Kleopatra’dan Afrodit’e Afrodit’ten Kapalı Maraş’a bir Kıbrıs hikayesı

Bu yaz yakın bir zamanda bir Kıbrıs planınız varsa, tarihini öğrenmeden dönmeyin. Böyle bir düşünceniz yoksa, planlarınız arasına Kıbrıs’ı dahil etmeyi de ertelemeyin. Açıkcası ben bu adadaki tarihi geriye doğru en çok bin yıla kadar biliyordum ve özellikle bu adada tarih 1571’de Osmanlı ile başlayarak bugüne geldi sanıyordum. Adı üstünde ada işte kim yaşar ki üstünde? Oysa ki öyle derin bir geçmişi ve tarihi var ki bu adanın öğrendikçe hayranlığınız bir kere daha artıyor. M.Ö. ve antik çağlarda da öylesine zengin bir tarih yatıyor ki; araştırdıkça muhteşem tarihi figürler arasında kayboluyorsunuz.

Öncelikle şunu yazmalıyım ki bu deniz bu kum bu gökyüzünün güzelliği iki muhteşem kadından, Kleopatra ve Afrodit’ten geliyor. Bu adada bir efsaneye göre Afrodit dalgaların köpüğünden doğar. Bir ilk bahar sabahı, Kıbrıs adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz birden bire köpüklü beyaz bir dalga ile hareketlenir. Bu dalga ile birlikte bir sedef kabuğu kıyıya vurur. Sedefin kapağı açıldığında içinden güzeller güzeli Aphrodite çıkar. Beraberinde Aşk Tanrısı olan oğlu Eros da vardır. Kumsalda yürüdükçe bastığı yerlerde renk – renk güzel kokulu çiçekler açar…

Peki ama, Mısırlı Kleopatra’nın Kıbrıs’la ne ilgisi var?” mı diyeceksiniz? Aşk ve tarih olur da içinde Kıbrıs olmaz mı? Hele de bu aşk Ortadoğu ve Akdeniz yörüngesinde yaşanmışsa. Tarih boyunca bu coğrafyada hayat bulmuş bütün büyük uygarlıklar için Kıbrıs hep çok zengin bir ödül ve zemin olmuştur.
Jül Sezar öldükten sonra Roma imparatorluğu üç komutan tarafından yönetilir. Batı tarafının efsanevi komutanı Antonius ve Mısır Kraliçesi Kleopatra arasında Shakespeare’in de klasik tiyatro oyununa konu olan tutku, acı ve saplantılarla dolu bin yılların aşkı yaşanır. Antonius, büyük aşkı Kleopatra’ya kendi yönetiminde olan Kıbrıs’ı aşkının hediyesi olarak verir.

Hepimizin bildiği gibi bu büyük aşk, ünlü kahramanlarını intihara sürükler. Shakespeare Kleopatra’yı şöyle tanımlar:
“Yaş onu kurutamaz. Ne de alışkanlık bayatlatır/Sonsuz çeşitliği vardır; diğer kadınlar bıkkınlık verirler/Diğerleri iştahları beslerler. Fakat o insanı daha aç yapar/En çok tatmin ettiği zaman.”

Şimdi gelelim yakın tarihe. Tam 44 yıl öncesine. Dün uzun zamandır görmeyi çok çok arzuladığım bir bölgeyi görme şansı yakaladım. Gazimagosa’da Kapalı Maraş Bölgesi. Kapalı Maraş deyince bazı arkadaşlarım neden kapalı olduğunu sordular bana. Ordan burdan okuduğumla öğrendiğimle değil size ilk ağızdan, o bölgeden sorumlu bir komutandan aldığım bilgilerle anlatıcam. Siz kapalı maraş diyin ben terkedilmiş taş kesilmiş şehir diyeyim. Her yer beton yığını yıkık ve dökük! Bölgeden sorumlu komutan gezmeden önce küçük bir uyarı yaptı: “ Gezerken 1974 yılını, o yıllardaki teknolojiyi düşünerek gezin”.

