Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdi. İç politika, Dış politika ve Ekonomi başlıklı değerlendirmelerde önemli konuları ele alan Toprak, 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu paylaştı.

 Rapor şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

02 MART 2020

İÇ POLİTİKA

  1. İktidar, “olağan dışı bir şey yok” diyerek milletin meclisinden kaçıyor!

  2. İktidar, şehit cenazeleriyle sarsılan Türkiye’de gündemi Avrupa sınır

    kapılarına yığılan “sığınmacılara” çevirdi!

DIŞ POLİTİKA

  1. Bahar Kalkanı Harekâtı ile Soçi ve Astana mutabakatları kağıt üzerinde kaldı!

  2. 5 Mart’ta İstanbul’a gelmeyi reddeden Putin’in Moskova’da görüşmeyi kabul

    etmesi iktidara yönelik bir mesajdır!

  3. CB Erdoğan, Moskova’ya elini güçlendirmiş şekilde gitmek istiyor!

  4. NATO’dan yapılan açıklamalar, iktidarın beklentilerini karşılamadı!

  5. NATO, kendisini anlaşmanın 5 ve 6’ncı maddeleriyle sınırlı ve mükellef

    sayıyor!

  6. Avrupa ile olan sınır kapılarını mültecilere açma kararı insani ve siyasi açıdan

    sivillerin koz olarak kullanılmasıdır!

  7. AB medyası: “Erdoğan hükümeti, Batı'da hiçbir devletin gönüllü olarak kendi

    yanında olmadığını biliyor!”

  8. Suriye’de sahadaki destek arayışları çerçevesinde ABD’den de askeri destek

    konusunda somut bir adım gelmedi!

  9. Libya’ya silah gönderen ülkelere yaptırım uygulanması süreci başlatıldı!

EKONOMİ

  1. Yüzde 6’lık büyüme ile 2019 yılı yüzde 0,9 büyüme hızıyla kapandı!

  2. GSYH, %14,9 artarak 4 trilyon 280 milyar TL’ye yükseldi.

  3. Devletin nihai tüketim harcamaları 2019’un son çeyreğinde yüzde 2,7 arttı!

  4. Kişi Başına Düşen Milli Gelir, 9.127 dolara geriledi!

  5. Hazine, 60,4 milyar TL yeni borçlanma gerçekleştirecek!

  6. Koronavirüs salgını ihracatımızı olumsuz etkileyebilir!

  7. Moody’s negatif faiz sonrası bankaların kredi notunun olumsuz

    etkileneceğini açıkladı!

  8. 2019 yılı yapı izni ve yapı ruhsatı istatistikleri konut inşaatı sektörünün

    çöktüğünü ortaya koydu!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 1

1. NATO’yu olağanüstü toplantıya çağıran iktidarın “olağan dışı bir şey yok” diyerek milletin meclisini olağanüstü toplamaktan kaçması, halk nezdinde yok oluşun ifadesidir!

İdlib’de 2 Şubat’tan bu yana ilan edilmemiş, 1 Mart itibarıyla resmiyet kazanan Bahar Kalkanı Harekâtı’nda verdiğimiz şehitlerin sayısı 56’ya ulaşırken, iktidarın sergilediği tavır ve yapılan açıklamalar, Millet ile araya konulan mesafenin uçuruma dönüştüğünü, toplumun acılarına duyarsızlığın zirveye çıkmış halidir. NATO’yu “olağanüstü” toplantıya çağırarak yardım talep eden, Putin’den Trump’a, Merkel’e varana kadar yabancı ülke liderlerini telefonla arayıp bilgiveren iktidar, milletin temsilcilerinin, seçtiği vekillerinin yer aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) olağanüstü toplama taleplerini “olağan dışı bir şey yok” gerekçesiyle geri çevirerek, meclisten kaçtı. 27 Şubat’ta 36 şehit haberiyle sarsılan ve hepimizi acıya boğan gelişmelerle ilgili olarak suskunluğa bürünen iktidarın, iki gün sonra eski iktidar vekilleriyle İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantıdan yansıyan görüntüler, gülüşmeler iktidarın gündemiyle milletin gündemi arasındaki uçurumu gözler önüne serdi.

2. Toplumsal acının şiddetini duymazlıktan gelen iktidar, gündemi Avrupa sınır kapılarına yığılan “sığınmacılara” çevirdi. Plansız-programsız günü birlik kararlarla sonucu bugünden belli olan “insani dramlara” açık çek verdi!

Ülkemizde 4 milyona yaklaşan Suriyelilere ilişkin sorunlarımıza bir yenisi daha eklendi! Türkiye, bir yanda İdlib’te Bahar Kalkanı Harekâtı diğer yanda “Kapı Krizi” ve İdlib’den gelen “yeni göç dalgası” ile çok zor bir süreçten geçiyor!

Türkiye'nin Avrupa’ya gitmek isteyenleri durdurmama yönünde kararının ardından ülkenin dört bir yanındaki sığınmacılar sınıra akın ederken, iktidar sözcüleri sadece “saat ve sayı” ile durum bilgisi veriyor:

"Saat 09.55 itibarıyla Edirne üzerinden ülkemizden ayrılan göçmen sayısı 76 bin 358"

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 2

TBMM’nin olağan toplantı gününde Milli Savunma Bakanı tarafından bilgilendirilmesini öngören AK Parti önergesi, TBMM yetkisinde olan savaş ilanı ya da Türk Ordusuyla ilgili konularda iktidarın yetki gaspı ve olağanüstü durumları sıradanlaştırılmasından öte bir şey değildir!

  • -  Gidenleri gittikleri ülke kabul etmezse ne olacak?

  • -  İdlib'den kaçış devam ediyor. Milyonlarca Suriyeli Türkiye sınırına dayandı!

  • -  Ülkelere “Kapıları Açarız” tehdidi nereye kadar tutar?

    Demez mi Avrupalı; “Madem sen Suriye Halkı için savaşa girdin, seni Suriye toprağına davet edenlerin Suriye Halkı olduğunu söylüyorsun. Şimdi de Suriyelileri kapı dışarı ediyorsun, eskisi-yenisi, ne halin varsa gör!”

    *** Raporun Dış Politika bölümünde detaylarına yer verilmiştir.

    Bugün geldiğimiz noktada dış politika ile iç politika iç içe geçti! Yasalar delinmekten kevgire döndü. Diplomasi tükendi! Avrupa sınırlarına akın eden sığınmacıların akıbeti bilinmezken, İdlib’den gelen milyonlarca Suriyeliye yer açmak için mi Türkiye’dekilere SINIR KAPILARI açılıyor! Bir dış politikası, bir ekonomi politikası, ...., ve bir göç politikası da olmayan İKTİDAR, anlık - günü birlik kararlarla ülkemizi her gün yeni bir bataklığa sürüklüyor!

page4image13575360page4image13575552page4image13575744page4image13575936

TÜRKİYE’DE GEÇİCİ KORUMA ALTINDAKİ KAYITLI SURİYELİ SAYISI

(20 Şubat 2020)

page4image19673456

YAŞ ARALIĞI

0-4

5-9

10-14

15-18

19-24

25-29

30-34

35-39

40-44

45-49

50-54

55-59

60-64

65-69

70-74

75+

TOPLAM

ERKEK

247.148

267.520

207.002

141.746

286.774

211.153

165.123

121.639

84.396

57.475

46.789

33.511

23.733

15.374

9.399

10.253

1.929.035

KADIN

TOPLAM

page4image19736976

232.250 479.398

251.843 519.363

191.921 398.923

120.007 261.753

217.488 504.262

153.276 364.429

118.636 283.759

95.779 217.418

73.952 158.348

55.836 113.311

45.096 91.885

33.710 67.221

24.726 48.459

19.797 35.171

10.496 19.895

13.718 23.971

1.658.531 3.587.566

page4image19740000page4image19739552page4image19741568page4image19729808page4image19737648page4image19740784page4image19741120page4image19737312page4image19732160page4image19735968page4image19729920page4image19735632page4image19856144page4image19850544page4image19841024page4image19853568page4image19844272

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020

3

3. 27 Şubat’ta İdlib’de gerçekleşen saldırıdan sonra yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin Suriye’de ve dünyadaki yalnızlığını gözler önüne serdi! Bahar Kalkanı Harekâtı ile mutabakatlar kağıt üzerinde kaldı!

