Gürsel Tekin: Aktif ve pasif üye sistemini yıllardır savunuyorum

CHP İstanbul milletvekili Gürsel Tekin, Yeni Soluk Yayın Kurulu Başkanı Hasan Hınıslı’ya konuştu. Tekin, röportajın ikinci bölümünde CHP’deki üyelik sistemi, belediye ve örgüt hakkındaki görüşlerini paylaştı.

YENİ SOLUK ÖZEL

CHP İstanbul milletvekili ve önceki Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Yeni Soluk Yayın Kurulu Başkanı Hasan Hınıslı ile dünden bugüne CHP’nin yerel seçim politikalarını, CHP’nin parti içi politikalarını ve gelecek politikalarını konuştu. Tekin, CHP’nin geçmişte yaptığı hataları ve bugün ne yapması gerektiğini dobra dobra anlattı.

Tekin, “aktif ve pasif üye dediğimiz sistemi yıllardır savunuyorum, maalesef gücüm yetmedi” dedi. CHP örgütlerine haksızlık yapıldığını söyleyen Tekin, örgütlerin hantal olduğunu ancak bu hantallaşmaların sorumlusunun parti genel merkezi olduğunu söyledi. Tekin: “siyasi partiler yasasını değiştiremiyorsak yapmamız gereken bir şey var; derhal tüzüğü değiştirmek” şeklinde konuştu.

Tekin, CHP’li belediye başkanları hakkında görüşlerini paylaşırken “belediye başkanları kenti yönetmeyi bırakmış, zabıtasını yönetir gibi örgütü yönetmeye kalkışıyor” ifadesine yer verdi.

RÖPORTAJIN BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

İşte 3 bölümden oluşan, çok konuşulacak Gürsel Tekin röportajının ikinci bölümü:

– Gazetecilerin görevi gördüklerini söylemektir, yazmaktır. ‘CHP nasıl seçim kazanır’ başlıklı bir yazı yazdım. CHP ne yapıp edip bu hantal yapısından kurtulmalıdır. Olağanüstü bir durumdan geçen Türkiye’de ‘CHP’ umuttur. Umudunun devam etmesi içinde en azından iki dönemliğine genel başkan her kim olursa olsun, genel başkana yetki verilmelidir. Bu olağanüstü durumdan çıkılması için sizden birçok kereler görüşmelerimizde bunu şifahi olarak konuştuğumuz zamanlarda oldu. Örgütün bir revizyondan geçerek daha dinamik ‘aktif üye – pasif üye’ olarak ayrılması noktasında ne düşünüyorsunuz? Şu anda CHP’nin iki milyonun üzerinde üyesinin olmasına rağmen seçim zamanı, seçim çalışmasına katılan ilçelerde yaklaşık 50 kişi oluyor. Aileleriyle beraber yaklaşık iki yüz kişilik bir grup oluşturuyorlar. Ama o ilçeye bakıyorsunuz on beş bin üyesi var! Yani delegeye yönelik yapılanlardan dolayı… Örgüt sizce bir revizyondan geçirilmeli mi?

Başarısızlıkta herkes bir gerekçe arar. Bu bizim şark toplumunun geleneğidir. Yani bir yanlış yaparız, ben bu yanlışı yaptım demeyiz! Buna mutlaka bir gerekçe buluruz… Adam iş yapıyor, yanlış bir iş yapıyor, iflas ediyor; bir sorumlu arıyor… Kaza yapıyor kendi hatası hiç bir şey yoksa suçu kaldırımda arıyor! Yani kardeşim bir kendinizi gözden geçirin. Burada bir sistem sorunumuz var. Örgüt sorunumuz yok.

“HANTALLAŞMANIN SORUMLUSU PARTİNİN GENEL MERKEZİ!”

