Son görevlendirme, iktidar tarafından AYM’ye kayyum atanmasıdır

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdiği 2021 yılı, Ocak ayının son raporunu yayımladı.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdiği 2021 yılının ilk raporunu İç politika, Dış politika ve Ekonomi ana başlıkları altında toplayarak kamuoyu ile paylaştı.

Toprak açıkladığı raporda, “AYM üyeliğine yapılan son görevlendirme Türkiye’nin en üst yargı organına, iktidar tarafından KAYYUM atanmasıdır. Böylesine siyasallaşmış, uzun süredir siyaset gündemine oturmuş bir ismin yüksek yargıç olarak görevlendirilmesi, bağımsız ve tarafsızlığa gölge düşürdüğü gibi, kararları zihinlerde ve vicdanlarda kabul görmeyecek, siyaseten sorgulanacaktır. Bu atamayla iktidar, “reform vaatlerine” son noktayı koymuştur!” dedi.

“Başkentin ortasında bir siyasetçi 2 gazeteci ve avukat saldırıya uğruyor. Failler yakalanıp serbest bırakılıyor. İçişleri Bakanı saldırıları ‘tepkisel’ diye nitelendirerek yargıya saldırganların üzerine gidilmemesi talimatı veriyor” diyen Toprak, “Tamamıyla siyasi vesayet altına giren Hakimler Savcılar Kurulu (HSK), başkent saldırılarını soruşturan Cumhuriyet Savcısı’nın apaçık tehdit edilmesine suskun kalmayı, tehdit edenler hakkında herhangi bir suç duyurusunda dahi bulunmamayı tercih ediyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın açıklamasının tamamı şöyle:

 

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

25 OCAK 2021

İÇ POLİTİKA

  1. AYM üyeliğine yapılan son görevlendirme, Türkiye’nin en üst yargı organına iktidar tarafından KAYYUM atanmasıdır!

DIŞ POLİTİKA

  1. Suriye’de 2021 yılında Cumhurbaşkanı ve Parlamento seçimleri yapılacak.
  2. Rusya, yükünü azaltmak ve Suriye’de tek etkili güç olmak istiyor. İsrail ve ABD ile yakınlaşmayı planlıyor!
  3. Mısır’ın giderek ağırlığını koyduğu Libya’da siyasi çözüm konusunda önemli ve sıcak gelişmeler yaşanıyor.
  4. AP’nin Mart oturumunda Türkiye için tam üyelik yerine ‘Özel İlişki’ statüsüne geçilmesi beklenmelidir!
  5. Bağdat’ta 21 Ocak’ta gerçekleşen intihar saldırılarını IŞİD’in üstlenmesi dikkat çekicidir!

 

EKONOMİ

  1. İktidarın beton politikası Türkiye’yi kuraklaştırdı, NASA uyardı!
  2. Kamu-Özel sektör neyle ve nasıl yatırım yapacak? İktidar, 2021 yılı Yatırım Programı ile “hayal” pazarlıyor!
  3. TOBB’un 2020 Aralık ayına ŞİRKET İSTATİSTİKLERİ vahim bir tabloyu işaret ediyor!
  4. Ortada tasarruf edilen birşey yok. İktidarın 66,5 milyar TL tasarruf aldatmacası!
  5. Bütçe yasası YILLIKTIR, bir sonraki yıla tasarruf devredilemez
  6. Merkez Bankası üzerinde baskı kurma çabaları sonuç verdi, politika faizinde değişikliğe gidilmedi!

1.AYM üyeliğine yapılan son görevlendirme Türkiye’nin en üst yargı organına, iktidar tarafından KAYYUM atanmasıdır. Böylesine siyasallaşmış, uzun süredir siyaset gündemine oturmuş bir ismin yüksek yargıç olarak görevlendirilmesi, bağımsız ve tarafsızlığa gölge düşürdüğü gibi, kararları zihinlerde ve vicdanlarda kabul görmeyecek, siyaseten sorgulanacaktır. Bu atamayla iktidar, “reform vaatlerine” son noktayı koymuştur!

İktidarın ekonomik-demokratik-hukuk ve yargı reformu söylemlerinin hem altının hem de içinin ‘boş’ olduğu, bizzat iktidarın başı tarafından teyit edildi. Öyle ki kabinenin iki bakanı hükümetin böyle bir niyetinin olmadığını bildikleri için adalet ve yargı sistemi üzerinden ve üstelik sosyal medyada kavgaya tutuştu. Biz iktidarın böyle bir niyetinin olmadığını zaten biliyoruz.

İçişleri Bakanı sosyal medya üzerinden yapılan bir hakaret nedeniyle gözaltına alınan şahsın serbest bırakılmasına tepki göstererek ‘bakan olduğu, millet ve devlet için çalıştığı halde hakaret edenin serbest bırakılmasına’ isyanını dile getiriyor. Bu tavrıyla aslında yargı üzerindeki ‘siyasi vesayeti’ teyit ederek, kendisiyle ilgili bir olayda yargıdan ‘imtiyaz’ bekliyor. Bu zihniyet bile bu iktidarın neden hukuk ve yargı reformu yapamayacağının en somut tablosudur.

Başkentin ortasında bir siyasetçi 2 gazeteci ve avukat saldırıya uğruyor. Failler yakalanıp serbest bırakılıyor. İçişleri Bakanı saldırıları ‘tepkisel’ diye nitelendirerek yargıya saldırganların üzerine gidilmemesi talimatı veriyor.

Tamamıyla siyasi vesayet altına giren Hakimler Savcılar Kurulu (HSK), başkent saldırılarını soruşturan Cumhuriyet Savcısı’nın apaçık tehdit edilmesine suskun kalmayı, tehdit edenler hakkında herhangi bir suç duyurusunda dahi bulunmamayı tercih ediyor.

Anayasa ve yasa kılıfına uydurularak yazılan senaryo çerçevesinde uygulamaya konulan siyasi organizasyonla, Yargıtay seçimlerinin ‘salgın’ bahanesiyle ertelenmesi, diğer adayların bir kısmının adaylıklarını geri çekmeye mecbur edilerek henüz 6 günlük Yargıtay üyesi olan bir kişiye yolun açılması ve çok daha kıdemli Yargıtay üyeleri yerine en yüksek oyu alması sağlandı.

Yapılan atamayla aynı gün, iddianamesi Anayasa Mahkemesi üyesi yapılan kişi tarafından hazırlanan Gezi Davası’nda, eski mahkeme heyetince verilen tüm beraat kararlarının İstinaf Mahkemesi tarafından bozulması ve geriye dönük onlarca davanın birleştirilerek, yargılamanın yeniden yapılmasına karar verilmesi de bu atamanın havai fişek kutlamasıdır!

2.Suriye’de 2021 seçim yılı. Cumhurbaşkanı ve Parlamento seçimleri yapılacak. Devlet Başkanı Esad adaylığı konusunda şu ana kadar bir adım atmadı. Rusya arabuluculuğuyla Suriye ve İsrail heyetleri, Hmeymim üssünde bir araya gelerek anlaşma görüşmeleri başlattı. Masadaki en büyük pazarlık konusu; Şam yönetiminin ülkedeki Hizbullah ve İran güçlerini çıkartması, İsrail ile diğer Arap ülkeleri gibi ilişkileri normalleştirmesi.

Suriye’de Nisan ya da Mayıs ayında yapılması beklenen Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesinde Türkiye’yi de yakından ilgilendiren oldukça kritik gelişmeler yaşanıyor. Suriye muhalefeti bir araya gelerek bir blok oluşturma ve parlamentoda güçlü bir şekilde temsil edilme yollarını bulma arayışında. Bu çerçevede muhalefet partileri Kürtlerle de ittifak-işbirliği görüşmeleri yürütüyor ve ilerleme kaydedildiği belirtiliyor.

Arap, İsrail ve Rus medyasında, Lazkiye’deki Rus hava üssü Hmeymim’de Rusya’nın ev sahipliğinde Suriye ve İsrail hükümet yetkililerinin bir araya gelerek anlaşma müzakerelerinin başladığı haberleri yer alıyor. Toplantıda, İsrail heyetinde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot ve İsrail İstihbarat Servisi Mossad’ın eski üst düzey yöneticisi General Ari Ben-Menashe ile Suriye’deki Rus Hava Kuvvetlerinin Komutanı Alexander Chaiko, Suriye hükümeti adına Ulusal Güvenlik Başkanı Ali Memluk ve Esad’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bessam Hasan katıldı.

İsrail heyeti; Suriye yönetiminin İran ile ilişkilerini en alt düzeye indirmesi, Suriye’deki İran silahlı güçleriyle Hizbullah güçlerinin ülkeden çıkarılarak üslerinin boşaltılması, seçimler öncesinde Kürtleri ve muhalefet partilerini de kapsayacak geniş katılımlı temsile dayalı bir hükümet kurulmasını istiyor.

Suriye heyeti, Sezar Yasası yaptırımlarının kaldırılması, Suriye’nin İran’a olan borçlarının ödenmesini sağlayacak finansman ve mali destek sağlanması, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğine geri dönmesi için İsrail’in normalleşme anlaşması yaptığı Arap ülkelerinin desteğini devreye sokmasını istiyor.

