İntihar eden üniversite öğrencisi kızın ailesinden yeni açıklama

İstanbul Samatya'da denizde cesedi bulunan ve intihar ettiği bildirilen İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli'nin yaşamını yitirmesine ilişkin ailesinin verdiği polis ifadesi basına yansıdı. Aynı saatlerde ailenin taziyeleri kabul ettiği sırada söyledikleri de yazılı ve görsel basında kendine yer buldu.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Sibel Ünli'nin ölümüne ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında ailesinin ifadesine başvurduğu öğrenildi. Emniyet kaynaklarından yansıdığı kadarıyla Ünli'nin annesi Ayşe Ünli, kızının epilepsi hastası olduğunu ve fiziksel engellerinin bulunduğunu söyledi.

Anne Ünli'nin, kızının, çeşitli nedenlerle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yatılı tedavi gördüğünü anlattığı, ölümünü 4 Ocak'ta polislerden öğrendiklerini beyan ettiği de emniyet kaynaklarından yansıyan bilgiler arasında.

Anadolu Ajansı'nca yayımlanan bir habere göreyse bugün Sibel Ünli'nin ağabeyi Aydın Ünli ve babası Zeki Ünli Güngören'deki Batman İli Sason Teraşlılar Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Kültür Derneği'nde taziyeleri kabul ederken Sibel'in geçmişine ilişkin bilgiler verdi.

'GEÇMİŞTE TEDAVİLER GÖRDÜ', 'AİLEMİZ SOSYAL YARDIM ALDI', 'HİÇBİR SIKINTIMIZ YOK'

Ağabey Aydın Ünli, Sibel'in epilepsi ile ilgili tedaviler gördüğünü, ergenliğe girmeye başladığı dönemde psikiyatri tedavileri görmesine neden olan duygu durum bozuklukları yaşadığını, son üç yılda başarısız intihar girişimlerinde bulunduğunu söylerken, tüm bu süreçte tedavi gören, ailesi ve yakın arkadaşları tarafından destek olunarak, düzenli psikolog görüşmeleri yapan Sibel'in intiharı hakkında fikrini şöyle açıkladı: Tüm bunlara rağmen ailecek yaşadığımız sosyoekonomik durum, kardeşimizin sosyal ağlarda maruz kaldığı siber zorbalık ile duyarlı ve hassas kişilik yapısı kendisinin yaşama azmini bitirmiştir.

Ağabey Aydın Ünli, ailenin geçmişte sosyoekonomik sorunlar yaşadığı, kanunun uygun gördüğü ayni ve nakdi yardımları aldığı yolundaki açıklamalarına karşın baba Zeki Ünli ailenin ekonomik sıkıntılar yaşadığını reddetti: "Diyorlar ki 'Bir aydır kayıp', yalandır. Diyor ki 'yatacak yerim yok.' Hepsi yalan. Bizim evimiz Muş'ta var, burada da var, Bursa'da da var. Aylığımız Allah'a çok şükür en az 10 bine kadar var. Bu yalanı hangisi yapmış? Böyle şeyler ayıptır. Bu acı günlerimizde bu kelimeler yakışmaz. Allah'a çok şükür bizim her şeyimiz var. Hiçbir sıkıntımız yok. Devlet de yardım ediyor Allah'a çok şükür, burs da var. Devleti kötülemek için böyle yapıyorlar."

Sibel'in ölüm haberinin alındığı günden bu yana ölüm nedeni üzerine yapılan tartışmalar ailenin çok ötesine geçmiş durumda. Tartışmaların merkezine yerleşen soru ise şu ikilemle ifade ediliyor: Psikolojik nedenlerle mi intihar etti, yoksa yoksulluk mu intiharına neden oldu?

BU KADAR BASİT DEĞİL: 'PSİKOLOJİSİ BOZUKMUŞ' YA DA 'FAKİRLİKTEN İNTİHAR ETTİ'

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Psikiyatrist Gülperi Putgül Köybaşı, bu ikilemi şöyle değerlendirdi:

"İnsanın ruhsal yapısı, pek çok belirleyen tarafından etkilenen bütünlüklü bir yapıdır. Bu nedenle kişiyi intihara yani kendi yaşamından vazgeçişe götüren süreçte de tek bir belirleyenden söz etmek mümkün değildir. Sibel Ünli'nin ölümünü de ancak bu bakışla değerlendirdiğimizde sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz. Elimizde ne var: 20 yaşında genç bir üniversite öğrencisi kadın. Sosyal medya paylaşımlarından yoksul olduğunu, içinde bir isyan barındıran sol görüşlü bir genç olduğunu anlıyoruz. Yakınlarının aktardıklarından ise epilepsi hastalığı olduğunu, dış görünüşü ile ilgili alay edildiğini ve bunu dert ettiğini, içe dönük bir yapısı olduğunu, depresyon tanısı ile tedavi aldığını öğreniyoruz. 

Bu noktada sıklıkla "zaten psikolojisi bozukmuş, her yoksul intihar mı ediyor" sonucuna varılabiliyor. Bu bakış açısındaki tehlike, sorunun kaynağının silikleşmesi. O zaman ters çevirip soralım: "Eğer bu genç, yoksulluk içinde olmasaydı, ailesine destek olamadığı için suçluluk hissetmeseydi, yardım alma olanakları daha iyi olabilseydi yine intihar eder miydi?". Denklemi bu şekilde kurduğunuzda tartışmaya açık hale gelir. Hangisine öncelik vereceğiz, asıl suçlu kim?

Ama tüm bunların yanında elimizde kimi gerçek veriler var. Bugün tüm dünyada ruhsal hastalıklar ile yoksulluk arasında doğrudan bir ilişki olduğu bir gerçek. Genç intiharlarındaki artış ve genç işsizlik artışı birer gerçek. Bu örnekte olduğu gibi kişilerin, özellikle gençlerin dış görünüşleri ile ilgili duyarlılıklarını sürekli uyaran toplumsal kabuller var. Giderek yalnızlaşan, intihara doğru sürüklendiğini sosyal medya ile duyurmaktan başka yol bulamayan gençler var. Geleceği ile ilgili endişelerle eğitimini sürdürmeye çalışan, eğitim aldığı kurumlarda kimi zaman yemek yemek için bile parası olmayan bir toplamdan bahsediyoruz. 

Tüm bu tekinsizlik hali, başlı başına özellikle gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkiler. Tüm bunları yok sayarak yapılan değerlendirmeler eksiktir. Bir gencin intiharı ardından sorunu onu kişisel yapısına indirgemek gençlere yapılmış büyük bir haksızlıktır. Ortada hepimizi bir yönüyle etkileyen sağlıksızlık üreten bir toplumsal yapı var. Suçluyu arıyorsak oradan başlamak zorundayız."