Kaplı Maraş hayatımda kendimi en tuhaf hissettigim yerlerden biri. Her yıl Kıbrıs’a geldiğimde başka bir yere gitmem illa ki maraş’ın dibinde olacağım. Deniziyle gizemiyle görüntüsüyle beni çok çok etkiliyor bu bölge. Dikenli tellerin ardında bambaşka bir dünya var! Sessiz, karanlık ve adeta Tanrı tarafından taş edilmiş bir dünya! Sanki cezalandırılmış gibi. Ve sanki evlerde, mutfaklarda ocakta yemek varken gitmek zorunda kalmış insanlar, sanki birileri gömlek ütülerken ütüyü fişte bırakıp gitmiş… Öylece gidivermişler… Bütün o ihtişam kendini müthiş bir yoksunluga, kimsesizlige bırakmış, cok acayip, cok düşündürücü bir yer…

Bir zamanlar lüks otomobil galerilerinin ve otomobillerin olduğu, pahalı evlerin, ülkenin en iyi plajlarının ve Hollywood yıldızlarının da gözdesi günümüzün 7 yıldızlı otelinin bulunduğu Maraş, diğer bir adıyla Varosha 44 yıldır terk edilmiş durumda.

1970’li yılların başında Akdeniz Bölgesi’nin en gözde tatil noktalarından biri olan Maraş, Avrupa’nın milyoner iş adamlarına, dünyaca ünlü isimlere ev sahipliği yapmış. Kimler gelmiş kimler geçmiş: Sophia Loren, Elizabeth Taylor, Richard Burton, Raquel Welch, Brigitte Bardot,Marliyn Monroe ve dünyaca ünlü çok sayıda isim ve evleri…İngiliz Kraliyet ailesinin bölgede yaptığı Golden Sands Hotel, dünyanın ilk 7 yıldızlı oteli olarak anılıyormuş. Otelin içinde ulaşımı sağlayan bir de raylı sistem bulunuyormuş. Ayrıca arabayla otele girdikten sonra direkt odalara çıkmak mümkünmüş. Basamakların altın kaplı olduğu da söylentiler arasında.

Bölgede o dönemin en son teknolojisi bulunuyor; siyah beyaz televizyonlar, otomatik çamaşır makinaları, buzdolapları ve tüm elektronik aletlerin son teknolojisi kullanılıyormuş.
Türkiye’nin 14 Ağustos 1974’deki 2. askeri müdahelesinden sonra Maraş, TSK ve BM askerinin haricinde sivil halka kapatılmış. Halktan 3 saat içinde evlerini terketmeleri istenmiş. “ Siz gidin bir kaç gün içinde biz burayı geri alacağız” denilmiş. Oysa ki gidiş o gidiş!
Şehirdeki yapılar bu geçen zaman içinde yağmalanmış ve uzun süre kullanılmadıklarından dolayı harabeye dönüşmüş.

Aslında bu bölgenin geneli Kıbrıs Türk Evkaflarından Abdullah Paşa Vakfı, Lala Mustafa Paşa Vakfı ve Tekkelitika Vakfı’nın tapulu malı olduğu söylenmekte.
Annan Planı’na göre Rum tarafının denetimine bırakılması gereken Maraş, yapılan referandum ile Kıbrıs Türklerine bırakıldı. Ancak, bu durum bile hayalet şehre kilit vurulmasını engelleyemedi.
Şehirde 3000 iş yeri, 99 eğlence merkezi, 25 müze, 24 sinema ve tiyatro, 21 banka, 2 spor tesisi, 45 otel, 60 apartman otel, 4469 ev, 143 resmi daire, 9 kilise, mezarlık ve 8 okul bulunuyor.

Harekat sonrası hiçbir şeye dokunulmamış durumda. Her şey bırakıldığı gibi, son haliyle duruyor. Oysa bana göre en güzel deniz, en güzel sahil ve en ince kum burada. Umarım en kısa zamanda Türk kesminin lehine olumlu bir sonuç alınır ve bölgenin en önemli geçim kaynağı olan turizm tekrar eskisi gibi canlanır.

Turkuaz renkli deniz ve altın sarısı kumlardan Kleopatra ve Afrodit’e ve onların yüzü suyu hürmetine aşka selam olsun.

Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası