Şafak Can Hınıslı yazdı: “Bir asrın ardından Cumhuriyet“
Ankara…
1923 yılının 29 Ekim akşamı.
Sonbahar, bozkırın üzerine çoktan çökmüş.
Birinci Meclis’in pencerelerinden ışıklar sızıyor. İçeride hararetli konuşmalar, koridorlarda telaşlı adımlar, dışarıda memleketin kaderini değiştirecek bir haberin beklentisi…
Saatler 20.30’u gösterdiğinde Cumhuriyet ilan ediliyor.
Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçiliyor.
Biraz sonra Ankara semalarında top sesleri duyulacak.
Yıllardır savaş haberleriyle yaşamış bir millet, bu defa topların sesini sevinçle karşılayacak.
O gece Ankara’da bulunan insanların neler hissettiğini düşünüyorum.
Cepheden dönmüş bir asker…
Eşini savaşta kaybetmiş bir kadın…
Anadolu’nun uzak bir köyünde sabahın olmasını bekleyen çocuklar…
Henüz hiçbiri önlerinde nasıl bir yüzyıl bulunduğunu bilmiyordu.
Ama artık memleketin bir adı vardı.
Türkiye Cumhuriyeti.
Ve o adın içinde koca bir milletin geleceği saklıydı.
★
BİR MİLLETİN UZUN YÜRÜYÜŞÜ
Cumhuriyet’in hikâyesini anlatmaya 29 Ekim’den başlamak yetmiyor.
Bir de Samsun’a gitmek gerekiyor.
19 Mayıs 1919 sabahına…
Ardından Amasya’ya, Erzurum’a, Sivas’a…
Ankara’nın henüz başkent olmadığı günlere…
Mustafa Kemal’in Anadolu yollarında geçirdiği o uzun gecelere…
Yolculukların, toplantıların, telgrafların ve memleketin dört bir yanından gelen haberlerin arasında büyüyen bir bağımsızlık düşüncesine.
Bugün tarih kitaplarında birkaç sayfada okuduğumuz o yıllar, yaşayanlar için bitmek bilmeyen bir belirsizlikti.
İstanbul işgal altındaydı.
Ordular dağıtılmıştı.
Memleketin pek çok köşesinde yoksulluk hüküm sürüyordu.
Bir tarafta işgalin ağırlığı, öte tarafta geleceğine sahip çıkmak isteyen insanların iradesi vardı.
Mustafa Kemal, o günlerde milletin kaderini yine milletin belirleyeceği bir düzenin temellerini atıyordu.
Amasya’da yazılan cümle, yıllar sonra Cumhuriyet’in ruhunda yaşayacaktı.
“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığı, Anadolu’nun kasabalarından Ankara’daki Meclis’e böyle taşındı.
★
MUSTAFA KEMAL’İN BÜYÜK HAYALİ
Atatürk’ün hayatına baktığımda beni en çok etkileyen taraflarından biri, yaşadığı çağın çok ötesini düşünebilmesidir.
Savaşın ortasında eğitimi…
Yoksulluğun içinde kalkınmayı…
Yıkılmış şehirlerin arasında yeni bir ülkenin kurumlarını düşünmek…
1921 yılında cephelerde mücadele sürerken Ankara’da Maarif Kongresi’nin toplanması, bu bakımdan çok şey anlatıyor.
Henüz savaş kazanılmamıştı.
Fakat yetişecek çocukların nasıl bir eğitim alacağı konuşuluyordu.
Bir öğretmenin sınıfa gireceği gün, cephede verilecek kararlar kadar önemseniyordu.
Mustafa Kemal’in zihnindeki memleketin büyüklüğü burada görülüyor.
Okullar açılacaktı.
Kadınlar toplumsal yaşamda daha güçlü yer alacaktı.
Bilim, sanat ve kültür gelişecekti.
Anadolu’nun demiryollarıyla birbirine bağlanan şehirlerinde yeni hayatlar kurulacaktı.
Cumhuriyet, bütün bu hayallerin gerçekleşebileceği zemini hazırlıyordu.
Bir çocuğun doğduğu köyden çıkıp öğretmen, doktor, mühendis olabilmesi…
Bir kadının kendi geleceği üzerinde söz sahibi olması…
Bir çiftçinin, işçinin, öğrencinin aynı ülkenin eşit yurttaşları olarak yaşayabilmesi…
Atatürk’ün bıraktığı en büyük mirasın içinde bu insan hikâyeleri de var.
★
BİR ÜLKENİN YÜZÜ DEĞİŞİRKEN
Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalan fotoğraflara bakmayı severim.
