Yeni partiye geçecek milletvekili sayısı 94’e yükseldi: Hedef 100 üzeri
Gazeteci Cuzdan: Bunların ihalesi günün sonunda Türkiye’ye kalacak
AKP iktidarının tezkereyle Libya’da yaptıklarını yasal kılıfa uydurduğunu, ancak Hafter güçlerinin ilerleyişini motive ettiğini söyleyen gazeteci Vecih Cuzdan, "Günün sonunda bunların ihalesi Türkiye’ye kalacak" dedi.
Türkiye’nin desteklediği Trablus Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin, Halife Hafter’in komuta ettiği Libya Ulusal Ordusu karşısında zora girmesi üzerine Libya’ya asker gönderme tezkeresi muhalefet partilerinin ret oyuna rağmen AKP, MHP ve BBP’lilerin oylarıyla 2 Ocak’ta Meclis’ten geçti. Tezkerenin geçmesinden sonra Hafter güçleri ilerleyişlerine devam etmiş, Türkiye’nin de katılımıyla Moskova’da gerçekleştirilen bir toplantıda ise taraflar arasında ateşkes metni imzalanmaya çalışıldı.
Trablus Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz es-Sarrac metni imzalamış ama Hafter anlaşmaya imza atmadan Moskova’dan ayrılmıştı. Hafter’in özellikle Türkiye’ye karşı açık tutum aldığı ve bir an önce ülkelerini terk etmesini istediği yansımıştı.
Moskova’dan ayrılan Hafter’in bugün Berlin’de yapılacak Libya konulu toplantı öncesi eli daha da güçlenmiş oldu. Moskova’da gerçekleşen aynı toplantıda Rusya-Suriye-Türkiye üçlü zirvesiyle Suriye gündemi de ele alındı.
Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Vecih Cuzdan, Libya krizinde yaşanan son gelişmeleri Mezopotamya Ajansı'na (MA) değerlendirdi.
‘AKP İLE İDEOLOJİK BAĞLARI VAR’
Libya’nın Türkiye gündemine tezkere ile birlikte girdiği, ancak Türkiye’nin 2011 yılından bu yana aktif şekilde Libya sahasında olduğunu söyleyen Cuzdan, AKP iktidarının Libya’daki iç savaşın bir tarafı olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) tezkereden çok önce askeri ve siyasi olarak destek verdiğini kaydetti.
Doğu Akdeniz’de yaşanan kriz ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin bölgede sıkışmasıyla birlikte Libya’nın artık ülkenin sıcak gündemi haline geldiğini söyleyen Cuzdan, Türkiye’nin UMH’den taraf olmasının AKP’yle olan ideolojik bağlarından kaynaklandığının altını çizdi. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin asıl gücünü Müslüman Kardeşler’den aldığını ve bölgedeki İhvancı hükümetlerin sonuncusu olduğunu vurgulayan Cuzdan, AKP iktidarının bu hükümetle olan ideolojik bağlarına dikkat çekti.
‘KONSOLİDASYON SAĞLANAMADI’
Doğu Akdeniz krizinin ve Libya’daki İhvancı hükümetin sıkışmasıyla beraber AKP’nin bu iki meseleyi tek bir potada eritme ve yeni bir hamle başlatma fırsatı bulduğunu belirten Cuzdan, bu minvalde Sarrac’ın 2019 Kasım ayında Türkiye’ye gelerek, iki mutabakat metne imza attığını hatırlattı. Cuzdan, imzalanan bu anlaşmalardan sonra Türkiye’den Libya’ya askeri destek geleceğinin sıkça dillendirildiğine ve nihayetinde 2 Ocak’ta bu tezkerenin alelacele Meclis’te onaylandığını ifade etti.
Libya tezkeresini AKP iktidarının dış politikadaki yalnızlığının içe vurumu olarak değerlendiren Cuzdan, “Daha önceki Suriye’ye ve bölgeye yönelik tezkerelerde muhalefet partilerinin desteklediğini biliyoruz. Ama muhalefet partileri artık bazı şeyleri anlamış oldu. Dış politikadaki her hamlesi AKP’ye küçük de olsa bir alan açabiliyor. Ama burada hem ülkenin dışarıya doğru pozisyonunu zora sokuyor, hem de bu politikalar sadece iktidarın işine yarayan bir perspektif sunuyor. Nitekim Suriye’de gerçekleşen iki operasyonda görece içte bir konsolidasyon oluşturulmuştu. Ama içteki bu konsolidasyon Libya’daki açmazlardan dolayı sağlanmadı” diye belirtti.
‘TEZKEREYLE YASAL KILIF UYDURULDU’
“Aslında 2 Ocak tezkeresi AKP’nin uzunca bir süredir, Libya’da yürüttüğü gayrimeşru işlerini yasallaştırma işlevi gördü” diyen Cuzdan, şunları ekledi: “Tezkereyle Erdoğan Libya’ya yasal kılıf uydurmuş oldu. Bu tezkereyle birlikte Erdoğan, ilerleyen zamanlarda bu yaptığı şeylerin meşru olduğunu öne sürecektir. Ama buradaki muhalefet şerhi ve içteki konsolidasyonun sağlanmaması başını çok ağrıtacak.”
Türkiye’nin tezkeresinin onayından sonra Hafter güçlerinin iyi motive olduğunu ve bu motivasyonla 8 Ocak’ta Sirte kentini 3 saat gibi kısa sürede aldıklarına işaret eden Cuzdan, “Sirte kentinin kısa bir zaman diliminde alınmasının sebebi Mutabakat Hükümeti’nin taraflarının taraf değiştirilmesiyle oldu. Türkiye’nin Libya’da emperyal amaçlar taşıdığını düşünen bu taraflar Hafter’in tarafına geçtiler. Sirte kentinin alınmasından sonra Bingazi’de bir araya gelen birçok kabile lideri Hafter güçlerine desteğini açıkladı. Yine Türkiye, Tunus ve Cezayir’den eli boş bir şekilde döndü. Yani Türkiye’nin tezkeresi Türkiye medyasında yansıtılanın tam aksine sahada vücut buldu” dedi.
‘SAHADAKİ DURUM FARKLI’
AKP basını takip eden birinin ateşkesi kabul etmeyen Hafter’in çok büyük bir yanılgı içine düştüğü ve Türkiye’nin desteğiyle Trablus güçlerinin peyderpey her yeri alacağını zannına sahip olduğunu söyleyen Cuzdan, fakat sahadaki durumun öyle olmadığını kaydetti.
Cuzdan, nedenlerini ise şöyle açıkladı: “Birincisi; Türkiye’nin gayri meşru pozisyonu hem Libya’daki diğer taraflarca hem de Katar hariç tüm bölge ülkelerince kanıksanmış durumda. Çünkü Türkiye’nin bölgedeki varlığını Katar ve Müslüman Kardeşler dışında destekleyen kimse yok. İkincisi; Türk askerinin bölgeye direkt müdahale ihtimali bile korkutucu. Neden? Çünkü Libya Suriye değil. Suriye’deki savaşta cephe gerisinde sınırın olduğu bir yerden çok kolay bir şekilde müdahale edebilirsin. Ama Libya’da bu mümkün değil.”
‘AKP VE CİHATÇI GRUPLARIN İLİŞKİLERİ NETLEŞTİ’
Cuzdan, bu sözlerinin devamında “Libya-Türkiye-Suriye cihatçı hattının bugün tam tersine döndürüldüğünü biliyoruz. Bugün doğrudan AKP eliyle bu cihatçılar, Suriye-Türkiye-Libya rotasını izleyerek bölgedeki savaşa dahil ediliyor. Zaten Erdoğan da tezkere geçtikten sonra da bunu açıkça söyledi. Demek oluyor ki Türkiye aslında AKP iktidarının en işlevsel enstrümanı olan cihatçıları bölgedeki her krizde bir araç olarak kullanmaya açık bir pozisyon içerisinde. Rus bir senatör, Libya krizinin başında, ‘Türkiye’nin katılımı olmadan Libya’da sorun çözülemez’ diyordu. Benzer bir söylemi yine Suriye için söylemişlerdi. Aynı şekilde Avrupa devletleri, bölge devletleri ve ABD de cihatçılarla ilgili bir sorun olduğu yerde AKP iktidarı olmadan çözülmeyeceğini belirtiyorlar. Demek ki devletler tarafından bu cihatçı güçlerin AKP ile olan bağlarının iyice kanıksanmış durumda. Suriye’den Libya’ya AKP iktidarının bu cihatçı grupların hamiliği pozisyonunu iyice netleşmiş durumda” ifadelerini kullandı.
‘UZUN VADEDE KONTROL EDEMECEYEKLER’
Kısa zaman dilimlerinde bu grupları bir enstrüman olarak kullanmanın mümkün olduğunu ama uzun vadede bunun mümkün olmadığını söyleyen Cuzdan, “Siz ne kadar ‘MİT üzerine düşen görevi yerine getiriyor’ deseniz de bunların üzerinde yüzde 100 bir kontrol mekanizmasına sahip değilsiniz. O nedenle kısa vadede onları araçsallaştırabilirsiniz ama uzun vadede bunun Türkiye’ye kan ve gözyaşı getireceğini biliyoruz” uyarısında bulundu.
'İHALESİ TÜRKİYE KALIR!'
Cuzdan, Türkiye-Suriye sınır hattının selefi grupların yuvası haline getirildiğini de söyledi. “Günün sonunda bunların ihalesinin Türkiye’ye kalacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Bugün biz bunları sınırlarımızın dibindeymiş gibi algılıyoruz ama bu cihatçılar içimizde” diyen Cuzdan, “Bu sorun kucağımızda kaldığı zaman AKP onlara ‘Ben sizi tanımıyorum’ diyemeyecek. Şu an AKP için bu gruplar çok işlevsel ama Suriye’de bu grupların sıkışması ilerde nasıl sorunlara neden olacağını göreceğiz. Bu cihatçı grupların durumu bugünle sınırlı kalmayacak, bu grupların Suriye sınırında işlediği savaş suçlarını biliyoruz. İlerde bu suçların Türkiye’nin başına neler getireceğini tahmin etmek zor değil” diye konuştu.
PUTİN’DEN ERDOĞAN’A İNCE MESAJ
Moskova’da gerçekleşen toplantıda Suriye-Türkiye-Rusya üçlü görüşmeleri öncesi 8 Ocak’ta gerçekleşen TürkAkım açılışına da değinen Cuzdan, Putin’in açılışa gelmeden önce zaten bazı ince mesajlar verdiğini ifade etti. Cuzdan, “İnce mesaj neydi? Putin gelmeden, Esad ile görüşme yaptı ve Emevi Cami’nde görüntü verdi. Emevi Camisi’nde namaz kılmaya niyetlenen bir lidere doğrudan bir mesaj vererek, bu hayallerinin bittiğini, kendisinin değil, bu savaşın kazanan tarafların burada olduğu mesajı verdi. Putin Türkiye’ye geldiğinde dosyasında sadece bir Libya meselesi varmış gibi yazılıp çizildi. Ama böyle olmadığı Suriye’den verdiği mesajlarla anlaşılmış oldu. Çünkü halihazırda devam eden bir çok sıcak olan bir İdlib gündemi var” diye belirtti.
‘HAFTER TÜRKİYE’Yİ KABUL ETMEDİ’
Moskova’da gerçekleşen Libya konulu toplantı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Cuzdan, toplantıda ateşkesin yazılı metin haline getirilmesine rağmen Halife Hafter’in anlaşmayı imzalamadan Moskova’dan ayrıldığını hatırlattı. Cuzdan, “Rusya Savunma Bakanlığı’ndan ‘Müttefikleriyle görüşecek’ açıklaması gelse de Hafter’in Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmediği; ateşkesi denetleyecek uluslararası bir izleme heyetinde Türkiye’nin yer almasını istemediği, Türk askeri varlığının sonlandırılmasını ve Suriyeli militanların geri gönderilmesini istediği gibi iddialar basına yansıdı” dedi.
İNİSİYATİF RUSLARA BIRAKILDI
“Bu hafta içerisinde Hafter tarafından bir dizi kritik askeri ve diplomatik hamle daha geldi” diyen Cuzdan, şöyle devam etti: “Libya Ulusal Ordusu askeri yığınağını artırdı. 14 Ocak’tan itibaren Trablus yakınlarında çatışmalar devam etti. Libya’ya döndükten sonra Alman yetkililerle görüşmeler yapan Hafter, 16 Ocak’ta Yunanistan’a giderek hükümet yetkilileriyle temaslarda bulundu. 17 Ocak’ta ise Hafter’in Şam’da Suriyeli yetkililerle görüştüğü öne sürüldü. Bu süreçte Erdoğan ‘Darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten asla geri durmayacağız’ dese de aslında bir kez daha inisiyatifi Ruslara bıraktıkları bir durum açığa çıkmış durumda. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ‘Libya'da muhatabımız Ruslardır’ sözü de buna işaret ediyor.”
TÜRKİYE’NİN YALNIZLIĞI PEKİŞTİ
Yaşanan bu süreci şaşırtıcı bulmadığını ifade eden Cuzdan, nedeni ise şu şekilde açıkladı: “Çünkü AKP, fetihçi ve saldırgan nitelikteki tek taraflı hamleleriyle Türkiye’nin bölgedeki yalnızlığını iyice pekiştirdi. Özellikle Erdoğan’ın Libya’nın Osmanlı dönemine ilişkin atıfları da bu durumu besledi. Hafter tarafı bu durumu öne çıkararak yaşananları ‘Libya’yı miras olarak gören bir sömürgeciye karşı savaş’ olarak nitelendirdi ve ‘Türkiye'nin müdahalesi olursa hiçbir Arap tereddüt etmeyecek’ dedi. İlerleyen süreçte Arap dünyasında Türkiye’ye yönelik tepkilerin artacağını tahmin etmez zor değil.”
‘BARIŞ GİBİ YANSITILACAK’
Erdoğan’ın, Berlin'de yapılacak olan Libya Konferansı'na bu atmosfer altında gideceğinin altını çizen Cuzdan, “Saray-AKP iktidarı bu macerayla masada bir sandalye kapabildi ve günün sonunda belki de Rusya’nın yancısı olarak kısmi bir kazanım elde edecek. Bunu da ‘büyük başarı’ olarak iç kamuoyuna yansıtacaktır. Ancak Arap dünyasıyla artan gerilimin ve Suriye’den Libya’ya cihatçı militanların hamiliği pozisyonunun Türkiye’ye olumsuz etkileri devam edecektir” diye konuştu.
MOSKOVA’DAKİ SURİYE GÖRÜŞMESİ
Putin’in bu temeldeki mesajlarından sonra Moskova’da bu görüşmenin yapıldığını sözlerine ekleyen Cuzdan, şöyle dedi: “Buradan şunu anlıyoruz; daha önce yetkililer zaten düşük profilde görüşmelerin olduğunu söylüyorlardı. Ama ilk defa devlet medyası taraflar arasında doğrudan bir görüşme olduğunu açıklamış oldu. Bunun böyle bir ilk yanı var. Ali Memlük Türkiye’deki rütbe karşılığı MİT Başkanı Hakan Fidan’a denk geliyor. Yani görüşmede denk kişiler görüşmüş. Büyük ihtimalle görüşmede İdlib yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve Türkiye’nin Suriye’de askeri varlığını sona erdirilmesini istendi. Bu aslında Şam yönetiminin ilk defa dillendirdiği bir şey değil. Ama bu görüşmede özellikle kısa vadede İdlib meselesinde Türkiye’ye ciddi bir mesaj verdiği anlaşılıyor. Zaten Türkiye bölgede ve Libya’da cihatçı gruplara soluk borusu açabilmek için sürekli bir ateşkes rejimi tesis etmeye çalışan bir AKP iktidarı var. Ama İdlib için artık çok geçerli bir durum değil.”
MA / Naci Kaya
Yeni Soluk
Yorum Yap