Toprak: “S-400’den tümüyle vazgeçilmesi koşulu süreci zorlaştırmaktadır”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “ABD’nin iki yıldan bu yana sürekli şekilde gündemde tuttuğu CAATSA kapsamında Savunma Sanayi Başkanı ve kurumda çalışan üst düzey yöneticilere koyduğu yaptırımlar siyasi ve askeri açıdan oldukça sıkıntılı yeni bir dönemi başlattı” dedi.

Erdoğan Toprak yaptığı açıklamada: ABD Başkanı Trump’ın S-400’ler nedeniyle onayladığı CAATSA yaptırımı, siyasi ve askeri açıdan ortaya çıkacak etkilerin yanı sıra Türkiye-ABD ilişkilerinde sıkıntılı bir dönemi başlattı. Yaptırımın kalkması için S-400’den tümüyle vazgeçilmesi koşulunun getirilmesi, süreci zorlaştırmaktadır. Yandaş medyada dile getirilen ‘Pakistan Modeli Çözüm’, iktidarın egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelen olanaksız bir yöntemdir” ifadelerine yer verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak açı8klamasını şöyle sürdürdü:

SIKINTILI YENİ BİR DÖNEM

ABD’nin iki yıldan bu yana sürekli şekilde gündemde tuttuğu CAATSA kapsamında Savunma Sanayi Başkanı ve kurumda çalışan üst düzey yöneticilere koyduğu yaptırımlar siyasi ve askeri açıdan oldukça sıkıntılı yeni bir dönemi başlattı.

Seçimi kaybeden Başkan Trump uzun süredir CB Erdoğan ile kişisel dostluğu çerçevesinde yaptırım yasasını uygulamaya koymuyordu. Görev süresinin bitimine az bir süre kala bir anda onay vermesini farklı şekillerde yorumlamak olanaklı!

Birincisi, seçim kampanyası sürecinde CB Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik söylemlerinde negatif bir içerik sergileyen Joe Biden yönetimini göreve geldiğinde zorlu bir süreç ile karşı kaşıya bırakmak.

TÜRKİYE ÜZERİNDE BASKIYI ARTIRMASINA ZEMİN HAZIRLANIYOR

İkincisi, her ne kadar farklı ve rakip partilerden olsalar da ABD devletinin çıkarları ve etkinliği açısından ortak bir tavra yönelerek, göreve geldiğinde Biden’ın elini rahatlatmak ve ‘Ben geldiğimde zaten yaptırımlar uygulamaya girmişti’ gerekçesiyle Türkiye üzerinde baskıyı artırmasına zemin hazırlamak.

Üçüncüsü, 12 yaptırım içersinden en hafifi olarak değerlendirilen yaptırımı seçerek Erdoğan’a nispeten jest yapmak ve olası daha ağır yaptırımları uygulamayı Biden’a bırakmak.

Dördüncüsü, yaptırımların ‘eski ABD Başkanı’ tarafından yürürlüğe konulması nedeniyle, Biden yönetimiyle Türkiye arasında kurulması planlanan diyalog köprüsü açısından gerek Biden gerekse CB Erdoğan yeni bir müzakere dönemini başlatma imkânına sahip olmak.

‘ABD’NİN HASIMLARI’

ABD’nin ‘hasımlarına’ yönelik CAATSA yasası kapsamında devreye sokulan yaptırım ilk kez bir hasıma değil neredeyse 70 yıllık müttefik olan Türkiye’ye karşı uygulandı. Daha önce Rusya’dan S-400 ve savaş uçağı satın aldığı için Çin’e aynı savunma yaptırımını uygulayan ABD, Rusya ve İran’a karşı ise daha kapsamlı yaptırım maddelerini uyguluyor. Ancak fark belirttiğim gibi diğer ülkelerin gerçekten ‘ABD’nin hasımları’ olması!

ABD FİRMALARINA İHRACAT KREDİSİ TEMİNİNİ YASAKLIYOR.

Söz konusu yaptırımlar, Cumhurbaşkanına bağlı Savunma Sanayi Başkanlığı’nın (CSSB) Amerikan üretimi malzemeleri satın almasını, kullanmasını ve bunlar kullanılarak Türkiye’de üretilecek araç, silah ve teçhizatın üçüncü ülkelere satışına, ihracatına, lisans teminine yasaklama getiriyor. ABD ve uluslararası diğer finans kuruluşlarından kaynak, kredi, finansman teminini engelliyor, ABD Eximbank’ının Türkiye’ye yönelik savunma projelerinde ABD firmalarına ihracat kredisi teminini yasaklıyor.

TSK’NIN HEDEF ALINMASI SÖZ KONUSU OLABİLİRDİ.

Yaptırımların ‘en hafif’ olarak nitelendirilmesinin nedeni ise sadece CSSB’nin kurumsal kimliğinin ve üst düzey yöneticilerinin alınması. Şayet daha ağır yaptırımlar hedeflenmiş olsaydı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve TSK’nın hedef alınması söz konusu olabilirdi.

Halen devam eden Meltem Savaş Gemisi, Milli Savaş Gemisi (MİLGEM), ATAK saldırı helikopterleri, Milli Savaş Uçağı, ASELSAN ve HAVELSAN’ın, Roketsan’ın bazı elektronik harp sistemleri, roket-füze sistemleri, CSSB çatısı altındaki TUSAŞ’ın İHA ve SİHA projeleri muhtemelen bu yaptırımdan olumsuz etkilenecektir.

CAATSA yaptırımları, yaptırım uygulanan ülkeyle yaptırım konusu olan maddeye ilişkin ekonomik, askeri, ticari ilişki içinde olan üçüncü ülkeleri de dolaylı şekilde etkileyebiliyor. Her ne kadar açıklanan kararda üçüncü ülkelere Türkiye ile savunma işbirliği alanında bir yasak ya da yaptırım öngörülmese de bazı ülkeler kendiliğinden bu bağlantıyı kesme ya da askıya alma yoluna gidebilirler.

S-400 alımı nedeniyle F-35 savaş uçağından dışlanan Türkiye, hava kuvvetlerinin muharip gücü açısından zaten olumsuz etkilenmişti. CB Erdoğan’ın Rusya ziyaretinde gündeme getirdiği SU-57 savaş uçağı alımı konusu şu anda oldukça zor görünüyor. Kaldı ki Rusya’dan böyle bir alım yeni CAATSA yaptırımı kapsamına girecektir.

BU SÜRECİN YEGÂNE KAZANANININ RUSYA VE PUTİN OLDUĞUNU DEFALARCA VURGULADIK.

Er ya da geç bu yaptırımların gündeme geleceği belliydi. Hem 2,5 milyar dolar ödenen S-400’ler kullanılamıyor hem de F-35’lere ödenen paraya rağmen uçaklar alınamıyor. Bu sürecin yegâne kazananının Rusya ve Putin olduğunu defalarca vurguladık.

Rusya hem Türkiye’ye S-400 sattı, ikinci parti S-400 potada hem de NATO ile ABD ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi!

Yaptırımlar sonrası iktidar medyasında gündeme getirilen Pakistan Modeli Çözüm Önerisi anlaşılan iktidar tarafından servis edilerek tartışılması, kamuoyunun hazırlanması isteniyor.

Şimdi S-400’lerin ya hiç kullanılmayacağının taahhüt edilmesi ya da işletim sırasında ABD subayları ile Kürecik Radar üssünde ortak kontrol merkezi kurularak, F-35’lerin uçuşu sırasında S-400 sisteminin kapatılması veya yönünün uçakların uçuş rotası dışına çevrilmesi formülü ortaya atılıyor. Böylece Türkiye’nin hem S-400’ü kullanabileceği hem de F-35’lere sahip olabileceği dile getiriliyor.

YA S-400’DEN VAZGEÇİLECEK FAAL EDİLMEYECEK, AMBALAJINDA TUTULACAK VEYA…

Gelinen noktada öngörüsüzlüğün dayattığı bir seçeneksizlik ile karşı karşıya kalındı. Yaptırımın kalkması S-400’den tümüyle vazgeçme ya da faaliyete geçirmeme konusunda verilecek yazılı taahhüde bağlandı. Bu taahhüdün denetimi ABD tarafından yapılacak ve raporlanacak. ABD, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için net koşullar koydu. Türkiye, S-400'lerden vazgeçecek, elden çıkaracak, Rusya’dan yeni alımlar yapmayacak. Dolayısıyla ya S-400’den vazgeçilecek faal edilmeyecek, ambalajında tutulacak veya bir başka ülkeye satılacak. Ya da hemen aktif hale getirilerek ABD yaptırımına meydan okunup, boyun eğilmeyecek. Bu durumda ise yaptırımların daha da genişleyip, 12 maddenin tamamını ekonomiyi, banka sistemini, dış ticareti, finansman olanaklarını, üçüncü ülkelerle ticari ilişkileri vb. kapsayacak şekilde yaygınlaştırılacak.

ALTERNATİF ADIMLAR HAZIRLANMIŞ OLMALI.

İktidar böyle bir kararla Rusya’dan S-400 alırken, ABD'nin ve NATO'nun buna itiraz edeceğini hesap etmiş olmalı. Türkiye'nin ulusal çıkarları, ulusal savunması açısından bir fayda-maliyet analizi yapılmış olmalıdır. ABD'nin, NATO’nun tepkisine rağmen Rusya’dan S-400 alındığına göre bu tepkilere, yaptırımlara nasıl karşılık verileceği de hesap edilip planlanmış, alternatif adımlar hazırlanmış olmalı.

Şayet bu yaptırım egemenliğe müdahale ise o zaman Türkiye'nin, ulusal çıkarı, savunması için S-400'leri işlerliğe kavuşturması gerekir ki iktidarda böyle bir irade görünmüyor. Aksine ABD ile uzlaşma arayışları, telefon ve arka kapı diplomasisi çabaları var. Bir yandan da iktidar medyasına yazdırılan ‘Pakistan Modeli Çözüm’ sızıntılarıyla, ‘S-400’ü birlikte yönetelim-denetleyin’ mesajlarıyla, ‘Ambalajlı Hangar’ formülleriyle çıkmazdan çıkma arayışları gözleniyor. Sergilenen bu tablo bile iktidarın S-400 kararının arkasında fazla duramayacağı, yaptırımın kalkması için paketleyip depoda tutmaya hazır olduğu kanısını güçlendiriyor!