Medyaya Sızdırılan Bu Anlaşma ve Suriye-İsrail Buluşması’nın şu ana kadar Şam, Tel Aviv ve Moskova tarafından yalanlanmaması dikkat çekici! İsrail’in Arap Birliği’nin etkili üyeleri Mısır, Ürdün, BAE, Bahreyn, Fas, Sudan ile normalleşme anlaşmaları yapması, Suudi Arabistan ile ilişkilerini geliştirmesi, normalleşme yoluna giden zengin körfez ülkelerinin Katar ile uzlaşmazlıkları çözerek ambargoyu kaldırması, İsrail’in Arap coğrafyasında etkinliğini artırıyor.

3.Rusya, 2015’ten bu yana mali ve askeri olarak büyük fatura üslendiği Suriye’yi yeniden uluslararası kamuoyu önünde kabul gören bir konuma getirerek, yükünü azaltmak ve Suriye’de tek etkili güç olmak istiyor. Bunun için İsrail, İsrail üzerinden ABD’yi ve zengin Körfez ülkelerini devreye sokarak, ABD’nin hedefindeki İran’ın etkinliğini azaltma konusunda alan açarak, İsrail ve ABD ile yakınlaşmayı planlıyor!

Trump yönetiminin aldığı kararla İsrail’i bölgedeki ABD kuvvetlerinin merkezi CENTCOM’un görev ve yetki alanı kapsamına alarak askeri koruma sağlaması süreci daha da ileriye taşıdı. CENTCOM’un bölgedeki üslerinin Katar, BAE, Suudi Arabistan gibi Arap ülkelerinde olduğu göz önünde tutulduğunda bu normalleşme anlaşmalarıyla İsrail ve Körfezdeki Arap ülkeleri askeri bir ittifakın içinde ve ABD’nin askeri koruma şemsiyesinin altında yer alıyorlar. Bu şemsiye İsrail’i İran ve Suriye’ye karşı korumayı içeriyor. Dolayısıyla Şam yönetimi şayet İran ile bağlarını kopartacaksa İsrail’in bu açığı kapatacak şekilde mali, siyasi destek için diğer Arap ülkeleri ve ABD üzerindeki nüfuzunu kullanmasını istiyor.

İsrail, iç savaşla önemli ölçüde güç kaybeden, ekonomisi çöken Suriye’ye ‘İran ile ipleri kopart sana destek vereyim’ diyerek hem kendisini güvenceye almaya hem de Suriye üzerinden gelebilecek İran tehdidini bertaraf etmeye çalışıyor. Şayet Rusya’nın bu plan çerçevesinde hedefleri gerçekleşirse İran bölgede büyük güç kaybedecek. Nitekim bu görüşmeler sonrasında İsrail, Suriye’deki İran hedeflerine en ağır hava bombardımanlarından birisini gerçekleştirdi. Deyri Zor ve Ebu Kemal’deki İran ve Hizbullah üslerine ağır hasar verdi. Bu saldırıyla İsrail İran ve Hizbullah güçleri yanında Suriye ordusunu da hedef alarak, Şam yönetimiyle bir yandan müzakere yürütürken diğer yandan da anlaşma olmadığı takdirde neler olacağı konusunda mesaj verdi!

Diğer yandan Biden Yönetimi’nin, Suriye’deki Kürtlerin, PYD-YPG-SDG’nin en büyük destekçisi ve organizatörü Brett McGurk’u Ortadoğu Koordinatörlüğü görevine getirmesi, Rusya’nın Şam yönetimi ile Kürtleri uzlaştırma girişimlerini sıkıntıya sokacaktır. ABD desteği güçlenen Suriye Kürtleri, muhtemelen Şam yönetimi ile anlaşmak için çok daha fazla taviz talep edecektir.

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE SURİYE’DE, güney sınırlarımızda çok ciddi değişiklikler ve hareketlenmeler olacağını öngörmekteyim. Rusya’nın İsrail ile Suriye’yi bir araya getirerek anlaşma müzakerelerini başlatması, bölgedeki siyasi-askeri dengeler açısından oldukça radikal değişimleri ortaya çıkartacaktır!

4.Bir süredir Türkiye’nin masa dışında kaldığı Mısır’ın giderek ağırlığını koyduğu Libya’da siyasi çözüm konusunda önemli ve sıcak gelişmeler yaşanıyor. Çözüm müzakerelerinin yeni süreci Mısır’ın koordinasyonunda geçen hafta gerçekleştirildi. Libya’da 24 Aralık 2021’de yapılacak seçimler öncesinde Yeni Libya Anayasası için Anayasa Referandumu yapılması konusunda mutabakata varıldı.

Mısır’ın ev sahipliği ve koordinasyonuyla, BM Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) gözetiminde yapılan “Libya Anayasa Komitesi” görüşmelerinde varılan mutabakatın ayrıntıları, şubat ayındaki ikinci tur müzakerelerde netleştirilecek. Referandum ve 2021 hükümet ve parlamento seçimleri için siyasi yol haritasının hazırlanacak. Libya'nın yeni anayasasını hazırlayan komisyonun üyeleri, iç savaştaki tarafları temsil eden, Libya Devlet Yüksek Konseyi (Trablus yönetimi) ile Tobruk Temsilciler Meclisi'nden (Mareşal Hafter ve Meclis Başkanı Akila Salih) tarafından görevlendirilip, yetkilendirilen heyetlerden oluşuyor.

Ağustos ayındaki kalıcı ateşkes anlaşmasından sonra Cenevre, Kahire ve Tunus’ta sürdürülen görüşmelerde devlet kurumlarının birleştirilmesi, petrol üretiminin yeniden başlatılması, petrol gelirlerinin Libya Merkez Bankası’nda her iki tarafın da denetim ve gözetiminde olması ve Libya’daki tüm yabancı askeri güçlerle, paralı milislerin üç ay içinde ülkeden çıkartılması konusunda mutabakat sağlandığı açıklandı. Yabancı askeri ve silahlı paralı güçlerin ülkeyi terk etmesi için tanınan üç aylık süre geçtiğimiz hafta cumartesi günü doldu.

Türkiye Trablus yönetimiyle imzaladığı Askeri İşbirliği ve Savunma Anlaşması çerçevesinde Libya’da asker bulunduruyor. Hatırlanacağı gibi; TBMM’den geçirilen tezkere ile TSK’nın Libya’daki süresi 2 Ocak’tan itibaren Temmuz 2022 sonuna kadar 18 ay daha uzatılmıştı. Libya’da ayrıca çok sayıda yabancı silahlı cihatçı grupların milisleri, Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerler, bazı bölgelerde Fransız askerleri de bulunuyor.

Yabancı askeri güçlerin Libya’dan ayrılmasıyla ilgili mutabakatın Trablus ve Tobruk yönetimlerince nasıl hayata geçirileceği, BM’nin bu konuda devreye girip girmeyeceği ya da BM Güvenlik Konseyi’nden bu yönde bir karar çıkartılıp çıkartılamayacağı belirsizliğini koruyor. Ancak her koşulda yeni anayasa hazırlanarak referanduma sunulması konusunda mutabakata varılması, Libya’da iç savaşın sona ermesi ve ülkenin barışa kavuşması adına çok önemli bir gelişmedir.

5.Dışişleri Bakanı’nın Brüksel temaslarında, AB kurmayları ‘Artık hukuk, demokrasi, insan hakları alanında somut adımlar ve uygulamalar görmek istiyoruz’ dedi. Vize Serbestisi ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın (GBA) revizyonu için ortaya konulan kriterler 5 yıldır karşılanmadı, bu yönde bir niyet de yok. Muhtemelen AP’nin Mart oturumunda Türkiye için tam üyelik yerine ‘Özel İlişki’ statüsüne geçilmesi kabul edilecektir.

Dışişleri Bakanının Brüksel’de bulunduğu sırada AP’de kabul edilen bir karar tasarısı, atılacak adımlar konusunda iktidarın önünde sınırlı zamanda yapılması gereken çok ciddi işler olduğunu gösterdi. AP kararlarının bağlayıcılığı olmasa da Mart ayındaki Liderler Zirvesi’ne yönelik tavsiye ve çağrıların dikkate alınması ihtimali oldukça yüksek. Ayrıca AP kararları, AB Komisyonu ve AB Konseyi üzerinde siyasi baskı oluşturuyor. Kabul edilen kararlarda AİHM ve AYM kararlarının derhal uygulanması ve yasal adımlar atılması isteniyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 21 Mart’taki toplantısında AİHM’nin Demirtaş kararı ve diğer kararlarının Türkiye tarafından uygulanmamasının ivedilikle ele alınarak görüşülmesi ve AİHM Büyük Daire Kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Türkiye’ye karşı tüm adımların atılması isteniyor. Türkiye Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği” gerekçesiyle Nisan 2017'de AKPM tarafından yeniden “denetim sürecine” alındı. Bu süreçten çıkmayı sağlayacak reform adımları atılmadıkça tam üyelik müzakereleri güç görünüyor!

