Gelenler ve gidenler için!

20 Mayıs 1970 bir kadın doğum sancıları çekiyor.
Üçüncü çocuğu doğmak üzere.
İki kızı var. Umudu erkek olması.
Doğar doğmaz cinsiyetini soruyor.
Yine kız cevabı hayal kırıklığı mı yarattı ne?
Kızını kucağına veriyorlar.
İlk kez gözgöze geliyor anne-kız.
Anne kömür gözlerden alamıyor gözlerini.
Kız büyüyor. Ögrenmeyi seven, çabuk ögrenen biri.
En çok da hayatı merak ediyor.
Ve hayat çok iyi bir öğretmen.
Kız iyi öğrenci.
Hayatı öğreniyor. Ve ilk ögrendiği, hayatın ölümden ayrılmadığı.
Pek çok sevdiğini teslim ediyor ölüme, “hayat bu” diyerek.
Ama hayat vazgeçmiyor.
Hep daha da zor sınavlara sokuyor onu.
20 li yaşlarında genç bir kızken doğum gününde ölümü gösteriyor tekrar ona.
Kutlama için geldiği evinde onu bekleyen amcasının cenazesi.
Önce kabullenemiyor.
Belki isyan ediyor.
Ama hayat vazgeçmiyor.
Pek çok kez gösteriyor diğer yüzünü.
Her birinde farklı yanıyor kızın canı.
Yandıkça büyüyüyor. Öğrenyor.
Yine birgün, bir başka günde, baska bir sevdiğinin doğum gününde hayatının aşkını yolcu ediyor.
“Ögrendim” dyor. “Hayat ve ölüm birlikte. İçiçe”
Bugün, bu dünyada 47 yılını doldurduğu gün, serin bir Izmir sabahında, bir başka sevdiğini son yolculuğuna uğurlarken, mesaj kutusuna düşen kelimelerde doğumu mu yoksa ölümü mü gördüğü bilinmez.
Yanaklarından süzülen damlalarda hem yaşam hem ölüm akıp giderken, belki de şöyle düşünüyordur “iyi ki doğdum. İyı ki hepiniz hayatıma girdiniz. İyi ki sizin yeğeniniz oldum. İyi ki sizin sevdiğiniz oldum. Sizi hep özleyeceğim ve sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim”.