Bir devrimciyi, bir aydını kaybettik: Fatsa’dan Yeşilçam’a uzanan Kadir İnanır’ın hikâyesi
Toprak: "KKM bombasının patlamanın kendisini yok edeceğini gören iktidar süreyi seçim sonrasına erteliyor"
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı, Parti Meclisi üyesi ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, "TBMM’ye getirilmek üzere hazırlanan yeni torba yasada KKM’nin (Kur Korumalı Mevduat) 2023 sonuna uzatılması öngörülüyor. Ülke ekonomisinin temeline yerleştirdiği KKM saatli bombasını yılsonuna ayarlayan iktidar, patlamanın kendisini yok edeceğini görünce süreyi seçim sonrasına erteliyor" dedi.
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, yaptığı açıklamada; "En baştan itibaren KKM kararının ve başlatılan uygulamanın Türkiye ekonomisinin temellerine yerleştirilen saatli bomba olduğunu ifade ettim. İktidar kur artışlarını frenlemek için getirdiği bu düzenlemeyi yeni ekonomi modelinin muhteşem icatlarından birisi olarak sundu. Ancak kurlar KKM uygulamasının başlatıldığı 21 Aralık 2021 seviyesinin çok üzerinde ve dolar/TL kuru 19 liraya tırmandı. Kurlardaki her artış KKM’nin hazine ve Merkez Bankası’na yüklediği kur farkı ödeme yükümlülüğünü ağırlaştırıyor. Temmuz itibarıyla hazinenin bütçeden beş ayda ödediği kur farkı 75,6 milyar TL oldu" ifadelerini kullandı.
Toprak'ın açıklaması şöyle devam ediyor:
Dövizden KKM’ye geçenlerin kur farkını MB ödüyor ve şu ana kadar yapılan ödeme tutarı kamuoyundan gizleniyor.
Hazine ödemesi emsal alındığında MB’nin de an ez 75 milyar lira kur farkı ödediğini varsaydığımda hazine ve MB’nin ödediği kur farkı beş ayda 150 milyar TL’yi buluyor. Başlangıçta 12 milyar TL olarak açıklanan vazgeçilen stopaj ve kurumlar vergisi tutarı 25 milyar liraya yükseldi. Böylece KKM’nin beş aylık faturası vergi ve stopaj muafiyetleriyle toplam maliyet 175 milyar TL’yi buluyor.
KKM uygulaması çerçevesinde bankalar bu mevduatlara MB politika faizinin azami üç puan üzerinde faiz ödüyor. Yüzde 12’ye indirilen MB politika faizi ile bankaların KKM mevduatlarına ödeyecekleri faiz de uygulama başladığında yüzde 17 iken şimdi yüzde 15’e düştü.
Yani faiz indirimleriyle aynı zamanda bankaların KKM faiz yükü azaltılırken, kur artışlarıyla hazine ve MB’nin kur farkı ödeme yükü artıyor.
Bir yıl önce 21 Aralık operasyonu ve MB’nin 7 milyar dolarlık müdahalesiyle dolar/TL kuru 18,20 TL’den 11 TL’ye düşürüldü. O tarihte 11 TL dolar kuru üzerinden KKM hesabı açanların alacağı kur farkı 19 TL’ye yaklaşan şimdiki dolar kuruyla dolar başına 8 TL’ye yükseldi. Yılsonuna kadar kur hiç artmasa, sabit kalsa bile hazine ve MB’nin ödeyeceği kur farkı 400 milyar lirayı bulacak. Son açıklanan rakamlarla 1 trilyon 394 milyar liraya ulaşan KKM hesaplarındaki tutarın şu andaki dolar karşılığı 73,3 milyar dolar.
İktidar kendi elleriyle uygulamaya koyduğu ekonomik yıkım modelini, KKM adı altında yarattığı ekonomik Frankenştaynı yok edemeyeceğini, yılsonunda uygulamadan kaldıramayacağını aksi halde kendisinin de enkazın altında kalacağını gördüğü için, şimdi süreyi bir yıl daha uzatarak günü kurtarmaya, ekonomik felaketi seçim sonrasına ertelemeye hazırlanıyor. KKM’nin süresi 31 Aralık 2022’de dolacaktı. Anlaşıldığı kadarıyla iktidar, şu anda 1,4 trilyona yaklaşan bu paranın uygulama sona erdiğinde hesaplardan çözülecek böylesine yüksek bir meblağın dövize yönelmesinden ve kurların patlamasından, enflasyonun kontrolden tümüyle çıkmasından, zincirleme iflaslar ve batışlardan paniğe kapıldı.