Bir aydan bu yana tümüyle tırmanışa geçen İdlib’deki gelişmeler, 27 Şubat akşamı yaşanan hava saldırısı ve ağır şehit tablosu ile birlikte çok farklı bir sürece geçildiğini işaret etmektedir. Milli Savunma Bakanı tarafından 27 Şubat’tan bu yana Suriye’de Bahar Kalkanı adıyla harekâtın başlatıldığı ve icraata geçildiğinin açıklanması, artık Soçi ve Astana mutabakatlarının kâğıt üzerinde kaldığını, bu aşamadan sonraki süreçleri sahadaki gerçekliklerin belirleyeceğini göstermektedir. Son bir haftadan bu yana Rusya’dan gelen açıklamalardaki sertlik dozunun yükselmesi, Türkiye’yi suçlayıcı ithamların artması, sürecin böyle bir noktaya doğru ilerlediğini göstermekteydi.

TSK’nın İdlib’deki silahlı gruplara silah ve mühimmat desteği sağladığına ilişkin Rus devlet televizyonlarına yayınlanan askeri konvoy görüntüleri, Türk askerlerinin vurulma anını gösteren görüntüler, TSK mensuplarının silahlı muhalif gruplarla birlikte Rus ve Suriye uçaklarını hedef aldığına ilişkin görüntü videoları, doğrudan TSK’yı ve Türkiye’yi hedef alan uyarılardı. İktidar bu ithamların hiç birisini yalanlamadı ya da yanıt vermedi.

Son saldırıdan sonra Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada; “Rus uçaklarının saldırıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca Türk askerlerinin orada olduğuna ilişkin Ankara bizi bilgilendirmedi. Türk askerleri orada olmamalıydı.” denildi. Saldırının gerçekleştiği bölgenin TSK’nın bilinen gözlem noktaları dışında, silahlı cihatçı grupların ve Heyet Tahrir Şam (HTŞ) mensuplarının yer aldığı bir bölge olduğu kaydedildi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rusya’nın bu iddialarına karşılık TSK mensuplarının koordinatlarının Rusya’ya verildiğini dile getirdi. Ancak bu bölgenin gözlem noktalarının yer aldığı bölge olup olmadığı netleştirilmedi.

Rusya, bu resmi açıklamalarıyla doğrudan Türkiye’ye “askerleriniz cihatçı terör gruplarıyla yan yana ve bir aradaydı” mesajı vererek itham etmektedir. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Mart’ta Moskova’da Putin ile görüşeceği kesinleşti.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 4

page5image13455488page5image13455680

4. 5 Mart’ta İstanbul’a gelmeyi reddeden Putin’in Moskova’da görüşmeyi kabul etmesi iktidara yönelik bir mesajdır. Putin’e “önümüzden çekilin” dediğini aktaran CB Erdoğan, Putin’in ne yanıt verdiğini söylemiyor!

CB Erdoğan telefon görüşmesinde Putin’e “önümüzden çekilin bizi rejimle baş başa bırakın” dediğini ifade ediyor. Türkiye’nin, TSK’nın “Suriye halkının daveti” üzerine bu ülkede bulunduğunu söylüyor. O zaman Cumhurbaşkanına şu soruların sorulması gerekmektedir:

  •   2011’de başlayan Suriye iç savaşından bu yana Rusya ve İran’ın Esad ve Şam yönetiminin yanında durduğunu bugün mü farkına vardınız?

  •   Astana ve Soçi Mutabakatlarına imzalarken Suriye’nin meşru yönetimi olarak Şam yönetiminin tanındığının ve yönetime karşı mücadele eden muhalif grupların “terörist” olarak tanımlandığını bilmiyor muydunuz?

  •   Barış pınarı Harekâtı’ndan sonra, ABD ile imzalanan Ankara ve Rusya ile imzalanan Soçi mutabakatlarında PYD-YPG-SDG’nin 30 kilometre güneye çekilmesiyle boşalttığı alanlara Suriye Ordusu’nun yerleştiğini, rejimin “meşru” silahlı savunma gücünün, Suriye Ordusu olduğunu bilmiyor muydunuz?

  •   Rusya ile Suriye arasında imzalanan Askeri İşbirliği ve Savunma Anlaşması çerçevesinde Şam yönetimi Rusya’yı Suriye’ye davet edip, yeni hava ve deniz üsleri kurmasına, Rus askerlerinin faaliyetlerine izin verirken, Türkiye 2015’ten bu yana Şam yönetiminin yanında yer alan Rusya ile işbirliği yaparken, bunlardan habersiz miydiniz?

  •   Hem Şam yönetimini meşru Suriye yönetimi olarak tanımıyor hem de bu yönetim ile imzalanan Adana Anlaşması’nı TSK’nın Suriye’deki varlığının meşruiyetini savunmak için nasıl gündeme getirebiliyorsunuz?

  •   Rusya, pek çok kez Suriye yönetiminin daveti olmaksızın bu ülkede bulunan yabancı askeri güçlerin ülkeyi terk etmesi gerektiğini söylerken sessiz kalan iktidarınız, bugün “Biz Suriye halkının daveti ile geldik” deme ihtiyacını mı duymaya başladı?

  •   Neden şimdi “Suriye halkının davetini” ya da “Adana Mutabakatı’nı” dile getirme ihtiyacı duymaya başladınız? [Düne kadar CB Erdoğan sadece “Biz Adana Mutabakatı çerçevesinde Suriye’deyiz” diyordu. Bilindiği gibi Adana Mutabakatı Şam yönetimi ile Türkiye arasında imzalanan teröre karşı işbirliği ve ortak mücadele anlaşmasıdır.]

    ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

    HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 5

Erdoğan-Putin telefon görüşmesi ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yüz yüze görüşme kararı alındığı açıklanırken, Kremlin’den yapılan açıklamada, İdlib'de durumun normalleştirilmesi amacıyla takviye bazı tedbirlerin alınması gerektiği ve yakın zamanda üst düzey görüşme yapılması için çaba gösterilmesi konusunda mutabık oldukları belirtildi.

5. 5 Mart Moskova buluşmasından önce TSK’nın Bahar Kalkanı Harekâtı’nı başlattığını açıklaması dikkat çekici! Kulis bilgilerine göre CB Erdoğan, Moskova’ya elini güçlendirmiş şekilde gitmek istiyor!