– Siyasi partilerin yasası…

Boşverin siyasi partileri! Siyasi partiler yasası değişmeyebilir… Şu andaki iktidarın zaten siyasi partiler yasasını değiştirmeye ihtiyacı yok. Çünkü siyasi partilerde demokratik bir mekanizma işletmediği için yasa öyle olmuş böyle olmuş onu ilgilendirmiyor. Ama siz kendi iç mekanizmanızla bunu rahatlıkla yapabilirsiniz. Bunun örnekleri var. Yani biz İstanbul İl Başkanlığı dönemimiz de bunu çok rahatlıkla yaptık. Nedir bu kardeşim?

Birincisi: şu örgütlere çok haksızlık yapıyoruz. Hantal değil mi; evet çok hantal! Eksik yok mu; var! Ama bu bütün eksiklerin ve bu bütün hantallaşmaların sorumlusu da ne yazık ki partinin genel merkezidir! Bir dünyayı yeniden keşfedecek değiliz. Birincisi aktif ve pasif üye dediğimiz sistemi yıllardır savunuyorum, maalesef gücüm yetmedi. Daha 2008 yılından itibaren diyorum; yüzbinlerce üyemiz olsun yok, hiç sıkıntı yok. Ama seçme hakkı olan, yani partinin geleceğini kaderini tayin etme hakkı olan ancak ‘aidatını ödeyen, ayda bir toplantılarına katılan, nezaketen göndermiş olduğumuz smslere cevap verebilecek insanlar’ın seçme hakkı olsun. Geri kalanda bizim üyemiz olsun başımızın tacı olsun. Bunu eğer hayata geçirebilirsek o zaman zaten bu iç tartışmada ortadan kalkar. Yani şimdi neler yaşıyoruz halen de yaşıyoruz. Geçmiş dönemlerde de yaşadık. Olabildiğince benim il başkanlığım dönemimde buna izin vermedim. Bir kere bütün ilçe başkanlarıma dedim ki; mutlaka aktif emeğe, siyasete, partiye emek veren insanlar birinci öncelikli yazılacak! Muhalefet, iktidar geçin bunu… Onun dışında ne yapacaksanız ekleyebilirsiniz. Ama şimdi düşünün tanıdığım bire bir insanlar var. Otuz yıldır, otuz beş yıldır partide emek veriyor, her türlü çalışmada var, seçim döneminde aktif çalışma içerisinde… Partisine laf söyletmeyen ama içerideki gidişata zaman zaman itiraz eden adam bertaraf ediliyor delege olamıyor! Kim yerine delege olamıyor: faili meçhul kim olduğunu bilmiyoruz; partiye oy verip vermediği konusunda da bir netlik yok. Çünkü oraya da bakıyoruz. Çünkü burada uzun uzadıya gerek yok. Elbette siyasi partiler yasası, inşallah CHP iktidar olur siyasi partiler yasasını değiştirirse bu tartışmalar olmaz. O zaman siyasi partiler yasasını değiştiremiyorsak yapmamız gereken bir şey var; derhal tüzüğü değiştireceğiz.

