İnan Güney’den tahliye sonrası ilk mesaj: Bedenim burada, yüreğim Silivri’de
Toprak: "İktidar çözümü halkı aldatmakta buluyor"
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi.
CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi. İç politika, Dış politika ve Ekonomi ana başlıkları altında 11 ara başlıkla önemli konuları ele alan Toprak, 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu kamuoyu ile paylaştı.
YENİSOLUK-HABER MERKEZİ
İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Küresel sermayeye söz veren iktidarın alelacele TBMM’den geçirmek istediği TORBA YASA, milyonlarca işçinin sosyal güvenlik, emeklilik, kıdem tazminatı hakkından mahrum etme girişimidir, kabul edilemez!” dedi.
Toprak, “İktidar ve Ekonomi yönetimi bir ay önce ekonominin uçuşa geçtiğini söylüyordu. Şimdi ekonomide yeniden kurtuluş mücadelesi verildiğini belirterek, 2023’e kadar ‘sabır ve metanet’ talep ediyor! İzmir depremi, 3 Kasım’da 19’uncu yılına giren iktidarın tüm yanlışlarını ve yetersizliklerini ortaya dökünce, bu kez çaresizlik içinde 81 yıl önceki Erzincan depreminden, asırlar öncesinden savunma bahaneleri arama acizliği sergiliyor!” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret eden Toprak, “2017 Ekim’inde katıldığı toplantıda ‘İstanbul’a ihanet ettik, etmeye de devam ediyoruz. Mezarlıklar dışında yeşil alan bırakmadık’ derken, geçen hafta AK Parti genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında ‘İktidara geldiğimizde İstanbul çöldü, biz yeşillendirdik’ diyebilmektedir” dedi.
“Kabine toplantısından sonra ekranlarda halka seslenirken; “Vatandaşlarımızdan kalabalık ortamlardan kaçınmalarını, ev ziyaretlerini dahi mecbur olmadıkça yapmamalarını özellikle rica ediyorum” diyen CB Erdoğan, ertesi gün il başkanları toplantısında; “Her kesimden insanımızın evine, iş yerine, hayatını geçirdiği yerlere her gün bizzat gitmeliyiz. Onlarla muhabbet etmeli, gönlünü almalı ve kendi yaptıklarımızı onlara anlatmalıyız” demektedir. Ortadaki somut gerçek, iktidarın tükenmekte olduğudur. Çaresizliğinin farkına vardıkça daha fazla yalana ve aldatmaya sarılmakta, gerçekleri çarpıtmakta daha pervasız bir tavra bürünmektedir. Bu da iktidarın çözüm üretme kapasitesini kaybettiğini, çözümü halkı aldatmakta bulduğunu göstermektedir!” diyen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın üç ana 11 ara başlık altında topladığı açıklamasının tamamı şöyle:
İÇ POLİTİKA
1.İktidar ve Ekonomi Yönetimi bir ay önce ne söylüyordu, şimdi ne söylüyor!
DIŞ POLİTİKA
2.Türkiye’ye karşı uluslararası alanda ‘dinci ve aşırı milliyetçi eylemlere destek veren ülke’ algısına zemin hazırlanıyor!
3.Libya’da hızla ilerleyen kalıcı ateşkes ve ulusal uzlaşma sürecinde Türkiye geri planda kalırken, Almanya ve Fransa’nın etkinliği öne çıkıyor!
4.AB, üye ülkelerin mali yardımlar ve AB fonlarıyla bütçeden yararlanabilmeleri için hukuk devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı olmak üzere iki yeni kriteri kabul etti.
5.Rus yetkililerin; cihatçıların idlip’te TSK’ya yönelik provokasyon hazırlığında olduğunu ve amacın TSK ile Suriye Ordusunu karşı karşıya getirerek çatışmaya sürüklemeyi hedeflediğini duyurmaları, dikkat çekici!
6.Kosova Bağımsızlık Ordusu’nun (UÇK) kurucusu ve liderleri hakkında açılan savaş suçları davasında “iddianame” kabul edildi!
EKONOMİ
7.Küresel sermayeye söz veren iktidarın alelacele TBMM’den geçirmek istediği TORBA YASA, milyonlarca işçinin sosyal güvenlik, emeklilik, kıdem tazminatı hakkından mahrum etme girişimidir, kabul edilemez!
8.Hazinenin 2021 yılı Finansman Programı, iç ve dış borçlanmada yeni rekorların kırılacağını gösteriyor!
9.Yİ-ÜFE ile TÜFE farkının açılması, çekirdek enflasyonun yüzde 12’nin üzerine çıkması önümüzdeki dönemde daha yüksek enflasyon artışlarının habercisidir!
10.Turizm gelirleri sezonun üçüncü çeyreğinde yüzde 71,2 düşerken, kişi başına turist harcaması da günlük 61 dolara indi!
11.AB ülkeleri ortalaması ve Euro Bölgesi ekonomisi üçüncü çeyrekte, rekor düzeyde büyüme gerçekleştirdi.
1.İktidar ve Ekonomi yönetimi bir ay önce ekonominin uçuşa geçtiğini söylüyordu. Şimdi ekonomide yeniden kurtuluş mücadelesi verildiğini belirterek, 2023’e kadar ‘sabır ve metanet’ talep ediyor! İzmir depremi, 3 Kasım’da 19’uncu yılına giren iktidarın tüm yanlışlarını ve yetersizliklerini ortaya dökünce, bu kez çaresizlik içinde 81 yıl önceki Erzincan depreminden, asırlar öncesinden savunma bahaneleri arama acizliği sergiliyor!
