Toprak: “Gerçeklerin ve kötüleşmedeki hızlı gidişin üzeri örtülemiyor”

CHP Koordinatörü, Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch ve Moody’s’in Türkiye ilgili değerlendirme takvimi bir yıl öncesinden ilan ediliyor” dedi.

YENİ SOLUK-HABER MERKEZİ

CHP Koordinatörü, Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Moody’s tarafından yapılan indirimin uluslararası piyasalarda olumsuz yansıması olacaktır!” ifadelerini kullandı

“Türkiye hazinesinin Fitch ile birlikte resmi rating sözleşmesi bulunan iki derecelendirme kuruluşundan Moody’s, Türkiye’nin ülke kredi notunu B1’den B2’ye düşürerek risklerin oldukça arttığı vurgusunu yaparken, görümü ise negatif olarak teyit etti” diyen CHP İtanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın açıklamaları şöyle:

Bu not indirimi uluslararası piyasalar açısından Türkiye’nin ‘yatırım yapılamaz bir ekonomi’ olarak durumunun daha da kötüleştiği ve risklerin olağanüstü düzeyde arttığı anlamına geliyor.

Ayrıca ülke notunun B1’den B2’ye düşürülmesiyle verilen diğer mesaj ise Türk menkul kıymet ve varlıklarının “çöp” değerinde olduğu, bunlara yapılacak yatırımların yatırımcı açısından olağanüstü risk unsuru içerdiği!

Moody’s Türkiye değerlendirmesinde not indirimini ve negatif görünümü üç kriterle gerekçelendirdi:

YETERSİZ GÖRÜNÜYOR.

Türkiye’nin dış kırılganlıklarının ödemeler dengesi krizine dönüşme ihtimali giderek artıyor.

Türkiye’nin kredi profiline ilişkin riskler artarken, ülkenin kurumları sorunlarla baş etme konusunda isteksiz veya yetersiz görünüyor.

Türkiye’nin kredi notuyla ilgili uzun zamandır güçlü noktasını oluşturan bütçe imkânları eriyor, mali disiplin ve bütçe disiplini terk edilmiş görünüyor.

 Moody’s’in sıraladığı bu üç gerekçeyi analiz ettiğimizde, uluslararası piyasalara verilen mesajın;

Türkiye’nin dış kaynak temininde yaşadığı ciddi sıkıntı ve döviz gelirlerindeki düşüşle birlikte rezervlerin tükenme noktasına gelmiş olmasının, yüzde 9,9 daralan ve küçülen ekonomiye rağmen cari açıkta yükselişin hızlanmasına yol açtığı, bunun da bir ödemeler dengesi krizini tetikleyebileceğini,

 Ekonomi yönetimi ve bürokrasisinin, başta Merkez Bankası ve Hazine-Maliye olmak üzere kurumların gündemdeki sıcak sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kaldığı, çözüm üretme iradesini ortaya koyamadığı, öngörülebilir bir ekonomi politikası ya da programının olmadığı,

TIKANMA NOKTASINA GELİNDİĞİNİ, SÖYLEYEBİLİRİM

Aktarılan ‘tek seferlik’ kaynaklara (MB yedek akçesi, imar affı, bedelli askerlik vb.) rağmen bütçe disiplini ve mali disiplinden kopuş yaşandığı, bütçe harcamalarının şeffaf olmadığı, bütçe gelirleri artırılamadığı gibi aksine bütçe giderlerindeki artışla olağanüstü açıklar verildiği, açıkların kapatılmasında ve sağlıklı kamu kaynağı bulunmasında tıkanma noktasına gelindiğini, söyleyebilirim.

 Moody’s’in bu tespitleri uzun süredir sürekli vurguladığım ve ivedi olarak ortaya güvenilir, inandırıcı, tutarlı bir mali-finansal-ekonomik-yapısal program konulması gereğini teyit ediyor.

İktidar ve ekonomi yönetimi daha önce Fitch’e not indirimine tepki göstererek Karadeniz’de doğal gaz rezervi bulunduğunun açıklandığı gün, Fitch’in not indirimini açıklamasını ‘müjdeyi gölgeleme ve gündem değiştirme amaçlı, dış güçlerin oyunu’ olarak nitelendirmişti.

Oysa Fitch ve Moody’s’in Türkiye ilgili değerlendirme takvimi bir yıl öncesinden ilan ediliyor.

Dolayısıyla Karadeniz’de doğalgaz keşfinin açıklandığı 21 Ağustos’ta Fitch’in Türkiye raporunun açıklanacağı bir yıl önce ilan edilen takvimde yer alıyordu!

 Şimdi de muhtemelen iktidar ve ekonomi yönetimi Moody’s için benzer değerlendirmeler yaparak savunmaya geçecek, dış güçler bahanesine sarılacaktır. Ancak bu tepkilerin hiç birisi ekonomik gerçeklerin ve kötüleşmedeki hızlı gidişin üzerini örtemiyor.

Bir an evvel bu bahanelerin ya da ‘Almanya, ABD, Fransa bizi kıskanıyor’ türünden çocuksu savunmaların arkasına saklanmak yerine Türkiye borçlarını çeviremez, ödemelerindeki tıkanıklığı aşamaz konuma gelmeden “çözüm ve çare paketi” ilan edilmelidir.

 İTHALATI KISMAYA YÖNELEN İKTİDARIN BU HAMLESİ DE SONUÇ VERMEDİ!

Temmuz’da aylık 1.8, yıllık 14.9 milyar dolara yükselen cari açık, ekonomide risklerin arttığını gösteriyor. Gümrük duvarlarını yükselterek, ithalatı kısmaya yönelen iktidarın bu hamlesi de sonuç vermedi!

 Korona salgının pik yaptığı Mart-Nisan aylarından itibaren kapanan ekonomi nedeniyle 2. Çeyrekte yüzde 9,9 küçüldüğü açıklanan ekonomik tabloya rağmen cari açıktaki yükselişin hızlanmasının çok ciddi döviz kıtlığı ve ödemeler dengesi bilançosu krizini işaret ettiği uyarısını daha önce de dile getirmiştim.

Merkez Bankası’nın (MB) açıkladığı Temmuz 2020 Ödemeler Dengesi verilerinde ortaya çıkan tablo, ithalattaki tüm kısıtlama önlemlerine, yükseltilen gümrük duvarlarına rağmen ödemeler dengesi ve cari açıktaki riskin büyüdüğünü teyit etti.

MB rakamlarına göre, Temmuz 2019’da aylık 1 milyar 990 milyon dolar ‘fazla’ veren cari işlemler hesabı, 2020 Temmuz’unda 1 milyar 817 milyon dolar açık verdi. Yine geçen yılın temmuz ayı itibarıyla yıllık 2,1 milyar dolar ‘fazla’ veren cari denge bu yıl temmuz sonunda 14 milyar 941 milyon dolar açık verdi. Bu gelişmede, özellikle turizm gelirlerini de kapsayan hizmetler dengesi kaynaklı net döviz girişlerinin temmuz ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla 4 milyar 617 milyon dolar azalması en önemli etkenlerden birisi.

İthalatı kısmak için 30 Eylül’e kadar binlerce malın gümrük vergilerine getirilen artışa karşılık, MB’nin açıkladığı tablo, tıpkı vatandaşın ve şirketlerin döviz talebini kısmak için alınan kararların başarısız olması gibi ithalatla ilgili vergi artırma kararlarının da sonuç vermediğini gösteriyor.

Ticaret Bakanlığı’nın Ocak-Ağustos dönemi dış ticaret verilerine bakılırsa ihracat 8 aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,1 gerilerken ithalattaki gerileme bunun 12’de biri düzeyinden, sadece yüzde 1,1’de kalmış. En son açıklanan ağustos ayı dış ticaret rakamlarında ise iktidarın ‘rekabetçi kur’ ile ihracatın artacağı iddiasına karşılık, ihracat yüzde 5,7 gerilerken patlayan altın talebiyle birlikte ağustos ayında ithalatta yüzde 21’e varan artış yaşandı.

Özellikle altın ve kıymetli maden talebindeki olağanüstü artış, ithalatı yukarı çekiyor. Geçen yılın Ocak-Ağustos döneminde 7,3 milyar dolar olan toplam altın ithalatı bu yılın aynı döneminde yüzde 120’ye varan artışla 16,1 milyar dolar tutarına yükseldi. Bunun sadece 4,2 milyar dolarlık kısmı ağustos ayında yani bir ayda yapılan altın ithalatı. Ayrıca normalleşmeye geçişle birlikte Haziran ayından itibaren başlatılan kamu bankalarının kredi kampanyalarıyla dağıtılan konut, otomobil, tüketim ve ihtiyaç kredilerinin yarattığı parasal genişlemenin önemli bölümün de yine ithal ürün, mal ve malzemelere gitmiş görünüyor.

DÖVİZ TALEBİ ARTIŞINI KARŞILAYABİLECEK REZERV YOK.

Süresi 30 Eylül’de dolacak olan gümrük vergisi artışları mevcut döviz rezervi tablosunda büyük ihtimalle yeni Cumhurbaşkanı kararlarıyla uzatılacak. Öncelikle bu vergilerin süresi uzatılmadığı takdirde en az yüzde 30 daha aşağı düşecek gümrük vergileriyle ithalat talebinin artması kaçınılmaz. Ancak ne MB’nin ne de kamu bankaları ve özel bankaların elinde ithalata dönük böylesi bir ani döviz talebi artışını karşılayabilecek rezerv yok.