İkincisi: tüzüğü değiştiremeliyiz… Şuna emin ol bir genelge ile halledilecek bir iştir. Bir genelge örgütlere, 81 adet örgüt başkanınızı da toplayacaksınız. ‘Kardeşim kurallarımız budur, bu kurallar çerçevesinde siyaset yapılacak’ ve bu vesileyle çalışanla çalışmayan yani testiyi kıran ile testiyi getiren arasında bir kriter olmuş olur. Bunu bir türlü beceremedik! Şimdi bir bakın, Kadıköy’de yıllardır siyaset yapıyorum. Kendi mahallemde yıllardır 2007 yılından beri o şeyi bıraktım. 2007 yılına kadar kendi mahallemde hep tek liste çıkmıştır. En büyük mahalle olmasına rağmen tek. Önce aktif insanlar yazılacaktır. Ve sonuç itibariyle yukarıdan aşağıya baktığımızda çok azaldık. Çok azaldık. Başladığım günden itibaren baktığımız da neredeyse şu andaki mevcut arkadaşlarımızın yüzde yetmişi başladığım günden gelen insanlardır. Niye bu kadar birbirimizi öteleriz, birbirimizi kırmaya çalışırız. Siyasette mutlak beraberlik, mutlak ayrılık diye bir şey yok. Bir dönem denk düşersiniz bir dönemde farklı düşünebilirsiniz. Farklı düşündünüz diye birbirinize düşman olmayacaksınız. Bir aile kavramını oturtmamız lazım. Partiyi bir aile kavramına oturtursak başarırız. Ailemizle çocuklarımızla sorunumuz yok mu?  Farklı düşünmüyor muyuz; abimizle, kardeşimizle, bacımızla… Ama hiçbir zaman dışarıya çıkıp bacımız böyleydi, kardeşimiz böyleydi, oğlumuz böyleydi diyor muyuz? Tam tersine, dışarıda onlara gelebilecek her tür eleştiriye göğüs geriyoruz. Aynı şekilde partimize yapmalıyız. Yani öyle acı manzaralar yaşıyorum ki ben. Ben mesela hiçbir partili arkadaşımı hele hele böyle tanımadık bilmedik yabancı insanlar karşısında hiçbir arkadaşımı tartıştırmam. Bana bir yabancı arkadaşımız; Türk kökenli değil, bizim bir iki tane üst düzey yönetici arkadaşlarımızla yemekte konuşmaları bana anlattı, utandım! Yani bunun kimseye bir faydası yok. Hem kendilerine faydaları yok, hem partilerine faydaları yok. Bu anlayıştan biz vazgeçmeliyiz ve dediğim gibi örgüt çekişmesini örgütü birbirine kırdırma anlayışından da vazgeçmeliyiz.

“ÖRGÜT BELEDİYE ÇEKİŞMESİNE SON VERİLMELİ”

Üçüncüsü: mesela bir başka şey o da belediye-örgüt-vekil çekişmesi! Örgütün burada ne şeyi var? Örgüt tamam; eksikleriyle, şuyuyla buyuyla. Yani hangi imkansızlıklar içinde mücadele ettiğini de biliyoruz. Şimdi belediyenin asli görevi nedir? Belediye kamu görevi yapacak, kenti yönetecek. Bu nedir? Kenti en iyi şekilde yöneteceksiniz demektir. Şimdi belediye başkanlarımız kenti yönetmeyi bırakmış, zabıtasını yönetir gibi örgütü yönetmeye kalkışıyor! Örgütü yönetmeye kalkışınca örgüt belediye çelişkisi ortaya çıkıyor. Böyle olunca milletvekili belediye çekişiyor. Herkesin görevi ayrı… Hani hep savunuyoruz ya Tayyip Erdoğan’ı da eleştiriyoruz; aman yasama-yürütme-yargı… Senin için de geçerli yasama-yürütme-yargı! Örgütün görevi nedir; partisini propagandasını yapmaktır, partisini temsil etmektir. Milletvekilin görevi nedir; yasama görevi yapmaktır, partisini en üst düzeye taşımaktır. Belediye başkanları ne yapacaktır; parti adına kamu görevi yaptığı için en iyi hizmeti verecektir. Şimdi herkes bu işini bırakmış başka işlerle meşgul! Bunların hiç kimseye faydası yok… Bakın tarihimiz de örgüt çekişmelerine bulaşmamış onlarca adam hep siyasette var olmuştur. Başarılı belediye başkanlarımız hiç örgüte bulaşmamış olanlar, başarılı belediye başkanlarımızı şu anda kimse tartışmıyor. Yani Allah aşkına diğer belediye başkanları, sayın Eskişehir Belediye Başkanı, bir çok belediye başkanlarımızı bu örgüt tartışmaları mı ayakta tutuyor? Bu hastalıklardan belediye başkanları da vazgeçmeli. Ona kucaklaşmalı, ona abilik yapmalı. Yöneticileri partiyi kavramalı. Şimdi mesela öyle şeyler duyuyorum ki üzülüyorum. Mesela ben il başkanı olduğumda belediye başkanı arkadaşlarıma rica ettim; bakın dedim, il başkanları, ilçe başkanları Türkiye’deki herhangi il başkanı, milletvekili, parti yöneticisi telefonla sizi aradığı zaman aynı saatte döneceksiniz. Sakın dönmemezlik yapmayacaksınız. Efendim sizin için olumlu-olumsuz o sizin kararınızdır. Ben talebine karşılık ver diyen bir insan değilim. Ama sizin göreviniz insani bir görevdir. Hem parti görevidir arkadaşlarımızın telefonu. Ben şimdi bir çok yerlerde duyuyorum. Yok, aradım telefonuma dönmedi! Bunları kabul etmek mümkün değildir…