ABD seçimlerinde Başkan Trump seçim sonuçları ve oy sayımlarına ilişkin Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında yalan ve gerçek dışı ifadeler kullanmaya başlayınca, ABD medyası Beyaz Saray’dan canlı yayını kesti ve Trump’ı yayından aldı. ABD merkezli sosyal medya platformları ise Trump ve destekçilerinin gerçek dışı, şiddet ve tehdit içeren paylaşımlarına engelleme getirerek, bazı hesapları askıya aldı. Kamuoyu kanaatinin doğrular ve gerçekler üzerine oluşması açısından ABD medyasının sergilediği bu sorumlu ve mesleki ahlak tavrı maalesef ülkemizdeki mevcut iktidar baskısı ve medya patronajı koşullarında hayal bile edilemeyecek bir durumdur. İktidar partisinin ve ittifak ortağının dile getirdiği en hafif tabirle gerçek dışı beyanlar onlarca kanalda aynı anda canlı yayınlarla kamuoyuna ulaştırılmakta, her saat başı haber bültenlerinde yinelenmektedir. Sadece son birkaç haftadaki yalan ve aldatma dalgasından, CB Erdoğan’ın söylemlerinden bazı örnekleri bile dile getirdiğimizde iktidarın tükenmişliği daha somut şekilde anlaşılacaktır:
*Bir ay önce döviz kurlarındaki hareketlenme başladığında, bunun dış güçlerin oyunu olduğunu dile getirerek ‘Ekonomimiz uçuşa geçti hem de yukarı doğru pik yapıyor’ demişti. Geçen hafta sonu AK Parti İl Kongrelerindeki konuşmasında ise bu kez yeniden ekonomik kurtuluş mücadelesi verdiklerini dile getirerek partililerden ve halktan ‘2023’e kadar sabır ve metanet’ istedi.
*Geçen yıl yerel seçim kampanyasında 29 Mart 2019’daki Ankara mitinginde ‘Türkiye ekonomisi benden sorulur, ekonominin sorumlusu benim. Belediye başkanının bir fonksiyonu yok’ derken, şu anda içinde yaşadığımız ağır ekonomik kriz tablosunda ne kendisi ne de kabinesindeki bir başkası ekonomiyi sahiplenmemektedir.
*2017 Ekim’inde katıldığı toplantıda ‘İstanbul’a ihanet ettik, etmeye de devam ediyoruz. Mezarlıklar dışında yeşil alan bırakmadık’ derken, geçen hafta AK Parti genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında ‘İktidara geldiğimizde İstanbul çöldü, biz yeşillendirdik’ diyebilmektedir.
*İstanbul’da ekmek fiyatlarına zam yapılması üzerine iktidar ittifakının ortağı ‘Askıda ekmek’ kampanyası başlatarak, iki ekmek alan herkesin 3 ekmek parası ödeyip bir ekmeği de evine ekmek götürecek durumu olmayanlar için askıda bırakmalarını istedi. Birkaç gün sonra CB Erdoğan, ‘Ülkede evine ekmek götüremeyen mi var, olur mu öyle şey ya’ karşılığını verdi. İttifak ortakları ekmek konusunda karşılıklı sükût tavrına girdi!
*Kabine toplantısından sonra ekranlarda halka seslenirken; “Vatandaşlarımızdan kalabalık ortamlardan kaçınmalarını, ev ziyaretlerini dahi mecbur olmadıkça yapmamalarını özellikle rica ediyorum” diyen CB Erdoğan, ertesi gün il başkanları toplantısında; “Her kesimden insanımızın evine, iş yerine, hayatını geçirdiği yerlere her gün bizzat gitmeliyiz. Onlarla muhabbet etmeli, gönlünü almalı ve kendi yaptıklarımızı onlara anlatmalıyız” demektedir.
Ortadaki somut gerçek, iktidarın tükenmekte olduğudur. Çaresizliğinin farkına vardıkça daha fazla yalana ve aldatmaya sarılmakta, gerçekleri çarpıtmakta daha pervasız bir tavra bürünmektedir. Bu da iktidarın çözüm üretme kapasitesini kaybettiğini, çözümü halkı aldatmakta bulduğunu göstermektedir!
2.Fransa ve Avusturya’da yaşanan terör saldırıları sonrasında eylemlerle Türkiye arasında bağlantı kurma çabaları dikkat çekiyor. Fransa, Almanya ve Rusya’da Türk Milliyetçisi örgütlere yönelik iddialar, yasaklama kararları, ülkemizin ‘teröre sponsorlukla’ suçlanmasına zemin hazırlama gayretleri olarak görülebilir. İktidar sözcülerinin bu konuda Türkiye'yi bekleyen olası tehlikeleri değerlendirerek bir eylem ve söylem planı geliştirmeleri gerekiyor.
Türkiye ile Fransa arasında Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler, islâmiyete gölge düşüren terör saldırıları ve insanlık dışı eylemler sonrasında yeni bir boyut kazandı. Fransa’daki Bozkurtlar hareketi ve Ülkü Ocakları yasaklanan milliyetçi Türk kökenli örgütlenmelerden birisi olurken, BarakaCity adlı İslami kuruluş da ‘dinci ve radikal düşünceleri yaymak, örgütlemek’ suçlamasıyla kapatılarak yasaklandı. Yöneticilerinin sınır dışı edilmesi kararlaştırıldı. BarakaCity yöneticileri sosyal medya üzerinden Türkiye’ye siyasi iltica talebinde bulundular. Göç İdaresi Başkanlığı’nın yanıt vererek başvurularının değerlendirileceğini bildirmesi uluslararası medyada bu örgüt ve kişilerin Türkiye ile bağlantılı şekilde yorumlanmasına yol açtı. Avrupa’da dinci terör saldırıları artarken, Viyana saldırısını gerçekleştiren kişinin Türkiye’den sınır dışı edildiğinin ortaya çıkması, saldırganların ve olayların zorlama bir şekilde Türkiye ile bağlantılı olarak yorumlanmasını beraberinde getirdi.
Türkiye’nin yaklaşık 5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapması yanında, Suriye’de cihatçı radikallerin elindeki son bölge olan İdlib’in de Türkiye ve TSK tarafından kontrol ediliyor olması ülkemizin İdlib’teki cihatçı örgütlerin hamisi olarak algılanmasına zemin hazırlıyor.