Yerine getirilmeyen bir diğer kriter yolsuzlukla, rüşvetle mücadele, kamu harcamaları ve ihalelerinin şeffaflaştırılması. Avrupa Konseyi bünyesinde kurulmuş olan ve Türkiye’nin de üyesi olduğu yolsuzlukla mücadele organizasyonu GRECO’nun kurallarıyla uyumlu yasalar çıkartılması. İktidarın yıllardır AB kriterlerine uyum konusunda niye istekli olmadığı açık. Varlık Fonu’nu Sayıştay ve TBMM denetiminden niye kaçırdığı GRECO ilkelerine bakıldığında anlaşılıyor. Çevre Koruma Ajansı yasasıyla oluşturulacak 10 milyarlık yeni fon da Sayıştay-TBMM denetimi dışına çıkarıldı. Yerine getirilmeyen üçüncü kriter AB ile ‘Adli Yardımlaşma Sistemi’nin kurulması. Bu konuda da Türkiye’nin çekincesi GKRY ile işbirliğine girilecek olması.

Böyle bir durum aynı zamanda GKRY’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak resmen tanınması anlamına geliyor ve Türkiye bunu kabul etmiyor. Bu koşullarda da vize serbestisi anlaşması ya da GBA’nın güncellenmesi anlaşmasının sonuçlanması zor görünüyor!

6.ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın yemin töreninin ertesi günü Irak’ın başkentinde Bağdat’ta 21 Ocak’ta gerçekleşen intihar saldırılarını IŞİD’in üstlenmesi dikkat çekicidir! MSB Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanının Bağdat ve Erbil ziyaretlerinde terörle mücadele konusunda işbirliği ele alınırken, uzun süredir varlığı unutulan şeriatçı-katliamcı terör örgütü IŞİD’in yeniden ortaya çıkması tehlikeli sürecin başlangıcına işaret etmektedir!

IŞİD’in yenildiğini ilan eden Trump yönetiminin gidişinden bir gün sonra Bağdat’taki bu saldırı, Irak ve Arap medyasında ‘IŞİD’i var eden Obama yönetiminin devamı olarak görülen Biden üzerinden dünyaya mesaj’ başlıklarıyla yorumlanıyor. Bağdat saldırısından bir gün önce de IŞİD’in Suriye’de Esad güçlerine ağır bir saldırı düzenlemesine vurgu yapılarak; ‘IŞİD Suriye ordusuna saldırarak Trump’ı uğurlarken, Bağdat’ta da pazar yerini bombalayarak Biden’i karşıladı’ paylaşımları yapılıyor.

Biden’ın göreve başlamasından hemen sonra da Kuzey Irak’taki ABD birliklerinden önemli sayıda bir gücün Kuzey Suriye’ye geçerek SDG kontrolündeki bölgelerde ve Deyri Zor’daki petrol üretim bölgeleri etrafında konuşlandırıldı. Bunun yanı sıra önemli miktarda ağır silah ve teçhizat nakli de yapıldı. Eş zamanlı olarak Rusya’nın ve Suriye Ordusu’nun da bölgedeki askeri güçlerini takviye ettikleri kaydediliyor. Gelişmeler sıcak çatışmaların başlayacağı, hızlanacağı şeklinde yorumlanabilir. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’deki bu hareketlenmenin diğer boyutu da ülkemizi de ilgilendiriyor.

Biden yönetiminin Ortadoğu politikasının nasıl şekilleneceği, Irak ve Suriye’deki gelişmelerin, süreçlerin yönünü de etkileyecektir. Obama döneminde Suriye’de Esad’ı devirmek üzere cihatçı muhaliflere destek veren Suudi Arabistan, BAE, Katar, Türkiye, ABD ile birlikte hareket ediyordu. Sonrasında Trump ile birlikte Suudiler ve BAE çekildi. Katar ve Türkiye’nin işbirliği devam etti. Trump son görev gününde Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) satışına onay veren kararı imzaladı. Biden yönetiminin Suudi ve BAE’ye yönelik yaklaşımı Irak ve Suriye’deki olası gelişmelerde belirleyici bir unsur olabilir. Türkiye ile ilgili tutumu da buna eklemek gerekiyor.

ABD yeni Dışişleri Bakanı’nın S-400 yaptırımlarının genişletilebileceğini içeren açıklamaları ve Türkiye’den ‘Sözde stratejik ortak’ diye söz etmesi bu açıdan zorlu bir dönemin işaretlerini veriyor. Aynı zamanda Şeriatçı-Cihatçı-Radikal terörün bölgemizdeki diğer boyutlarıyla birlikte önümüzdeki dönemin sıcak alanlarından birisi olacağını işaret ediyor!

7.Toplumsal yaşamın yanı sıra ülke ekonomisini de ağır tehdit altında bırakan susuzluk ve kuraklık tehdidi, iktidarın 19 yıldır uyguladığı, rant, betonlaşma, doğa ve ormanların tahribi, iktidar müteahhitlerine dağıtılan HES lisanslarıyla doğal yaşamın yok edilmesi politikalarının sonucudur. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi tarafından yayınlanan uydu haritalarıyla Türkiye’nin doğasının nasıl ‘kurutulduğunun’ dehşet boyutları sergilendi!

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu susuzluk ve kuraklık tehdidinin boyutları NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) tarafından tespit edilerek Türkiye’ye yönelik uyarılar gündeme getirildi. NASA’nın earthobservatory.nasa.gov adlı internet sitesinde yayınlanan uydu görüntüleri Türkiye’nin büyük bir kısmının şiddetli bir kuraklıkla yüz yüze olduğunu sergiliyor. İstanbul’a su sağlayan çok sayıdaki su kaynağı ve havzanın 15 yılın en düşük su depolama seviyelerine düştüğüne dikkat çekiliyor. Koşulların bu şekilde devam etmesi durumunda başta tarım olmak üzere toplumsal ve doğal yaşamın, beslenmenin, ülke ekonomisinin büyük bir tehdit altında kalabileceği vurgulanıyor. Uydular üzerinden çekilen görüntülerle hazırlanan haritalarda 11 Ocak 2021 itibarıyla yeraltı sularının düzeyi de gösteriliyor. 1948-2010 arasındaki dönemin kıyaslandığı haritada su alanlarının ve yeraltı sularının nasıl değişim gösterdiğine dikkat çekiliyor.

Akiferlerdeki yeraltı suyunun, birçok ülkede ürün sulama ve içme suyu için önemli bir kaynak olduğu ve ayrıca kurak dönemlerde akarsuları besleyebileceğini dile getiren NASA ikinci haritada ise, 11 Ocak 2021 itibarıyla bitkilerin kök salma bölgesi olarak adlandırılan toprağın en üst kısmındaki toprak nemi tahminlerini gösteriyor. Bu bölgedeki nemin, doğal yetiştirme için mevcut su olduğu, tarım için hayati olan bu suyla ürün alındığı belirtiliyor.

NASA’nın yanı sıra Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye merkezi tarafından yapılan çalışma sonrasındaki açıklamada da Türkiye’nin su kaynaklarının risk altında olduğu belirtilerek, sadece yüzey sularının değil yeraltı sularının da seviyesinin alarm verdiği kaydedildi. Türkiye’nin dünyanın uyarılarına neden olacak düzeyde bir susuzluk ve kuraklık tehdidiyle karşı karşıya kalmasının tek sorumlusu iktidardır. 19 yıldır doğa, orman, kıyıları, meraları, otlakları rant uğruna yapılaşmaya açıldı, maden ruhsatlarıyla yeşil alanları, zeytinlikler, fındık bahçeleri yok edildi. Yağmuru, yağışı çeken tetikleyen yeşildir, ormandır. Yağan yağmurun toprakla buluşmasını, dereye, çaya ulaşmasını, yeraltında depolanmasını, toprağı nemlendirerek bitkilere hayat vermesini engelleyen ise betondur, asfalttır.

Başta İstanbul olmak üzere tüm kentleri, kasabaları beton ormanına çeviren iktidarın inşaat-rant-beton politikalarıdır. Taşocakları, maden ocakları, dağların, kayaların patlatılarak dümdüz edilmesiyle kayaların arasından sızarak yeraltında toplanan yeraltı su kaynakları yok edildi.

Aslında NASA’nın 11 Ocak 2021’de görüp uyardığı tabloyu biz yıllardır biliyoruz, görüyoruz, iktidarı uyarıyoruz. Kentlere ihanet ettiklerini, mezarlıklar dışında yeşil alan bırakmadıklarını söyleyen de kendileri, Cumhurbaşkanına bir satırlık kararla dilediği ormanı yok etme, yapılaşmaya açma, kıyıları ranta çevirme yetkisi veren de kendileri!

Karadeniz’de HES projeleriyle tüm su kaynakları ağır tahribata uğradı. Ülkemizin en çok yağış alan en yeşil bölgesi kuraklığın, tahribatın pençesine düşürüldü. İstanbul’un akciğerleri Kuzey Ormanları, Istrancalar Kuzey Marmara Otoyol projesinde kesilen milyonlarca ağaçla yok edildi. Yağmurun soluğu kesildi hâlâ Kanal İstanbul rantı peşindeler.

