CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 11 Şubat 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 11 Şubat 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

11 ŞUBAT 2024

SICAK GÜNDEM

  1. TÜİK, 2023 yılsonu itibarıyla Türkiye nüfusunun, 2022’ye kıyasla sadece 92 bin 824 kişi artarak 85 milyon 372 bin 377 olduğunu açıkladı. 0-14 yaş çocuk nüfusu gerilerken, yaşlı nüfus oranı çift haneye çıktı.
  2. İktidar, kamuda işe girme peşindeki gençlere zorunlu tutulan sınav ücretlerine yüzde 120-165 zam yaparak ÖSYM’yi sınav tüccarına dönüştürdü!

İÇ POLİTİKA

  1. Geçen yıl 6 Şubat’ta 11 ili yıkıma uğratan deprem felaketinin ardından iktidar, ilan ettiği hedefleri gerçekleştiremedi. Hâlâ zaman zaman enkazlardan yeni cesetler çıkarken, kayıpların akıbeti bilinmiyor!
  2. İktidar, 31 Mart seçimleri öncesinde oy hesabıyla emeklilere bayram ikramiyesi üzerinden yeni bir siyasi istismar alanı açmayı gündemine aldı.

EKONOMİ

  1. Merkez Bankası’nın yeni Başkanı 2024’ün ilk Enflasyon Raporu’nu açıkladı. Yüzde 36’lık yılsonu hedefini sabit tuttuklarını ifade etti. Enflasyonu asgari ücret zammının artırdığını, elektrik ve doğalgaza zam yapılacağını ilan etti.
  2. 6 Şubat depreminin ekonomik maliyetinin 110 milyar dolar olduğu açıklandı. Deprem Fonu adıyla bütçe dışı yeni bir kara delik, keyfi ve hesapsız harcama alanı yaratılıyor!
  3. TÜİK, 2024 enflasyon sepeti güncellemesinde, gıda ve alkolsüz içkilerin yanı sıra konut giderlerinin ağırlığını düşürdü. Kâğıt üzerinde enflasyonu düşük göstermek istiyor!

TARIM

  1. Depremden etkilenen 11 il, Türkiye’nin tarımsal üretiminde önemli paya sahip olmasına karşın üreticiye sahip çıkılmayınca ağır kayıplara neden oldu!

DIŞ POLİTİKA

  1. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti son anda ertelendi. Gerçek nedenin İsveç’in NATO üyeliğine verilen onay ve ABD ile yeniden yakınlaşma politikasının Rusya’da yarattığı rahatsızlık olduğu anlaşılıyor!
  2. İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanmasının ardından Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanlarının Brüksel toplantısında, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi ve ilerleme yollarının aranması kararlaştırıldı!

 

Türkiye’nin nüfus artışı yavaşlıyor. İlk kez 0-14 yaş çocuk nüfusu gerilerken, yaşlı nüfus oranı çift haneye çıktı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verileriyle 2022’de binde 7,1 olan nüfus artış hızı 2023’te binde 1,1’e indi. Veriler, depremdeki can kayıplarının açıklanan resmi rakamın üzerinde olduğunu işaret ediyor!

TÜİK, 2023 yılsonu itibarıyla Türkiye nüfusunun, 2022’ye kıyasla sadece 92 bin 824 kişi artarak 85 milyon 372 bin 377 olduğunu açıkladı. 2022’deki nüfus artışı 599 bin 280 kişiydi. 2022’de binde 7,1 olan nüfus artış hızı tarihi bir düşüşle 2023’te binde 1,1’e indi.  Kentsel nüfus binde 2,7 oranıyla 213 bin 987 kişi azalarak 79 milyon 399 bin 292’ye gerilerken; kırsal alandaki nüfus binde 54,1 oranında ve 306 bin 811 kişi artarak 5 milyon 973 bin 84’e yükseldi. 6 Şubat depreminin yaşandığı 11 ildeki toplam nüfus kaybı ise 220 bin 450 kişi oldu. ADNKS yöntemiyle yapılan sayıma göre 2023 sonu itibarıyla toplam nüfusun yüzde 50,1’ini 42 milyon 734 bin 71 kişiyle erkekler, yüzde 49,9’unu 42 milyon 638 bin 306 kişiyle kadınlar oluşturuyor.

Deprem felaketinin yaşandığı 11 ildeki 220 bin kişilik nüfus azalması, bu illerden diğer illere göçü akla getirse de İstanbul ve diğer şehirlerin nüfusunun azalması, bu tahminin tam doğruyu yansıtmadığını düşündürüyor.  2023’teki toplam nüfus artışının 2022’nin altıda biri düzeyinde kalması, nüfus artış hızının binde 7,1’den binde 1,1’e inmesi depremdeki can kaybının resmi açıklamalardaki 53 bin 547’nin üstünde olma ihtimali yanında, açıklanan resmi verilerin açıklanan nüfus verileriyle örtüşmediğini gösteriyor. COVID-19 salgınında da can kayıpları uzun süre gizlendi. TÜİK üç yıl boyunca ölüm ve ölüm nedenleri istatistiklerini yayınlamadı. 2023 nüfus rakamlarında deprem kayıpları tam olarak yer almasa da açıklanan resmi rakamdaki gibi 53 bin 547 olmadığı anlaşılıyor.  