Gerek Suriye’den Libya’ya savaşmak üzere Suriyeli cihatçıların taşındığının bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ifade edilmesi gerekse Rusya Devlet Başkanı Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Suriye ve Ortadoğu’dan cihatçı radikallerin Dağlık Karabağ’a, Kafkasya’ya taşınmasından duyduğu rahatsızlığı ilettiğinin Kremlin tarafından açıklanması ülkemizin bu konuda sorumlu tutulacağı bir uluslararası atmosferi hazırlıyor.
Son dönemde Avrupa’dan ve Rusya’dan gelen açıklamalarda Türkiye’nin cihatçılara destek vermekle, onları Avrupa ve Kafkasya’ya taşımakla itham edilmesi yanında Türk milliyetçiliğini örgütlemeye çalışmakla da suçlanması dikkat çekici!
Fransa’nın yanı sıra Almanya’nın da ülke sınırları içinde Bozkurtlar olarak adlandırılan Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’na (ADÜTDF) örgütlenmesine karşı Anayasayı Koruma Kurumu ve savcılıklarca soruşturma başlattığını duyurması ciddi bir gelişme. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi'nin Karabağ konusunda yaptığı açıklamada Ermenistan’a karşı savaşmak için doğrudan Türkiye'den kendilerini Bozkurtlar olarak tanımlayan grupların bölgeye gelmeye başladığını öne sürmesi Rusya’nın sadece cihatçılar konusunda değil Türk Milliyetçisi gruplar konusunda da Türkiye’yi hedef aldığını gösteriyor.
CB Erdoğan’ın AK Parti il kongrelerinde ifade ettiği “İdlib'de, Afrin'de, Zeytin Dalı'nda, Pençe Harekâtı'nda şehitler verdik. Ama şunu unutmayın, her şehit bizim için arazilerin vatan olması demektir” sözleri aynı zamanda dinci ve milliyetçi örgütlenmelere verilen destekle Suriye’de TSK’nın kontrolü altındaki bölgelerin işgal ve ilhak edileceği yorumlarını yaygınlaştırıyor.
Giderek Türkiye’ye karşı uluslararası alanda ‘dinci ve aşırı milliyetçi eylemlere destek veren ülke’ algısının pekiştirilmek istendiğini, bu algıya zemin hazırlanması çabalarına hız verildiğini öngörmekteyim. Türkiye’ye karşı yeni bir uluslararası kuşatma ve yalnızlaştırma stratejisinin uygulamaya konulduğu izlenimini güçlendiren girişimlerin yürütüldüğü kanısındayım. Buna karşı iktidarın bir söylem ve diplomatik yollardan eylem planlaması yapmasının, bu algıyı yok edecek karşı hamlelerin devreye sokulmasını elzem görmekteyim.
3.Libya’da hızla ilerleyen kalıcı ateşkes ve ulusal uzlaşma sürecinde Türkiye geri planda kalırken, Almanya ve Fransa’nın etkinliği öne çıkıyor. Daha önce ulusal uzlaşı ve gelecek yıl yapılacak seçimlere kadar yeni bir mutabakat hükümeti kurulmasının önünü açmak için ekim sonunda istifa edeceğini açıklayan Feyiz el Sarrac, Almanya’nın ısrarı ve görevini sürdürmesi konusundaki talebi üzerine istifadan vazgeçtiğini açıkladı!
Libya'da kalıcı ateşkesin sağlanması ve tarafların uzlaşı yolunda önemli mesafe kat etmeleri ülkede barışın tesisi umutlarını artırdı. Trablus ve Tobruk yönetimleri arasında varılan mutabakat çerçevesinde siyasi çözüm ve gelecek yıl yapılması öngörülen devlet başkanlığı ve parlamento seçimleri için tarafların 9 Kasım’da tekrar bir araya gelerek müzakerelere devam edecekleri açıklandı.
Libya’da son günlerde yaşanan en önemli gelişmelerden birisi ise Almanya’nın giderek sürece ağırlığını koyması... İktidarın desteklediği Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Feyiz el Sarrac daha önce yaptığı açıklamada Ekim ayı sonunda görevi bırakacağını açıklamıştı. Ancak Cenevre ve Kahire müzakerelerinde kaydedilen ilerlemeler ve olumlu gelişmeler sonrasında Alman hükümetinin Berlin Konferansı sonuç bildirgesi çerçevesinde Sarrac’ın görevine devam etmesi, müzakerelerin başarısına katkı vermesini istediğini duyurdu. Bu gelişmeler sonrasında Sarrac'ın istifa etme kararından vazgeçtiği açıklandı.
Almanya, Libya'da Trablus merkezli UMH ile ülkenin doğu ve güney bölgelerinin kontrolünü elinde bulunduran Tobruk yönetimi, Libya Ulusal Meclisi (LUM) ve Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki barış görüşmelerinde arabuluculuğu yürütüyor. Hemen tüm ülkeler her iki mutabakata destek vererek memnuniyetlerini açıklarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan kalıcı ateşkesin uzun süreli olacağını sanmadığını, mutabakatların alt düzeydeki kişiler tarafından yapıldığını ifade ederek UMH ile Türkiye arasındaki anlaşmaların geçerli olduğunu ifade etmişti.
Dolayısıyla Türkiye tarafından Libya’ya götürülen Suriyeli cihatçı milislerin bu mutabakat çerçevesinde Libya’dan ayrılmaları gerekiyor. Ancak UMH ile imzalanan Askeri İşbirliği ve Savunma Anlaşması çerçevesinde Libya’da bulunan TSK mensuplarının da ülkeyi terk edip etmeyecekleri belirsizliğini koruyor. Bunun yanı sıra kısa süre önce Milli Savunma Bakanlığı, Katar Savunma Bakanlığı ve UMH arasında Libya ordusunun eğitimi için de anlaşmalar imzalanmıştı.
İktidar, Sarrac’ın istifası sonrasında UMH kabinesindeki güçlü isimlerden ve İhvan’ın liderlerinden İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın göreve gelmesini hedefliyordu. Sarrac’ın Almanya, Fransa, BM ve AB’nin ısrarıyla istifadan vazgeçmesi, başbakanlık görevine devam edeceğini açıklaması Başağa üzerine kurulan plan ve senaryoları bozdu. İktidarın Sarrac ile de ilişkileri yeniden eski durumuna getirme çabalarına yöneleceğini söyleyebilirim.
