Gürsel Tekin: AKP kendi araştırmasında İstanbul’da yüzde 40’ı bulamıyor

CHP İstanbul milletvekili Gürsel Tekin, Yeni Soluk Yayın Kurulu Başkanı Hasan Hınıslı’ya konuştu. Tekin, röportajın üçüncü bölümünde CHP’nin son Kurultay’ı ile ilgili görüşlerini paylaştı. İstanbul’un sorunlarını anlatan Tekin, çarpık kentleşme ve deprem konusuna ayrı bir parantez açtı.

YENİ SOLUK ÖZEL

CHP İstanbul milletvekili ve önceki Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Yeni Soluk Yayın Kurulu Başkanı Hasan Hınıslı ile dünden bugüne CHP’nin yerel seçim politikalarını, CHP’nin parti içi politikalarını ve gelecek politikalarını konuştu. Tekin, CHP’nin geçmişte yaptığı hataları ve bugün ne yapması gerektiğini dobra dobra anlattı.

Tekin, “Siz Önder Sav’ı , Eşref Erdem’i, Mehmet Sevigen’i, dışarıdan gelmiş ne olduğu belli olmayan bir insanla kıyaslayıp, diğerlerini birinci onları sonuncu yaparsanız bu parti kültürüne yakışan bir şey değildir” dedi. Önceki CHP Kurultay’ında PM listesinde birinci çıkan eski CHP’li İhsan Özkes hakkında bir anısını anlatan Tekin, “Şimdi öbür taraftan bakıyorsunuz, mesela bir gün bir ilçe başkanımız beni aradı; Özkes bir tweet atmış… Başkanım dedi ya, başkanım tweet atmış bize hakaret ediyor falan… Okudum, baktım gerçekten çok saygısızca bir tweet! Dedim kardeşim millet senin maraban mı? Sil onu dedim. Tamam dedi, silmemiş! Aradan birkaç saat daha geçti ilçe başkanı bir daha aradı. Başkanım silmemiş dedi. Dedim ki “onu birinci beni sonuncu yapma” dedim. Allah ocağınızı söndürmesin. Yukarıdan aşağıya bizim kendimizi bir gözden geçirmemiz lazım” ifadesine yer verdi.

Tekin, deprem konusunda ise, “Bir deprem anında şurada yurttaşlarımız bırakın hastaneye, şuraya buraya gitmeyi, buradan toplanma alanı olarak nereye gidecek?” sorusunu sordu ve İstanbul’un depreme hazır olmadığını anlattı.

RÖPORTAJIN BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

RÖPORTAJIN İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

İşte 3 bölümden oluşan, çok konuşulacak Gürsel Tekin röportajının üçüncü bölümü:

– Baykal’dan sonraki süreçte genel başkanın kurultayın ikinci günü çıkarttığı bir liste oluyor. Bu listede işte beş altı kişi haricinde blok olarak geçiyor gibi… İhsan Öskes’de listelerde var olan birisi olarak en çok oyu almıştı. Yani genel başkanın işaretinin bir teveccühü var. Delege ‘ben genel başkan ne derse onu yaparım’ diyerek genel başkanı büyük bir çoğunlukla seçiyor. Daha sonra iki, üç, dört, beş liste olunca birazcık rahatsızlık duyuyor ama genel başkanın listesine yüzde seksen belki de yüzde seksen beş oranında oy veriyor. Düne kadar Cumhurbaşkanının yanıldık sözleri gibi bu da mı yanıldık oluyor? İki dönemdir CHP’de yanıldık mevzusu söz konusu…

Yanılmadık. Sayın genel başkan bence yanılmadı. Parti içi demokrasi diyoruz, parti içi demokrasi mekanizmasını çalıştırdı. Ama ne yazık ki hiç kimse kusuruma bakmasın, maalesef herkes bir kendini gözden geçirmeli. Elbette rekabet olabilir, hiç itiraz etmiyorum. Ama siz Önder Sav’ı , Eşref Erdem’i, Mehmet Sevigen’i, dışarıdan gelmiş ne olduğu belli olmayan bir insanla kıyaslayıp, diğerlerini birinci onları sonuncu yaparsanız bu parti kültürüne yakışan bir şey değildir! En azından Önder Sav ayarında birini seçmelisiniz ki o zaman ben sizin gerçekten seçenekli olduğunuzu anlamış olayım. Şimdi öbür taraftan bakıyorsunuz, mesela bir gün bir ilçe başkanımız beni aradı; Özkes bir tweet atmış… Başkanım dedi ya, başkanım tweet atmış bize hakaret ediyor falan… Okudum, baktım gerçekten çok saygısızca bir tweet! Dedim kardeşim millet senin maraban mı? Sil onu dedim. Tamam dedi, silmemiş! Aradan birkaç saat daha geçti ilçe başkanı bir daha aradı. Başkanım silmemiş dedi. Dedim ki “onu birinci beni sonuncu yapma” dedim. Allah ocağınızı söndürmesin. Yukarıdan aşağıya bizim kendimizi bir gözden geçirmemiz lazım. Yani kulaktan dolma kör bakışla öfkeyle ön yargıyla siyaset yapılmaz. Siyasetin kuralları var. Kurallar CHP’nin geçmiş döneminde ki geleneklerine de baktığınızda çok daha rastladığınız bir şey değil. Maalesef 12 Eylül’den sonra parça parça müthiş bir dejenerasyon olmuştur. Bu dejenerasyonun da hala devam ettiğini görüyoruz. Genel başkanımız bütün bu demokratik mekanizmaları koydu ama iyi sonuç mu alındı kötü mü onu bilemiyorum. Takdir örgütün.

– İstanbul’dan başladık, Ankara’ya geçtik. Ankara’dan tekrar İstanbul’a dönelim. Sevgili Başkan, geçmişte talep açtığınızda İstanbul için olan düşüncelerinizi ben biliyorum. Ancak Yeni Soluk okuyucuları da bunu bilsin diye bir daha sorma gereği duyuyorum. İstanbul nasıl kazanılır. CHP İstanbul’u nasıl kazanır?

Çok kolay. 2009’da da biz seçimi almıştık ama ne yazık ki şu anda anlatamıyorum; yani kurmamız gereken ittifaklar vardı… O ittifaklara izin verilmedi. O ittifaklar oluşabilseydi 2009’da büyük olasılıkla İstanbul bizim olurdu. Ama şimdi ben İstanbul sosyolojisini bilen bir insanım. Bana hangi ilçeyi sorarsanız sorun, hangi ilçede hangi siyasi partiye mensup insanların oturduğunu çok iyi bilirim. Ve hemen hemen her gün dolaşıyorum. Şaşırıyorlar… Böyle bir dönemde gidip daha rahat ilişki kurabiliyorsun. Çünkü bir seçim atmosferi olmadığı için kimse gardını almıyor. Sohbet ediyorsunuz, sorunlarını anlatıyor, eleştirisini yapıyor, siz öz eleştirişinizi yapıyorsunuz.

– Geçen gün The Marmara’da AKP’li birinin gelip size sarılması…

Çok var. Öyle yani mesela birgün gidelim beraber Bağcılar’a, Sultangazi’ye, Bahçelievler’e, Esenyurt’a, Ümraniye’ye… Birde biz tabi bire bir vatandaşlarla, sorunlarıyla da ilgileniyoruz. İl başkanı olduğum günden itibaren özellikle bu kentsel dönüşüm mülkiyet mağdurlarıyla ilgili, bire bir de ilgili olduğum için farklı siyasi partilerden seçmenlerin de bize karşı bir sevgisi saygısı var. Şu anda seçim olsa kesinlikle CHP adayı kazanır. Bunu sadece ben söylemiyorum. Geçen hafta iki araştırma yaptılar. AKP kendisi yaptı. Biliyorsunuz her şey. Dünyaca küçük. Rahatlıkla her şey… Her iki araştırmada da gerek Türkiye genelinde araştırma gerek İstanbul’a özgü bir araştırma yapıldı. O araştırmada İstanbul araştırmasını söyleyeyim; yüzde 40’ı bulamadılar. Adayları da en pik adaylar. Yani sordukları isim için diyebilirim ki şu anda görevi olan en pik adam. İsmini vermeyeyim sen anlamışsındır. Buna rağmen yok. Ne yapılması lazım? CHP’nin sadece referandum dönemindeki yüzde elli iki bandı değil mümkünse tabi daha yüksek oranını kucaklayacak. Ve yerel seçimler genel seçimlerden çok farklıdır. Takdir edersiniz ki bölgesel olarak ilçelere baktığınızda hemen hemen bir kısım ilçeler neredeyse Anadolu’nun belli illeri. O illeri dahil etmeniz lazım. O illeri dahil ettiğinizde çok rahatlıkla çok yüksek oranda İstanbul’da seçim alınabilir.

İstanbul’un bugüne kadar çözülebilmiş bir sorunu var mı? Vallahi doğrusu ya bizde bir körlük var ya da bu şehirde yaşayan AKP’lilerde bir körlük var. Mesela bir tek başarıları var gerçekten uzun yıllar belki yüzyıllar başarılamayacak bir betonlaşmayı yaptılar. Yani bugün kafanızı kaldırdığınızda iki yüz elli tane AVM’si olan bir şehir! Dünyanın hiçbir yerinde iki yüz elli tane avm olmaz… AVM ne demektir? AVM daha çok trafik demektir, daha çok otopark demektir, daha çok sıkıntı demektir, alt yapının azalması demektir. Bütün bunlar İstanbul’da yaşayan yurttaşlarımıza yük demektir. En azından tarihi yarımada; şuraya baktığınızda, şurası bakın eski İstanbul… Şu manzaraya bir bakın Allah aşkına. Bu manzara bu şehre yakışan bir manzara değil. (Gürsel Tekin’in gösterdiği İstanbul manzarası aşağıdaki fotoğrafta)

İstanbul’un sorunu şeffaf hesap verebilir bir siyasal anlayışla çözülebilir. Maalesef bir şeffaflık yok. Şeffaflık olmadığı gibi yolsuzluklar olağanüstü boyutta. Şimdi bunu söyleyince nereden diyorlar. Bunu merak edenler bir gün bizi çağırırlarsa tek tek tarif ederiz. Bu tarif için 2011 yılında bir harita yaptım. Harita üzerine de tek tek yazdım. Dönemin başbakanına gönderdim. Dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan’a eski belediye başkanısınız bakın sizin döneminizdeki plan, şu andaki yüz binlik plana bakın İstanbul talan ediliyor, buna önlem alın dedik. Maalesef oradan bir şey alamadık. Sonra sayın Davutoğlu geldi. Sayın Davutoğlu’na mektup yazdım. Sayın Davutoğlu’nun bu yolsuzluklar konusunda bir hassasiyeti var diye biliyordum. O da çaresiz kaldı. Binali Bey’e gönderdim. Hiçbir şey yapmadı, zaten mümkün değil. İstanbul’daki talanın yolsuzluğun tarifini şöyle yapabilirim. Yönetenlerin çocuklarına, kızlarına, damatlarına baktığınızda İstanbul’un nasıl talan edildiğini çok net görebilirsin. Bunun için bir savcılık soruşturmasına gerek yok.

– Sevgili başkan son bir soru. İstanbul yaranıza giriyorum…

Önce şunu söyleyeyim ben siyasal hayatımın tamamını İstanbul’da geçirdim. Bu şehirde il başkanlığı yapmışım, bu şehirde belediye başkan yardımcılığı yapmışım, grup başkan vekilliği yapmışım… Bu şehire baktığım zaman gerçekten içim sızlıyor, yüreğim yanıyor. Buna emin olarak söylüyorum. Bu sorunlar giderilmez mi? Çok kolay giderilir. CHP iktidarında giderilir, inşallah olacak. Kim olur bilmiyorum hiç önemli değil. Kim olursa da sonuna kadar arkasında olurum. Bana da görev verilirse en iyisini yaparım. Hiç tereddüt etmem. Sadece bu yarımadaya yılda on milyon turist getirirsiniz. Şuraya baksanıza ya Beyoğlu’na bir bakın. Şu İstiklal Caddesi’ni gezerken içiniz sızlamaz mı? Şu Taksim Meydanı’na baktığınızda içiniz sızlamaz mı? Dünyadaki bütün şehirleri düşünelim. Şehir nasıl tarif edilir? Şehirler meydanlarıyla tarif edilir. Edirne’nin ötesine geçtiğinizde hangi şehre bakarsınız bakın meydanıyla tarif edilir. Sadece batıdaki şehirler değil. Gidin Ortadoğu’daki şehirlere de bakın. Orda da aynı şekilde meydanlarla var. Meydansız şehir haline getirildik. Eminönü meydanı vardı, Kadıköy meydanı vardı, Taksim meydanı vardı… Meydan bırakmadılar! Maalesef öyle bir hale getirdiler ki yani iktidar kendisini beton lobisine teslim etti. Beton lobisine kimsenin gücü yetmedi. Mesela her türlü keramete gücü yeten sayın Erdoğan, tarihi yarımadadaki biliyorsunuz o sulieti bozan o bina o binanın yeri nedir biliyor musunuz?

– Kazlıçeşme’deki Bezmen’lerin fabrikası, Mensucat santral. 

Orası niçin ayrılmıştı? Deprem toplanma alanı olarak toplanmıştı. Şimdi bağırıyor ya Çevre ve Şehircilik Bakanı ‘deprem gelecek, deprem olacak’ diye bağırıyor. İyi de Allah göstermesin yarın herhangi bir deprem olduğunda şu tabloya baksana. Şöyle bir geriye dön bak. Bir deprem anında şurada yurttaşlarımız bırakın hastaneye, şuraya buraya gitmeyi buradan toplanma alanı olarak nereye gidecek? Bana gösterir misin? Gitme şansı var mı? Türkiye’mizin milli gelirinin yarısı burada, sanayinizin yarısı burada, finansınızın tamamı burada! Ekonominizin önemli kısmı burada… Yarın burada oluşabilecek bir felaketin Türkiye’ye maliyeti ne olur biliyor musunuz? Türkiye’nin bağımsızlığı elden gider. Bu nasıl bir şeydir? Bu nasıl bir anlayıştır? Hadi bizim bilim insanlarımızı ciddiye almıyor olabilirsiniz. Sayın Topbaş’ın yüz binlik planı yaparken dışarıdan getirmiş olduğu Japon yer bilimcilerinin raporu var. O rapora baktığınızda hepimizin vicdanı sızlaması gereken bir rapor. Taa 2008 yılında adam yazmış. 2008 yılında biliyorsunuz ‘Deprem Şurası’ yapıldı. Sempozyum. O sempozyumdaki bilim insanlarının söylediklerini ciddiye almış olsalardı bugün İstanbul depreme hazır bir hale gelmiş olurdu. Ama ne yazık ki maalesef İstanbul kaderine terk edilmiş. Yarın oluşabilecek, çünkü olacak bu! İnşallah olmaz… Bütün bilim insanları, sadece bilim insanları değil, işte bunu başbakan da bakan da sık sık söylüyor. Hatta oran da veriyor. Şu oranda deprem olacak; bu oranda deprem olduğu zaman maliyetin ne kadar ağır olduğunu da hepimizin bilmesi lazım.

– İstanbul rüyasının da cevabı bunun içindeydi zaten. 

Hiç ben saklamadım İstanbul’la ilgili. Ben İstanbul konusunda her zaman hayallerimin olduğunu söyledim. O konuda öyle şey yapacak bir insan değilim. Ama bu benim hayallerimle gerçekleşecek bir şey değil. Bir: İstanbullunun karar vereceği bir iştir. İki: Partimin karar vereceği bir iştir. Partim öyle bir karar verir, millette evet uygundur derse başımın üstüne. Elbette neden olmasın. Ama dediğim gibi biraz öncede söyledim; bugün o gün değildir. Bugün demokrasi, bugün adalet, hak hukuk arayışı içerisindeyiz. Bizim en çok mücadelemiz buralarda olacak.

Tabi zamanımız kalmadı ekonomiyle ilgili. Ekonominin hangi perişanlıklar içinde olduğunu sadece sizden ricam, bütün gazetecilere, biraz önce söyledim ya Eminönü’ndeki çöp hassasiyetini gösteren tüm gazete televizyonlar haftada herhangi bir gün Türkiye’deki icra dairelerine gittiklerinde Türkiye ekonomisinin nasıl çöktüğünü görecekler!

Son söyleyecekleriniz…

Son söyleyeceklerimi söyleyeyim. Özellikle partili kardeşlerime söylüyorum. Gençlerin abisi olarak büyüklerinde kardeşleri olarak söylüyorum. Yıllardır hepimiz bu mücadele içindeyiz. Birbirimizi hırpalamaktan sakınalım. Bu iç kavganın siyaseten hiç kimseye fayda getirmediğini hepinizin bilmesi lazım. Onun için sağduyuyla bu kongrelerimizi bitirelim. Ve büyük olasılıkla Sayın Genel Başkanımız Ocak ayında büyük kongre yapacaktır. Büyük kongrede hem Türkiye’nin beklentisine cevap verebilecek, projelerini anlatacak, hem de yeni kadrosuyla yol alacaktır.