Özgür Özel canlarla bir araya geldi, sevgi seli avluya sığmadı
Toprak: “İstiklal Caddesi’ndeki bombalı terör faillerin tamamı Suriyeli…”
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “3 Kasım’da İstiklal Caddesi’ndeki bombalı terör organizasyonundaki faillerin tamamı Suriyeli. Sığınmacılarla ilgili uyarıları yıllarca ‘ENSARIZ’ diyerek örten iktidarın, ülkeyi ciddi bir beka sorunu ile karşı karşıya bıraktığı, sınır güvenliğinin ortadan kalktığı, insan ve silah tacirlerinin ülkenin dört bir yanında olduğu ortaya çıktı!” dedi.
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı. Toprak’ın değerlendirmeleri özetle şöyle:
ESAD YÖNETİMİNİ DEVİRMEK HEVESİYLE UYARILARI DUYMAZLIKTAN GELDİ.
İstanbul’da Beyoğlu-İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım’da yaşanan bombalı terör saldırısı, Türkiye’nin çok ciddi bir güvenlik açmazıyla ve yeni bir terör organizasyonu konseptiyle karşı karşıya olduğunu açığa çıkarttı. Suriye’de Esad yönetimini devirmek hevesiyle iç savaşa taraf ve müdahil olan iktidar ‘açık kapı’ politikasıyla 2011’den bu yana akın akın ülkemize gelen milyonlarca sığınmacıya yönelik uyarıları duymazlıktan geldi.
İHVANCI-ILIMLI İSLAMCI-ILIMLI CİHATÇI ÖRGÜTLERLE İŞ BİRLİĞİ
İhvancı-Ilımlı İslamcı-Ilımlı Cihatçı örgütlerle iş birliği, ‘eğit-donat’ programlarıyla silah ve mali destek sağlanarak oluşturulan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)-Suriye Milli Ordusu (SMO) gibi yapılanmalar bu aymazlığın sonucunda ortaya çıktı.
Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtlarıyla TSK’nın kontrolüne alınan Türkiye-Suriye sınırındaki yerleşimler ÖSO-SMO’nun yönetimine devredildi. Bu örgütlerin insan ve silah ticareti, petrol ticareti, mala çökme, fidye vb. olaylarla palazlandıkları, kendi içlerinde çıkar savaşlarına girdikleri uzun süredir biliniyor. İstiklal Caddesi’nde yaşanan terörün faillerinin sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçerek İstanbul’un ortasına kadar gelmeleri, aylardır ev tutup yerleşmeleri, tekstil atölyeleri görüntüsü altında işyerleri kurmaları, silah ve patlayıcıları kolayca temin etmeleri ve eylemlerini gerçekleştirmeleri iktidarın güvenlik ve istihbarat zafiyetinin hangi boyutlarda olduğunu apaçık gösteriyor.
AZEZ, MENBİÇ, EL BAB’TAN İSTANBUL’A TERÖRİST GETİREBİLEN BİR YAPILANMA
Göç İdaresi’ne kayıtlı olanların dışında, 81 ile yayılan milyonlarca kayıt dışı sığınmacının hangi bağlantılarının olduğu, kime çalıştıkları, ülkeye nasıl sızdıkları soruları yanıtsız kalırken, sınıra örülen kilometrelerce beton duvara rağmen Afrin, Azez, Menbiç, El Bab’tan çıkıp İstanbul’un merkezine kadar terörist getirebilen bir yapılanma söz konusu. Bu saldırı; İçişleri Bakanı Suriye’de briket ev açılışı yaparken PKK’lı terörist sayısının 120’nin altına düştüğünü, adım atamadıklarını söylediğinin ertesi gününde, gerçekleşti. Sınırdan IŞİD’in ‘uyuyan hücrelerinin’ geçtiği, eylem için beklediklerine dönük iddialar yanında, İstiklal Caddesi bombası PKKYPG’nin de ‘Suriyeli, Arap terörist’ devşirdiğini, eğittiğini ortaya koydu. Sınırlarınız kevgire dönmüşse, Mersin ve Beyoğlu saldırılarının failleri gibi teröristler, sınırdan rahatça geçip, ev tutup, sokaklarda geziyorsa içerideki terörist sayısını bilmenin bir anlamı yok. Aynı günlerde Ankara’da beş Afgan bıçaklanarak öldürüldü. Failin Afgan olduğu, kaçak olarak ülkeye girip, cinayetleri işledikten sonra tekrar sınırdan Afganistan’a döndüğü ortaya çıktı.
İKTİDARIN SİLAHLANDIRIP, MAAŞA BAĞLADIĞI ÖSO-SMO KONTROLÜNDE!
Bakanın önce Kobani, sonra Afrin ve son olarak Menbiç’ten geldiğini söylediği teröristlerin geldiği bu yerler iktidarın silahlandırıp, maaşa bağladığı ÖSO-SMO kontrolünde!
Sınırlar yol geçen hanına dönmüş! Dileyen gelip eylem yapıp gidiyorsa, ABD ya da bir başka dış gücü suçlamadan önce, tüm bunları önleyemeyen iktidar siyasi sorumluluğunu, beceriksizliğini kabul etmek zorunda! İktidar, dış güçleri suçlayarak siyasi sorumluluktan kaçamaz!
20 BİN DAVA DOSYASIYLA İLK SIRADA YER ALIYOR!
Hukuk devletinin tahrip edilmesi ve yargı sisteminin siyaset gölgesinde işlevsiz hale getirilmesinin ağır sonuçları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yayınladığı aylık dava istatistikleriyle somutlaştı. Türkiye, adil yargılanma hakkının ihlalinde ulaşılan boyutu gözler önüne seren bu yüz kızartıcı tabloyla, 20 bin dava dosyasıyla ilk sırada yer alıyor!
Adalet Bakanlığı’nın adli istatistiklerine göre Türkiye’de son bir yılda açılan dava sayısı 8 milyon 200 bin. Önceden devreden 4 milyon dava dosyasıyla birlikte halen mahkemelerdeki dava dosyası sayısı 12 milyonun üzerinde. Her dosyada davacı ve davalı olarak asgari iki kişinin olduğunu varsaydığımızda bile mahkeme kapılarındaki vatandaş sayısı 24 milyon kişi. Toplu davaları, çoklu mağduriyetleri göz önünde bulundurduğumuzda adliyelere yolu düşenlerin sayısı 30 milyona yaklaşıyor.
ULUSLARARASI ALANDA DA TÜRKİYE’Yİ BİR UTANÇ TABLOSUYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKIYOR.
Yine adli istatistiklere bakıldığında ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarıyla birlikte bir davanın nihai karara bağlanması 4-5 yılı buluyor. Herkesin bildiği gibi ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ sözü Türkiye yargısının ve adalet sisteminin gerçeğini tanımlıyor. Siyasi amaçlarla defalarca yargı sisteminin ayarlarıyla oynayan iktidarın, ülkede bağımsız ve tarafsız yargıyı içine düşürdüğü ağır hasarlı tablonun yansıması, uluslararası alanda da Türkiye’yi bir utanç tablosuyla karşı karşıya bırakıyor.
YILLAR SÜREN HAKSIZLIK VE HUKUKSUZLUKLAR YARGIYA GÜVENİ VE SAYGIYI DİBE VURDURUYOR.
Altına imza attığı ve TBMM’den geçirip yasalaştırdığı uluslararası anlaşmayı tanımadığını ilan eden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamadığı gibi kararı uygulamayan hakimleri tayin ve terfilerle ödüllendiren iktidarın yarattığı hukuksuzluk ve adaletsizlik ortamında adalet arayanlar son çareyi AİHM’de buluyor. Türk yargısının verdiği kararların neredeyse tamamına yakını AİHM’de bozulurken artan mağduriyetler, yıllar süren haksızlık ve hukuksuzluklar yargıya güveni ve saygıyı dibe vurduruyor.
AİHM’nin aylık olarak yayınladığı son istatistiklerde 31 Ekim 2022 itibarıyla Türkiye 19 bin 850 dava dosyasıyla en fazla dava açılan, başvuru yapılan birinci ülke konumunda. Sadece bu yüz kızartıcı birincilik bile Türkiye’deki adalet mekanizmasının işleyişindeki bozuklukları, yargılamaların ve verilen kararların vicdanlarda kabul görmediğini, insanların adalet arayışını sonuna kadar sürdürdüğünü gösteriyor.
AİHM’nin yargılama yetkisini tanıyan 46 üye ülkeden yapılan toplam başvuru 75 bin 350 iken, yaklaşık 20 bin dava dosyası ile bunun neredeyse üçte birinin tek başına Türkiye’den gelen davalar olması bile sorgulanması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Türkiye’nin ardından savaş halindeki iki ülkeden Rusya, 17 bin 50 dava dosyasıyla ikinci, Ukrayna, 10 bin 750 dava dosyasıyla üçüncü sırada bulunuyor.
TÜRKİYE LEHİNE SADECE BİR OY
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görev alacak Türk yargıç kontenjanı için gösterilen adayların defalarca ‘yetersiz ve liyakatsiz’ bulunup reddedilmesi, görev süresi dolan Türk yargıcın yerine iki yıl nitelikli bir hukukçu bulamayan, yargıç gönderemeyen iktidarın ülkemize böyle bir utanç yaşatması kabul edilemez. AK Partili bir vekilin kardeşini AİHM yargıcı yapan iktidar, içeride yargıyı siyasallaştırma hedefini AİHM’ye de taşıdı. AİHM’deki davalarda sürekli şekilde Türkiye lehine sadece bir oy çıkması bu siyasi yargıç atamasının sonucudur!
İstiklal Caddesi saldırısı ardından iktidarın özellikle bilgi edinme, haber alma, gerçeği öğrenme konusunda halkın temel haklarını yok sayan uygulamaları devreye sokması, seçim sürecine dönük planladıkları senaryonun bir provası idi. BTK, RTÜK devreye sokularak yayın yasakları, internet kısıtlamalarıyla yaklaşık 10 saat boyunca haber alma özgürlüğü yasalara ve anayasaya aykırı şekilde ihlal edildi!
UYGULAMAYA KONULAN YASAKLAR VE KISITLAMALAR KANIMCA BİR TÜR PROVA İDİ.
Dezenformasyon yasasıyla yürürlüğe konulan kısıtlamaların ve suç tanımlarının ağırlıkla iktidarın seçimi kaybetme endişesinin ürünü olduğunu daha önce de vurguladım. İstiklal Caddesi’nde yaşanan terör saldırısının ardından Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) ve Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından uygulamaya konulan yasaklar ve kısıtlamalar kanımca bir tür prova idi.
RTÜK bombalı terör saldırısıyla ilgili haberlere yayın yasağı getirirken, BTK ise internet hızını düşürüp, sosyal medya mecralarına ‘bant daraltma’ uygulamasına geçerek iletişimi, gelişmelerden haberdar olma olanağını ve halkın haber alma, gerçeği öğrenme hakkını tümüyle ortadan kaldırdı.
İktidar sözcüleri bu uygulamaları dezenformasyonla mücadele, yalan-yanlış bilgilerin yayılmasını önleme, halkı panik ve endişeye sevk edecek olasılıkları bertaraf etme gerekçesine dayandırdılar. Resmi açıklamalar dışındaki bilgilere itibar edilmemesi istendi. Ancak resmi açıklamaların otomatik olarak doğru kabul edilmesi, tek yönlü ve tek yanlı bilgilendirmenin ötesinde gerçeklerin gizlenmesine, üzerinin örtülmesine zemin hazırlayan bir durumdur. Nitekim İçişleri Bakanı teröristin geldiği yerle ilgili şu ana kadar üç farklı açıklama yaptı. Daha sonra ortaya çıktı ki, faillerin bazıları bir yıldan uzun süredir, bombayı taşıyan kadın terörist ise 4 aydan bu yana İstanbul’da. Ayakkabı numarasına kadar teröristleri bilen İçişleri Bakanı aylardır Türkiye’de, İstanbul’da olan, defalarca Taksim’de, İstiklal Caddesi’nde keşif yapanların ayakkabı numaralarından ve varlıklarından habersiz.
İKTİDARIN DAHA ÖNCEKİ SİCİLİNİN TEMİZ OLMADIĞININ GÖSTERGELERİ.
İktidar ülkeyi sarsan bu olayı bilgi ve haber kanallarının kesilmesi ve enformasyon karartmasının provası amacıyla kullandı. Seçime doğru çeşitli bahanelerle benzer uygulamaların deneneceği anlaşılıyor. 2014 yerel seçiminde elektriklerin kesilmesi, trafolara kedi girdiğinin öne sürülmesi, 2019 yerel seçiminde AA’nın sayım sonuçlarıyla ilgili bilgi akışını kesmesi, iktidarın daha önceki sicilinin temiz olmadığının göstergeleri.
KARANLIK SENARYOLAR
İktidarın savunduğu tezlerin tam aksine, halkın bilgiye erişimi kesilirse dezenformasyon, fısıltı gazetesi ve yalanların daha etkili şekilde yayılacağı apaçık olduğu halde iletişim kanallarının durdurulması, iktidarın iyi niyetli olmadığının ve bazı karanlık senaryolar planladığını gösteriyor.
Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) interneti yavaşlatıp, bant daraltma uygulamasına gittiği sürede VPN (Virtual Private Network) kullanımının yüzde 853 artmış olması, halkın bu uygulamaların gerçek amacını görerek, bilgiye erişim için her türlü olanağı kullanmaya yöneldiğini, haber alma hakkından vazgeçmediğini gösteriyor. İktidar; hangi senaryoyu hazırlarsa hazırlasın, hangi karanlık planları yaparsa yapsın, halkın iradesine engel koyamayacak ve halkın gücüne boyun eğmek zorunda kalacaktır!
Yeni Soluk
Yorum Yap