Toprak: "Küçük ittifak ortağı, elini güçlendirmek için gerilim ve çatışma siyasetine dönülmesini arzuluyor"

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “ötesinde ülke gündeminde yer alan siyasi cinayetlerde adres olarak ortaya çıkan oluşumlar, bağlantılar, kapalı kapılar ardında izaha muhtaç ilişkiler toplumsal tepkileri ve hoşnutsuzluğu üst seviyelere çıkarttı. Şimdi kendi eylem ve icraatlarıyla ortaya çıkan bu tablonun sorumlusu ve suçlusu olarak siyasi normalleşmeyi, toplumsal gerilimin azaltılmasını, toplumsal barış, birlik ve huzur arayışlarını gören küçük ittifak ortağı, muhtemelen büyük ortak karşısında pazarlık kozlarını büyütmek, elini güçlendirmek için tekrar gerilim ve çatışma siyasetine dönülmesini arzuluyor. Bu konuda en büyük engel ve handikap olarak ana muhalefet partisi ve liderini, toplumun acil ve hayati taleplerinin seslendirilmesini, bu taleplerin sokaklarda ve meydanlarda demokratik yol ve yöntemlerle dile getirilmesini görüyor” dedi.

Toprak yaptığı açıklamada, “Ne yeni anayasa ve demokratikleşme vaatlerinin inandırıcılık sorunu ne de siyasi cinayetlerle yaratılmak istenen korku atmosferinin toplumdaki barış huzur refah içinde birlikte yaşama beklentilerini gölgelemesi artık söz konusu olamayacaktır. Bu konuda tüm toplumsal kesimlerin ve 86 milyon yurttaşımızın en büyük güvencesi Ana Muhalefet Partisi olarak CHP’dir.” ifadelerini kullandı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, yaptığı açıklamada şunlara değindi; TBMM’ye getirileceği açıklanan 500 milyar TL'lik yeni vergi paketi, yılsonuna kadar hedeflenen 2,1 trilyon liralık borçlanma hedefinin dörtte biri. İktidarın göstermelik tasarruf tedbirlerinden sonra vergi paketleriyle istikrar sağlanacağına ikna çabası, günü kurtarmanın ötesinde bir şey değildir!

IMF’NİN KÜRESEL DÜZEYDE ÜYE ÜLKELERDEN TALEP ETTİĞİ HAYATA GEÇİRİLMESİNİ ÖNGÖREN ADIM.

 “Bütçede vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 70’i aşan dolaylı vergilerle gündelik hayatın her alanında yüksek gelirli kesimlerle dar gelirli kesimlerden aynı oranda vergi alan iktidar, şimdi de 500 milyar TL gelir hedeflediği yeni bir vergi paketini TBMM’ye sunmaya hazırlanıyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) küresel varlıkların büyük kısmını elinde bulunduran şirket ve kurumlar için önerdiği yüzde 15 oranındaki asgari kurumlar vergisini yeni paketle uygulamaya hazırlanan ekonomi yönetiminin bu alandan beklediği toplam gelir 190 milyar TL. Öncelikle yeni vergi paketiyle hedeflenen toplam ek gelirin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) binde 7’si düzeyinde belirlenerek 500 milyar TL tutarında olması, Türkiye ekonomisinin trilyon doları aşmasıyla övünen iktidarın gösteriş amaçlı bir girişime hazırlandığını gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran-Ağustos dönemi üç aylık iç borçlanma programının tutarı bile 670 milyar TL ve propagandası yapılan yeni vergi paketinden 170 milyar TL daha fazla. Vergi almak yerine borç almayı, kayıt dışı ekonomiye göz yummayı benimseyen iktidarın şimdi vergi paketiyle ortaya çıkması, IMF’nin küresel düzeyde üye ülkelerden talep ettiği asgari kurumlar vergisinin hayata geçirilmesini öngören bir adım. Açıklanan vergi düzenlemeleriyle sağlanması öngörülen ek gelirin milli gelirin binde 7’si düzeyinde olması bile bu paketin ciddiyetsizliğinin göstergesi.

40 MİLYAR TL EK GELİR VERGİSİ TAHSİL EDİLECEK.

Meclise sunulacak vergi düzenlemelerine göre ülkede faaliyet gösteren küresel şirketlerden 40 milyar TL, yurt içi holding ve şirketlerden de 150 milyar TL ek asgari kurumlar vergisi alınacak. Böylece küresel ve yurt içi şirketlerden toplanan ek vergi miktarı 190 milyar TL olacak. Buna ilave olarak doktor, diş hekimi, avukat, mali müşavir ve mimarlar vb. serbest meslek faaliyetinde bulunan özel şahıslar ve işletmelerinden 40 milyar TL ek gelir vergisi tahsil edilecek. Bu meslek gruplarının faaliyetleri yakın izlemeye alınacak. Yatırım fonu şirketlerinden 7 milyar TL ek vergi tahsil edilmesi yeni vergi paketinde öngörülüyor. Son dönemde giderek yaygınlaşan kurye hizmetlerindeki artış ve kayıt dışılık göz önünde tutularak, kayıt dışı çalışan motor kuryelerin kayıt altına alınıp, vergilendirmeye tabi tutulmasından beklenen ek vergi geliri ise 4 milyar TL. Küçük işletmelerin ödemelerde kart yerine IBAN üzerinden ödemeye yönelmesine karşı alınan önlemler genişletilerek, IBAN'la para transferi ve ödemelerde uygulanacak para cezalarının 3 kat artırılması öngörülüyor. Bu cezalardan da yeni vergi paketinde 1,5-2 milyar TL tutarında bir para cezası geliri bekleniyor.