2023 nüfus verileri birçok yönden geleceğe dönük vahim işaretler veriyor. Nüfus artış hızındaki sert düşüşe paralel olarak Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor. Ortanca yaşı 2000 sayımında 24,8 iken 2023’te 34’e yükseldi. 1970’te 19 ile en genç düzeydeki ortanca yaş, 2000’e kadar 30 yılda 5 yaş artarken, 2000’den bu yana 23 yılda ikiye katlanıp 11 yaş arttı. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranı yüzde 7,1’den yüzde 10,2’ye yükseldi. Bir ülkenin sağlıklı-dinamik nüfusunun sürdürülebilirliği için aile başına 2,1 olması gereken doğurganlık oranı, 2023’te 1,6’ya indi. 2014’te 2,2 olan doğurganlık oranı 10 yılda geriledi.  

  • Asıl çarpıcı olan; Tü rkiye’de nü füs artış hızı ve doğ üm oranlarındaki sert ğerileme, ğenç ve çocük nü füstaki azalma vb. ğelişmiş ü lke o rneklerindeki ğibi refah artışı, ekonomik ve sosyal koşülların yü kselmesinden kaynaklanmıyor.
  • Nü füsün yü zde 20’si toplam ğelirin yü zde 50’sini alırken, yü zde 80’i kalan yü zde 50’yi paylaşıyor. Azalan ğenç nü füs, işsiz ve ümütsüz!

İ ktidarın en az 3 çocük çağ rılarının aksine nü füs artışındaki yavaşlama refah artışından değ il, üyğülanan politikalarla ko tü leşen yaşam koşüllarından kaynaklanıyor. Dış ğü çler iddiasının aksine iktidarın kendi üyğüladığ ı politikalarla ü lke refahının ğerilediğ i, TÜ İ K’in 2023 nü füs rakamlarında somütlaşıyor.

İktidar, kamuda işe girme peşindeki gençlere zorunlu tutulan sınav ücretlerine yüzde 120-165 zam yaparak ÖSYM’yi sınav tüccarına dönüştürdü. Eğitim ve iş peşinde üniversite, kamu personeli, öğretmen, doktor, akademisyenlik, yabancı dil sınavına girenlerden alınan ücret, resmi enflasyonunun 3 katına çıktı!

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından pek çok alanda yapılan ve milyonlarca lise mezunu genç, öğretmen, kamu personeli, akademisyen, doktor, öğretim üyesi vb. için üniversiteye ve mesleğe girişte zorunlu olan sınavlar için alınan ücretlerdeki zamlar enflasyon oranının 2-3 üç katına ulaştı. Milyonların kaderini belirleyen birkaç saatlik sınav için ÖSYM tarafından talep edilen ücretler, ticari kâr ve kazanç kapısına dönüştürüldü. Her yıl sınav ücretlerine en az ortalama yüzde 100’e yaklaşan zamlar yapan, ÖSYM 2024 için belirlediği sınav ücretlerinde ise yüzde 165’e varan oranlarda artış yaptı. Anayasamıza göre sosyal devletin temel görev ve sorumlulukları arasında sayılan ücretsiz eğitim, sağlık, adalet hizmetlerini ticarileştiren iktidar hastanelerde katkı payı, katılım payı SGK’nın ödeme listesinde yer almayan ilaçlar vb. gerekçelerle sözde ücretsiz sağlık hizmeti için milyarlarca liralık para kesiyor. Adalet arayışında ise yılbaşından bu yana yeniden değerleme oranında Yurtiçi Üretici Enflasyonuna endeksli olarak yapılan yaklaşık yüzde 60 oranındaki artışla mahkeme harçları, dava dosyaları, yargılama ve evrak bedelleri yükseltildi. Vatandaş sağlık ve adalet hizmetine erişmekte güçlük çekerken ÖSYM’nin sınav ücretlerine yaptığı zamlar sonrası, kamuda işe girmek, üniversiteye girmek, tıpta uzmanlaşma vb. pek çok alanda caydırıcı ücretler talep ediliyor.

2023 başında 115 TL olan Yüksek Öğretim Kurumlarına Giriş (YKS) Sınav ücreti 1 Şubat’ta başlayan sınav başvurularının hemen öncesinde yüzde 156 zamla 295 TL’ye çıkarılırken, 260 TL olan Yabancı Dil Sınavı (YDS) ücreti ise 490 TL’ye yükseltildi. Milyonlarca lise öğrencisi için zorunlu olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) ve Alan yeterlilik Testi (AYT) için yatırılacak sınav ücreti 885 TL oldu. Yüksek öğretim kurumlarında görev almak isteyenlere yönelik yabancı dil sınavı (YÖKDİL) giriş ücreti geçen yıl 185 TL iken yüzde 165 oranındaki zamla 490 TL’ye çıkarıldı. 2023 ocak ayında 360 TL olan elektronik yabancı dil sınav ücreti (e-YDS) aralıkta 490 TL’ye yükseltildikten bir ay sonra, 2024 ocak ayında bu kez 950 TL’ye çıkarıldı. 2023’te oturum başına 450 TL olan Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) ücreti de bu yıl oturum başına 950 TL oldu.

Her yıl milyonlarca gencin kamuda iş umuduyla girdiği Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) başvuru ücreti ise henüz açıklanmadı. İki günlük KPSS’de 2023’teki oturum başı sınav ücreti 150 TL idi KPSS’de sınav ücretinin oturum başına yüzde 100-150 zamla 300450 TL olması yüksek ihtimal.  