“CENAB’I ALLAH EN BÜYÜK SABRI KILIÇDAROĞLU’NA VERMİŞTİR “

Belediye Başkanlarına, yani sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu tanımadıkları için ben onlara biraz ipucu vereyim: sayın Genel Başkana, herhalde Cenab’ı Allah en büyük sabrı ona vermiştir. Sabırlıdır. Bizim gibi fevri davranmaz. Sayın Genel Başkanın galiba en son belediye başkanları toplantısında ‘sakın örgütün içişlerine karışmayın’ itirazına rağmen maalesef herkes karışıyor. Ben çok iyi biliyorum; karışanların hepsini not aldım!

– Sizin bir evvelki kurultayda biraz dinlenmek istiyorum, Parti Meclisi’ni düşünmüyorum gibi bir açıklamanız olmuştu…

Ben siyaseten hiç dinlenmedim. Yani olmadı maalesef. Ben meramımı arkadaşlara anlatamadım. Yani şimdi biraz sayın genel başkanımızın hoşgörüsüne dayanarak, galiba MYK’da en çok eleştirilen adam benim. Ama benim parti terbiyemden dolayı tartışmam orada kalır, asla dışarı çıkmaz. Mesela çeşitli, parti dışından gelen milletvekilleri oldu. Kimi başarılı oldu, kimi başarısız oldu çekti gitti. Sağda dediğimiz insanlar…

– Bugün en çok oyu alanın ne halde olduğunu görüyoruz sonuçta. (İhsan Özkes)

Herhalde en çok itiraz eden insanlardan biri de bendim. Çünkü benim siyasal anlamda anlayışım şudur; evin danasından evin öküzünü yaratalım. CHP neye ihtiyaç duyuyorsa bu mutfağın içinden çıkarmalı. Dışarıdan bir arayış CHP’nin geleneğine de, kimliğine de, siyasal düşüncesine de çok orantılı bir şey değildir. Bu anlayışta olan bir insan olduğum için hiç kimsenin kişiliğini tartışmam ama bir çok insanların gelişine karşı olan bir insanım. Ama aynı zamanda parti yöneticisiyim. İki gün sonra televizyona çağırıldım. E haklı olarak gazeteci soruyor; işte ‘şu nasıl geldi’ sağda öteki bilmem burada… Ahmet nasıl, geldi Mehmet nasıl geldi… Bana düşen görev ne; Çata çat savunmak bu arkadaşlarımızın ne kadar kıymetli olduğunu. Vay işte örgüt dedi ki bu getirmiş. Bu işler böyledir ama… Ben bugünde yaparım yarında yaparım yani. Partiye mensup olduğu günden itibaren onu kendimden sayarım.

