Soner Yalçın: "Cicim yılları bitti Türkiye'yi zor günler bekliyor..."

Sözcü Yazarı Soner Yalçın Cicim yılları bitti Türkiye'yi zor günler bekliyor” başlıklı yazısında başlıktan da anlaşılacağı üzere Türiye’yi zor günlerin beklediğini köşesine taşıdı.       

Soner Yalçın’ın “Küresel sermayenin gözünü kan bürümüş; sosyal adaletsizlik, eşitsizlik ve yoksullaşma hat safhaya çıkmış ve sen “Ama ben Batıcıyım” diyorsun arkadaş…” diye başlayan yazısı şöyle devam ediyor:

“40 yıl öncesini anımsayınız:

Bir kapitalist ekonomik yapı-görüş yine dünyaya yayılmaya başladı: Neoliberalizm!

Bu paradigmanın üç öncü politik lideri vardı:

– ABD'de Ronald Reagan…

– İngiltere'de Margaret Thatcher…

– Almanya'da Helmut Kohl…

Bugün… 40 yıl öncesi neoliberal dalganın 2008 yılından itibaren çökmeye başladığı konusunda hemen tüm iktisatçılar hemfikir. Zaten… Çöküşün artçı sarsıntılarını hissediyoruz; ve asıl büyük “büyük deprem” geliyor!

Bu sebeple siyaset dünyasında yeni politik figürlerin çıkması şaşırtıcı değil:

ABD'de Donald Trump…

İngiltere'de Boris Johnson…

Almanya'da Angela Merkel'in koltuğu sallanıyor. Almanya'da oylarını sürekli artıran faşist parti AfD olgusu var artık! Benzerleri Fransa gibi Avrupa ülkelerinde de yaşanıyor.

Gerek Trump, gerekse Boris Johnson'un aynı “kumaş parçası” olduğu görülüyor; yalancı, yabancı düşmanı, radikal popülist… Yani, faşist!

Batı merkezlerinde böylesine aşırı sağa savruluş yaşanıyor.

Çöküş döneminde gözü kararan küresel sermayenin “kurtuluşu” yine Mussolini- Hitler gibi faşistlerde görmeye başlaması şaşırtıcı değil. Yaşadık: Dinginsiz neoliberal dalganın 1893 yılında başlayan krizi iki büyük paylaşım savaşına yol açtı…

Neoliberalizmin 2008 krizi de şimdilik ABD-Çin ticaret kapışması gibi olgularla karşımıza çıkıyor. Suriye de bunun bir başka tezahürü…

Diyorum ki:

Bu yeni paradigma göz önünde bulundurmadan yapılan politik değerlendirmeler hatalı olur.

Merakım, bunun Türkiye'ye yansıması nasıl olacak? Politikada nasıl bir saflaşma oluyor/olacak?

BABACAN-DAVUTOĞLU

Evet…

Adı ne olursa olsun kapitalist ekonomik yapı; doğuyor, büyüyor, durağanlaşıyor ve çöküyor. Kapitalizmin bu her döngüsel krizi 45 ile 55 yıl arasında gerçekleşiyor. Ve her dalgada emek-sermaye ilişkileri yeniden şekilleniyor; yeni toplumsal ilişkiler yaşanmaya başlanıyor.

Bugün yaşanılan şu:

Neoliberalizm çökmesiyle ortaya çıkan kaos halinin çözüm yolu olarak alternatifler dayatılıyor:

– Yabancı düşmanı, ırkçı, küresel şirketleri ve öte yandan kendi ulusal gümrüklerini koruyan, gerektiğinde askeri emperyalizmi kullanmaktan çekinmeyen neo-konservatistler bu alternatiflerden biri. Ki bunun temsilcisi Donald Trump ve Boris Johnson'dur! Avrupa'da oylarını artıran faşist partiler bunların yedek gücüdür. FOX, Washington Times, Weekly Standart gibi medya; AEI, CSIS, Manhattan Enstitüsü gibi fikir kulüpleri bu aşırı sağ kanat cephesindedir…

Öte yandan…

– Tekelci kapitalizmin yıkımını “kusurlu pazarlar” deyip, onarımını sürdürülebilir kalkınma gibi süslü kavramlarla yapacağı iddiasındaki, militarizme karşı olan “sosyal demokrat” (Yeni Uzlaşı- New Deal) Keynesçilik yine tarih sahnesine çıkarılıyor.

ABD'de Trump'ın karşısındaki Demokrat Parti içindeki Bernie Sanders; ve İngiltere'de Boris Johnson karşısındaki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn bu cephededir.

– Ve kuşkusuz (“neo-liberalizmin” 1893 yılında ilk çöküş sürecinin Bolşevik Devrimi'ne de yol açması gibi) sosyalizm gibi sol reçeteler de var.

Soru net:

Türkiye'deki siyasal partiler bu yeni paradigmada hangi safta yer alacak?

Mesela, Ali Babacan ya da Ahmet Davutoğlu neyi temsil ediyor/ edecek?

TRUMP ORDUSU ASKERİ

Yol ayrımında dünya…

Saflaşma ancak bu yeni oluşan paradigmaya göre yapılabilir.

Somut örnekler üzerinden anlatayım:

Diyarbakır HDP binası önündeki annelerin mesajları açık:

Çocuklarının Trump Ordusu'na asker yazılmasına karşılar!

Cihangir solcuları da artık 1990'lar retoriğini bırakıp, PKK/PYD'nin, Trump Ordusu'nda bir “lejyoner askeri birliğinin” adı olduğunu görmelidir… Ne solcusu ne Marksizmi? Saflaşma buna göredir artık…

Keza:

“Ben Batıcıyım, Avrasyacı değilim” cümlesini sürekli tekrarlamanın bugün anlamı yok! “Hangi Batı” diye sorarlar adama? Ne yani…

Faşist Trumpçı mısın?

Faşist Boris Johnsoncu musun?

Batı bunları iktidar yaptı; sen hâlâ ne diyorsun? Bilindik ezberlerle hareket etmek ufuksuzluktur.

Olan şu: Çöküş sürecinde küresel sermayenin yüzündeki “demokrasi”, “insan hakları” gibi makyajlar düşer; ırkçı-faşist “Sosyal Darwincilik” ortaya çıkıverir: “Güçlü olmayanayakta duramayan yok olsun!”

Küresel sermayenin gözünü kan bürümüş; sosyal adaletsizlik, eşitsizlik ve yoksullaşma hat safhaya çıkmış ve sen “Ama ben Batıcıyım” diyorsun arkadaş… Neye göre hiza aldığının farkında değil misin? Seçim, hayatın pusulasıdır.”

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

Önceki Haber

Suriye-Türkiye sınırında bombalı saldırı: 12 sivil öldü