Barış süreci çerçevesinde müzakerelerdeki tarafların 9 Kasım'da Tunus'ta bir araya gelmesi planlanıyor. Siyasi Diyalog Forumu Toplantısı öncesinde Libya BM Misyonu (UNSIFL) tarafından açıklanan diyalog heyeti isim listesi tartışma yarattı. Tobruk yönetimi ve Libya Aşiretler Konseyi BM’den listenin geri çekilmesini ve daha dengeli bir diyalog heyeti listesi hazırlanmasını istedi.
Libya’da hızlanan gelişmeler, çözüm yönünde Cenevre ve Kahire’de atılan adımlar sonrasında şimdi sürecin Tunus tarafından ev sahipliği yapılarak yürütülmesi, Türkiye’nin adeta sürecin dışında tutulması dikkat çekiyor. İktidarın Libya’da inisiyatifi Mısır ve Almanya’ya kaptırdığını gösteren izlenimler artıyor!
4.AB, üye ülkelerin mali yardımlar ve AB fonlarıyla bütçeden yararlanabilmeleri için hukuk devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı olmak üzere iki yeni kriteri kabul etti. Özellikle AB’ye yeni katılan ülkeler, medyaya ve yargıya yönelik baskıcı düzenlemeler ve yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelmeye başlamışlardı. Getirilen bu iki kriterle; hukuk devleti ihlali durumunda, üye ülkenin AB’den sağladığı mali kaynakları kesilecek!
AB üyesi hükümetlerin temsilcileri, Avrupa Parlmanetosu ve AB Komisyonu arasında yürütülen kapsamlı müzakereler sonrasında AB Mali Kaynaklarından, fonlarından ve bütçesinden yararlanabilmek için üye ülkelere iki yeni kriter koşulu getirildi; Hukuk Devletine bağlılık ve Yargı Bağımsızlığı. Varılan mutabakatla kabul edilen iki yeni ilke çerçevesinde, hukuk devleti ilkelerini ihlal eden üye ülkelerin, birliğin mali kaynaklarından yararlanmasını kısıtlayan “cezalandırma mekanizması” üzerinde uzlaşma sağlandı. Şu ana kadar AB üyeliği için şart koşulan Kopenhag Siyasi Kriterleri ve Maastrich Ekonomi Kriterleri dışında ilk kez iki yeni kriter daha uygulama kapsamına alınarak ceza uygulanması kabul edilmiş oldu. Öneri Almanya tarafından gündeme getirildi. Buna göre bir üye ülkeye yaptırım uygulanmasını AB Komisyon’u önerecek, öneri üye ülkelerin nitelikli çoğunluğu, yani AB nüfusunun yüzde 65’ini temsil eden 15 üye ülkenin kabul oyu vermesiyle yürürlüğe girecek.
Özellikle son dönemde hukuk devleti ihlalleri nedeniyle AB’de ağır eleştirilerle karşı karşıya kalan Polonya ve Macaristan hukuk devleti ihlallerine karşı herhangi bir yaptırım mekanizması olmadığı için uygulamalarda ısrar ediyorlardı. Her iki ülke, bu mekanizmanın yürürlüğe sokulması ve hukuk devletine bağlılık ve yargı bağımsızlığı kriterlerinin kabulü halinde AB bütçesini ve alınacak olası önemli mali-finansal kararları veto ederek, bloke etme tehdidini gündeme getiriyorlardı. AB üyesi ülkelerin hükümet temsilcileri ve AP tarafından ‘tarihi adım’ olarak nitelendirilen hukuk devleti ihlallerinin belirlenmesinde; AB'nin her yıl yayınlayacağı üye ülkeler hakkında hazırlanacak 'Hukukun Üstünlüğü Raporu'ndaki tespitler ve uygulamaya dönük uyarı ve eleştiriler referans olarak alınacak.
Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki görüşmeler ve oylamalar sırasında kapsama tam üyeliğe aday ülkelerin de alınabileceği kaydediliyor. Böyle bir durumda Türkiye’ye yönelik olarak yargı bağımsızlığı, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, hukuk devleti ilkelerinden AB kriterlerinden uzaklaşıldığı eleştirilerinde bulunulduğu göz önünde tutulduğunda; AB mali fonlarından ve destek programlarından yararlanılması askıya alınabilir, bu mali desteklerin kesilmesi gündeme gelebilir!
5.İdlib’te cihatçı grupların TSK birliklerine saldırarak bu saldırıları Suriye Ordusu’nun gerçekleştirdiği yönünde hazırlık yaptıklarını öne süren Rusya, bir yandan uyarırken diğer yandan Türkiye’ye saldırıların artacağı iddiasıyla “bölgeden çekilmesi” mesajını veriyor. Eş zamanlı olarak Dağlık Karabağ’da Türk askerlerinin yaygın faaliyetleriyle ilgili bilgilere ulaştıklarının açıklanması da Türkiye’ye verilmek istenen mesajlar açısından anlamlıdır!
İki hafta önce Türkiye’yi İdlib’te cihatçı gruplarla mücadele konusunda verdiği taahhütleri yerine getirmemekle itham eden Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi, bu defa yaptığı basın açıklamasında ise İdlib’deki cihatçı militanların bölgedeki Türk askerlerine ve TSK gözlem noktalarına ateş açarak saldırıda bulunacaklarını, saldırının sorumluluğunu da Suriye ordusuna yıkmayı planladıklarını duyurdu. Rus askeri yetkililerin cihatçıların TSK’ya yönelik provokasyon hazırlığında olduğunun saptandığını ve amacın TSK ile Suriye Ordusunu karşı karşıya getirerek çatışmaya sürüklemeyi hedeflediğini duyurmaları dikkat çekici! Bu açıklamalar bir şekilde bölgedeki Türk askerlerine ve TSK gözlem noktalarına saldırı olacağı uyarısı yanında, TSK’nın bölgeden çekilmesi mesajı olarak da görülebilir.
Diğer yandan Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanlığının açıklamalarının hemen akabinde Rusya Dış İstihbarat Başkanlığı’ndan da Dağlık Karabağ’daki TSK ve Türk istihbaratı faaliyetlerine yönelik açıklamaların gelmesi anlamlı ve dikkat çekici. Dağlık Karabağ’da eylül sonundan beri Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmalarda Türkiye en baştan itibaren Azerbaycan’ın yanında yer alırken, Suriye ve başka bölgelerden savaşçıların bölgeye taşındığı yönündeki iddialar ise iktidar tarafından reddediliyor. Rus yetkililerin ve Ermenistan ordusunun Azerbaycan operasyonlarında Türk subayların yer aldığı ve harekâtları koordine ettiği yönündeki iddialar da reddediliyor.
İdlib’te Türk askerlerine cihatçı saldırıların gerçekleşeceği şeklindeki Rus iddialarının hemen sonrasında, Rusya Dış İstihbarat Servisi direktörünün Dağlık Karabağ ile ilgili olarak Türkiye’ye ithamlarda bulunması, Kafkasya’da duyulan rahatsızlıkla ilgili mesajların yine Suriye ve İdlib ya da Suriye’de TSK kontrolündeki başka bölgeler üzerinden verilebileceğinin işaretlerini içeriyor.
6.2008’de Sırbistan’dan bağımsızlığını kazanan Kosova’da bağımsızlık mücadelesini yürüten UÇK’nın kurucusu ve liderleri hakkında açılan savaş suçları davasında iddianamenin kabul edilmesi ardından Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve iktidardaki PDK lideri Kadri Veseli istifa etti. İstifalar sonrası Lahey’de yargılanmak üzere tutuklanan Kosovalı siyasiler, iç savaşta 10 bin dolayında kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlar!
2008’de bağımsızlık ilanı sonrasında Kosova'nın ilk cumhurbaşkanı olan Haşim Taçi aynı zamanda bağımsızlık mücadelesini yürüten Kosovalı Arnavutların gayri resmi ordusu Kosova Bağımsızlık Ordusu’nun da (UÇK) kurucusu ve lideriydi. Cumhurbaşkanı Taçi ile birlikte aynı suçlamalardan hakkında Lahey’de dava açılan Taçi’nin partisi Demokratik Kosova Partisi’nin (PDK) lideri Kadri Veseli de görevinden istifa ederek yargılanmak üzere Lahey’e gidip savcılığa teslim oldu.
Kosova’daki savaş suçlarını araştırmak üzere kurulan Kosova Özel Mahkemesi savcılığı tarafından hazırlanan ve Haziran ayında açıklanan iddianame geçtiğimiz hafta mahkeme tarafından kabul edildi.
İddianamede Haşim Taçi ve diğer Kosovalı siyasilerle, yöneticiler için “Mart 1998-Eylül 1999 arasındaki dönemde yasadışı veya keyfi tutuklama, zalimane muamele, işkence ve cinayet gibi savaş suçları ve insanlık dışı eylemlerde bulunmak” suçlamaları getiriliyor.
Lahey Kosova Özel Savaş Suçları Mahkemesi’nde kabul edilen iddianamede, Kosova'da işlenen suçlardan Cumhurbaşkanı Haşim Taçi, PDK lideri Kadri Veseli, Recep Selimi ve eski Kosova meclis başkanı Yakup Krasniki'nin bireysel olarak sorumlu oldukları belirtildi. Haşim Taçi ve eski UÇK yöneticileri hakkındaki yargılama, önümüzdeki günlerde Hollanda-Lahey’de Kosova Özel Savaş Suçları mahkemesinde başlayacak ve duruşmalar halka açık olarak yapılacak. Hemen hemen Kosova siyasetinin önde gelen isimlerinin savaş suçu iddiasıyla Lahey’de yargılanmak üzere tutuklanması, aynı zamanda tutuklananlar arasında iktidardaki PDK partisi ve eski meclis başkanları ile önde gelen üst yönetici kadrolarının da yer alması Kosova’da yeni bir siyasi istikrarsızlık ve gerginliğe neden olabilir.
Türkiye Almanya ve İsviçre ile birlikte Kosova’da yatırım ve altyapı ihalelerine, enerji, havaalanı, otoyol, özelleştirme programlarına en büyük kaynak aktaran üç ülkeden birisi. Dolayısıyla savaş suçları davası ve Kosovalı liderlerin bu kapsamda yargılanmak üzere tutuklanmaları ülkede meydana gelebilecek olası siyasi-ekonomik istikrarsızlıklara zemin yaratabilir. Türkiye’nin Kosova’daki konumunu ve balkanlardaki siyasetini olumsuz yönde etkileyebilir!
7.Milyonlarca işçiyi sosyal güvenlik, emeklilik, kıdem tazminatı hakkından mahrum etme girişimi, uluslararası yatırımcıları ülkeye çekebilmek için Türkiye’yi ucuz işgücü pazarına dönüştürerek cazip kılma planının ve verilen sözlerin parçasıdır. İktidarın kısmi vergi affı, vergisiz servet affı, kurumlar vergisinde indirim düzenlemelerini de içine doldurduğu Torba Yasa’nın asıl amacı çalışanların anayasal ve yasal haklarının ortadan kaldırılmasıdır.
İktidarın kısmi vergi affı, vergisiz servet affı, kurumlar vergisinde indirim düzenlemelerini de içine doldurduğu Torba Yasa’nın asıl amacı çalışanların anayasal ve yasal haklarının ortadan kaldırılmasıdır. Torba Yasa’da 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için getirilmek istenen ‘esnek ve belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışma’ düzenlemesine, üç işçi konfederasyonu ortak yazılı açıklamayla tepki gösterdi. Ardından Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı ve yöneticilerinin meclis önünde basın açıklaması yaparak seslerini duyurmak istemeleri polis müdahalesiyle engellendi. Hatırlanacağı gibi CB Erdoğan, haziran ayında ‘Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ (TES) adı altında bir düzenlemeyi gündeme getirerek, kıdem tazminatı fonu kuracaklarını, çalışanlara 60 yaşından önce kıdem tazminatı ödenmeyeceğini açıklamıştı. Ancak üç işçi konfederasyonunun ortak tepkisi ve Türk-İş’in ülke çapında iş bırakma, genel grev kararı üzerine, iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.