AK Parti iktidarı döneminde milyarlarca ton asfalt ve betonla kaplandı ülkenin her yanı. Üç Van gölü büyüklüğünde sulak alan, su havzaları yok edildi. Bu kadar betonla sadece toprağın üstündeki su varlığımız değil altındaki su kaynaklarımız da kurudu. Çocukluğumuzda coğrafya kitaplarında okuyup öğrendiğimiz ‘Göller Bölgesi’ artık çöle dönüştü. Akiferlerin yok edilmesi kayalardan, kayaların gözeneklerinden yeraltına sızan yağmur, karın yolunun kesilmesidir. İnşaat uğruna taş ocaklarında dinamitlerle patlatılıp yok edilen dağlar, kayalarla suyun yolu kesildi. Altın hırsı uğruna Valilik izniyle bir gecede binlerce yıllık doğa harikası Dipsiz Göl yok edildi. İktidarın DSİ’ye uygulattığı ‘Bin günde bin gölet’ projesiyle Anadolu’nun dört bir yanında müteahhitlere inşa ettirlen beton göletler için derelerin, göllerin suyu kurutuldu.

Tarım ve Orman Bakanı şimdi çıkmış 30 milyar harcayarak 2023’e kadar 150 yeraltı barajı inşa edeceklerini, 25 yeraltı barajının yakında Cumhurbaşkanı tarafından toplu açılışının yapılacağını söylüyor. Yer üstünde müteahhitlere aktardıkları baraj, santral, yol, köprü, Şehir Hastanesi vb. rantlardan sonra şimdi yeraltına el attılar. Bu nasıl bir talan ve doymazlık politikasıdır!

NASA’nın gördüğünü Meteoroloji Genel Müdürlüğü de görüyor ve en kurak dönemin yaşandığı uyarısında bulunuyor. Bunun için iktidarın bir planı, programı, eylem planı var mı ortada? Yok bilmiyoruz. Yağmur yağmadığı zaman kuraklık, yağdığı zaman ise betonlaşmadan dolayı gidecek yol bulamayan sular sele dönüşüyor. Salgın’dan daha büyük bir tehlike ülkemizi tehdit ediyor!

8.Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan 2021 Yılı Yatırım Programı yayınlanarak yürürlüğe girdi. 2020’de kamu bankalarının dağıttığı sübvansiyonlu düşük faizli kredilerle bile artmayan, ekside kalan özel sektör yatırımlarının bu yıl çoğu batığa dönüşen, geri ödenemeyen kredilerin yanı sıra yüzde 25’e dayanan mevcut kredi faizleriyle patlama yapmasını öngören bu programa kimseyi inandıramazlar!

İktidar, 2021 yılı Yatırım Programı’yla “hayal” pazarlıyor. Tıpkı 2021 bütçesi ve ilan edilen üç yıllık OVP ve Yeni Ekonomi Programı (YEP hedeflerinin daha iki ay geçmeden art arda anlamsız hale gelmesi gibi tamamıyla kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm bu program ile de iktidar hayal pazarlama peşinde.

Cumhurbaşkanı imzasıyla yayınlanan programa bakılırsa bu yıl yatırımlarda yüzde 6,15 reel büyüme hedefleniyor. OVP ve 2021 bütçesindeki harcama kalemleriyle, gelir kalemleri esas alınarak belirlenen hedefler doğrultusunda kamu yatırımlarında yüzde 13,24, özel sektör yatırımlarında ise yüzde 5,22 büyüme öngörülmüş.

Sektörler itibarıyla da;

Tarımda yüzde 24,46,

Eğitimde yüzde 24,59,

Sağlıkta yüzde 29,88,

İmalat sanayiinde yüzde 6,91,

Enerjide yüzde 6,72,

Ulaştırmada yüzde 5,56,

Konutta yüzde 3,40 yatırım artışı ve büyüme hedeflenirken,

Turizmde eksi yüzde 19,30,

Madencilikte eksi yüzde 18,65, yatırım daralması tahmininde bulunuluyor.

Program hedeflerine bakıldığında kamu yatırımlarının tarımda yüzde 47,51, enerjide yüzde 6,77, ulaştırmada yüzde 2,14, konutta yüzde 59,83, eğitimde yüzde 64,45 büyüyeceği öngörülürken, özel sektörün ise turizm sektöründeki yatırım daralması dışında tüm sektörlerde yatırım büyümesi hedefleniyor.

Ancak bu yatırım programının hiçbir gerçekliğinin olmadığını söylemek yanlış olmaz. Kamu yatırımlarının neredeyse tamamıyla durduğu, bütçede kaynak kalmadığı, salgında millete doğru düzgün destek dahi verilemeyen geçen yılda bile bütçe açığı rekor düzeye ulaştı.