Sınav ticaretinden 2022’de 1,5 milyar TL kazanan Ö SYM, 2023’te ise yaklaşık 3 milyar TL’ye varan sınav ü creti ğeliriyle, adeta bankalarla yarışarak ka rını yü zde 100 artırdı. Bü tablo, devleti şirket ğibi yo netme iddiasındaki iktidarın, sınavları ticarete, ÖSYM’yi ise ticarethaneye dönüştüren zihniyetinin en somut göstergesidir.  

6 Şubat depreminin üzerinden bir yıl geçti. Deprem illerinin ekonomik ve sosyal açıdan ayağa kaldırılması için verilen sözlerin hemen hiçbiri tutulmadı. İzmir ve Elazığ depremlerinde hak sahiplerinin bir kısmına konut teslim edilemedi. 11 ilde, 319 bin konut yerine depremzedelere 46 bin konut kurayla dağıtıldı.

Geçen yıl 6 Şubat’ta 11 ili yıkıma uğratan deprem felaketinin ardından İktidar, ilan ettiği hedefleri gerçekleştiremedi. Kızılay’ın bile çadırları parayla sattığı bu yıkımın üzerinden bir yıl geçtiği halde, hâlâ zaman zaman enkazlardan yeni cesetler çıkarken, çok sayıda kayıp kişinin, ailelerin aradığı çocukların akıbeti bilinmiyor.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesindeki başarısızlığın faturasını muhalefete yıkmak istiyor. Felakete uğrayan yurttaşların acılarını, ekonomik ve sosyal kayıplarını, yıkılan yaşamlarını siyasi istismar malzemesi yaparak, yerel seçimde iktidar adayını seçmeyen illere hizmet gitmeyeceği tehdidini savuruyor. Yıkılan 11 ilden sadece Hatay’da Büyükşehir Belediyesi CHP’de olmasına karşılık, AKP’li belediyelerin yönetimindeki diğer 10 ilde depremzedelerin büyük bölümü hâlâ konteynerlerde. Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya’da çadırlarda yaşam mücadelesi veren depremzedeler bulunuyor.

Kahramanmaraş-Pazarcık merkezli depremde en büyük yıkım ve en fazla can kaybı tek başına Hatay’da yaşandı. Cumhurbaşkanı Hatay’ın ‘garip ve mahsun’ kaldığını, yeterli desteği alamadığını söylerken, bunun gerekçesini ‘Merkezi yönetimle, yerel yönetimin farklı partilerden olmasına’ bağladı. Acılar ve yıkımlarda bile yurttaşları oy verdiği partiye, siyasi düşüncesine, siyasi tercihine göre bilinçli şekilde ayrıştırdıklarını, kendilerine oy vermeyenleri dışladıklarını kendi sözleriyle açığa vurdu.   

CB Erdoğan, 6 Şubat sonrası 31 Mart 2023’te 319 bini bir yılda olmak üzere 650 bin yeni konut yapılarak, depremzedelere teslim edileceği sözü vermişti.  Geçen hafta 11 ilde biten konut sayısı; 41 bini şehir merkezleri, 5 bini köylerde olmak üzere toplam 46 bin olarak açıklandı. Kurayla dağıtılan konutlar teslim sözü verilen sayının çok gerisinde. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, TOKİ’nin depremzedeler için 850 bin konut inşa edeceğini açıkladı. Van, Elazığ ve İzmir depremlerinde yıkılan evlerin yerine yapılacağı vaat edilenler bile aradan yıllar geçtiği halde büyük kısmı hak sahiplerine teslim edilmedi. Şimdi 6 Şubat’ın yıldönümünde Cumhurbaşkanı yine meydanlarda bu kez yapımı devam eden 40 bin konutun peyderpey teslim edileceğini, yılsonuna kadar 200 bin evin biteceğini söylüyor. Seçime dönük bir propaganda ve algı kampanyası.  

✓ Bir yılda TÖKİ ’nin deprem bo lğesinde 11 ilde yapacağ ı konütların sadece yü zde 50’sinin projesi tamamlanabildi. 

İ ktidarın başta 2 yıl o nce ilan ettiğ i ‘İ lk Evim, İ lk İ şyerim’ kampanyasında peşinatları alıp, taksitleri başlattığ ı bir yılda 250 bin konüt başta olmak ü zere, pek çok ilde, deprem ve sel felaketi yaşayan yerlerdeki proje ve so zlerin bü yü k kısmı ka ğ ıt ü stü nde ve aldatmaca olarak kaldı. 6 Şubat depremzedelerinin akıbetini her seçim öncesi yinelenen bu vaatlere bakıp, görebiliriz.  

2018 seçimi öncesinde uygulamaya konulan emeklilere bayram ikramiyesi, yerel seçime gidilen süreçte yeni siyasi istismar başlığı olacak. 2023 Mayıs seçimi öncesinde 2 bin TL’ye yükseltilen ikramiye tutarı 2018’de asgari ücretin yüzde 65’i idi. Yapılacak artış, yeni asgari ücret üzerinden belirlenmeli ve en az 11-12 bin TL olmalıdır.

İktidar, 31 Mart seçimleri öncesinde oy hesabıyla emeklilere bayram ikramiyesi üzerinden yeni bir siyasi istismar alanı açmayı gündemine aldı. CHP’nin vaatleri arasında yer alan emeklilere iki dini bayramda ‘Birer maaş tutarında ikramiye’ önerisine o dönemde ‘verilemez, para yok, kaynak yok’ diyerek karşı çıkan iktidar, daha sonra 24 Haziran 2018’deki milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde ikramiye önerisini kopyalayıp yasalaştırarak uygulamaya koydu. Ancak tüm emeklilere birer maaş ikramiye ödemek yerine seçim öncesi Mart 2018’de başlatılan uygulamada ikramiye tutarını 1000 TL olarak belirledi. Seçim sonrası enflasyona rağmen üç yıl boyunca ikramiyeyi artırmayan iktidar 2021’de patlama yapan enflasyonla yükselen tepkiler karşısında yüzde 10 oranında artışla ikramiye tutarını 1100 TL’ye yükseltti. Ardından bayram ikramiyesi 2 bin TL oldu.

Geçen yıl seçim sonrası temmuz ayında memurlara yapılan 8 bin TL seyyanen ödeme ve yüzde 50 zammın emeklilere de yansıtılacağını ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra yeni ekonomi yönetiminin ‘kaynak yok’ gerekçesini bahane ederek emekli maaş artışlarını yüzde 25 düzeyinde tuttu. Bu kez seyyanen zam ve enflasyon farkı ile refah payının 2024 maaşlarına yansıtılacağı sözü verilmesine karşılık ocakta bu sözler de unutuldu. Emeklilere önce yüzde 37 enflasyon farkı dışında artış yapılmayacağı açıklandı. Tepkiler artınca SGK ve Bağ-Kur emeklilerinin en düşük emekli aylığı 10 bin TL’ye maaş zamları da yüzde 49 oranına çıkartılarak memur ve memur emeklileriyle eşitlendi.  

İktidarın sergilediği bu gel-git yaklaşımının benzeri şimdi bayram ikramiyelerinde de gözleniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, bayram ikramiyelerinde artış için çalışma başlatıldığını dile getirirken iktidar medyası yüzde 49 oranındaki maaş zamlarına endeksli olarak bayram ikramiyesinin de yüzde 50 artışla mart ayında 2 binden 3 bin TL’ye çıkarılacağını gündeme getiriyor. Bir başka öneri ise Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi gibi bayram ikramiyelerinin de 5 bin TL olması yönünde. 2018’de 1000 TL olan bayram ikramiyesi, o dönemde 1603 TL’lik asgari ücretin yaklaşık yüzde 65’i idi. Geçen yıl 2 bin TL’ye çıkartılan tutar bile enflasyonla anlamsızlaştı.  

  • Bayram ikramiyesinin, 17.002 TL olan asğari ü cretin yü zde 65’ine denk ğelecek şekilde en az 11-12 bin TL olması, enflasyon kaybının ğiderilmesini sağ layacaktır. Diğ er ço zü m, bir maaş tütarı ikramiye o denmesidir.

Makul, adil ve hakça olan çözüm; emekli bayram ikramiyesinin güncel asgari ücret tutarına eşitlenerek ödenmesidir. Yapılacak dü zenlemede ‘bayram ikramiyesi yü rü rlü kteki asğari ü cret tütarında o denir’ maddesi yasaya konülüp sorün ko kten ço zü mlenmelidir. Bo ylece milyonlarca emeklinin beklenti ve ümüdünün siyasi amaçla istismarı, iktidarların keyfi üyğülamaları tü mü yle o nlenecektir.     

Merkez Bankası’nın yeni Başkanı 2024’ün ilk Enflasyon Raporu’nu açıkladı. Orta Vadeli Program’da (OVP) ve önceki enflasyon raporunda dile getirilen yüzde 36’lık yılsonu hedefini sabit tuttuklarını ifade etti. Enflasyonu asgari ücret zammının artırdığını, elektrik ve doğalgaza zam yapılacağını ilan etti.

Merkez Bankası (MB) başkanlığına getirilen Fatih Karahan, 2024 yılının ilk MB Enflasyon Raporu’nu açıklarken, faiz artışları ve parasal sıkılaştırmanın sonuna gelindiğini, daha önce OVP’de ve MB’nin son enflasyon raporunda dile getirilen yüzde 36 oranındaki yılsonu enflasyon hedefini sabit tuttuklarını vurguladı.  MB Başkanı, enflasyondaki ‘bir numaralı risk’ ve artışın ana sorumlusunu asgari ücrete yapılan zam olarak gösterdi. Faiz artışında sona gelindiğini, faiz indirimini konuşmak için henüz erken olduğunu ifade eden MB Başkanı, bu sözleriyle ocak ayında yüzde 45’e yükseltilen politika faizinin yerel seçim sonrasına kadar aynı tutulacağı, yeni bir artış yapılmayacağı mesajını verirken, sonrasında faizde yeniden ‘nas politikası’ ve indirim sürecine geçilebileceğini örtülü ve dolaylı şekilde gündeme getirmiş oldu. Enflasyon hedeflerinde; 2024, 2025, 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin önceki rapordaki haliyle korunduğu, 2024 yılsonu için üst sınırı yüzde 42 olmak üzere yüzde 36’lık oranın sabit tutulması yanında, 2025 yılsonu içinse yüzde 14 oranında enflasyon öngörüldüğü dile getirilirken tek haneli enflasyon hedefi için OVP’de olduğu gibi 2026 sonu işaret edildi. MB Başkanı bir yandan enflasyonun mayıs ayında yüzde 73'le zirve yapacağını söylerken diğer yanda dezenflasyon sürecinin yılın ikinci yarısında başlayacağını, aylık enflasyonun bu yılın son üç ayında yüzde 1,5 düzeyine gerileyeceğini öngörüyor. Daha yılın ilk ayında, TÜİK’in açıkladığı ocak enflasyonu yüzde 6,7 oldu. Yılsonu için sabitlenen yüzde 36’lık hedefin yaklaşık 7 puanı bir ayda gerçekleşti. Şayet mayısta yıllık enflasyon yüzde 73’e yükselecekse kalan 7 ayda enflasyon nasıl bunun yarısından daha az düzeye inecek? Yeni MB Başkanı bu soruyu boşlukta bıraktığı gibi yakında elektrik ve doğalgaza zam yapılacağını açıkladı.  

  • Bü zammın mal ve hizmetlerin fiyatına yansıması, başta ülaştırma, ğıda ve imalat sanayii olmak ü zere enflasyon artışına yol açması kaçınılmaz.
  • Yü zde 36’lık hedefinin yılsonü için yü zde 40-50 arasına çekilmesi olasılığ ı yü ksek.

MB’nin yeni Başkanı anlaşıldığı kadarıyla yaklaşan yerel seçim öncesi, daha ilk günden iktidarın tepkisini çekmemek için yılsonu enflasyon hedefinde yukarı yönlü bir revizyondan kaçınıp, gerçekleşmesi güçleşen mevcut hedefi sabitleme yoluna gidiyor. Seçime kadar faizi artırmadan, enflasyon hedefini sabit tutarak süreci geçiştirip, seçim sonrasında enflasyon, para, faiz, kur politikalarında iktidarın istediği adımları atmayı planlıyor.  

Merkez Bankası web sitesinde 9 Mayıs 2024’te açıklanacağ ı düyürülan 2024’ü n 2. Enflasyon Raporünda, rasyonel politikalara do nü şten ğeri adım atılıp, MB’nin sayğınlığ ı ve ğü venilirliğ i siyasi talimatlara feda edilmezse, yılsonü enflasyon hedefinin yü zde 36’nın çok ü stü ne çıkarıldığ ını ğo rmek şaşırtıcı olmayacaktır.

6 Şubat depreminin ekonomik maliyetinin 110 milyar dolar olduğu açıklandı. Hazine ve Maliye Bakanı, yapılan harcamaların 950 milyar TL’ye ulaştığını (30 milyar dolar) ifade ediyor. Harcamalarda şeffaflık söz konusu olmadığı gibi, şimdi de ‘Deprem Fonu’ adıyla bütçe dışında yeni bir denetimsiz harcama alanı oluşturuluyor!

2023’te ek bütçe ve ek vergi artışlarıyla deprem için 1,2 trilyon liralık ilave bütçe ve harcama yetkisi alan iktidarın deprem harcamalarının şeffaf olmamasına karşılık, şimdi de bütçe dışında oluşturulan Deprem Fonu ile yeni bir keyfi harcama alanı yaratılıyor. İktidar, 11 ilde yaşanan depremin ekonomik maliyetinin 110 milyar dolar olarak hesaplandığını açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanı, 1 Şubat 2024 itibarıyla yapılan deprem harcamalarının tutarının 950 milyar TL’ye ulaştığını ifade etti. Karşılığı yaklaşık 30 milyar dolara denk gelen bu harcama tutarı esas alındığında, şu ana kadar hesaplanan 110 milyar dolarlık maliyetin üçte birine yaklaşan bir harcama yapılmış. Geçen yıl temmuzda depremin finansmanı gerekçesiyle 2023 yılı bütçesi revize edildi. Gelir vergisi 495 milyardan 696 milyar liraya, Kurumlar vergisi 619 milyardan 782 milyar liraya, KDV 203 milyardan 441 milyar liraya, ÖTV 511 milyardan 817 milyar liraya yükseltildi. Motorlu Taşıtlar Vergisini (MTV) ikinci kez ödeme mecburiyeti getirilip 30 milyar TL ek kaynak sağlandı. Ek bütçede bütçe açığının değişmeyeceği, yılsonunda 659 milyar TL olacağı öngörülürken 2023 sonunda açık ikiye katlandı 1,3 trilyon TL açık verildi. 2024 bütçesinde TOKİ ve AFAD başta olmak üzere deprem için 1 trilyon 28 milyar TL ödenek ayrıldı. 2024 bütçesindeki ödeneğin dolar karşılığı güncel kurla 30 milyar doları biraz aşıyor. Geçen yıl ve bu yıl 110 milyar dolarlık deprem maliyetinin 60 milyar doları harcanmış olacak.

Gerek toplanan bağışlar gerekse yapılan harcamalar açısından şeffaflık söz konusu değil. Açılan ihalelerin tamamı adrese teslim, davet usulü ve iktidar müteahhitlerine havale edilen işlerden oluşuyor. Depremin gerçek maliyetinin nasıl bir yöntemle ve hangi kalemler esas alınarak 110 milyar dolar olarak hesaplandığı bilinmiyor. Bir yandan hazine her hafta 25-40 milyar TL borçlanırken diğer yandan Cumhurbaşkanının yönetimindeki Türkiye Varlık Fonu (TVF) tahvil ihraç ederek 5 milyar dolar (150 milyar TL) borçlanmaya gidiyor. Geçen hafta Avrupa Birliği (AB) tarafından Türkiye’ye sağlanacağı ilan edilen 1 milyar euro (330 milyar TL) tutarındaki deprem yardımının 400 milyon euroluk (132 milyar TL) kısmının kullanıma girmesine yönelik anlaşma imzalandı. Tüm bu rakamları üstü üste koyduğumuzda çok ciddi tutarlar söz konusu. Geçen yıl ve bu yılın bütçesinden 60 milyar dolar harcama dışında iç ve dış destekler, yardımlar, kampanyaların tutarı bilinmiyor.