İki seçenek üzerinden hareketle süreyi bir yıl uzatıp KKM felaketini seçim sonrasına geciktirmeye ve iktidarı kaybederse de bu bombayı yeni gelecek iktidarın kucağına bırakmaya karar verdi.
KKM süresinin 2023 sonuna uzatılarak uygulamanın devam ettirilmesi, döviz kurlarının yükselmesiyle bu hesaplardaki mevduatın artması ve bir yılda 2-2,5 trilyona ulaşması ekonomik yıkımın, ülkenin başına açılacak felaketin boyutlarını altından kalkılamaz noktaya getirecektir.
Daha önce ancak 25 yılda temizlenebilen Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasından daha karanlık bir sürece ülkeyi sürükleyecektir.
İktidarın kendisini kurtarmak için ülkeyi felakete sürüklemek pahasına KKM uygulamasını bir yıl daha uzatmak istemesi, Türkiye ekonomisine ihanet, ülkeye ve gelecek nesillere yapılabilecek en büyük kötülüktür!
2022 Ağustos sonu itibarıyla 3 trilyon 651 milyar 400 milyon TL’ye ulaşan Merkezi Yönetim Borç Stoku, tek kişinin kararları ve denetimsiz harcamalarıyla ülke hazinesinin ağır bir borç yükü altına sokulduğunu gösteriyor. Toplam borç stokunun yüzde 67’sinin yabancı para cinsinden olması endişeleri büyütüyor!
Bu borç toplamının 1 trilyon 205 milyar 600 milyon lirası TL cinsinden, kalan 2 trilyon 445 milyar 800 milyon lirası ise döviz cinsinden oluşuyor. Bu rakamlar borç stokunun yüzde 67’sinin, üçte ikisinin döviz cinsinden olduğu ve kur yükseldikçe durduğu yerde borcun arttığı anlamına geliyor. Bu tablonun bir başka anlamı, iktidarın dilinden düşürmediği ‘liralaşma’ söylemine rağmen hazine de dahil iktidarın TL’ye güvenmediği için yabancı para cinsinden borçlanmaya mecbur kalması, söylemlerin aksine dolarizasyonun hazine tarafından sürdürülmesi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçiş sonrası merkezi yönetim borç stoku dört yılda yaklaşık yüzde 400 artmış!
- 2018 sonunda 665 milyarı iç borç 505 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 170 milyar TL olan merkezi yönetim borç stoku,
- 2019 sonunda 846,1 milyarı iç, 603,9 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 450 milyar TL’ye yükselmiş.
- 2020 sonunda 1 trilyon 158 milyarı iç, 799,3 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 957 milyar TL
- 2021 sonunda 1 trilyon 493 milyar TL iç, 1 trilyon 504 milyarı dış borç olmak üzere toplam 2 trilyon 997 milyar TL
- 2022 Ağustos sonu 1 trilyon 205 milyar 600 milyon lirası iç, 2 trilyon 445 milyar 800 milyon lirası dış borç olmak üzere toplam borç stoku 3 trilyon 651 milyar 400 milyon TL
- Borç stokunun GSYH’ye oranı 2018’de yüzde 13,5 iken, 2022 Ağustos sonunda yüzde 64 artışla yüzde 22,2’ye yükselmiş. Bu oranın şimdi seçim bütçesi ve seçim ekonomisiyle daha da katlanacağını öngörmek olanaklı.
Temmuz başında yürürlüğe giren ek bütçede 278 milyar TL olarak öngörülen yılsonu bütçe açığı eylülde yayınlanan Orta Vadeli Program’da 462 milyar liraya yükseltildi. Bu da hazinenin daha fazla borçlanması demek. 2022 yılının kalan üç ayında yapılacak harcamalarla bütçe açığı 462 milyar liraya yükselecek, muhtemelen bu açık tutarı da aşılacak.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra iç borçların iki, dış borçların üç mislinden fazla artması iktidarın üretim, yatırım, ihracat, istihdam artışı hedefleriyle ilan ettiği yeni ekonomi modelinin söylenenlerin aksine borç bataklığından başka bir sonuç üretmediğini gösteriyor. Giderek daha fazla borçlanmak dışında iktidarın bir çözümünün olmadığı anlaşılıyor!
Yılsonunda faizi tek haneye indirmeyi hedefleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kuruluna telkinde bulunduğunu ifade etti. MB faizi 2021 eylül-aralık döneminde yüzde 19’dan 14’e düşürüldü. Şimdi 2022 Eylül’ünde yüzde 12’ye indirilen MB faizi, yılsonunda yüzde 8-9 olacak!
Bu müdahale stratejisi, bilinçli bir şekilde toplumun geniş kesimlerinden dar bir kesim lehine servet aktarmayı amaçlıyor. Geçen yıl aynı dönemde başlatılan faiz indirimleriyle eylül-aralık arası dönemde MB politika faizi yüzde 19’dan 14’e düşürüldü. Ardından sekiz ay boyunca sabit tutulan faiz ağustos ve eylüldeki birer puanlık indirimlerle yüzde 12’ye indi. Şimdi de iktidarın talimatı ve telkiniyle ekimaralık döneminde muhtemelen her ay birer puanlık indirimle yılsonunda politika faizi yüzde 9’a veya bir ayda 2 puan indirim yapılarak yüzde 8’e çekilecek. Matematiksel olarak geçen yılın aralık ayında yüzde 13 olan aylık enflasyon baz etkisiyle bu aralıkta daha düşük olacağı için CB Erdoğan ‘faizi düşürdük enflasyon düştü’ diyecek. İktidarın faiz-enflasyon tezini doğrulayabilmek için bilinçli bir şekilde dar bir kesim lehine uyguladığı para-faiz politikası, halkın sırtına yüklenen ağır bedelin karşılığında etrafındaki bu küçük grubu zenginleştirmeyi, servet transfer etmeyi amaçlıyor.
Uygulanan bu faiz indirimi politikası bankaların ticari ve ihtiyaç kredisi faizlerinde ciddi bir düşüş sağlamadığı gibi, kredi ve finansa erişimi zorlaştırdı. Kredi hacmi sert bir şekilde düşmeye başladı. Bankalar yüzde 80 enflasyon karşısında negatif olan faizlerle bile kredi vermekten kaçınıyor. Üretici enflasyonunun yüzde 144, tüketici enflasyonunun yüzde 80 seviyesine ulaştığı bir ortamda bankaların verdiği ticari kredi hacmindeki büyüme hızı yılbaşında yüzde 50 iken, yüzde 20’nin altına indi.
Hazine'nin borçlanma ve finansman ihtiyacının büyümesi, yükselen ülke risk priminden ötürü (CDS) dış borçlanma ve dışarıdan kaynak bulmanın olanaksız hale gelmesi hazinenin tümüyle içeriden kaynak bulmaya yönelmesine neden oldu. Bu da bankaları ticari kredi vererek risk almaktansa MB’den yüzde 12 ile sağladıkları kaynağı hazineye satmayı daha cazip kıldı. Bankalar, rekor düzeydeki negatif faizle MB’den kaynak kullanıp, tasarruf sahiplerinden negatif faizle mevduat toplayıp elde ettikleri fonları Hazine'ye aktarıyor. Bankaların rekor negatif faizle MB’den aldıkları kaynağı hazineye satarak elde ettikleri kazançla kârları katlanıyor.
Bankacılık sektörünün ağustos ayı net kârı 44,3 milyar TL olurken sekiz aylık net kâr, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 420 artarak 252 milyar 208 milyon liraya ulaştı. Sadece bu net kârlar bile iktidarın para ve faiz politikasının, faiz indirimi pazarlamasının kime yaradığını apaçık sergiliyor!
Ağustos rakamları dış ticarette alarm veriyor. Aylık dış ticaret açığındaki artış yüzde 160’a yükseldi. Bir ayda 11 milyar doları aşan açık, sekiz ayda toplam 73 milyar dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 82’den 69’a geriledi. Yılsonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşabilir!
İstanbul’da düzenlenen ‘Ekonomik Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar’ zirvesiyle bir yıldır her yanı dökülen Yeni Ekonomi Modelini (YEM) dünyaya anlatan iktidarın söyledikleri, aynı gün 2022 Ağustos Dış Ticaret verileriyle yalanlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin kimsenin anlamadığı konuşmasının yanı sıra CB Erdoğan da 2023 hedeflerini yinelemekten öteye yeni bir şey söyleyemedi.
Ağustos ayında ihracat 2021’in aynı ayına göre yüzde 13,1 artarak 21 milyar 337 milyon dolar olurken, ithalattaki artış bunun üç katı düzeyinde ve yüzde 40,4 artarak 32 milyar 531 milyon dolar tutarında gerçekleşti.
✓ Dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 159,9 artarak 4 milyar 307 milyon dolardan, 11 milyar 194 milyon dolara yükseldi.
2022 yılı ocak-ağustos dönemindeki ihracat toplamı sekiz ayda geçen yıla kıyasla yüzde 18,2 artarak 165 milyar 608 milyon dolar olurken, ithalat toplamı yüzde 40,7 artışla 239 milyar 43 milyon dolar oldu. Ocak-ağustos dönemindeki toplam dış ticaret açığı yüzde 146,3 arttı ve geçen yılki 29 milyar 817 milyon dolar düzeyinden 73 milyar 435 milyon dolara tırmandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021 Ocak Ağustos döneminde yüzde 82,5 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 69,3'e geriledi.
Ocak-Ağustos döneminde ihracatta ilk sırayı 13,7 milyar dolarla Almanya alırken, bu ülkeyi sırasıyla; 11,4 milyar dolarla ABD, 8,6 milyar dolarla Irak, 8,6 milyar dolarla Birleşik Krallık ve 8,3 milyar dolarla İtalya izliyor.
Ancak gerek AB ekonomilerinde yaygınlaşan resesyon endişesi gerek Rusya ile AB arasında yaşanan enerji krizi ve gerekse Almanya’da 1 Ocak 2023’ten itibaren yürürlüğe girecek Alman Tedarik Zincirlerinde Durum Tespiti Yasası’nın içerdiği yeni kriterler, Almanya başta olmak üzere AB pazarlarına yapılan ihracatta ciddi gerilemelere neden olabilecek.
Dolar/Euro paritesindeki gelişmeler Türkiye’nin dış ticaretinde negatif etkisini göstermeye başladı. İhracatı ağırlıkla euro bölgesine olan Türkiye, ithalat içinse başta doğalgaz olmak üzere ödemelerini dolarla yapmak zorunda. Şu ana kadar doların euro karşısında değer kazanmasından kaynaklı parite etkisiyle, dış ticaret açığının en az 10 milyar dolar arttığı dikkate alındığında, önümüzdeki aylarda ihracatın yavaşlaması yanında paritenin de etkisiyle bu kayıpların fazlalaşacağını öngörmekteyim.
Eylül ayında Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) 2,2 puan birden düştü. Bu veriler; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi yönetiminin söylemlerinin aksine, yeni ekonomi modeline güvenilmediğini, reel sektör temsilcilerinin önümüzdeki sürece yönelik kötümserliğinin arttığını, gösterdi!
Reel sektörde imalat sanayinde faaliyet gösteren 1744 iş yeriyle yapılan anketler sonrasında ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında, Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) eylülde bir önceki aya kıyasla 2,2 puan azalarak 99,9 seviyesinde gerçekleşti.
Anket sorularına işletmeler tarafından verilen yanıtlarda ‘genel gidişat ve sabit sermaye yatırım harcamasına’ ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, ‘mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki üretim hacmi, gelecek üç aydaki toplam istihdam, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı ve son üç aydaki toplam sipariş miktarına’ ilişkin yanıtlar ise endeksi azalış yönünde etkiledi.
Önümüzdeki üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenlerin azalması yanında, gelecek üç ayda istihdamda ilişkin artış bekleyenler de bir önceki aya göre gerilemiş görünüyor.
Ortalama birim maliyetlerde ve satış fiyatlarında gelecek üç ayda artış bekleyenlerde de ciddi yükseliş görülüyor. Önümüzdeki 12 aylık dönem sonunda üretici fiyat endeksinde-üretici enflasyonunda artış beklentisi devam ederken, bir önceki aya göre 3,1 puan artan gelecek 12 aydaki ÜFE beklentisi yüzde 90,8’e yükseldi.
Yeni Soluk
Yorum Yap