Ankara’nın tozlu sokakları…
Yeni yapılmış okul binaları…
İstasyonlarda bekleyen kalabalıklar…
Kara tahtanın önünde duran öğretmenler…
Fabrikaların açılışlarında yan yana gelen insanlar…
O fotoğraflarda büyük bir heyecan hissediliyor.
Yeni kurulan bir devletin imkânları sınırlıydı. Anadolu’nun pek çok yerinde elektrik, yol, sağlık hizmeti ve eğitim büyük ihtiyaçtı.
Yapılacak iş çoktu.
Cumhuriyet’in kurucu kuşağı bütün bunların üstesinden gelmek için çalıştı.
Harf Devrimi’yle okuryazarlığın yaygınlaştırılması hedeflendi. Üniversiteler yeniden düzenlendi. Sanayi kuruluşları açıldı. Kadınlara siyasal haklar tanındı.
Köylerde ve şehirlerde hayat değişmeye başladı.
Elbette bir ülkenin dönüşümü tek bir kuşağın ömrüne sığmıyor.
Cumhuriyet de yıllar boyunca yeni kazanımların, tartışmaların, güçlüklerin ve toplumsal değişimlerin içinden geçerek bugüne ulaştı.
Bütün bu yolculuğun merkezinde, yurttaşın kendi geleceğinde söz sahibi olması düşüncesi duruyor.
★
YÜZ ÜÇ YIL SONRA
Bugün Cumhuriyet’in 103. yılını kutluyoruz.
Bir asrı geride bırakmış, ikinci yüzyılının üçüncü yılına ulaşmış bir ülkeyiz.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet artık çocuklarımızın, torunlarımızın ve henüz dünyaya gelmemiş kuşakların da emaneti.
Böyle yıldönümlerinde insan ister istemez geçmişe dönüyor.
Anıtkabir’in merdivenlerini çıkan insanları düşünüyorum.
Ellerinde Türk bayrakları taşıyan çocukları…
Okul bahçelerinde şiir okumak için sırasını bekleyen öğrencileri…
Yakasına Atatürk rozeti takan yaşlı bir Cumhuriyet kadınını…
Ve yıllar önce aynı bayramı kutlamış, bugün aramızda bulunmayan insanları…
Her kuşağın Cumhuriyet’le kurduğu bağın içinde kendi hayatından bir parça var.
Kimisi ilk okuduğu kitabı hatırlıyor.
Kimisi köyünden çıkıp üniversiteye gittiği günü.
Kimisi öğretmeninin sesini, kimisi babasının anlattığı eski bayramları…
Cumhuriyet’in hafızası, milyonlarca insanın hatıralarıyla büyüyor.
★
SONSUZA KADAR CUMHURİYET
29 Ekim akşamına yeniden dönüyorum.
Ankara’nın o serin sonbahar gecesine…
Meclis’in ışıklarına…
Sokaklarda yankılanan top seslerine…
Mustafa Kemal’in yıllardır zihninde taşıdığı büyük düşüncenin artık bir devletin adı olduğu o ana…
O gece ilan edilen Cumhuriyet, yüz üç yıldır bu topraklarda yaşıyor.
Bunca zaman içinde nice nesiller geldi geçti.
Şehirler büyüdü.
Yollar uzadı.
Dünya değişti.
Ama 29 Ekim 1923’te milletin eline verilen o büyük sorumluluk, bugün de aynı yerde duruyor.
Cumhuriyet’i yaşatmak, onun değerlerini günlük hayatımızda korumakla mümkün.
Hukuka sahip çıkarak…
Bilimin ışığında yürüyerek…
Çocukların eğitimine, kadınların özgürlüğüne, yurttaşların eşitliğine önem vererek…
Memleketin geleceği için çalışarak…
Atatürk’ü anlamanın en güzel yollarından biri de onun yarım kalmasına razı olmayacağı işleri tamamlamaya gayret etmektir.
Çünkü Cumhuriyet, her kuşağın emeğiyle geleceğe taşınacak büyük bir ortak eserdir.
Yahya Kemal’in bir başka şiirinde söylediği gibi:
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz.”
Bugün o milletin çocuklarıyız.
Kocatepe’de başlayan yürüyüşün, Ankara’da kurulan Meclis’in, 29 Ekim gecesi yükselen sevinç seslerinin mirasçılarıyız.
Yüz üç yıl önce bir millet, geleceğini kendi ellerine aldı.
O gün açılan yolun üzerinde bugün biz yürüyoruz.
Yarın çocuklarımız yürüyecek.
Ve her 29 Ekim sabahı, Cumhuriyet’in ilk günündeki o büyük heyecan yeniden doğacak.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Minnetle, özlemle, saygıyla…
Sonsuza kadar Cumhuriyet.
Yeni Soluk
Yorum Yap