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İdlib’de teröristlerle mücadelenin sonuna kadar sürdürüleceğini, terör örgütleriyle ateşkesin söz konusu olmadığını vurguladı. Lavrov’un bu açıklaması İdlib’de Suriye Ordusu’nun geri çekilmeyeceğini gösteriyor. Rusya ve Şam Yönetimi; Türkiye’nin “ılımlı muhalif” dediği TSK destekli; ÖSO, Suriye Milli Ordusu (SMO), Ahrar üş Şam, İhvan’cı Feylak el Şam, Türkmen-Çeçen-Özbek-Uygur-Dağıstanlı’ların yer aldığı Nureddin Zengi Tugayları vb. örgütleri terör örgütü olarak kabul ediyor. O nedenle Moskova’da gerçekleşecek Erdoğan-Putin görüşmesinde İdlib’in merkezini kontrolünde tutan Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) yanı sıra, bu örgütlerin silahsızlandırılması ve tasfiyesinin istenmesi, bu yapılmadığı takdirde Rusya ve Suriye Ordusunun İdlib’de operasyonlarına devam edeceğinin bildirilmesi söz konusu olacaktır. Muhtemelen Erdoğan’ın Suriye hava sahasının Türk savaş uçakları ve helikopterlerine açılması talebi kabul görmeyecek, ancak olası çatışmalarda yaralıların taşınması için helikopterlerin uçmasına insani nedenlerle süreli şekilde izin verilmesi ihtimal dâhilindedir.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 6

5 Mart’ta İstanbul’a gelmeyi programının yoğunluğu gerekçesiyle reddeden

Putin’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Moskova’da görüşmeyi kabul etmesi,

diplomatik mesaj olarak değerlendirilmelidir. Bu, görüşmenin Rusya’nın

öngördüğü koşullar çerçevesinde gerçekleşeceğinin ve iktidarın talepleri konusunda Rusya’nın fazla taviz verme niyetinin olmadığının sinyalidir!

Suriye Ordusu’nun kontrolüne geçen bölgelerdeki TSK gözlem noktalarına artık gerek kalmadığı gerekçesiyle boşaltılması ya da daha kuzeye Türkiye sınırına çekilerek iktidarın talebi doğrultusunda mülteci akınının önlenmesi için görev yapmasının istenmesi beklenmelidir.

6. Türkiye’nin çağrısıyla olağanüstü toplanan NATO’dan yapılan açıklamalar, iktidarın Suriye ve İdlib’te Rusya’ya karşı NATO’yu arkasına alarak elini güçlendirme beklentilerinin yanıtsız kaldığını ortaya koydu!

Rusya’dan S-400 alımı kararında NATO ile karşı karşıya gelen, “kendi göbeğimizi kendimiz keseriz” diyen iktidar, NATO Anlaşması’nın 4. Maddesi çerçevesinde olağanüstü danışma mekanizmasının işletilmesi ve ortak müdahaleyi öngören 5. Maddenin devreye sokulması talebinde bulundu. NATO'ya üye ülkelerin temsilcileri, 28 Şubat’ta Türkiye'nin talebi üzerine olağanüstü toplandı. Toplantı sonrasında düzenlenen basın toplantısında müttefik ülkelerin Türkiye'ye en derin taziye dileklerini ilettikleri, Türkiye’nin değerli bir NATO müttefiki veSuriye’deki gelişmelerden en fazla etkilenen NATO ülkesi olduğu, tüm taraflara 2018'deki ateşkese acilen dönülmesi çağrısı yaptıkları, dile getirildi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'ye AWACS uçaklarıyla havadan istihbarat ve izleme desteği verildiğini kaydetti. Daha önce de NATO ve batılı müttefikler iktidarın yaptığı destek taleplerine kınamalarla karşılık vermişti. 2015’te Türkiye’ye ait bir savaş uçağının Suriye tarafından vurularak düşürülmesi sonrasında NATO’yu olağanüstü toplantıya çağırarak destek talebini gündemegetiren iktidar bu talebine de karşılık alamamıştı. NATO’dan şimdi dile getirildiği gibi AWACS erken uyarı hava savunma sistemleri ve ABD, Almanya, Hollanda, İspanya tarafından sınırlarımıza yerleştirilen Patriot hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması desteği gelmişti. Daha sonra İspanya dışındaki diğer üç NATO ülkesi Patriotları sökerek geri götürdüler. Şimdi iktidar yine ABD’den ve NATO’dan Patriot hava savunma füze bataryaları talep etti ancak karşılık alamadı. ABD’den Suriye’de kara askeri güç desteği girişimlerine de yanıt alamadı. ABD Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı, ABD’nin Suriye’ye ve özellikle Türkiye sınır bölgelerine asker gönderme planı olmadığını açıkladı.

İktidar İdlib’de gelinen aşamada tümüyle yalnız kaldığını görünce, NATO, ABD ve Batılı müttefiklerin desteğini arkasına alarak, Rusya ile yürütülecek pazarlıklarda elini güçlendirmek istedi. Ancak görünen tablo sözlü ve yazılı açıklamalar, dayanışma beyanatları ya da “Türkiye’nin yanındayız” söylemleri dışında somut bir desteğin söz konusu olmadığını ortaya koyuyor!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 7

7. NATO Anlaşması’nın 5’nci ve 6’ncı Maddesi, iktidarın Türkiye’ye yönelik tehdit çerçevesinde işletilmesini isteyip beklediği desteğe imkân sağlamıyor. NATO, kendisini anlaşmanın bu maddeleriyle sınırlı ve mükellef sayıyor!

Kuzey Atlantik Antlaşması'nın (NATO-OTAN) 5'nci maddesi şöyle: “Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa, BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler, derhal BMGK’ya bildirilecektir. BMGK, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.”

Antlaşmanın 6’ncı Maddesinde ise olası müdahalenin, saldırının meydana geldiği bölgeye işaret edilerek hangi koşullarda mümkün olduğunun çerçevesi çiziliyor: “Madde 5 açısından, taraflardan bir ya da daha çoğuna karşı silahlı saldırı, aşağıdakileri de kapsar: - Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika'daki topraklarına, Fransa'nın Cezayir bölgesine, Türkiye topraklarına veya taraflardan herhangi birinin egemenliği altında olan ve Yengeç Dönencesi'nin kuzeyinde yer alan adalara yapılan silahlı saldırı;

- Bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan, ya da Antlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihte taraflardan herhangi birinin işgal kuvvetlerinin üslenmiş bulunduğu herhangi bir Avrupa toprağında veya Akdeniz'de, ya da Yengeç Dönencesi'nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde bulunan tarafların herhangi birine ait kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldırı.”

Dolayısıyla söz konusu maddeler, iktidarın Suriye topraklarında bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ya da askerlerimize destek sağlanması talebiyle bağdaşmıyor. Maddenin çizdiği çerçevede Türkiye topraklarına yönelik bir saldırı ya da işgal söz konusu değil.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 8

Tam tersine TSK bir başka ülke toprağında konuşlanmış durumda. Bunun yanında “üye ülkelerden birisine ait askeri kuvvetlerin işgal ettiği alanda kendisine yönelik saldırı” kapsamında yorumlanmak istendiği takdirde ise TSK’nın Suriye’de “işgal amaçlı” bulunmadığını, bizzat iktidarın kendisi söylüyor ve “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı” olunduğu ilan ediliyor. Suriye Ordusu’nun Türkiye topraklarına dönük bir saldırı ya da işgali söz konusu değil. Ülkesindeki silahlı terör gruplarına karşı mücadele yürütüyor. İktidar, TSK’nın oradaki varlığını IŞİD başta olmak üzere silahlı-cihatçı terör örgütlerine karşı mücadele ve yürütülen bu mücadeleye destek şeklinde izah ediyor. NATO, kendisini anlaşmanın bu maddeleriyle sınırlı ve mükellef sayıyor. NATO üyesi Türkiye’nin kendi topraklarını savunma, kendisine yönelik bir saldırıyı bertaraf etme durumunun söz konusu olmadığını, NATO anlaşmasının çizdiği ittifak toprakları sınırları dışında, bir başka ülkede (Suriye) yürütülen askeri harekâta desteğin bu kapsama girmediğini gündeme getirerek desteğini Türkiye sınırları ve hava sahasının korunmasıyla sınırlı tutuyor.