İ ktidar, 1999 depreminde Ö zel İ letişim Verğisi (Ö İ V) adı altında 2000-2003 arasında ğeçici olarak yü rü rlü ğ e konülan deprem verğisini kalıcı hale ğetirdi. Şimdi de yine ek verğiler, yürtiçi ve yürt dışı bağ ışlar, bü tçeden aktarılacak kaynaklarla bü tçe dışı Afet ve Yeniden İ mar Fonü olüştürüldü. Kısaca bü Deprem Fonü’ndan yapılacak harcama kararlarını, Hazine ve Maliye Bakanı Başkanlığ ındaki fon yönetim kurulu alacak. Deprem Fonu adıyla bütçe dışı yeni bir kara delik, keyfi ve hesapsız harcama alanı yaratılıyor!

TÜİK, 2024 enflasyon sepeti güncellemesinde, gıda ve alkolsüz içkilerin yanı sıra konut giderlerinin ağırlığını düşürdü. Patlama yapan gıda, kira, elektrik-doğalgaz faturalarının enflasyon hesabında ağırlığını azaltarak, kâğıt üzerinde enflasyonu düşük göstermek istiyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon sepetinde esas aldığı mal, hizmet, harcama, tüketim kalemleri ile sepetteki ağırlıklarını yeniden güncelledi. Bu yılki revizyonda, enflasyonu düşük göstermeye dönük, dikkat çeken adımlar atıldı. Enflasyon hesaplamasında esas alınan sepetteki harcama grupları ve ağırlıklarında yapılan değişikliklere bakıldığında, en çok fiyatı artan kalemlerde değişikliğe gidildiği, başta gıda olmak üzere temel harcamaların sepetteki ağırlıklarının azaltıldığı görülüyor. Bir anlamda enflasyonun kontrolünde ve yükselişinde iktidar açısından sorun yaratan ancak halkın harcama bütçesinde çok ciddi yer tutan kalemlerin esas alınması, bir kez daha TÜİK’in hesaplarının güvenilirliğini sorgulamayı gerektiriyor.   

Yeni güncellemede sadece çocuk ayakkabısı enflasyon sepetinden çıkartılırken votka, kadın montu, düğün, nişan ve benzeri toplantılar için kiralanan salonlara yönelik harcamalar sepete eklenmiş. Enflasyon hesaplamasının ana eksenini oluşturan grupların ağırlığında ise düşüşe gidildiği gözleniyor.  

Güncelleme çerçevesinde 2024 yılı için yapılacak enflasyon hesabında gıda ve alkolsüz içeceklerin ağırlığı yüzde 25,43’ten yüzde 24,98’e düşürülmüş. Konut grubunun sepetteki ağırlığı sert bir indirimle yüzde 16,61’den 14,2’ye çekilirken, ulaştırmanın ağırlığı yüzde 15,08’den 17,35’e yükselmiş. Dünyada gıda enflasyonunda yüzde 70’i aşan oranla en tepelerde yer alan Türkiye’de ücretli, memur, işçi, emekli, dar gelirli vb. orta-düşük-alt gelir gruplarının aylık harcamalarında gıdanın payı yüzde 50’yi aşıyor. Aynı şekilde bu grupların aylık giderlerinde başta kira olmak üzere doğalgaz-elektrik gibi ısınma ve aydınlanma harcamaları, aidat ödemeleri, su tüketimi harcaması gıdadan kalan yüzde 50’nin büyük bölümünü götürüyor. Bir anlamda ücretli çalışan çok geniş kitleler, milyonlarca emekli aylıklarının yüzde 80-90’ına varan kısmını gıda ve konut giderlerine ayırmak zorunda. TÜİK’in enflasyon sepeti güncellemesine göre bu yıl TÜFE hesabı için her ay 81 il ve 227 ilçede 28 bin 852 iş yeri ve 5 bin 246 konuttan, 608 bin 594 fiyat derlenecek. Fiyatların hangi marketlerden derlendiği, TÜİK’in fiyat derlediği gün bu marketlerin etiketlerde günü birlik indirim yapıp yapmadığı açıklanmıyor.  

  • Gıda başta olmak ü zerinde sü rekli tartışılan konüların başında TÜ İ K’in dü şü k fiyat artışlarını hanği market zincirlerinden aldığ ı sorüsü ğeliyor.

TÜ İ K’in sepet ğü ncellemesiyle ğıda ve konütün ağ ırlıklarını dü şü rmesi, resmi enflasyonla ğerçek enflasyon, iktidarın enflasyonüyla halkın enflasyonü arasındaki makasın daha da açılmasına zemin yaratacak. TÜ İ K enflasyonünün ka ğ ıt ü zerinde dü şü k kalması, ğeniş kesimler açısından çok ciddi mağ düriyetlerin sü rmesine olanak sağ layacak.

Depremden etkilenen 11 il, Türkiye’nin tarımsal üretiminde önemli paya sahip olmasına karşın üreticiye sahip çıkılmayınca ağır kayıplara neden oldu. Ürünü tarladabahçede kalan bölge üreticisi, konut projeleri için yapılan acele kamulaştırmalarla tarım alanlarını, zeytinlikleri, ormanları, narenciye bahçelerini yitirmeye başladı!

