çatışmalarıyla olası radyasyon tehdidi, ülkemiz ve Karadeniz’e kıyısı olan diğer ülkeler açısından yeni bir Çernobil riskinin yaşanması ihtimalini gündeme getiriyor!
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan tarafından gerçekleştirilen 24 saatlik anti-terör operasyonu ardından Rusya’nın girişimiyle ateşkes sağlandı. Bölgenin tümüyle Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesi üzerine Ermeniler Dağlık Karabağ’ı terk etmeye başladı. Dağlık Karabağ’daki Ermeni milisler silah, mühimmat ve araçlarını Rus Barış Gücü ve Azerbaycan ordusuna teslim ederek silahsızlandırıldı.
Dünyada Ermenistan da dahil hiçbir ülkenin tanımadığı Dağlık Karabağ’da Ermenilerin önceki hafta yaptığı devlet başkanlığı seçim adeta bardağı taşıran damla oldu. Türkiye ve Azerbaycan’ın yanı sıra Rusya da seçimleri tanımadığını ilan ederken, Dağlık Karabağ’daki Ermeni milis güçlerinin Azeri askeri hedeflerine saldırılarını artırmaları, stratejik ulaşım noktalarını mayınlamaları üzerine Azerbaycan ordusu anti-terör operasyonu başlattı. 24 saat süren operasyonda Dağlık Karabağ’daki Ermeni milis mevzileri ele geçirilirken, milis güçleri Rusya’nın girişimiyle gerçekleştirilen ateşkes anlaşmasından sonra silahsızlandırıldı. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev silahsızlanan Ermeni milisler için af çıkarılacağını, Dağlık Karabağ’ı terk etme ya da silahsız şekilde ikamete devam etmelerinin kendi tercihleri olacağını açıkladı. Azerbaycan ordusunun anti-terör operasyonu ardından Dağlık Karabağ Azerbaycan yönetimine geçti. Bölgedeki Ermenilerin sivil ve askeri temsilcileriyle yapılan müzakerelerde ‘Azerbaycan ile Entegrasyon’ sürecinin başlatılması kararlaştırıldı. Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’ın tamamında kontrolü ele geçirmesi üzerine bölgedeki ve yerleşim yerlerindeki Ermeni nüfus Dağlık Karabağ’ı terk etmeye başladı. Ermenistan’a tahliye operasyonları hız kazandı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Dağlık Karabağ’daki son olaylarla Ermenistan’ın ilgisinin olmadığını açıkladı. Ermenistan’da muhalefetin tepkisine ve protestolara neden olan bu açıklamayı İlham Aliyev ve Rusya Devlet Başkanı Putin de teyit ederek destek verdi. Paşinyan Dağlık Karabağ’daki Ermenilere topraklarını terk etmemeleri çağrısında bulunarak müzakerelerin sürdüğünü, Azerbaycan hükümetinin bu konuda garanti verdiğini duyurdu. Buna rağmen Ermeniler kitlesel şekilde Dağlık Karabağ’ı terk ediyor.
Paşinyan, Dağlık Karabağ’dan gelmek isteyenlere destek sağlayacaklarını açıkladı.
Dağlık Karabağ ’daki Ermeni nüfus 120 bin kişi.
Rusya, son dönemde ABD ve AB ile yakınlaşmaya yönelen, bölgede ABD ile ortak tatbikat gerçekleştiren Ermenistan’a tepkisini ve tavrını müdahale çağrısına olumsuz yanıt vererek gösterdi. Azerbaycan operasyonunun haklı olduğunu belirten Rusya, bölgedeki güvenilir müttefiki olarak da Azerbaycan ve Aliyev’i işaret etmiş oldu.
ABD ve AB’nin Azerbaycan’a baskı ve yaptırım uyarıları sonuçsuz kaldı.
Son gelişmelerle yaklaşık 50 yıla varan Dağlık Karabağ sorunu Azerbaycan’ın hedeflerine ulaşması ve bölgenin tamamında kontrolü sağlamasıyla köklü bir çözüme ulaşmış görünüyor. Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğu netleşirken, bölgede barış ve müzakere sürecinin ivme kazanması, siyasi ve ekonomik açıdan Türkiye için yeni fırsatları beraberinde getirecektir.