NATO’nun Libya’ya müdahalesinin gerekçesinin bu çerçevede izahında ise son yıllarda giderek artan üye ülkelere yönelik Küresel Terör tehdidini de NATO’nun görev ve sorumluluk alanı kapsamına alan yorumlar çerçevesinde bu müdahalenin gerçekleştirildiği dile getiriliyor. Türkiye’nin bu durumda kendisine yönelik terör tehdidi çerçevesinde NATO desteği talep etmesinin söz konusu olup olmadığı soruları sorulabilir. Ancak başta ABD olmak üzere hemen hemen Türkiye dışındaki hiçbir NATO üyesi PYD-YPG ve SDG’yi terör örgütü saymıyor. IŞİD, El Nusra, El Kaide, HTŞ, BM ve NATO tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor. İdlib’deki tablo TSK’nın bu kentte konuşlanan cihatçı terör örgütlerine karşı mücadele yürütmek yerine, kontrollerindeki yerleşimleri terör örgütlerinden temizleyen Suriye Ordusu ile mücadele görüntüsünü ortaya koyuyor.

Bu konumlanma ve görüntü, iktidarın terör tehdidi tezinin kabulünü zorlaştırdığı gibi, Türkiye’yi terör örgütleriyle mücadele yürüten meşru Suriye Ordusu karşısında, bu örgütleri koruyup-kollayan bir konuma sokuyor. Bu da NATO’nun kendisini Türkiye’ye doğrudan askeri destek konusunda muaf tutma tavrında uluslararası kamuoyu ve hukuk açısından yasal zemin sağlıyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 9

8. Mültecilere Avrupa ülkeleriyle olan sınır kapılarını açma kararı, gerek insani gerekse siyasi açıdan, ülkelerindeki savaştan kaçan sivillerin koz olarak kullanılmasıdır!

İktidarın NATO’yu olağanüstü toplantıya çağırarak elde etmek istediği destek hamlesinde bir diğer adımı ise batılı ülkeleri siyasi, askeri, ekonomik ve insani açıdan Türkiye’nin yanında olmaya mecbur etmek için son üç yıldan bu yana sürekli yinelediği ve şantaja dönüştürdüğü Avrupa ile olan sınır kapılarını mültecilere açma kararı oldu. AB ile 3 milyar Euro parasal destek, vize muafiyeti ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın (GBA) revize edilerek güncellenmesi karşılığında, 16 Aralık 2013’te imzalanan Geri Kabul ve Mülteci Anlaşması ile iktidar, sınır güvenliğini güçlendirme ve mültecilerin Avrupa’ya geçişlerini engelleme taahhüdünde bulunmuştu. O dönemde iktidarın bu taahhüdünü ve para karşılığı Avrupa’nın sınır bekçiliğini üstlenme taahhüdünün yanlışlığını dile getirmiştim! Anlaşma karşılığında vaat edilen Vize Serbestisi ve GBA’nın revizyonu; iktidarın taahhüt ettiği 76 maddelik kriter listesinde yer alan demokratikleşme konusunda söz verilen adımlar atılmayınca, hayata geçemedi. Para karşılığında AB sınırlarını korumayı üstlenen ve milyonlarca mültecinin sorumluluğunu alarak milyarlarca dolar harcayan iktidar, 27 Şubat İdlib saldırısının ardından sınır kapılarını açtığını ilan etti. Dışişleri Bakanlığı AB ile mülteci anlaşmasının yürürlükte olduğunu, Türkiye’nin anlaşmaya bağlı olduğunu, mülteci politikasında bir değişiklik olmadığını açıklamasına rağmen iktidarın karadan ve denizden geçişleri engellememe kararı, ciddi bir çelişkinin olduğunu gösteriyor. Sınırdaki ara bölgede binlerce sığınmacı, göçmen yığıldı. Ege kıyılarından deniz yoluyla Yunan adalarına gitmek isteyenlere engel çıkarılmıyor. Kaçak göçmenlerin gözaltına alınması uygulamasına son verildiği gibi, şişme bot teminine ve denize açılmalarına izin veriliyor. Yunanistan ve Bulgaristan, Türkiye ile olan sınır kapılarını kapatıp, bölgeye takviye askeri güç gönderdi. Bir başka dikkat çekici nokta ise iktidarın İdlib’deki gelişmeleri ve Suriyeli mültecileri gerekçe göstererek aldığı sınırları açma kararına karşılık sınır bölgelerine yığılan göçmenler arasında Afgan, Somali, İran gibi ülkelerden olanların çok daha fazla olması olayın tamamıyla Suriye bahanesiyle gündeme getirilen bir göçmen şantajı olduğunu göstermektedir!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 10

Bu göçmenlerin Türkiye-AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde tekrar ülkelerine gönderilmek üzere Türkiye’ye iadesi güçlü bir muhtemel sonuçtur. Böyle bir durumda Türkiye geri kabule yanaşmazsa, uluslararası anlaşmaları ve hukuku ihlal etmiş olacaktır.

Bir planlama, strateji, öngörü olmaksızın sırf fevri bir şekilde ve gündemi değiştirmek amaçlı olduğu hissedilen sınır kapılarını açma, karadan ve

denizden mültecilerin geçişlerini organize etme girişimi, bir süre sonra Türkiye aleyhine dönebilecek sonuçlara yol açabilecektir. Sınır bölgelerinde

yığılacak göçmenler her yönüyle ciddi sorunları beraberinde getirecektir!

9. AB medyası: “Erdoğan hükümeti, Batı'da hiçbir devletin gönüllü olarak kendi yanında olmadığını biliyor. Türkiye'nin yaptığı hatanın sorumluluğunu kendisinin üstlenmesi gerekiyor!”

Avrupa medyasında İdlib’deki ağır askeri kayıplar ve iktidarın sınır kapılarını açma kararı geniş şekilde yer alıyor. Rusya ile yakınlaşan, AB ile ipleri atan Erdoğan’ın Suriye’de yalnızlaşıp, darboğaza girince batılı müttefikleri ve AB’yi hatırladığı öne sürülen haber ve yorumlarda şu ifadeler yer alıyor: “Türkiye'nin

yeterince önemli olduğu ve müttefiklerini kendi ihtiyaçlarına göre seçebileceği varsayımıyla Erdoğan, geçen yıllarda Batı'ya karşı kaba bir tutum izledi. Şimdi Avrupalıları desteğe zorlamak için masum Suriyeli sığınmacıları baskı aracı olarak kullanıyor. Erdoğan hükümeti, Batı'da hiçbir devletin gönüllü olarak kendi yanında olmadığını biliyor. Türkiye’nin attığı bu adımlar, NATO ve AB’nin Erdoğan'ın çıkarttığı yangını söndürmek zorunda olduğu anlamına gelmiyor.”