Deprem felaketinin birinci yıldönümünde barınma ve konut sorunu gündemin ilk sırasında yer alırken kırsal kesimde, tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticiye sahip çıkılmaması en az deprem kadar ağır sorunlara ve kayıplara yol açıyor. İktidarın ‘oy vermezseniz hizmet yok’ şantajından en fazla etkilenen kesim bölgedeki üreticiler oldu. Gerek Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılan ‘acele kamulaştırma’ kararları gerekse iki ay önce TBMM’den geçirilen kentsel dönüşüm yasasıyla peş peşe ilan edilen ‘rezerv alanlar’ nedeniyle verimli tarım arazileri, zeytinlikler, orman alanları, narenciye ve sebze-meyve bahçeleri plansız şekilde alelacele konut projelerine, inşaatlara açıldı. Depremin yıkıma yol açtığı 11 il felaket öncesinde Türkiye tarımsal üretiminin yüzde 17’sini, ekili alanların da yüzde 16’sını kapsıyordu. Toplam canlı hayvan varlığının yüzde 18’i bu illerde idi. Türkiye’deki çayırmera ve otlakların yüzde 10’una sahip olan deprem bölgesi illerinin tarımsal ürün ihracatındaki payı ise yüzde 22 düzeyindeydi.

Tarım ve Orman Bakanlığı depremin yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, 11 ildeki üreticilere yönelik desteklerin 14 milyar TL olduğunu duyurdu. Depremde hayvanları telef olan besicilere 909 milyon TL tutarında 5804 büyükbaş, 43 bin 217 küçükbaş, 549 bin kanatlı hayvan ve 26 bin 318 arılı kovan bedelsiz olarak dağıtıldı. Bedelsiz hayvan dağıtılan besicilere büyükbaş hayvan başına 500 TL, küçükbaş için 50 TL olmak üzere bir kez ödenen yem desteği tutarı 1 milyar 372 milyon TL oldu. Bakanlık, bir kerelik yem desteği dışında depremzede üreticilere ödenen tüm desteklerin bütçede ödenek ayrılan ve üreticinin hakkı olan destekler olduğu, sadece depremden etkilenen üreticiler için ödemelerin diğer bölgelerden öne çekildiğini vurguladı. 1 yıl ötelenen kredi borçlarının süresi dolduğu için geri ödenmesi gerekiyor.  

Deprem illerindeki Ziraat Odaları ve Üretici Birlikleri ürünlerin elde, bahçede, tarlada kaldığını, ürünü hasat edecek işçi bulunamadığını, üreticinin TMO’ya ya da başka alıcı kamu kurumlarına ürün teslim etmek, satmak için günlerce sıra beklediğini ve sonunda çok ucuza elden çıkartmak zorunda kaldıklarını vurguluyor. Bölgede üretilen pamuk, mısır, şeker pancarı vb. ürünler alıcı kurumlara teslim edilemediği için elde kaldı. Binlerce ton narenciye dalında çürüdü. Muhtemelen önümüzdeki kış olağanüstü üretim kaybıyla narenciye bulunamaz, fiyatı erişilmez hale gelecek.

İ stanbül Teknik Ü niversitesi (İ TÜ ) tarafından hazırlanan ve deprem illerindeki acil tespitleri içeren raporda; bo lğedeki tarım arazileri, ormanlar, zeytinlikler, orman, mera ve çayırların korünması, deprem konütü vb. inşaatlar için küllanılmaması üyarısında bülünüldü. Deprem illerindeki tarımsal ü retim alanları ve arazilerin tarım dışı küllanıma açılmasının depremden daha bü yü k doğ a ve insani felaketlere yol açacağ ına dikkat çekilerek acil stratejik planlama o neriliyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti son anda ertelendi. Rusya’daki devlet başkanlığı seçiminin yanı sıra Türkiye’deki yerel seçim nedeniyle ziyaretin ertelendiği öne sürülse de gerçek nedenin İsveç’in NATO üyeliğine verilen onay ve ABD ile yeniden yakınlaşma politikasının Rusya’da yarattığı rahatsızlık olduğu anlaşılıyor!

Rusya Devlet Başkanı Putin'in her seferinde ertelenen Türkiye ziyareti için son açıklanan 12 Şubat tarihi de belirsiz süreliğine ertelendi.  Putin’in sözcüsü Dmitriy Peskov, 12 Şubat tarihinin zaten kesin olmadığını, Türkiye’nin Rusya için çok önemli bir ülke olduğunu belirterek her iki ülkede de seçim süreci yaşandığını ifade etti. Rusya’da Putin’in yeniden tek aday konumunda olduğu devlet başkanlığı seçimleri yanında Türkiye’de de 31 Mart’ta yerel seçim olmasının bu ertelemeye neden olduğu öne sürülmesine karşın, gerçek nedenin farklı olduğu söylenebilir.  

Ukrayna-Rusya arasında, Birleşmiş Milletler (BM) koordinasyonunda ve Türkiye’nin gözetiminde yürütülen Tahıl Koridoru Anlaşması geçen yıl Rusya’nın tek taraflı çekilmesiyle yürürlükten kalktı. İktidar, Putin’in ziyaretinde Tahıl Koridoru Anlaşması’nı yeniden gündeme getirerek canlandırmayı, Rus lideri bu konuda ikna etmeyi hedefliyordu. Bunun yanı sıra Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk konusu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önem verdiği önceliklerden birisiydi. Özellikle yerel seçim öncesi uluslararası alanda olumlu bir süreci hayata geçirmek ve bunu seçim kampanyasında iç politika malzemesi yapmak konusunda oldukça hevesliydi.

Putin’in sözcüsü Peskov, Tahıl Anlaşmasının, Rusya için öngörülen koşullarının hiçbirisi uygulanmadığı için iptal edildiğini, dolayısıyla bu konunun Rusya liderinin gündeminde olmadığını açıkladı. Şayet ziyaret ertelenmeseydi, iktidarın Rusya-Ukrayna arasında ateşkes ve barış görüşmelerine ev sahipliği beklentisinin gerçekleşmesi zor görünüyordu.  

✓ Rüsya, üzayan savaşta oldükça o nemli mevzileri ele ğeçirdi. Ükrayna ise batının her tü rlü  desteğ ine rağ men başarı elde edemediğ i ğibi, ağ ır kayıplara üğ radı.

Ziyaretin ertelenmesinin ardındaki gerçek nedenin Türkiye tarafından İsveç’in NATO üyeliğine verilen onayın ardından, ABD ile F-16 savaş uçağı alımına yönelik sürecin hızlanması ve siyasi ilişkilerde yakınlaşmanın artması olduğu anlaşılıyor. Rusya bu gelişmelere açıktan tepki vermese de rahatsız olduğu görülüyor. Putin’in Suriye’de yeni hamleler yanında, düşük fiyattan doğal gaz ve BOTAŞ’ın ertelenen ödemelerinde Türkiye’ye karşı uyarı niteliğinde bazı adımlar atması beklenebilir. Bunun yanı sıra S400’lerin ikinci partisi için verilen sipariş konusunda da iktidarı sıkıştırmak istemesi, baskılaması söz konusu olabilir.  

S-400 nedeniyle F-35 projesinden dışlanan ve ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Tü rkiye, Rüsya Devlet Başkanı Pütin’in yeni bazı talepleri ve baskısıyla karşılaşabilir. Putin’in ziyaretinin ertelenmesi, görünürdeki seçim gerekçesinin çok ötesinde mesajlar içeriyor.

İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanmasının ardından Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanlarının Brüksel toplantısında, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi ve ilerleme yollarının aranması kararlaştırıldı.

İsveç’in NATO üyeliğine verilen onayın hemen ardından AB’nin Türkiye’yle ilişkileri normalleştirme ihtimalini ele alması, uzun süredir donmuş haldeki ikili ilişkiler açısından kritik önemde bir gelişme olduğu söylenebilir. AB'nin Türkiye ile yeni bir açılıma yönelik ilk açıklama AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’den geldi. Borell, AB Dışişleri Bakanlarının uzun bir aradan sonra Türkiye ile ilgili konuları yeniden değerlendirmeye aldıklarını belirterek; Türkiye ile daha çok angajmana girilmesi, iki tarafın çıkarlarının uyumlu olduğu alanlara öncelik verecek bir sürecin ilerletilmesi ve tahrik edici tutumlardan kaçınılması başlıklarında mutabakata varıldığını ifade etti.  

Gerek AB Dışişleri Bakanlarının toplantı gündeminde gerekse toplantı sonrası Borell’in yaptığı açıklamalarda Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin canlandırılması, yeni müzakere fasıllarının açılmasından hiç söz edilmemesi dikkat çekici. Bunun yanı sıra ilişkileri ilerletmek için yeni arayışlar konusunda Kıbrıs sorununun çözümü ve Güney Kıbrıs ile resmi diyalog koşulunun öne sürülmesi daha en başta yeni bir ilerleme sürecinin hayata geçmesini olanaksız kılacak bir adım anlamına geliyor. Ayrıca AB tarafından iş birliğine ilişkin öngörülen yeni açılım yaklaşımında, 2016’dan bu yana askıda olan Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi, Vize Serbestisi gibi Türkiye açısından kritik önemdeki başlıklara yer verilmemesi de bir başka sıkıntıyı yansıtıyor.  

Dolayısıyla AB’nin yeni iş birliği sürecini gündemine alırken, önceliği mülteci anlaşmasına, kaçak göçün önlenmesine vermesi, Kıbrıs sorununu koşul olarak öne sürmesi, Doğu Akdeniz’de gerilimden uzak olunmasını bir başka şart olarak dile getirmesi yeni sürecin ilerlemesinde AB’nin samimi olmadığını işaret ediyor. Türkiye’yi ilişkileri ilerletmeyi reddeden taraf konumuna sürüklemeyi amaçlıyor.  

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yeni atadığı Kıbrıs Özel Temsilcisi María Ángela Holguín Cuéllar ocakta göreve başladı. BM temsilcisi 6 ay süreyle Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında yeni bir müzakere süreci başlatma zeminini yoklayacak. Türkiye ve KKTC, BM gözetimindeki son müzakerelerin kesilmesi ardından iki toplumlu federasyon çözümünü artık müzakere etmeyeceğini, sadece İki Devletli Çözümü görüşebileceğini ilan etti. AB ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise iki devletli çözümün Kıbrıs’ın bölünmesi anlamına geleceğini savunuyor.  

AB ve GKRY’nin Kıbrıs’ta iki toplümlü federasyon formü lü , yarım asırlık sü rede ve KKTC’nin kürülüşünün ilan edildiğ i 1983’ten bü yana ğeçen 40 yılda bir sonüca ülaşamadı. AB’nin Tü rkiye ile yeni ilerleme arayışında Kıbrıs’ta ço zü mü  o n koşül olarak ğü ndeme ğetirmesi, ikili iş birliğ inin ğeliştirilmesi açısından samimi ğo rü nmü yor. Muhtemelen AB-Türkiye ilişkileri mülteci sorunu ve kısmen de ekonomik ilişkiler üzerinden yürümeye devam edecek.