Hazinenin yüksek faizle borçlanarak devletin çarklarını döndürdüğü iç ve dış borçların katlandığı 2020’ye karşılık 2021 bütçesinde de farklı bir tablo söz konusu değil. Sadece 180 milyar lirası faiz ödemelerine ayrılan bu yılın bütçesinde yükselmeye devam eden faizlerle bütçedeki bu faiz ödeneğinin aşılacağı bugünden belli. Kamu yatırımlarının yüzde 13’ün üzerinde artması olanaksız, bu da biliniyor. Şayet bu hedef hayata geçirilmek istenirse kaynak bulmak için ne bütçe açığını ne de faizleri kimse tutamaz!

Özel sektör için öngörülen yatırım büyümesi tamamıyla gerçek dışı. Faizlerin siyasi talimatla zoraki düşük tutulduğu, kamu bankalarına düşük faizlerle kredi dağıttırıldığı, özel bankaların kredi vermeye zorlandığı, 128 milyar dolarlık rezerv satılarak döviz kurlarının bastırıldığı geçen yıl bile özel sektör yatırımları ekside kaldı. Bırakın yeni yatırımı düşük faizle aldıkları kredileri bile geri ödemekte zorlanan, çoğu kredinin batığa dönüştüğü bir ekonomik ortam söz konusu.

Geçen yıl tablo bu iken, şimdi art arda yapılan faiz artışlarıyla yüzde 23-25’lere dayanan kredi faizleriyle, özel sektörün yatırım patlaması yapacağını öngörmek, bu programı ilk günden bir kâğıt parçası haline getiriyor.

MB toplantısından sonra yapılan açıklamada ‘uzun süre daha parasal sıkılaştırmanı devam edeceği, gerekirse yeni faiz artışlarına gidileceği’ vurgulanıyor. Yani yakın gelecekte faizlerde bir düşüş, parasal genişleme, kredi hacminde artış söz konusu değil. Yükseltilen faizlere rağmen yurt dışından da doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi yok. Gelen sadece sıcak para o da swap ve spekülasyonla yüksek faizden kazanç elde etme peşinde. MB’nin kasasında yeterli döviz yok.

Yani özel sektör neyle ve nasıl yatırım yapacak? Bütçenin, hazinenin hali ortada, kamu nasıl yatırım yapacak. İlla da zorlanırsa bu kez hem özel sektör hem devlet dibe vuracak.

CB Erdoğan hem faiz artışını ‘acı ilaç-acı reçete’ diye savunup halktan sabır istiyor hem de yüksek faize karşı olduğunu bu faiz oranlarıyla kimsenin yatırım yapmayacağını söyleyip kendi icraatlarından kendisi şikayet ediyor!

O zaman bu yatırım programını ve hedeflerini kim hazırlıyor? Her gün ekranlarda ‘Ekonominin sahibi de tek sorumlusu da benim. Ekonomi benden sorulur’ diyen, bu faizlerle yatırım yapılamayacağını söyleyen CB Erdoğan, altına imza atıp resmi gazetede yayınlattığı bu programdan bihaber mi?

9.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) 2020 Aralık ayına ait kurulan ve kapanan şirket istatistikleri ile ilgili son açıkladığı veriler, vahim bir tabloyu işaret ediyor. CB Erdoğan “Bazı dostlar, diyorlar ki ‘dükkânlar kapanıyor, şirketler kapanıyor.’ Kapanan falan yok.” derken anlaşılan kendisinin her söylediğini alkışlayan TOBB’un Ticaret Sicili istatistiklerinden de habersiz! Ya da tabloya tersten bakıyor!

2020 Aralık ayında bir önceki aya göre;

Kurulan

Şirket sayısı yüzde 2,21

Kooperatif sayısı yüzde 26,55 oranında azalırken,

 

Kapanan

Şirket sayısında bir ayda yüzde 221,46,

Kooperatif sayısında yüzde 533,33

Gerçek kişi ticari işletme sayısında ise yüzde 242,87 oranında artış söz konusudur.

İLAN TÜRÜ

ŞİRKET TÜRÜ

2020 ARALIK

2020 KASIM

Bir Önceki Aya Göre Değişim (%)

KURULAN

Şirket

8.477

8.669

-2,21

Kooperatif

83

113

-26,55

Ger.Kişi Tic.İşl.

3.137

2.397

30,87

TASFİYE

Şirket

1.918

996

92,57

Kooperatif

29

28

3,57

KAPANAN

Şirket

3.160

983

221,46

Kooperatif

19

3

533,33

Ger.Kişi Tic.İşl.

4.471

1.304

242,87