İktidar şimdi getirdiği torba yasayla daha önce geri çekilen TES sistemini kısmen ‘belirli süreli-esnek çalışma sistemi’ ile hayata geçirmeye çalışıyor. İşverenlere işçileri bir hafta-10 günlük sürelerle istihdam etme olanağını sunarak bu şekilde istihdamın artacağını, aynı işte 10’ar gün süreyle üç kişinin istihdam edilerek genç işsizlere iş ve gelir olanağı yaratılacağını savunuyor.
Oysa belirli süreli hizmet sözleşmeleriyle esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, yasal hale getirilmesiyle işçiler, hem sosyal güvenlik primleri eksik yatırılacağı için sosyal güvence ve sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak hem de sigorta prim gün sayıları yetersiz kalacağı için yıllar boyunca emeklilik hakkını elde edemeyecek. Kısa sürelerle çalıştıkları ve bir yılı dolduramadıkları için işten çıkarılmaları halinde ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacaklar!
8.Hazinenin 2021 yılı Finansman Programı iç ve dış borçlanmada yeni rekorların kırılacağını gösteriyor. Öngörülen 541 milyar liralık yeni iç borçlanma ve 10,1 milyar dolar karşılığı 77,6 milyar liralık dış borçlanma hedefiyle birlikte öngörülen toplam yeni borçlanma tutarı 618,6 milyar! Bunun anlamı 1,3 trilyonluk 2021 bütçesinin yarısının borçla finanse edileceği ve yüksek faizle iç ve dış piyasalardan para bulunmasına çalışılacağıdır!
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından resmi web sitesinde yayınlanan ‘2021 Yılı Hazine Finansman Programı’ Türkiye ekonomisinin ağır bir çöküş içinde olduğunun ve borçla ayakta durduğunun belgesidir. Finansman programında yer alan borçlanma hedefleri ve parasal tutarları ekonominin uçuruma sürüklendiğini, ağır borçlanma ve yüklü faizlerle ülkenin ve toplumun geleceğinin ipotek edilerek tehlikeye atıldığını göstermektedir.
2021 Hazine Finansman Programı’nda yer alan tutarlara göre, önümüzdeki yıl 547,2 milyar TL’lik borç geri ödemesi yapılması öngörülürken, 541 milyar TL tutarında da yeni iç borçlanmaya gidilecek.
Geri ödenecek 547,2 milyar liralık borcun 385 milyarını anapara, 162,2 milyarını da faiz ödemeleri oluşturuyor. Geri ödenecek borç tutarının 449 milyar lirası iç borç, 98,2 milyar lirası ise dış borçlar için yapılacak.
Programda 541 milyar liralık yeni iç borçlanmanın öngörülmesi aynı zamanda ‘borç geri ödemelerini gerçekleştirebilmek için yeni borç alınacağını’ gösteriyor. Programdaki verilere göre, Hazine bu yıl parasal karşılığı 36,6 milyar TL tutarında 62,6 ton altın tahvili ve 51,1 ton da altına dayalı kira sertifikası olmak üzere 113,7 ton altın karşılığı İslami kira senedi (sukuk) ihraç etmiş.
Hazinenin 2021 yılına ilişkin finansman programında ayrıca gelecek yıl uluslararası sermaye piyasalarından tahvil ihraçları yoluyla 10 milyar dolar finansman sağlanması, dış finansman kuruluşlarından sağlanacak program kredileriyle birlikte toplam 10,1 milyar dolar tutarında dış kaynak temin edilmesi planlanıyor. TL karşılığı 77,6 milyar olarak programda yer alan dış borçlanma için dolar kuru ortalamasının 7,76 TL olarak alındığı anlaşılıyor. Şu anda bile Dolar/TL kurunun 8,50 olduğu dikkate alındığında 10,1 milyar dolarlık dış borç tutarının TL karşılığının daha yüksek olacağı ve toplam borçlanma miktarının daha da artacağı anlaşılıyor. Programda yer aldığı şekliyle bile hesap edildiğinde 541 milyar liralık yeni iç borçlanma ve 10,1 milyar dolar karşılığı 77,6 milyar liralık dış borçlanmayla birlikte 2021 yılın toplam iç ve dış borçlanma tutarı 618,6 milyar TL düzeyine ulaşıyor. Bu ise CB Erdoğan’ın meclise gönderdiği 1,3 trilyonluk 2021 bütçesinin en az yarısının borçlanılarak finanse edileceği, öngörülen bütçe harcamalarının yarısının yüksek faizle iç ve dış piyasalardan alınacak borçla karşılanacağı anlamına geliyor. Diğer yandan Hazine Finansman Programı’nda 2021 yılı için esas alınan 7,76 TL ortalama dolar kuru üzerinden yapılan hesaplamayla 618,6 milyar TL tutarındaki toplam borçlanma miktarının dolar karşılığı 80,7 milyar dolar olarak karşımıza çıkıyor.
2021 yılı için öngörülen ancak kanımca oldukça aşılması muhtemel 541 milyar TL tutarında iç borç bulmak üzere hazinenin her hafta piyasalara girmesi, borçlanma ihaleleri açması para piyasalarındaki, bankaların elindeki kaynağın neredeyse hepsinin hazine tarafından emilmesi demek. Bu düzeyde yüksek tutarlı bir iç borç talebiyle hazinenin ortaya çıkması aynı zamanda oldukça yüksek bir faiz ödemeyi de kabullenmesi anlamına geliyor. MB’nin son bir haftadaki repo ihalelerinde bankalara sattığı likidite faizinin yüzde 15 düzeyine tırmanması, hazinenin borçlanma ihalelerine katılacak bankaların hazineden en az yüzde 17-20 arasında faiz talep edeceğinin işaretlerini veriyor.