İkinci çeyrek büyüme verilerinde sanayi sektörünün yüzde 16,5 küçülmesi, ihracata dönük üretim yapan sanayinin artan kur ve gümrük vergisi maliyetleri nedeniyle üretimini yavaşlattığını işaret ediyor. Dolayısıyla iktidarın ‘3 ve 4’üncü çeyrekte ekonomik büyüme, üretim ve istihdam artışı, yılı pozitif büyümeyle kapatma’ iddiasının gerçekleşebilmesi için, 30 Eylül sonrasında en azından yerli ikamesi olmayan üretim girdilerinde gümrük vergilerinin aşağı çekilmesi gerekiyor. Bu ise altın talebiyle birlikte ithalatın daha da yükselmesi, dış ticaret açığının ve cari açığın büyümesi, bunun da enflasyon artışını yukarı çekmesi anlamına geliyor. Günü birlik kararlarla ekonomiyi yönetmeye çalışan iktidarın, gümrük vergilerini yükselterek ithalatı ve döviz talebini kısma politikası da aradan geçen dört ayda sonuç vermemiş görünüyor.

Süre uzatılmaz ve artırılan gümrük vergileri Nisan-Mayıs aylarındaki seviyesine geri çekilirse de bu kez, ithalattaki artış ve buna yönelik döviz talebindeki yükselişin karşılanamaması, yükselen döviz talebinin kurları daha da yukarı çekmesi söz konusu olacak. Bu da iktidarı dövize yönelik yeni kısıtlayıcı ve kontrol içeren kararlar almaya zorlayacak!

ARTIK TÜİK VERİLERİNİ TARTIŞMAYA GEREK KALMADI!

TÜİK, işsiz sayısının 152 bin kişi azaldığını açıkladı! İşten çıkartma yasağı ve ücretli izne çıkarılanlara nakdi destek ödemelerinin süresi yılsonuna kadar uzatıldı. Artık TÜİK verilerini tartışmaya gerek kalmadı!

 TÜİK Haziran 2020 ayına ait işsizlik ve istihdam verilerini açıkladı. Bu rakamlara göre resmi işsizlik oranı Haziran’da 0,4 puan artarak yüzde 13,4 oldu. Buna karşılık işsiz sayısı 152 bin kişi azalarak 4 milyon 101 bin kişi olarak açıklandı. Verilere bakıldığında tarım dışı işsizlik oranı Haziran2da 0,6 puanlık artışla yüzde 15,9 düzeyine yükselmiş görünüyor. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 1,3 puan artarak yüzde 26,1 olurken, 15-64 yaş grubunda ise 0,4 puan artışla yüzde 13,7 seviyesinde gerçekleşti.

Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklamasına göre salgın nedeniyle işini kaybeden, işyeri kapanan ve bundan dolayı kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılanların sayısı 3 milyon. İşten çıkarma yasağı çerçevesinde ücretsiz izne çıkarılan ve nakdi ödeme desteği alanların sayısı ise 2 milyon. Dolayısıyla TÜİK’in 152 bin kişi azaldığını ve 4 milyon 101 bin kişi olduğunu duyurduğu resmi işsiz sayısının dışında tutulan bu 5 milyon kişi, işsiz değil, istihdamda-çalışıyor, sayılıyor!

İŞSİZ SAYISININ 9 MİLYON 101 BİN KİŞİYE ULAŞTIĞI GÖRÜLÜYOR

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, TÜİK’in hesaplamalara dahil etmediği bu 5 milyon kişiye yönelik tanımlamaların ve ödemelerin süresinin yılsonuna kadar uzatılabileceğini açıkladı. Yani önümüzdeki üç ay boyunca gerçek işsiz sayısı, yine resmi verilere yansımayacak! En basit hesapla fiilen işsiz oldukları halde, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan (İSF) cüzi ödemelerle maaş alıyor görünen bu 5 milyon kişi açıklanan resmi işsiz sayısına ilave edildiğinde rakamın 9 milyon 101 bin kişiye ulaştığı görülüyor.

Yılsonuna kadar uzatılması düşünülen bu ödemeler sona erdiğinde söz konusu 5 milyon kişiden kaçının işine döneceği, istihdama katılacağı, düzenli maaşa, gelire kavuşacağı bilinmiyor.

Asıl çarpıcı ve bir o kadarda komik olan; korona yüzünden bu yıl tüm dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisi de altüst oldu, işsizlik tırmandı, üretim dibe vurdu ve yüzde 9,9 daralma yaşandı. Buna karşılık TÜİK’in hesaplamasına göre işsizlikte 2019’dan daha iyi durumdayız!