Geniş kesimlerin üzerindeki dolaylı vergi ve ücretlilerin gelir vergisi yükünün azaltılmasını içermeyen bu vergi paketi, iktidarın yıllardır servet aktardığı kesimlere yönelik toplumsal tepkiyi hafifletip dikkatleri başka yöne çekerek gündemi değiştirmek amacıyla hazırlanmış bir günü kurtarma paketidir!

İktidar ittifakı, yerel seçim sonrası ortaya çıkan siyasi normalleşme ve toplumsal gerginliğin azaltılması taleplerini ‘varoluşlarına tehdit’ diye algılayıp yine çatışma ve siyasi kamplaşmadan medet uman söylemlere yöneldi. Kavga ve çatışmadan beslenen bu tarzı sürdürmek, siyasi bir çaresizliktir!

SİYASİ NORMALLEŞME, İKTİDAR İTTİFAKININ İKİ ORTAĞI TARAFINDAN FARKLI ŞEKİLDE YORUMLANDI.

Yerel seçim sonrası Türkiye’de ortaya çıkan siyasi atmosfer ve seçmenin sandıkta oylarıyla sergilediği tavır, siyasetin kavga ve çatışma yerine kitlelerin acil ve yakıcı sorunlarına çözüm üretmesi talebiydi. Bu talebi en somut şekilde algılayıp, verilen mesajı kayıt altına alarak girişilen siyasi normalleşme, toplumsal gerginlikleri azaltma, halkın ekonomik, sosyal taleplerine öncelik veren çözümler üretme yaklaşımı iktidar ittifakının iki ortağı tarafından farklı şekilde yorumlandı.

Toprak’ın açıklaması şöyle devam etti:

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERLERİ, MAFYA ARTIKLARI!

Büyük ortak AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 22 yıldır sürdürdüğü kavga-çatışma-ayrıştırıp kamplaştırma siyasetinin artık toplumda karşılık bulmadığının farkına vararak en azından bu girişimleri karşılıksız bırakmamaya yönelirken, ittifakın küçük ortağı bugüne kadar olduğu gibi yine kavga, çatışma, tehdit, şantaj söylemlerinden beslenen siyaset yolunu tercih ettiğini gösterdi. Siyasetteki normalleşmeyi ülkenin siyasi bekası ve varlığı için tehdit ve tehlike görecek kadar kararan bir siyasi zihniyetin Türkiye’nin en temel ve güncel sıcak sorunlarına çözüm üretemeyeceği apaçık ortadadır. Ancak siyaseten birbirine tümüyle muhtaç ve kenetlenmiş hale gelen, aralarındaki siyasi yaklaşım ve ideolojik farklılıkları da geri plana iterek iktidarı paylaşma ve kaybetmeme telaşına kapılan ittifak ortakları, yerel seçim sonuçlarıyla çok ciddi bir açmazla karşılaştılar. Bugüne kadar ittifak ortağını farklı yöntemlerle ikna ederek ya da yerine göre örtülü siyasi şantajları devreye sokarak hemen tüm isteklerini kabul ettiren küçük ortağın infaz yasası düzenlemeleriyle cezaevlerinden salıverilmesini sağladığı organize suç örgütü liderleri, mafya artıkları, en önemli kazanımlar olarak sunuldu.

KÜÇÜK İTTİFAK ORTAĞI, ELİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN GERİLİM VE ÇATIŞMA SİYASETİNE DÖNÜLMESİNİ ARZULUYOR.

Bunun ötesinde ülke gündeminde yer alan siyasi cinayetlerde adres olarak ortaya çıkan oluşumlar, bağlantılar, kapalı kapılar ardında izaha muhtaç ilişkiler toplumsal tepkileri ve hoşnutsuzluğu üst seviyelere çıkarttı. Şimdi kendi eylem ve icraatlarıyla ortaya çıkan bu tablonun sorumlusu ve suçlusu olarak siyasi normalleşmeyi, toplumsal gerilimin azaltılmasını, toplumsal barış, birlik ve huzur arayışlarını gören küçük ittifak ortağı, muhtemelen büyük ortak karşısında pazarlık kozlarını büyütmek, elini güçlendirmek için tekrar gerilim ve çatışma siyasetine dönülmesini arzuluyor. Bu konuda en büyük engel ve handikap olarak ana muhalefet partisi ve liderini, toplumun acil ve hayati taleplerinin seslendirilmesini, bu taleplerin sokaklarda ve meydanlarda demokratik yol ve yöntemlerle dile getirilmesini görüyor.

Ne yeni anayasa ve demokratikleşme vaatlerinin inandırıcılık sorunu ne de siyasi cinayetlerle yaratılmak istenen korku atmosferinin toplumdaki barış huzur refah içinde birlikte yaşama beklentilerini gölgelemesi artık söz konusu olamayacaktır. Bu konuda tüm toplumsal kesimlerin ve 86 milyon yurttaşımızın en büyük güvencesi Ana Muhalefet Partisi olarak CHP’dir.

İktidarın sürdürdüğü yoğun iç borçlanma ve yüksek faiz politikasıyla hazinenin borçlanma faizi hızla yükseliyor. En son 2003 temmuzunda yüzde 40,85 faizle borçlanan hazine, aradan geçen 21 yılın ardından geçtiğimiz mayıs ayında yüzde 39 faizle borçlanarak ağır kriz ve yüklü borçlanma dönemine geri döndü!

2024 bütçesine göre bu yılsonuna kadar 2,1 trilyon TL yeni borç bulmayı hedefleyen hazine bu yılın ilk yarısında yıllık tutarın yarısından daha yüksek tutarda yeni borçlanmaya gitti. Haziran-Ağustos dönemi üç aylık borçlanma programında 671 milyar TL yeni borç alınması öngörülüyor. Buna karşılık hazinenin borçlanma ihalelerinde borç verenlerin talep ettikleri faiz, 2001 krizi sonrasında ortaya çıkan ağır borç ihtiyacı dönemindeki faizle aynı seviyeye ulaştı. Hazine, 2001 bankacılık ve genel ekonomik kriz sürecinde 2003 yılının temmuz ayında yüzde 40,85 faizle borçlanmıştı. Sonraki dönemde AKP iktidarının IMF ile iş birliği içinde 2008’e kadar uygulamayı sürdürdüğü Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı sayesinde hazinenin borçlanma faizleri tek haneli oranlara inmişti.

HAZİNENİN YÜKSEK BORÇ FAİZİ

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mayıs 2024 Borçlanma İhalelerinin verilerine göre geçen ay gerçekleştirilen borçlanmalarda ortalama faiz yüzde 38,68 seviyesine ulaştı. Bu oran 2003 yılının temmuz ayındaki yüzde 40 rekor faizle borçlanmadan 21 yıl sonra gelinen en yüksek borçlanma faizi rekoru. AKP’nin iktidara geldiği 2002 Kasım sonrası 2003 başından itibaren yer alan verilerde hazinenin en yüksek borç faizini 2003 temmuzunda ödediği görülüyor. Bu zirve noktasından sonra 2024 Mayısına kadar hiçbir zaman bu yükseklikte borçlanma faizi söz konusu olmamış.

2010-2016 döneminde yüzde 6’ya gerileyerek 2003’ten bu yana en düşük seviyeye inen hazine borçlanma faizi 2018 seçimiyle geçilen tek adam yönetimi, siyasi baskıyla faiz indirimi ve Merkez Bankası rezervlerinin satışıyla yeniden ekonomik kriz ve yükseliş sürecine girdi. 2018 öncesi iç piyasalardan dövize ve TÜFE’ye endeksli borçlanma yapılmadığı halde 2018 sonrasında yoğun şekilde dolar-euroya ve TÜFE’ye endeksli iç borçlanmaya geçildi. İç borç stoku durduğu yerde kabardı. Kur ve enflasyon artışlarıyla yükselen iç borç stokundaki faiz yükü, ana para borcunun iki katına yaklaştı. 2017 yılına kadar iç borç stokunun yüzde 65’i TL cinsi sabit faizli borçlardan oluşurken 2018’den itibaren hızla değişerek kötüleşen iç borç tablosunda TL cinsi sabit faizli borçların oranı Mayıs 2024 itibarıyla yüzde 47’ye geriledi. İyice ağırlaşan tabloda iç borç stokunun yüzde 47’si TL cinsi sabit faizli, yüzde 25’i değişken faizli, yüzde 17’si dövize endeksli ve yüzde 11’i TÜFE’ye (enflasyona) endeksli borçlardan oluşuyor.

Hazinenin 2024 bütçesinde bu yıl için planlanan 2,1 trilyon TL’nin de üzerinde iç borçlanmaya gitmesi, daha yüklü borç için daha yüksek faiz ödemesi kaçınılmaz olacaktır. Vergi toplamak, kayıt dışı ekonomiyi, kara parayı, kaynağı belirsiz varlıkları kontrole alıp, ciddi anlamda tasarruf yapmak yerine yüksek tefeci faiziyle borçlanmayı tercih eden iktidarın bu politikası, ülkenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığı, toplumun ve özellikle gençlerin geleceği adına çok ciddi tehlikelerin ve tehditlerin işaretidir!