Şafak Can Hınıslı yazdı: “Aşk yazmayacağım”

İstanbul’da her mevsim, her ay bir başka güzeldir. Bazen şiir yazdırır, bazen ise roman… Mart ayı da onlardan biridir, bahar ufak ufak kendini belli etmeye başlar. Gelgitlidir, soğuğu ayazdır ama yalancı güneşi de vardır, romantik yazılar yazmaya davet eder. Boğaz’ın rüzgârı, erguvanın habercisi olan o ilk güneş, sahilde yürüyen insanlar… Öyle ya; bir yazar için, bir köşe yazarı için aşk yazmak kolaydır.

Ama bazı günlerde aşk yazmak insanın içine sinmez.

Çünkü bazı tarihler vardır; takvimden silinse bile hafızadan silinmez.

19 Mart 2025 de onlardan biri.

Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının gözaltına alınmasının ve ardından tutuklanmasının üzerinden üzerinden tam bir yıl geçti. O gün İstanbul’un kalbi başka türlü atıyordu. Adliyelerin önü, meydanlar, parti binaları… Şehir adeta bir sınavdan geçiyordu.

Bir yıl geçti.

Şehir yine aynı şehir. Boğaz aynı yerde akıyor. Mart rüzgârı yine yüzümüze çarpıyor. Ama bazı insanların sesi hâlâ çıkmıyor.

Oysa o günlerde bazıları geri çekilmedi.

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte İstanbul’da bir siyasi refleks oluştu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sayısız parti büyüğü ve emekçisi en önemlisi CHP tabanı geri adım atmadı. İstanbul’un farklı ilçelerinde belediye başkanları mücadele etti. Sokakta, kürsüde, meydanda kaldılar. Siyasetin doğası gereği risk aldılar.

Ve bugün çoğu hâlâ tutuklu.

Bir şehrin siyaseti bazen meydanlarda yapılır. Ama çoğu zaman evlerin içinde yaşanır. Bir sofrada eksilen sandalye, bir annenin bekleyişi, bir çocuğun sorduğu soru…

Bu yüzden mücadele edenlerin hakkını teslim etmek yalnızca bir siyasi tercih değildir; vicdan meselesidir.

Ve bu yüzden mücadele edenleri anmak bir nezaket de değil, bir borçtur.

Ama asıl mesele başka.

Bu şehirde kalemi olan insanlar var. Yazma kudreti olan gazeteciler, yorumcular, köşe yazarları…

Bir kısmı o günlerde konuştu.

Bir kısmı ise sessizleşti.

Konfor alanı insanı çok hızlı sarar.

Bir süre sonra insan sessizliğin de bir tercih olduğunu fark etmez.

Oysa gazetecilik de, köşe yazarlığı da konfor alanından çıkma mesleğidir.

Çünkü şehir suskunlukla yönetilmez.

Bugün İstanbul’un siyasi tarihinde zor bir dönemden geçiyoruz. Tutuklu belediye başkanları var, devam eden davalar var, belirsizlikler var. Ama aynı zamanda mücadele eden insanlar da var.

Ve tarih çoğu zaman kimin ne söylediğini değil, kimin sustuğunu da kaydeder.

Bu yüzden bugün kalem sahiplerine düşen şey çok basit bir hatırlatma:

Bu şehirde bazı insanlar konuşurken, bazıları sessiz kalıyorsa; tarih yalnızca konuşanları değil, susanları da kaydeder.

Ve bu ülkenin siyasi hafızasında çok eski bir söz vardır.

Taraf olmayan bertaraf olur.

HASAN AKGÜN RÖPORTAJININ ARDINDAN…

Silivri’de tutuklu bulunan seçilmiş Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün ile yaptığımız söyleşi beklediğimizden çok daha geniş bir karşılık buldu. Yeni Soluk’un internet sitesinde röportaj kısa sürede yüz binlerce okunmaya ulaştı. Basılı gazeteye olan ilgi ise ayrıca dikkat çekiciydi; birçok noktada gazetenin özellikle bu söyleşi için talep edildiğini görmek bizim için ayrı bir memnuniyet oldu.

Söyleşi yalnızca okurla sınırlı kalmadı. Yerel basından ulusal medyaya kadar pek çok mecrada yer buldu, alıntılandı, tartışıldı. Doğal olarak çoğunluğu olumlu değerlendirmelerden oluşan geri dönüşler aldık.

Elbette birkaç eleştiri de vardı.

Ama gazetecilikte eleştirinin olmadığı bir metin zaten ya okunmamıştır ya da tartışma yaratmamıştır. Bu yüzden gelen farklı görüşleri mesleğin tuzu biberi olarak görmek gerekir.

Sonuçta bir röportajın en önemli göstergesi şudur: konuşulması.

Ve görünen o ki bu söyleşi uzun süre konuşulmaya devam edecek.

YENİ SOLUK VE DİJİTALLEŞME…

Yeni Soluk İstanbul yıllardır basılı gazetede güçlü bir hafıza oluşturdu. Tasarımından içeriğine kadar her sayısında emeği, titizliği ve şehirle kurduğu bağı gösterdi. Ancak kabul etmek gerekir ki aynı iddiayı dijital alanda bugüne kadar tam anlamıyla ortaya koyamadık.

Bu bir eksiklikti.

Ama aynı zamanda yeni bir başlangıç için de önemli bir fırsat.

Önümüzdeki süreçte Yeni Soluk yalnızca basılı gazetesiyle değil, dijital mecralarıyla da çok daha güçlü bir yayıncılık anlayışı ortaya koyacak. Profesyonel kadrolarla, doğru içerik stratejileriyle ve güçlü bir editoryal disiplinle dijital alanda da iddialı bir döneme giriyoruz.

Çünkü artık biliyoruz ki bir gazetenin sesi yalnızca kâğıtta değil, ekranlarda da yankılanmalı.

Yeni Soluk, basılı sayfalarda kurduğu gücü şimdi dijitalde büyütmeye hazırlanıyor.