AB ülkelerinin ve liderlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şantajına boyun eğmemesi gerektiğini savunan bazı haber ve köşe yazılarında ağırlıkla şu değerlendirme yer alıyor: “Türkiye yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği

yapıyor ve ağır bir yükü taşımak zorunda. Avrupa'nın bunu kabul etmesi ve mültecilerin barınması ve ihtiyaçlarının karşılanması için Ankara'ya yardım sağlaması gerekiyor. Ancak Avrupalılar şantaja boyun eğmemeli. Erdoğan'ın Avrupa'ya ihtiyacı var. Siyasi olduğu kadar ekonomik olarak da AB’ye bağımlı, Moskova'nın artık güvenilmez olmasından beri de bu bağımlılık eskiye göre daha fazla. Avrupalıların düşüncesiz Türk dış politikasına aynı düşüncesizlikle karşılık vermesi için nedeni bulunmuyor!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 11

İktidar bu hamleden muhtemelen bazı ekonomik katkılar sağlayabilir. Ancak, nihai aşamada geri adım atmak zorunda kalındığında, ülkemizin dış politikasının strateji noksanlığı, Türkiye’nin güvenilirliği ve saygınlığı açısından incitici, yaralayıcı sonuçlarla karşılaşılması ihtimali daha yüksektir.

10. ABD’den askeri destek konusunda somut bir adım gelmedi. Patriot konusunda bir yardım ya da İdlib hava sahasının uçuşa yasak bölge ilanı gibi beklentilerin ne ölçüde karşılanacağı belirsiz!

Suriye’de sahadaki destek arayışları çerçevesinde NATO’dan fazla bir katkı gelmeyeceğini gören iktidar yönünü ABD’ye çevirdi. Ancak görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığından ve Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalar, iktidarın beklentilerinin gerçekleşmediğini ortaya koydu.

Beyaz Saray açıklamasında; “Başkan Trump, Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeybatısında gerilimi yatıştırma ve bir insani faciayı önleme çabalarına desteğinin yeniden altını çizdi. İki lider, Suriye rejimi, Rusya ve İran rejiminin daha fazla siviller hayatını kaybetmeden ve yerlerinden olmadan önce saldırılarını durdurması gerektiği noktasında mutabık kaldı” denildi.

Trump’ın saldırıyı kınadığı dile getiriliyor ama bu kınamanın Suriye’yi mi, Rusya’yı mı muhatap aldığı belirtilmiyor. Türkiye’ye bir askeri destek vaadi söz konusu değil. Bu gelişmelerle görüldüğü gibi ABD, Türkiye'yi bu savaşın içine itmek istiyor.

Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumun farkında olan AB, iktidarın dış ticaretinin yüzde 60’ından ve ihracatının yüzde 50’sinden fazlasının gerçekleştirildiği AB’yi tümüyle karşısına alamayacağını, ipleri kopartamayacağını biliyor ve görüyor. Bu yüzden mülteci kozunu, siyasi ve

ekonomik pazarlık amacıyla masaya sürdüğünün farkında!

Rusya tavrını değiştirmeksizin Esad’ın yanında yer alacağını gösterdi. NATO ve Türkiye’nin Avrupalı Müttefikleri Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediklerini ortaya koydular. ABD yönetimi S-400’lerden vazgeçilmesi ve yaptırım tehdidini dile getirerek, Türkiye’yi Rusya’dan kopmaya çağırıyor. 27 Şubat’ta İdlib’de yaşanan son saldırı ve zirve noktasına ulaşan gerilim, Türkiye’nin ne kadar “yalnız” olduğunu bir kez daha gösterdi!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 12

11. İtalya ve Almanya’nın girişimiyle, Libya’ya silah gönderen ülkelere yaptırım uygulanması süreci başlatıldı. Berlin Sonuç Bildirgesi ve BM kararları çerçevesinde Türkiye yeni bir yaptırım süreciyle karşı karşıya kalabilir!

Önceki hafta Libya’ya silah taşıdığı dile getirilen bir gemi İtalya tarafından Akdeniz’de alıkonularak limana çekilmişti. Yapılan soruşturmada gemide yüklü miktarda silah bulunurken, geminin Mersin limanından yükleme yaptığı ortaya çıkınca, gemi kaptanı gözaltına alındı.

Bunun yanı sıra Libya’da Mistrata limanında demirli bir gemiye Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından yapılan saldırıda iki üst düzey Türk subayının şehit olduğu ve kamuoyundan gizli şekilde defnedildikleri CB Erdoğan’ın açıklamalarıyla ortaya çıktı. Bu gelişmeler Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda sıkıntılı konuma getirdi!

Gerek BM’nin silah yardımı yapılmamasını öngören kararı gerekse Berlin’de düzenlenen Libya Konferansı’nda kabul edilen ve Türkiye’nin de imzaladığı sonuç bildirgesi, Libya’ya silah gönderen ülkelere yaptırım uygulanmasını öngörüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Birleşmiş Milletler (BM) ambargosunu ihlal ederek Libya'ya silah ve savaşçı göndermeyi sürdüren ülkelere hesap sorulacağını, en ağır yaptırımların uygulanması için girişim başlatacaklarını söyledi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Libya’da çatışan taraflarla yönelik silah ve savaşçı milis desteği konusunda yaptığı açıklamada Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Rusya ve Türkiye'nin adını sıralayarak BM kararlarına rağmen bu sevkiyatların sürmesinin skandal olduğunu dile getirdi.

Libya, Afrika'dan Akdeniz'e uzanan mülteci güzergâhının ana çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Libya sorununun çözümü başta Almanya olmak üzere AB ülkelerine dönük mülteci akını açısından büyük önem taşıyor. Libya’da istikrarsızlığın ve iç savaşın sürmesi, ülkenin tamamını kontrol edebilen bir siyasi ve askeri otoritenin olmaması insan kaçakçılığının önlenmesini güçleştiriyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 13

12. 2019 yılı son çeyrek ve yıllık büyüme hızı verileri açıklandı. Yılın son çeyreğinde yüzde 6’lık büyüme hızı sayesinde 2019 yılı yüzde 0,9 büyüme hızıyla kapandı. Türkiye, en yüksek ikinci büyüme hızı(!) sağlayan ülke oldu.

TÜİK, Türkiye ekonomisinin 2019 yılının son üç aylık döneminde yüzde 6 büyüdüğünü, yılın tamamına ilişkin büyüme hızı verisinin yüzde 0,9 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Son çeyrekte yüzde 6 oranındaki büyüme, son 7 çeyreğin en hızlı büyüme oranı oldu. Türkiye, son üç aydaki büyüme hızı açısından yüzde 6,4 oranında büyüme sağlayan Filipinler’in ardından yüzde 6’lık oranla Çin ile birlikte dünyada da en yüksek ikinci büyüme hızı sağlayan ülke oldu. Son çeyreğe ilişkin büyüme beklentileri ağırlıkla yüzde 5,1 düzeyindeydi. Son çeyrek büyümesi 2019’un yıllık büyüme ortalamasını da doğal olarak pozitif olmak kaydıyla yukarı çekti ve yılsonu için yüzde 0,6 olarak öngörülen yıllık büyüme hızı yüzde 0,9 olarak gerçekleşti. Büyümede, sanayideki hareketlenme ve kredilerdeki hızlı artıştan kaynaklanan tüketim artışının etkili olduğu gözleniyor.

 Sanayide son çeyrekte yüzde 5,9’luk büyümenin ekonomiye katkısı 1,15 puan oldu.

 Finans ve sigortada ise yüzde 24,2’lik büyümeyle 0,78 puanlık katkı geldi.

MB’nin faiz indirimleriyle kredi faizlerindeki düşüşün kredi talebini arttırması hem tüketici hem de ticari kredilerde yukarı yönlü hareketlenmeyi ve harcamalarda artışı tetikledi. İnşaatta daralma son çeyrekte de devam etti ve eksi yüzde 3,8’lik küçülme olarak verilere yansıdı. Faizlerin düşürülmesiyle birlikte bireysel tüketim kredileri ve harcamalardaki artış son çeyrekte tüketim harcamalarında yüzde 6,8 yükseliş olarak kendisini gösterirken ekonomik büyümeye katkısı 3,9 puan oldu. İnşaattaki daralma nedeniyle yatırımlarda küçülme sürse de beş çeyrek dönem sonrasında makine teçhizat yatırımlarında yüzde 11,7 büyüme yaşanmış olması, pozitif büyümede etkili oldu.

Sanayideki ve tüketim harcamalarındaki büyüme son çeyrekte kendisini ithalatta artış olarak gösterdi. Son üç aylık dönemde ithalat yüzde 29,3 düzeyinde artış gösterirken büyümeye yansıması eksi 5,79 oldu. İhracattaki artış ithalattaki artışın çok gerisinde kaldı. Bu durum 2020’de Türkiye ekonomisinin kronik hastalığı cari açık krizinin geri döneceğini işaret ediyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 14

13. 2019 yılında üretim yöntemine göre cari fiyatlarla Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) bir önceki yıla göre %14,9 artarak 4 trilyon 280 milyar TL’ye yükseldi. Dolar bazında 753,6 milyar dolar oldu!

ÜRETİM YÖNTEMİNE GÖRE CARİ FİYATLARLA GSYH

YIL

I.Çeyrek II.Çeyrek III.Çeyrek IV.Çeyrek

I.Çeyrek II.Çeyrek III.Çeyrek IV.Çeyrek

Cari Fiyatlarla Cari Fiyatlarla (Milyon TL) (Milyon $)

790.113 207.165

890.436 205.827

1.026.649 189.837

1.017.190 186.214 922.000 171.723

1.022.646 174.291

1.145.880 201.987

1.189.855 205.692

Değişim Oranı (%)

7.4 5.6 2.3

-2.8

-2.3 -1.6 1.0 6.0

2018 Yıllık

3.724.388

789.043

2.8

page16image13472256 page16image18924416 page16image13472832 page16image13473024page16image18924304 page16image13473600 page16image13473792 page16image18924192page16image13474368

2019 Yıllık

4.280.381

753.693

0.9

page16image13476864 page16image18932480 page16image13477440 page16image13477632page16image18932592 page16image13478208 page16image13478400 page16image18932704page16image13478976 page16image13479168 page16image18932816 page16image13479744

14. Devletin nihai tüketim harcamaları 2019’un son çeyreğinde yüzde 2,7’lik artışla, bireysel tüketim harcamalarına ilave olarak büyümeye destek verdi, imalat sanayiindeki artışı da tetikledi!

Kamu bankaları geçen yılın ikinci yarısında tüketici ve konut kredisi faizlerini aylık yüzde 1’in altına çekince beyaz eşya, ev ve araba satışlarında hareketlenmeler yaşandı. Bu sayede 2019’un son 3 ayında ekonominin yüzde 6 büyüdüğü görülüyor. Taşıt, konut ve tüketici kredi faizlerindeki düşüşler son çeyrek büyümesinin asıl destekleyici unsurları olarak karşımıza çıkarken, bu üç kalemdeki artış tüketim harcamalarını da şekillendirdi. Son çeyrekte dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamalar yüzde 15,7, dayanıksız tüketim mallarına yapılan harcamalar ise yüzde 17,6 gösterdi. İmalat sanayiindeki artışı da tetikleyen bu tüketim harcamalarının yanı sıra turizm harcamalarını da bünyesinde barındıran hizmetler kalemindeki harcamalardaki son çeyrekte gözlenen büyüme de yüzde 21,1 olarak verilere yansıdı.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 15

Yüzde 0,9’luk 2019 yılı büyüme hızı ve son çeyrekteki yüzde 6’lık büyüme, önceki yılın eksi büyümesine kıyasla ve baz etkisiyle ortaya çıkan bir büyüme olduğu gibi, aynı zamanda yatırım ve üretimden değil hane halklarının, bireylerin ve ilave olarak devletin tüketim harcamalarındaki artıştan kaynaklanıyor!

15. 2013 yılında 12 bin doların üzerine çıkan Kişi Başına Düşen Milli Gelir’de (KBGM) 2019 sonuna kadar olan altı yıllık dönemde toplam 3.353 dolar gerileme yaşanırken, bireyler bu düzeyde yoksullaştı!

2013'te 12 bin 480 dolara kadar yükselerek bugüne kadar ki en üst düzeye ulaşan KBMG, 2019'da 9 bin 127 dolara inerek 2007'deki 9 bin 656 dolarlık tutarın da altına düştü. Kişi başına düşen milli gelirde sert düşüş yaşandı ve 12 yıl öncesinin altına indi!

2002-2019 YILLARA GÖRE KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİR (DOLAR)

2002 2003 2004

3.581 4.698 5.961

2011 2012 2013

2005

7.304

2014

2006 2007 2008 2009 2010

7.906 9.656 10.931 8.980 10.560

2015 2016 2017 2018 2019

11.019 10.883 10.616 9.693 9.127

page17image13385728 page17image13385920 page17image13386112 page17image18911056 page17image13386688 page17image13386880 page17image13387072 page17image13387264 page17image13387456 page17image13387648 page17image13387840 page17image18911168page17image13388416 page17image13388608 page17image13388800 page17image13388992

11.205 11.588 12.480 12.112

2019 yılına ait başta enflasyon olmak üzere pek çok ekonomik göstergede kendisini ortaya koyan baz etkisinin, 2019 yılının son çeyreğine ait yüzde 6’lık büyüme hızına da yansıdığını özellikle vurgulamak gerekir.

Diğer verilerde olduğu büyüme hızında da gerçekleşen rakamların bir önceki yılın aynı dönemiyle kıyaslandığını anımsadığımızda, 2018’in son çeyreğinde eksi yüzde 2,8 olan büyüme hızına kıyasla 2019’da “patlama” yapmış gibi görünen yüzde 6’lık son çeyrek büyümesinde bu baz etkisinin yansıması açık şekilde ortada. Diğer deyişle, 2018’in son 3 ayında Türkiye ekonomisi sert biçimde daraldığı için, şimdi o döneme göre çok hızlı büyümüşüz gibi görünüyor.

 Örneğin 2019’un son 3 ayında yüzde 15,7 artmış görünen dayanıklı tüketim malı harcamaları, 2018’in son üç ayında eksi yüzde 12 idi ve iktidar bu kalemlerde satışları artırmak, talebi canlandırmak için KDV muafiyeti, ÖTV indirimleri yapmıştı!

Tüketim ve harcama artışına dayalı bu büyüme, ithalat artışını da tetiklediği için cari açıkta büyük artış riskini 2020 yılına taşımış durumda. Buna rağmen 2008-2009 ağır ekonomik krizi düzeyindeki yüzde 0,9’luk oran, ekonomik krizin somut belirtisi. Bu orandaki büyüme Türkiye’nin temel ihtiyacı olan gelişme ve refah artışı yönünde bir milli gelir üretemediği gibi aksine KBMG’nin 12 yıl öncesinin de gerisine gittiğini, ülkenin ve toplumun yoksullaştığını sergiliyor!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 16

16. İktidar, MB kaynaklarından yaptığı aktarmalarla bu yılın ilk ayında bütçe fazlası vermeyi sağladı. Ancak Hazine, Mart-Mayıs döneminde 60,4 milyar lira tutarında yeni borçlanma gerçekleştirecek!

Ocak ayında yine MB Genel Kurulu’nu öne çekerek 2019 kârını bütçeye aktaran iktidar, MB yedek akçesini de devreye sokarak bütçenin aylık bazda 21 milyar TL fazla vermesini sağladı. Geçen yılın Ocak ayında da olağanüstü genel kurul ve erken kâr aktarımıyla 5,1 milyar TL fazla verilmişti. Sonraki aylarda bütçe açığı verilince, 2019 yılı rekor düzeydeki bütçe açığıyla ve büyük sapmayla kapatıldı. Bu yıl yine aynı yöntemlerle bütçe açıklarının dizginlenebilmesi için iktidarın yoğun şekilde Hazineyi borçlandıracağı anlaşılıyor. 2020 yılı Mart-Mayıs dönemi borçlanma programına göre üç ayda 64,7 milyar lira tutarındaki iç borç servisine karşılık, 60,4 milyar liralık yeni iç borçlanmaya gidilecek. Mart’ta 30.3, Nisan’da 23.6, Mayıs’ta 34,9 milyar TL ödeme yapılacak. Bu ödemelerin 24.1 milyar TL’si dış borç geri ödemelerinden oluşuyor. Hazinenin geçen hafta gerçekleştirdiği iç borçlanma ihalelerinde ortalama gösterge faiz yüzde 12 düzeyinde oluştu!

17. Koronavirüs salgınının küresel ticarette Türkiye’ye ihracat artışı imkânı sağlayacağı değerlendirmelerinin aksine, ihracatımızın ithal ikamesine dayalı olması nedeniyle bu salgından olumsuz etkilenmesi ihtimali artıyor!

Çin’in sanayi ve ihracat merkezlerinden Wuhan’da ortaya çıkan ve kısa sürede yayılan yeni tip koronavirüsün insani etkileri yanında küresel ekonomi ve ticaret üzerindeki etkileri giderek ağırlaşıyor. Diğer ülkelere de sıçrayan ölümlere varan boyutuyla sınırlarımıza dayanan salgın nedeniyle Çin’de pek çok üretim tesisi üretimine ara verdi. Wuhan’da ve salgının yayıldığı diğer kentlerde uygulanan karantina nedeniyle Çin’e yönelik hava ulaşımı yanında limanlar ve konteyner taşımacılığı da büyük ölçüde kısıtlandı. 1,5 ayda 50 ülkeye yayılan ve 85 bine yakın insana bulaşan koronavirüsün yol açtığı ölümler 2 bini aştı!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 17

MB’nin 10,75’e düşürdüğü politika faizinin piyasalarda kabul görmediği, dolayısıyla hazinenin borçlanabilmek için MB faizinin 1,25 puan üzerinde faiz ödemek zorunda kaldığı anlaşılıyor. Hazinenin 60 milyar liralık borç talebiyle piyasalara çıkacağı üç aylık dönemde ödeyeceği faizin daha da yükseleceğini, MB faizinin kâğıt üzerinde kaldığını bu çerçevede öngörebilirim.

Küresel ekonomi ve ticaretin en önemli üretim ve tedarik merkezi konumundaki Çin’de fabrikaların kapanması, üretimlerine ara vermesi, çalışmalarının aksamasına paralel olarak Çin’e yönelik ithalat ile ihracatın da kesintiye uğraması, deniz taşımacılığında navlun fiyatlarının liman karantinalarından ötürü olağanüstü boyutlara ulaşması, tedarik zincirinde kırılmalar yaşanmasını beraberinde getiriyor. Bu durum şimdiden küresel tedarik fiyatlarını yukarı çekerken bir yandan da ticarette gerilemeyi ve durgunluğu öne çıkartıyor.

Çin’in kapanan ve üretime ara veren dev fabrikaları nedeniyle enerji talebinin düşmesi petrol fiyatlarının da düşmesine, uluslararası borsalarda kayıpların artmasına yol açtı. Altın fiyatları ise son 10 yılın en yüksek rekor seviyelerine tırmanmış bulunuyor. Henüz resmi hasta kaydı olmayan Türkiye’de insani açıdan olumlu olarak değerlendirmemiz gereken bu durumun sürdürülebilmesi için alınan önlemlerin daha da sıkılaştırılması gerekirken, ekonomide ise özellikle ihracat ve turizmde kayıpların gündeme gelmesi ihtimali yükseliyor.

Bunun yanı sıra ülkemizin en önemli döviz gelirinin elde edildiği ihracatta da ciddi kayıplarla karşılaşılması olasılığı gündeme gelmiş bulunuyor. Salgının başlangıcında Çin’in üretime ara vermesi, piyasalara arzı düşürmesi nedeniyle tekstil ve konfeksiyon başta olmak üzere doğacak boşluğun Türk ihraç ürünlerine, makine teçhizat, imalat sanayii ürünlerine talebi artıracağı ve ihracatın hızlanacağı değerlendirmeleri yapılırken gelişmeler tersi yönde ilerliyor. İhracatımızın üçte ikisini sağlayan ürünlerin ithal aramalı ve imalata dayalı olması, tedarik sorununu ve ithal girdi maliyetlerinde ciddi artışları gündeme getirdi. Virüs nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar, otomotiv, makine, kimya, plastik, demir-çelik, elektrik ve elektronik sektörlerimizin ara malı ve yatırım malı ithalatında sıkıntı yaratabilir. Her ne kadar ülkemizde oto yedek parça ve yan sanayii gelişmiş durumda olsa da bir çok ana üretim markası fiyat-maliyet avantajı ve yerli olarak üretilmeyen parçaları buradan tedarik ediyor. Otomotiv sektöründe şimdiden parça stoklarının hızla eridiği, tedarik sıkıntısının baş gösterdiği ve bunun üretimi olumsuz etkileyeceği dillendiriliyor. Türkiye’nin ithalatında ilk sırada yer alan Çin’den ithal edilen ürünler hemen tüm sektörlerde üretim girdisi olması nedeniyle, ihracatı açısından kritik önemde.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 18

2019 yılında gerçekleştirilen 171 milyar dolarlık ihracat içerisinde 75-85 milyar dolarlık paya sahip olan imalat sanayii ürünleri ve otomotiv sektörü, ara malı, yedek parça, yatırım malı ve üretim girdileri açısından büyük ölçüde Çin’den yapılan ithalata ve tedarike bağımlı halde.

18. Merkez Bankası’nın (MB) art arda yaptığı indirimlerle negatif düzeye gerileyen faizlerin oluşturduğu riskler Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s tarafından Türkiye Raporu’na yansıtıldı!

Moody’s, enflasyon karşısında negatif düzeye gerileyen reel faiz oranlarının yatırımcı güvenini zayıflatabileceğini ve bankaların kredi notunu da olumsuz etkileyeceğini açıkladı. MB, 20 Şubat’taki PPK toplantısında politika faizini 0,50 puan düşürerek yüzde 10,75’e çekmişti! MB böylece geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yüzde 24 olan politika faizini 13,25 puan düşürdü! Moody’s raporunda bu durumu eleştirerek şu görüşe yer verdi: “Negatif reel faiz, bankalara fon

sağlamayı ve Türk lirasına yatırım yapmayı, reel faiz oranları pozitif olan diğer gelişmekte olan piyasalardan daha az cazip hale getirmektedir. Bu durum MB’nin kredibilitesini olumsuz etkileyebilir ve bu da yatırımcı güvenini zayıflayabilir.”

Moody’s’in raporuna göre, MB’nin düşük faizleri, TL mevduat sahiplerine ödenen faizin daha da düşmesine yol açacak ve bu da mevduat sahiplerinin daha fazla dolarizasyona yönelmesini beraberinde getirecek. Raporda ayrıca, Türk bankalarının yatırımcı güvenine hassas olan yabancı para cinsinden kısa vadeli fonlamaya önemli ölçüde bağlı olmalarının önemli bir kırılganlık unsuru olarak öne çıktığı belirtiliyor. Negatif faizden dolayı mevduat kaçışı ve dövize yönelişin bankaların kredi notlarını olumsuz etkileyeceği kaydediliyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 19

Bu açıdan değerlendirildiğinde Çin’deki salgının, sadece Çin ekonomisini değil, küresel ekonomi ve ticareti, Türkiye gibi ihracata dayalı büyüme modelini benimseyen gelişmekte olan ülke ekonomilerini de giderek artan düzeyde olumsuz etkileyeceği anlaşılıyor.

MB’nin geçen yıl ortasından beri gerçekleştirdiği sert faiz indirimlerinden dolayı, TL mevduat sahipleri açısından reel getiri negatif seviyeye düştü! MB ve Ekonomi yönetimi faiz indirimlerini savunurken artık gerçekleşen enflasyonun değil hedeflenen enflasyonun esas alınması gerektiğini dile getiriyor.

19. TÜİK’in 24 Şubat’ta açıkladığı 2019 yılı yapı izni ve yapı ruhsatı istatistikleri konut inşaatı sektörünün resmen çöktüğünü yeni konut inşa edecek takatinin kalmadığını ortaya koyuyor!

Yaşanan deprem felaketinde yine can kayıpları ve ağır yıkımla karşı karşıya kalınmasına rağmen iktidarın ülkemizin deprem gerçeği ve vatandaşların yaşam riski konusundaki yaklaşımları gayriciddi bir tavır sergiliyor. Deprem önlemlerinin finansmanı için getirilen ek vergilerin başka alanlara harcandığı ortaya çıkarken, tutarı 36-38 milyar dolara ulaşan bu vergilerle ilgili soruların iktidarı kızdırdığı görülüyor. Açıklanan yegâne plan, acil durumdaki 6,7 milyon konutu dönüştürmek için yılda 300 bin depreme dayanıklı konut inşa etmek. Kaldı ki; müteahhitlerin belediyelerden ve imar müdürlüklerinden yapı ruhsatı almaları hemen inşaata başlanacağı anlamına gelmiyor. 2019’da alınan 306 bin konut yapı ruhsatına karşılık, mevcut ekonomik koşullarda bu konutların inşasına belki de birkaç yıl sonra yeni ekonomik koşullara göre başlanacak.

İktidarın açıkladığı 6,7 milyon acil yeni konut inşa planı yılda 300 bin konut üretilmesini öngörüyor. Bu, 22 yıllık süre anlamına gelirken, gerçek dönüşüm planında hedeflenen 13 milyon konutun inşası için gereken süre 43 yıl!

İstanbul, İzmir başta olmak üzere yurt genelinde depreme karşı hızla yıkım ve yeniden yapım seferberliği olması gerektiği açıkça biliniyor.

Diğer yandan fay hattı üzerinde kurulu Doğu-Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki illerde de depreme dayanıklı konut üretimi ve kentsel dönüşüm için acil planlama ve seferberlik gereği zorunlu!

Hâlâ imar yasası değişikliği, rant ve muhalefete geçen belediyelerin deprem planlamalarını engelleme peşindeki iktidarın bu konuda bir acil eylem planının olmadığı iktidar sözcülerinin açıklamalarından anlaşılıyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 02 MART 2020 20

Ocak-Aralık 2019’da 12 ayda verilen konut yapı ruhsatları toplamı 305 bin 938 oldu. Bu sayı 2018’de 663 bin, 2017’de 1 milyon 405 bin idi. 2019 yılında yeni konut inşaatı için alınan ruhsat ve izinlerin 2018’e kıyasla yüzde 54’e, 2017’e kıyasla yüzde 78’e gerilediğini gösteriyor. Bu da konut inşaatı sektörünün çöktüğünün resmi olarak ilanı demek!

İktidarın muhalefete bağlı belediyeleri engelleyici tavrına, konut sektörünün TÜİK verileriyle ilan edilen çöküşüne bakıldığında, deprem riski yüksek illerde yaşayan milyonlarca vatandaş için iktidarın gözünde kaderine razı olup, depremde ölmemek için dua etmek dışında bir seçeneğinin olmadığı görünüyor.

İktidar sözcüleri, depremde hemen yıkılabilecek en riskli konumdaki 6 milyon 700 bin konutun yıkılıp yeniden inşası doğrultusunda, yılda 300 bin adet depreme dayanıklı konut üretiminin gerektiğini ortaya koyuyor ama bu 300 bin konutun nasıl üretileceği, kaynağın nereden bulunacağı da belirsiz!

Bir yandan 1,3 milyona ulaşan konut stokuyla batma noktasına gelen diğer yandan iflaslarla boğuşan konut-inşaat sektörünün yeni konut inşa edecek gücünün olmadığı açıklanan yapı ruhsat istatistikleriyle somut biçimde görülüyor.

page22image13230912 page22image13235136

YAPI RUHSATI

Değişim oranı (%)

page22image18944720 page22image18944832 page22image13237056

İNŞAAT TİPİ

BİNA SAYISI

YÜZÖLÇÜMÜ (m2)

DEĞER (TL)

DAİRE SAYISI

2019

53.819

70.493.433

114.052.844.263

305.938

2018

104.143

148.155.001

202.769.157.855

663.200

2017 2019

161.921 -48,3

287.333.966 -52,4

312.108.114.918 -43,8

1.405.447 -53,9

2018 -35,7 -48,4 -35,0 -52,8

page22image18948416 page22image18948528 page22image13226112 page22image18948640page22image18948752 page22image13232640 page22image18948864 page22image18948976page22image13222848 page22image18949088 page22image18949200 page22image13237632 page22image18949312page22image18949424 page22image13228800

Yılda en az 300 bin depreme dayanıklı konut inşa edebilmek için gerekli para bütçede yok! İktidarın devleti ayakta tutabilmek için borçlanmaya hız verdiği, Hazine’nin üç ayda 60 milyar TL borç aradığı bir ekonomik tabloda

ülkenin depreme nasıl hazırlıklı hale getirileceği bilinmiyor!