Bu yılın bütçesindeki borçlanma limitlerini yılın ortasında tüketen ve borçlanma limitini iki katına çıkartmak için meclise torba yasa içinde değişiklik teklifi getiren iktidarın 541 milyarlık borçlanma hedefinin yetersiz kalacağını, yüksek faizlerle borçlanmaya gitmek zorunda kalacağını bugünden öngörmekteyim. Yayınlanan 2021 Yılı Hazine Finansman Programı, iktidarın Türkiye ekonomisini, hazinesini, içeride ve dışarıdaki faiz lobilerine teslim ettiğini açık biçimde gösteriyor. İktidarın hesapsızca uyguladığı borçlanma politikası ve kabul etmeye mecbur kaldığı ağır faizlerle 83 milyonluk Türkiye’nin ve gelecek nesillerinin de bu borç ve faizleri ödeme zorunda kalacağını sergiliyor.
9.Enflasyon Ekim’de aylık yüzde 2.13’e yıllık yüzde 11.89’a yükseldi. Yİ-ÜFE ile TÜFE farkının açılması, çekirdek enflasyonun yüzde 12’nin üzerine çıkması önümüzdeki dönemde daha yüksek artışların habercisidir. 2020 Ocak-Ekim arasındaki kur artışının yüzde 40’a yaklaşmasına karşılık, enflasyon sepetindeki artışın bunun dörtte bir düzeyinde olması, kurdan gelen etkinin enflasyona henüz tam yansımadığını gösteriyor!
Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ekim ayında yüzde 2,13 artarken yıllık enflasyon ise yüzde 11,89’a yükseldi. TÜİK verilerine göre Yİ-ÜFE’deki aylık artış ise ekimde aylık yüzde 3,55, yıllık yüzde 18,20 oldu. TÜFE-Yİ-ÜFE farkının aylık 1,5 puan, yıllık 7 puan düzeyinde olması, üretici enflasyonundaki artışın tüketici fiyatlarına henüz yansımadığını, üretici maliyet artışlarının zam olarak fiyatlara eklenmesiyle önümüzdeki, aylarda daha yüksek tüketici enflasyonu ile karşılaşacağımızı işaret ediyor. Bunun yanı sıra döviz kurlarındaki sert yükselişin de Yİ-ÜFE üzerindeki etkisini göstermeye başladığı ancak henüz tam olarak maliyetlere yansıtılmadığı anlaşılıyor.
Gıda enflasyonunun aylık yüzde 3,3 ile genel TÜFE’nin üzerinde artış göstermesi, tüketici enflasyonu üzerindeki en büyük etkinin gıdadan kaynaklandığını sergilerken, bu gelişmede artık kış sezonuna girilmesi tarla ürünlerinin yerini sera ve turfanda ürünlerin alması etkili oldu. Bu etki önümüzdeki aylarda daha fazla görülecektir.
Bunun yanı sıra 1 Ekim’de yürürlüğe giren yüzde 5,5 oranındaki elektrik zammı enflasyon artışını tetikleyen bir başka kalem olurken, ithal girdi ve enerji fiyatlarındaki bu yükseliş ulaştırma grubunda, otomotivde akaryakıtta aylık artışları yukarı çekti. Enflasyon sepetinde benzin yüzde 1,1 yükselirken motorinde ise yüzde 2,63 artış yaşandı.
Diğer yandan çekirdek enflasyonun aylık TÜFE artışının üzerine çıkarak yüzde 12,5 düzeyine ulaşması aynı zamanda gelecek dönemde aylık enflasyon artışlarının daha yüksek oranlı olacağını işaret etmesi yanında, Merkez Bankası’nı da 19 Kasım’da yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini artırmaya zorlayacak bir gelişmedir!
Yİ-ÜFE artışıyla (%18,2) kur sepeti artışı (%39) arasındaki makasın büyüklüğü (Yaklaşık 21 puan) dikkate alındığında MB yüklü bir faiz artışına giderek kurlardaki artışı yavaşlatamadığı takdirde aylık enflasyon artışlarının çok daha hızlanacağını ve yüksek düzeylere çıkacağını öngörmekteyim.
10.Korona salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında gelen turizmde elde edilen gelirler sezonun üçüncü çeyreğinde yüzde 71,2 düşerken, kişi başına turist harcaması da günlük 61 dolara indi. Turizm sezonunun en yoğun olduğu temmuz, ağustos, eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekle ilgili veriler geçen yılın aynı dönemine göre turizm gelirlerinin yüzde 71,2 azalarak 4 milyar 44 milyon 356 bin dolar olduğunu ortaya koymaktadır!
Bu dönemde toplam turizm gelirlerinin yüzde 71,6'sı yabancı ziyaretçilerden, yüzde 28,4'ü ise yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarından elde edildi. Turizm gelirlerindeki azalmada, salgın nedeniyle kültür, eğlence, yeme-içme yerlerinin de kısıtlı olanaklarla hizmet vermesi, kapanış saatlerinin erkene çekilmesi ve buna paralel olarak kişi başına günlük harcama tutarının olağanüstü düzeyde düşmesi de etkili oldu. Üçüncü çeyrek turizm sezonunda yabancı turistlerin ortalama gündelik harcaması 70 dolar olurken, yurt dışında ikamet eden ve turizm amaçlı ülkemize gelen Türk vatandaşlarının gündelik ortalama harcaması ise 46 dolar düzeyinde kaldı. Böylece turist başında günlük harcama ortalaması 61 dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu tutar bugüne kadar gündelik turizm harcaması ortalaması açısından en düşük tutar. Gelirlerdeki, azalma yanında turist sayısında da çok sert gerileme yaşandı.
Temmuz-Eylül döneminde turist sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 74,1 azalmayla 5 milyon 604 bin kişi oldu. Bunun yüzde 79’unu oluşturan 4 milyon 430 bin kişi yabancı turistlerden, yüzde 21’ini oluşturan 1 milyon 174 bini ise yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarından oluştu. Türkiye’den yurt dışında turistik ziyaret amaçlı çıkışlarda da yüzde 93,1 düzeyinde gerileme yaşandı.
Bu dönemde yurt dışında ziyaret amaçlı çıkan vatandaşların sayısı 203 bin 223 kişiye inerken, Türkiye’nin turizm gideri de yüzde 89,8 oranında azalarak 126 milyon 79 bin dolar düzeyinde indi. Buna karşılık yurt dışına ziyaret amaçlı çıkış yapan vatandaşların kişi başı ortalama harcaması 620 dolar düzeyinde gerçekleşti.
Korona salgını nedeniyle turizm sezonu başlangıcının Mayıs sonuna çekilmesi, ardından Haziran ayında normalleşme sürecinin ilan edilerek Avrupa ve Rusya’ya seyahat çağrıları yapılmasına karşılık açıklanan rakamlar turizmin ağır hasarlı olduğunu, sektörün acil destek ihtiyacı içinde bulunduğunu göstermektedir. Turizme yönelik olarak acil bir önlem ve destek paketinin yürürlüğe konulması elzemdir!
Küresel düzeyde salgın nedeniyle turistik amaçlı seyahatlerde çok büyük düşüşler yaşanırken, bu süreç havayolu şirketlerini, seyahat acentelerini, tur operatörlerini ve konaklama tesisleriyle turistik işletmeleri, yeme içme-eğlence-ulaştırma vb. sektörle bağlantılı pek çok yan hizmeti de ağır biçimde olumsuz etkiledi.
Bu vahim tablo, acil bir destek paketi uygulamaya konulmadığı takdirde ülkemizin en önemli döviz geliri kaynaklarından birisini oluşturan turizm sektöründe el değiştirmelere sebep olacaktır. Sektörün ve işletmelerin yabancıların kontrolüne, sahipliğine geçmesi, bu sektörden elde edilen milyarlarca doların el değiştirmeler sonrasında yurt dışındaki şirketlere, tur operatörlerine, küresel tatil zincirlerinin eline geçmesi söz konusu olacaktır.
11.AB ülkeleri ortalaması ve Euro Bölgesi ekonomisi üçüncü çeyrekte, rekor düzeyde büyüme gerçekleştirdi. Euro Bölgesi bir önceki çeyreğe göre yüzde 12,7 ve AB ekonomisi yüzde 12,1 büyüme ile son 25 yılın en yüksek büyüme hızını yakaladı. Türkiye ekonomisi açısından olumlu yansımaları olacak bu gelişme ülkemizin de yakında açıklanacak üçüncü çeyrek verilerinde olumlu bir büyüme hızı yakalamasına katkı sağlayacaktır.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından açıklanan verilere göre, Euro Bölgesi ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde, yüzde 9,4 olan büyüme beklentisini aşarak, bir önceki çeyreğe göre yüzde 12,7 büyüdü. AB ekonomisi ise aynı dönemde yüzde 12,1 büyüdü. Her iki ekonomik büyüme verisinin de son 25 yılın en büyük ekonomik büyüme hızları olduğu kaydedildi. Diğer yandan Euro Bölgesi ve AB ekonomileri üçüncü çeyrekte yakaladıkları bu yüksek büyüme hızlarına karşılık geçen yılın aynı çeyreğine göre ise Euro Bölgesi yüzde 3,9 ve AB ekonomisi yüzde 4,3 daraldı.
Gerek Euro Bölgesi gerekse AB ekonomileri içinde üçüncü çeyrekteki en yüksek ekonomik büyüme hızı yüzde 18,2 ile Fransa'da gerçekleşirken, en zayıf büyüme verisi yüzde 3,7 ile Litvanya'dan geldi. Euro Bölgesi'nin işsizlik oranı yüzde 8,3, AB işsizlik oranı ise yüzde 7,5 düzeyine yükseldi.
Euro Bölgesi ve AB’nin lokomotif ülkesi konumundaki Almanya salgın nedeniyle ikinci çeyrekteki yüzde 9,8’lik küçülmenin ardından Temmuz-Eylül dönemi üçüncü çeyrekte yüzde 8,2 oranında pozitif büyüme hızı sağladı. Almanya ekonomisi için üçüncü çeyrek büyüme beklentisi ağırlıkla yüzde 7,3 düzeyindeydi. Almanya ekonomisinin 2020 yılını yüzde 5,8 daralma, eksi büyümeyle kapatacağı tahmin ediliyor.
Bu gelişmeler ekonomik ilişkilerinin büyük bölümünü AB ile yürüten Türkiye ekonomisi açısından da olumlu olarak görülebilir.
İhracatta gözlenen olumlu gelişmelere karşılık artış hızının düşük kalmasında sınır kapılarında yaşanan tıkanıklığın ve TIR geçiş belgelerinin tükenmesinin etkisi büyük.
İhraç malı yüklü yüzlerce TIR’ın Macaristan ve Yunanistan üzerinden geçiş belgeleri kotası tükendiği için sınır kapılarında beklemesi ya da daha farklı güzergâhlarla Romanya-Ukrayna-Polonya üzerinden gitmek zorunda kalması hem ihraç süresini uzatıyor hem de taşımacılık maliyetinin iki-üç katına çıkmasına neden oluyor.
AB ve Euro Bölgesi ekonomilerinin böylesine yüksek büyüme hızları yakaladığı bir süreçte, artan ithalat talebinin Türkiye’nin ihracatını artırması ve dolayısıyla ülkemizin üçüncü çeyrek büyüme hızını da olumlu etkilemesi söz konusu olacaktır.
Kamu bankaları üzerinden uygulamaya konulan düşük faizli kredilerin iki ay süreyle yarattığı canlanma ve Eurostat’ın açıkladığı AB ve Euro Bölgesi ekonomilerinin üçüncü çeyrek büyüme hızlarındaki yükselişin sağladığı ivmeyle muhtemelen Türkiye’nin üçüncü çeyrek büyüme hızı verisi yükseliş gösterecektir. Ancak kurlardaki yükseliş ve kredi genişlemesinin durdurulması, enflasyondaki artışın fiyat yükselişleriyle tüketim ve talepteki artış hızını aşağı çekmesi sonrasında dördüncü çeyrek ve 2020 yılsonu büyüme hızlarının negatif olacağını öngörmekteyim!
ERDOĞAN TOPRAK
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
09 KASIM 2020
Yeni Soluk
Yorum Yap