– Geçmişte 2012 kurultayına bakalım ve ondan sonrakini de…  Ben ayda bir sefer giderim CHP Genel Merkez’ine ve gittiğimde de Ankara’da en az iki üç gün kalırım. Geçmiş yıllarda CHP Genel Merkezi’ne her gittiğimde kapalı çarşı gibi olurdu. Şimdi ise, ‘özellikle son bir buçuk yıldır’ ölü toprağı örtülmüş gibi… Belki böyle demek benim açımdan doğru, sizin açınızdan yanlış olabilir ama sessizliğe bürünmüş vaziyette. Bu sessizlik sizce biraz evvelki bahsettiğimiz dışarıdan gelenler yüzünden mi oluyor?

Zannetmiyorum yani tabi belki mevsim yaz, havalar sıcak meclis tatil falan ondandır.

“CHP KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR”

– Bir buçuk seneden beri mi?

Hımm. Ben bu aralar çok gitmediğim için genel merkeze o konuda yorum yapmayayım ama CHP Genel Merkezi her zaman yoğun olmalı. Çünkü neden; örgütsel durumumuzdan kaynaklı değil… Derdi olan, sıkıntısı olan, sorunu olan herkesin uğrak yeri olmalı. CHP Türkiye’nin güvencesi, Türkiye’nin sigortası. Her şeye rağmen, geçmiş dönemde CHP’den nefret edenler, CHP’ye kızan, bağıran herkes şimdi umudu CHP’ye bağlamıştır. Burada benimle kavga eden, talimat verip bize gaz sıkan emniyet müdür yardımcısına o gün tabi öfkeyle biraz galiba sert davrandım. O sert tavrımdan dolayı bu kirli medyanın tamamı her gün haber yaptı. İşte Türk polise hakaret falan dediler… Asla! Ben hiç kimseye hakaret etmem, sadece polis değil hiç kimseye etmem. İçeriğini bilmedikleri için sonra FETÖ’cü, darbeci çıktı. O darbecinin, o bize öfke kusan darbeci müdürün ailesi sonuçta CHP’ne gelip, çaresiz kalıp; ‘ancak bu sorunları siz çözebilirsiniz’ deme noktasına geldi. Onun için CHP kimsesizlerin kimsesidir, mazlumların partisidir. CHP’de siyaset yapan milletvekilleri, parti üst düzey yöneticileri herkes…

Mesela bir önce ki sözlerimde dedim ya seferberlik ilan etmemiz lazım. Benim gibi çok sayıda genel başkan yardımcılığı yapmış arkadaşlarımız var. Ben isterim ki şimdi onlar daha çok çalışsın. Ama maalesef şu anda hiç birini göremiyorum. Ne oldu? Neden? Niçin? Kaldı ki bu parti hepimize çok şeyler verdi.

– Küstürülmek hala geçerli…

Niye küsüyorsunuz? Seçilmeyince küsüyor musunuz? Seçilmediğim günden itibaren sokaktayım.

– Ama herkes bir Gürsel Tekin olamaz, bir de bu var. 

Kardeşim siyaset böyle yapılır. Ben şimdi koltuktayken iyi, koltuktan indim kötü, partim tukaka… Böyle bir anlayış, böyle bir siyaset tam tersini hiç kimseye yarar sağlamaz. Şimdi partimizin buna ihtiyacı var . geçmiş dönemde genel başkanlık yapmış, parti yöneticiliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış… Düşünsenize yani parti sizi yirmi yıl, otuz yıl belediye başkanı yapıyor; size gerçekten çocuğunuza, ailenize bırakabilecek büyük bir eser veriyor; sonra bir dönem olmuyorsunuz, bir dönem olmayınca partinizle meşgul olmuyorsunuz. Bu bir ihanettir! Bunu benim kabul etmem mümkün değil. Böyle bir şey olamaz. Efendim ben seçilince iyiyim, seçilmeyince kötüyüm, yok! Siyaset sadece koltukta mı yapılır?  Bugün genel merkez koltuğunda değilim neyim eksik?

DEVAMI YARIN…

RÖPORTAJIN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN