Karabat: İmamoğlu haberini yok saymak editoryal tercih değil
TBMM’de kabul edilen Sözleşmeden ‘Kararname ile Çekilme’ hukuka aykırıdır!
CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, İktidara çok sert yüklendi. Toprak, “İktidarın ne demokratik ne ekonomik ne insani ne de zihniyet reformu yapacak takatinin kalmadığını, kendi kendisini hızla sıfırlayarak, ülkeyi karanlığa, geriye, çağdışı bir anlayışa sürüklemeye yöneldiğini dile getirmiştim. Nitekim 2 ve 12 Mart’ta açıklanan iki reform vaadinin mürekkebi kurumadan deniz bitti ve iktidar gizlediği gerçek zihniyetini, ülkeye ve topluma karşı niyetini açık etti” dedi.
Toprak, “İktidar, ülkeyi karanlığa sürükleyecek ve daha da geriye götürecek adımları atmaktan, toplumsal yıkım ve intikam projesi peşinde koşmaktan, zevk alıyor. Türkiye, Resmi Gazete'de yayımlanan CB Kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’ni feshetti! Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanan Sözleşme, 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girmişti. TBMM’de yasayla kabul edilen Sözleşme’den ‘Kararname ile Çekilme’ hukuka aykırıdır!” ifadelerini kullandı.
CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, kamuoyu ile paylaştığı haftalık raporundan satır başları şöyle:
“İktidarın ne demokratik ne ekonomik ne insani ne de zihniyet reformu yapacak takatinin kalmadığını, kendi kendisini hızla sıfırlayarak, ülkeyi karanlığa, geriye, çağdışı bir anlayışa sürüklemeye yöneldiğini dile getirmiştim. Nitekim 2 ve 12 Mart’ta açıklanan iki reform vaadinin mürekkebi kurumadan deniz bitti ve iktidar gizlediği gerçek zihniyetini, ülkeye ve topluma karşı niyetini açık etti.
CUMHURBAŞKANLIĞI KARARINI YAZANLAR CEHALET İÇİNDELER!
2011 yılında tüm dünyayı davet ederek ev sahipliğini Türkiye’nin üstlendiği son yılların en önemli uluslararası sözleşmelerinden birisi olan İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden kararı imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeyi ve Türk kadınlarını orta çağ karanlığına götürecek kapıları açtı. Öncelikle çok taraflı uluslararası anlaşma ve sözleşmeler tek bir ülke tarafından feshedilemez. Cumhurbaşkanlığı kararını yazanlar uluslararası hukuktaki bu ilke ve kavramdan bihaber ve cehalet içindeler!
Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu, TBMM’nin yasama yetkisini gasp etmek suretiyle, hukuksuz ve yetkisiz olarak yaptı. Tüm dünyada ‘İstanbul’ şehrinin adıyla anılan bu sözleşme, kadına yönelik şiddeti, cinsiyet eşitsizliğini, aile içindeki ve evdeki şiddeti, kadın cinayetlerini, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesini, cinsel taciz, tecavüz ve istismarı önlemeyi hedefleyen bir sözleşme. Ev sahibi olarak ilk imzalayan ülke Türkiye ve o dönemde Başbakan olan Erdoğan’ın kendisi!
KADINLARI İKİNCİ SINIF VATANDAŞ OLARAK GÖRDÜĞÜNÜ İMZALADIĞI KARARLA TESCİL ETTİ
Kadınların toplumsal eşitliğini reddeden, kadınları ‘dinsel ve cinsel meta’ olarak nitelendirip, hükmetme hakkını kendinde görenlerin telkini ile bir süredir bazı tarikat ve cemaat liderleri tarafından baskı altına alındığı anlaşılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu karanlık emel sahiplerine boyun eğerek, 10 yıl aradan sonra geri adım attı. Attığı bu geri adımla, ülkemizdeki 42 milyon kadının her türlü şiddet, baskı, cinayet tehdidi, cinsel taciz karşısında sahipsiz bırakıldığını, devletin kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğünü ve canilere elleriyle teslim ettiğini, yetkisini aşıp, hukuka aykırı olarak imzaladığı kararla tescil etti.
TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe giren bir uluslararası sözleşmenin hangi usulle yürürlükten kalkacağı anayasamızda açık şekilde yer almaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, ancak TBMM’de bu yönde kabul edilecek bir yasanın Cumhurbaşkanınca onayıyla mümkündür. Onun dışındaki kararlar, geçersizdir. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi halen yürürlüktedir. İktidar, ‘çağdışılığa geri dönüş’ adımıyla sergilediği bu ayıbın üzerini örtmek için, ‘Güçlü Kadın Güçlü Türkiye’ sloganı altında sosyal medya kampanyası başlatsa da, bunlar inandırıcılıktan yoksundur. Cumhur ittifakı, kendi aralarında kurguladıkları karanlık bir senaryoyu hayata geçirmek üzere peş peşe adımlar atıp, hamleler yaparak toplumu germeyi, endişe ve korku atmosferini yaygınlaştırmayı, toplumu teslim almayı hedefliyor.
KARAR ANAYASA'YA TÜMÜYLE AYKIRIDIR, YOK HÜKMÜNDEDİR!
İstanbul Sözleşmesinin Milletlerarası Antlaşma olduğu için kanun hükmünde olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın fesih etme yetkisinin olmadığını, vurgulamak isterim. CB Kararı Anayasa'ya tümüyle aykırıdır, yok hükmündedir! İptal edileceğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi de biliyor ama ülkenin gerçek gündemini gizlemek, bazı din istismarcılarına yaranmak için, akıl ve mantık dışı senaryoları sergilemekten esef duymuyor. Sonrasında “Yine Kandırılmışım” diyecek!
2013 yılında ortaklaşa Çözüm Süreci’ni hayata geçirdikleri, İmralı-Kandil-Başbakanlık üçgeninde PKK ve Öcalan ile iktidar arasındaki müzakerelerin içinde yer alan HDP’yi şimdi kapatma davasıyla tasfiye etmeye, siyaset yasağı getirmeye yöneliyorlar. Parti kapatmalardan çok çektiklerini, bunun ülkeye ve demokrasiye katkısı olmadığını söyleyenler, şimdi oy hesabı için parti kapatma savunucusu konumuna geliyorlar!
BDP, HDP’DE KİM VAR KİM YOKSA TOPYEKÛN SİYASETTEN MEN VE YASAK TALEP EDİLİYOR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına siyasi talimatla kapatma davası açtırıldığı o kadar bariz ki, bir haftada 650 sayfalık iddianame yazan başsavcı dava dosyasını gazete kupürleri ile doldurmuş. Bazıları 7-8 yıl önce görülmüş ve beraatla sonuçlanmış davaların dosyalarını da iddianameye katan başsavcı hızını alamayıp, vefat etmiş eski HDP yöneticilerine, milletvekillerine, 2015 seçiminde aday olup seçilememiş, 2018’de hayata veda etmiş milletvekili adaylarına bile ‘5 yıl siyaset yasağı’ talep ediyor. Bu da iddianamenin alelacele, üstünkörü şekilde ve sırf bir siyasi amaca yönelik hazırlandığını sergiliyor. Siyaset yasağı talep edilen isimler 687 kişi. Bugüne kadar BDP, HDP’de kim var kim yoksa topyekûn siyasetten men ve yasak talep ediliyor. 22 yıl önce okuduğu şiir yüzünden 4 ay hapis yattığı için siyasi yasaklı olmasının mağduriyetini meydanlarda yıllarca kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2003’te siyaset yasağının kaldırılmasının, TBMM’ye girmesinin, bugünlere gelmesinin yolunu açan, önündeki engelleri kaldırarak yasa-anayasa değişikliğine, siyasi haklarını kullanmasına destek veren CHP idi.
RETWEET EDİLEN O HABER HÂLÂ YAYINDA, ERİŞİME AÇIK
Çağdışı yasakların, siyasi, insani ve en temel haklardan insanların men edilmesinin, mahrum edilmesinin hep karşısında olduk. Bugün de aynı noktadayız ve aynı tavırdayız. Ancak şimdi bir vekilin bir haber linkini 4 yıl önce retweet etmesini, 2,5 yıl hapis yatmasını, vekilliğinin düşürülmesini, siyasi yasaklı olmasını savunan, destek veren, 280 karakterli bir paylaşımdan teröristlik suçu icat eden bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve başında bulunduğu iktidar ile genel başkanı olduğu partisi! Retweet edilen o haber hâlâ yayında, erişime açık ve haber ile ilgili herhangi bir inceleme, soruşturma yok!
2002-2021, 19 yıldır ülkeyi tek başına yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan, niçin, 2020’nin son günlerinde 2021'in “demokratik ve ekonomik reformlar yılı” olacağını ilan etti? Ne reformu! Bakınız; İnsan Hakları Eylem Planı'nda yer alan 11 temel ilkenin 7'inci maddesine dikkatinizi çekmek isterim. “Devlet, girişim ve çalışma hürriyetini rekabete dayalı serbest piyasa kuralları ile sosyal devlet ilkesi çerçevesinde korur ve geliştirir.”
YARGININ KONTROL ALTINA ALINDIĞI BİR ÜLKEDE REFORM SÖZCÜĞÜNE YATIRIMCI İNANIR MI?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi yanlış ve öngörüsüz politikaları yüzünden yabancı yatırımcıları kaçırdığını, yabancı sermayenin Türkiye’den uçup gittiğini nihayet anladı. Şimdi onlara “gelin, malınız da paranız da siz de benim ülkemde garantidesiniz. Hakkınız-hukukunuz korunacaktır” diyor. Hak-hukuk ve adaletin tükendiği, yargının kontrol altına alındığı bir ülkede reform sözcüğüne yerli-yabancı yatırımcı inanır mı? İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanmasından hemen sonra yaşananlar, açıklanan reformların bu ülke insanı için olmadığını, kendi vatandaşı için ilan edilmediğini, tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
34 yıl önceki şiirinden dolayı Erdoğan'a hakaretten ifadeye çağrılan ŞAİR,
“Sürgün insanlık suçudur” diye tweet attığı için sürgün edilen VATANDAŞ,
Paylaştığı bir karikatür nedeniyle gözaltına alınan GAZETECİ,
Fezlekeleri Meclis’e getirilen VEKİLLER,
Vekillikleri düşürülen VEKİLLER,
Kapatma davası açılan PARTİ,
TBMM’de yalınayak sürüklenerek gözaltına alınan eski VEKİL,
Bir ülkede, Reform İlan Edilen Bir Yılda, bunlar ve dahası yaşanır mı?
Kendi tabanında bile hızla oy kaybeden, ittifak ortağı ile sorun yaşayan, her alanda iyice sıkışan Cumhurbaşkanı Erdoğan, birilerini hoş etmek için 2021’de reform sözcüğünü sıklıkla telaffuz etmeye mecbur kaldı ve bu yola başvurdu. AB’ye, ABD’ye, Yabancı Yatırımcıya şirin görünmek zorunda. Sıraladığı reform maddeleri “dışarıya” karşı pazarladığı yeni bir makyaj seti!
Yeni Soluk
Yorum Yap