Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 2 Ekim 2022

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

2 Ekim 2022 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

İÇ POLİTİKA

Mersin’de Polis Evi’ne yönelik terör saldırısı ve bir polisimizin şehit edilmesi herkesi üzüntü ve acıya sevk ederken; iktidar sözcüleri ve medyasının CHP’yi suçlama yarışına girişmesi, planlı bir hazırlığı açığa çıkardı!

Tüm dünyada artan enerji fiyatları karşısında ülke yönetimleri enerji tasarrufu ve tüketimin düşürülmesi yönünde önlemler alırken Türkiye’de; sınırsız israf ve şatafat uygulamalarıyla ülkeyi krize sürükleyen İktidar, özveriyi halktan bekliyor!

EKONOMİ

KKM (Kur Korumalı Mevduat) saatli bombasını yılsonuna ayarlayan iktidar, patlamanın kendisini yok edeceğini görünce süreyi 2023 seçim sonrasına erteliyor!

2022 Ağustos sonu itibarıyla 3 trilyon 651 milyar 400 milyon TL’ye ulaşan Merkezi Yönetim Borç Stoku, tek kişinin kararları ve denetimsiz harcamalarıyla ülke hazinesinin ağır bir borç yükü altına sokulduğunu gösteriyor!

Merkez Bankası (MB) faizi 2021 eylül-aralık döneminde yüzde 19’dan 14’e düşürüldü. 2022 Eylül’ünde yüzde 12’ye indirilen MB faizi, yılsonunda yüzde 8-9 olacak! Bu bilinçli stratejiyle dar bir kesime servet aktarılacak!

Ağustos rakamları dış ticarette alarm veriyor. Aylık dış ticaret açığındaki artış yüzde 160’a yükseldi. Yılsonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşabilir! 

Eylül ayında Reel Kesim Güven Endeksi bir önceki aya kıyasla 2,2 puan azalarak 99,9 seviyesinde gerçekleşti. 

85 milyon nüfuslu Türkiye’de kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart sayısı ağustos itibarıyla 322 milyon adete ulaştı!

DIŞ POLİTİKA

Doğu Ukrayna’da savaştan önce özerkliğini ilan eden ve Rusya’ya katılmak için düzenlenen referandumdan yüzde 90’ın üzerinde ‘evet’ oyu çıktı. Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya Rusya ile birleşti. 

İsveç’in ardından İtalya’da da aşırı sağ partilerin oluşturduğu ittifak, seçimlerden başarıyla çıkarak iktidarı elde etti. AB içinde çalkantılar yaratması beklenen bu gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşının ve Türkiye ile ilişkilerin seyrini değiştirebilir.

Mersin’de Polis Evi’ne yönelik terör saldırısı ve bir polisimizin şehit edilmesi herkesi üzüntü ve acıya sevk ederken; Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı ve iktidar medyasının kendilerine tek merkezden servis edildiği apaçık gerçek dışı suçlamaları CHP’ye yöneltmeleri, planlı bir hazırlığın açığa çıkmasıdır!

Aylar önce iktidarın konser ve festival yasakları, vali ve kaymakamların yasakçı kararları, kadınlara, gençlere, sanatçılara yönelik birtakım uygulamalarıyla bir tahrik, kışkırtma ve toplum kesimlerini sokağa dökme stratejilerini amaçladığını ifade ettim. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (CB YİK) üyelerinin yayınladıkları bildiride ‘seçim sathı mailine girilirken birlik-bütünlüğe yönelik saldırı ve provokasyonlar olacağını’ dile getirmesi, birtakım dezenformasyonlar yapılacağını vurgulamasına dikkat çekmiştim. CB İletişim Başkanlığı himayesinde düzenlenen ‘Dijital terörizm Çalıştayı’ ve burada ele alınan başlıkların da bir hazırlığı düşündürdüğü kanaatimi belirttim.

Neredeyse 30 yıldan bu yana terör eyleminin yaşanmadığı Mersin’de Polis Evi’ne saldırı istihbaratının alınamaması, bomba yüklü sırt çantalarıyla teröristlerin nizamiyeye kadar gelebilmesi, ‘teröristlerin ayakkabı numarasını bile bildiğini’ iddia eden, Amanoslarda terörist kalmadığını söyleyen İçişleri Bakanının ve kendisine bağlı birimlerin görev ihmali ve zafiyetidir. Teröristlerle kahramanca çatışan nizamiyede nöbetçi şehit polisin üzerinde çelik yelek olmaması, uzun namlulu silahlarla saldıranlara karşı tabanca ile kendisini savunmak zorunda kalması, ayrıca bir başka sorgulanması gereken durumdur. 

2012’de yayınlanan Tutuklu gazeteciler raporundaki bir isimden yola çıkarak CHP ile terör eylemi ve terör örgütü arasında bağlantı kurmaya yönelen İçişleri Bakanı ve tek merkezden talimatlı manşetler atan iktidar medyası, kendilerine verilen talimatla organize bir şekilde bu ithamları ve suçlamaları iktidarın lehine siyasi nema ve istismar çabasına dönüştürdü. Ortada hain bir terör saldırısı ve şehit polisimizin acısı dururken iktidar sözcüleri ve medyası CHP’yi suçlama yarışına girişti. CB Erdoğan aynı akşam çıktığı canlı yayında ‘köşenizde gereğini yapın’ talimatını verdi. Bunların hepsi aylar öncesinden öngördüğümüz, beklediğimiz ve iktidarın son çırpınışlarıyla başvurmaktan kaçınmayacağını bildiğimiz hamleler ve söylemlerdi. Bu planlı itham organizasyonunda CB Erdoğan’a yalan yanlış, asılsız bilgiler vererek ekranlarda açığa ve boşluğa düşürdüler. Bu ülkenin kurucu partisi, 100 yıllık CHP’yi terörle, teröristlerle, terör örgütleriyle bağlantılı gösterme çabası, yalana sarılmanın ötesinde hadsizliktir. Terör saldırısından, şehit cenazesinden siyasi nema ummak, siyasete alet edip istismara çalışmak şehide saygısızlık, acılara duyarsızlık ve siyaset uğruna her türlü yalanı söyleme acizliğidir! 

TBMM’ye getirdikleri Dezenformasyon Yasası ile muhalefeti susturmayı, halkın doğruları ve gerçekleri öğrenmesini engellemeyi amaçlayanlar, millete göz dağı vermeyi hedefleyenler, Mersin’deki terör saldırısında sıraladıkları yalanlarla, devletin güvenlik güçlerini, savcılarını, siyasi hırslarına, devlet güdümlü resmi dezenformasyonuna alet etmekten çekinmediler.

İktidarın seçim sürecine girilirken benzer senaryoları uygulamak isteyeceğini biliyoruz. Kaos, kaygı, endişe yaratarak, karanlık atmosferleri devreye sokarak halkı korkutmak, sandığa gitmekten, oy kullanmaktan kaçınmalarını sağlamayı hedeflediğinin farkındayız. İktidarın çaresizlikle apaçık sergilediği bu oyunlara, bu senaryolara artık kimse kanmıyor. Tahriklere kapılmaksızın, bu iktidarı halkın oylarıyla sandıkta uğurlayacağız.    

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın özellikle enerji tasarrufu için vatandaşlara öneri ve tavsiyelerde bulunduğu ‘Aklınla Verimli Yaşa’ kitapçığı, iktidarın sınırsız israf ve şatafat uygulamaları karşısında özveriyi halktan bekleyen bir zihniyetin eseridir.

Tüm dünyada artan enerji fiyatları karşısında ülke yönetimleri enerji tasarrufu ve tüketimin düşürülmesi yönünde önlemler alırken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ‘Aklınla Verimli Yaşa’ başlıklı bir kitapçıkla halka tasarruf önerilerinde bulundu.

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede hükümetler sıkı tasarruf tedbirleriyle vatandaşlarına örnek olurken, ülkemizde iktidar ‘İtibardan tasarruf olmaz’ zihniyetiyle her şeyi halktan bekliyor. İktidar medyası, doğalgaz müjdeleriyle yazın bile kombileri sonuna kadar açın, çağrıları yapıyordu. 

Şimdi halkın gündelik yaşantısında özveride bulunmasını talep eden iktidarın önce kendisinin örnek olması, israf ve şatafattan kaçınması gerekmez mi? Sayıştay’ın son denetim raporlarına yansıyan rakamlara bakıldığında Cumhurbaşkanlığı sarayının günlük harcama tutarı 10 milyon lirayı aşmış. 

1500 odasında sürekli elektriklerin yandığı, ısıtma ve havalandırma faturalarının milyonlarca liraya ulaştığı Saray Harcamaları;

2020 yılında 2,8 milyar TL iken 2021’de 4 milyara yaklaşmış! (3,7 milyar TL)

Her sene göstermelik tasarruf genelgeleri çıkartan CB Erdoğan en başta kendisi bu genelgelere uymadığı gibi, gösteriş, taşıt ve uçak saltanatı, saray ziyafetleri kesintisiz sürüyor. 

Bakanlığın kitapçığında; 

Banyoya kum saatiyle girip 4 dakikada duş alınması, 

Yemeklerin düdüklü tencerede pişirilmesi, 

Banyo sonrası saç kurutma makinesi kullanılmaması, 

fırında yemek-börek pişirirken pişme süresinden 10 dakika önce fırının kapatılması ve yemeği çıkarttıktan sonra fırın kapağı açık tutularak evin ısıtılması, 

Çamaşır ve bulaşık makinelerinde ön yıkama yapılmaksızın en kısa yıkama programlarının tercih edilmesi, 

Çamaşırların kurutma makinelerinde kurutulmak yerine balkonda, çamaşırlıkta kurutulması, öneriliyor. 

Vatandaşlara ‘akıllı’ olmaları için tavsiye ediliyor.

Tabii ki enerji, elektrik, doğalgazda tasarruflu davranmak, israftan kaçınmak iktidarın yaptığı fahiş zamlardan sonra, faturaları düşürmek için vatandaşın mecburen başvuracağı yöntemler. İktidar halktan bunu beklerken halkın da iktidardan israftan kaçınmasını, şatafat ve gösterişten vazgeçmesini beklemek en tabi hakkıdır.    

TBMM’ye getirilmek üzere hazırlanan yeni torba yasada KKM’nin (Kur Korumalı Mevduat) 2023 sonuna uzatılması öngörülüyor. Ülke ekonomisinin temeline yerleştirdiği KKM saatli bombasını yılsonuna ayarlayan iktidar, patlamanın kendisini yok edeceğini görünce süreyi seçim sonrasına erteliyor!

En baştan itibaren KKM kararının ve başlatılan uygulamanın Türkiye ekonomisinin temellerine yerleştirilen saatli bomba olduğunu ifade ettim. İktidar kur artışlarını frenlemek için getirdiği bu düzenlemeyi yeni ekonomi modelinin muhteşem icatlarından birisi olarak sundu. Ancak kurlar KKM uygulamasının başlatıldığı 21 Aralık 2021 seviyesinin çok üzerinde ve dolar/TL kuru 19 liraya tırmandı. Kurlardaki her artış KKM’nin hazine ve Merkez Bankası’na yüklediği kur farkı ödeme yükümlülüğünü ağırlaştırıyor. Temmuz itibarıyla hazinenin bütçeden beş ayda ödediği kur farkı 75,6 milyar TL oldu. 

Dövizden KKM’ye geçenlerin kur farkını MB ödüyor ve şu ana kadar yapılan ödeme tutarı kamuoyundan gizleniyor. 

Hazine ödemesi emsal alındığında MB’nin de an ez 75 milyar lira kur farkı ödediğini varsaydığımda hazine ve MB’nin ödediği kur farkı beş ayda 150 milyar TL’yi buluyor. Başlangıçta 12 milyar TL olarak açıklanan vazgeçilen stopaj ve kurumlar vergisi tutarı 25 milyar liraya yükseldi. Böylece KKM’nin beş aylık faturası vergi ve stopaj muafiyetleriyle toplam maliyet 175 milyar TL’yi buluyor.

KKM uygulaması çerçevesinde bankalar bu mevduatlara MB politika faizinin azami üç puan üzerinde faiz ödüyor. Yüzde 12’ye indirilen MB politika faizi ile bankaların KKM mevduatlarına ödeyecekleri faiz de uygulama başladığında yüzde 17 iken şimdi yüzde 15’e düştü. 

Yani faiz indirimleriyle aynı zamanda bankaların KKM faiz yükü azaltılırken, kur artışlarıyla hazine ve MB’nin kur farkı ödeme yükü artıyor.

Bir yıl önce 21 Aralık operasyonu ve MB’nin 7 milyar dolarlık müdahalesiyle dolar/TL kuru 18,20 TL’den 11 TL’ye düşürüldü. O tarihte 11 TL dolar kuru üzerinden KKM hesabı açanların alacağı kur farkı 19 TL’ye yaklaşan şimdiki dolar kuruyla dolar başına 8 TL’ye yükseldi. Yılsonuna kadar kur hiç artmasa, sabit kalsa bile hazine ve MB’nin ödeyeceği kur farkı 400 milyar lirayı bulacak. Son açıklanan rakamlarla 1 trilyon 394 milyar liraya ulaşan KKM hesaplarındaki tutarın şu andaki dolar karşılığı 73,3 milyar dolar. 

İktidar kendi elleriyle uygulamaya koyduğu ekonomik yıkım modelini, KKM adı altında yarattığı ekonomik Frankenştaynı yok edemeyeceğini, yılsonunda uygulamadan kaldıramayacağını aksi halde kendisinin de enkazın altında kalacağını gördüğü için, şimdi süreyi bir yıl daha uzatarak günü kurtarmaya, ekonomik felaketi seçim sonrasına ertelemeye hazırlanıyor. KKM’nin süresi 31 Aralık 2022’de dolacaktı. Anlaşıldığı kadarıyla iktidar, şu anda 1,4 trilyona yaklaşan bu paranın uygulama sona erdiğinde hesaplardan çözülecek böylesine yüksek bir meblağın dövize yönelmesinden ve kurların patlamasından, enflasyonun kontrolden tümüyle çıkmasından, zincirleme iflaslar ve batışlardan paniğe kapıldı. 

İki seçenek üzerinden hareketle süreyi bir yıl uzatıp KKM felaketini seçim sonrasına geciktirmeye ve iktidarı kaybederse de bu bombayı yeni gelecek iktidarın kucağına bırakmaya karar verdi.

KKM süresinin 2023 sonuna uzatılarak uygulamanın devam ettirilmesi, döviz kurlarının yükselmesiyle bu hesaplardaki mevduatın artması ve bir yılda 2-2,5 trilyona ulaşması ekonomik yıkımın, ülkenin başına açılacak felaketin boyutlarını altından kalkılamaz noktaya getirecektir. 

Daha önce ancak 25 yılda temizlenebilen Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasından daha karanlık bir sürece ülkeyi sürükleyecektir. 

İktidarın kendisini kurtarmak için ülkeyi felakete sürüklemek pahasına KKM uygulamasını bir yıl daha uzatmak istemesi, Türkiye ekonomisine ihanet, ülkeye ve gelecek nesillere yapılabilecek en büyük kötülüktür!

2022 Ağustos sonu itibarıyla 3 trilyon 651 milyar 400 milyon TL’ye ulaşan Merkezi Yönetim Borç Stoku, tek kişinin kararları ve denetimsiz harcamalarıyla ülke hazinesinin ağır bir borç yükü altına sokulduğunu gösteriyor. Toplam borç stokunun yüzde 67’sinin yabancı para cinsinden olması endişeleri büyütüyor!

Bu borç toplamının 1 trilyon 205 milyar 600 milyon lirası TL cinsinden, kalan 2 trilyon 445 milyar 800 milyon lirası ise döviz cinsinden oluşuyor. Bu rakamlar borç stokunun yüzde 67’sinin, üçte ikisinin döviz cinsinden olduğu ve kur yükseldikçe durduğu yerde borcun arttığı anlamına geliyor. Bu tablonun bir başka anlamı, iktidarın dilinden düşürmediği ‘liralaşma’ söylemine rağmen hazine de dahil iktidarın TL’ye güvenmediği için yabancı para cinsinden borçlanmaya mecbur kalması, söylemlerin aksine dolarizasyonun hazine tarafından sürdürülmesi.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçiş sonrası merkezi yönetim borç stoku dört yılda yaklaşık yüzde 400 artmış!

2018 sonunda 665 milyarı iç borç 505 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 170 milyar TL olan merkezi yönetim borç stoku, 

2019 sonunda 846,1 milyarı iç, 603,9 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 450 milyar TL’ye yükselmiş. 

2020 sonunda 1 trilyon 158 milyarı iç, 799,3 milyarı dış borç olmak üzere 1 trilyon 957 milyar TL 

2021 sonunda 1 trilyon 493 milyar TL iç, 1 trilyon 504 milyarı dış borç olmak üzere toplam 2 trilyon 997 milyar TL

2022 Ağustos sonu 1 trilyon 205 milyar 600 milyon lirası iç, 2 trilyon 445 milyar 800 milyon lirası dış borç olmak üzere toplam borç stoku 3 trilyon 651 milyar 400 milyon TL

Borç stokunun GSYH’ye oranı 2018’de yüzde 13,5 iken, 2022 Ağustos sonunda yüzde 64 artışla yüzde 22,2’ye yükselmiş. Bu oranın şimdi seçim bütçesi ve seçim ekonomisiyle daha da katlanacağını öngörmek olanaklı.

Temmuz başında yürürlüğe giren ek bütçede 278 milyar TL olarak öngörülen yılsonu bütçe açığı eylülde yayınlanan Orta Vadeli Program’da 462 milyar liraya yükseltildi. Bu da hazinenin daha fazla borçlanması demek. 2022 yılının kalan üç ayında yapılacak harcamalarla bütçe açığı 462 milyar liraya yükselecek, muhtemelen bu açık tutarı da aşılacak. 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra iç borçların iki, dış borçların üç mislinden fazla artması iktidarın üretim, yatırım, ihracat, istihdam artışı hedefleriyle ilan ettiği yeni ekonomi modelinin söylenenlerin aksine borç bataklığından başka bir sonuç üretmediğini gösteriyor. Giderek daha fazla borçlanmak dışında iktidarın bir çözümünün olmadığı anlaşılıyor!

Yılsonunda faizi tek haneye indirmeyi hedefleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kuruluna telkinde bulunduğunu ifade etti. MB faizi 2021 eylül-aralık döneminde yüzde 19’dan 14’e düşürüldü. Şimdi 2022 Eylül’ünde yüzde 12’ye indirilen MB faizi, yılsonunda yüzde 8-9 olacak!

Bu müdahale stratejisi, bilinçli bir şekilde toplumun geniş kesimlerinden dar bir kesim lehine servet aktarmayı amaçlıyor. Geçen yıl aynı dönemde başlatılan faiz indirimleriyle eylül-aralık arası dönemde MB politika faizi yüzde 19’dan 14’e düşürüldü. Ardından sekiz ay boyunca sabit tutulan faiz ağustos ve eylüldeki birer puanlık indirimlerle yüzde 12’ye indi. Şimdi de iktidarın talimatı ve telkiniyle ekimaralık döneminde muhtemelen her ay birer puanlık indirimle yılsonunda politika faizi yüzde 9’a veya bir ayda 2 puan indirim yapılarak yüzde 8’e çekilecek. Matematiksel olarak geçen yılın aralık ayında yüzde 13 olan aylık enflasyon baz etkisiyle bu aralıkta daha düşük olacağı için CB Erdoğan ‘faizi düşürdük enflasyon düştü’ diyecek. İktidarın faiz-enflasyon tezini doğrulayabilmek için bilinçli bir şekilde dar bir kesim lehine uyguladığı para-faiz politikası, halkın sırtına yüklenen ağır bedelin karşılığında etrafındaki bu küçük grubu zenginleştirmeyi, servet transfer etmeyi amaçlıyor.

Uygulanan bu faiz indirimi politikası bankaların ticari ve ihtiyaç kredisi faizlerinde ciddi bir düşüş sağlamadığı gibi, kredi ve finansa erişimi zorlaştırdı. Kredi hacmi sert bir şekilde düşmeye başladı. Bankalar yüzde 80 enflasyon karşısında negatif olan faizlerle bile kredi vermekten kaçınıyor. Üretici enflasyonunun yüzde 144, tüketici enflasyonunun yüzde 80 seviyesine ulaştığı bir ortamda bankaların verdiği ticari kredi hacmindeki büyüme hızı yılbaşında yüzde 50 iken, yüzde 20’nin altına indi.

Hazine'nin borçlanma ve finansman ihtiyacının büyümesi, yükselen ülke risk priminden ötürü (CDS) dış borçlanma ve dışarıdan kaynak bulmanın olanaksız hale gelmesi hazinenin tümüyle içeriden kaynak bulmaya yönelmesine neden oldu. Bu da bankaları ticari kredi vererek risk almaktansa MB’den yüzde 12 ile sağladıkları kaynağı hazineye satmayı daha cazip kıldı. Bankalar, rekor düzeydeki negatif faizle MB’den kaynak kullanıp, tasarruf sahiplerinden negatif faizle mevduat toplayıp elde ettikleri fonları Hazine'ye aktarıyor. Bankaların rekor negatif faizle MB’den aldıkları kaynağı hazineye satarak elde ettikleri kazançla kârları katlanıyor. 

Bankacılık sektörünün ağustos ayı net kârı 44,3 milyar TL olurken sekiz aylık net kâr, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 420 artarak 252 milyar 208 milyon liraya ulaştı. Sadece bu net kârlar bile iktidarın para ve faiz politikasının, faiz indirimi pazarlamasının kime yaradığını apaçık sergiliyor!

Ağustos rakamları dış ticarette alarm veriyor. Aylık dış ticaret açığındaki artış yüzde 160’a yükseldi. Bir ayda 11 milyar doları aşan açık, sekiz ayda toplam 73 milyar dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 82’den 69’a geriledi. Yılsonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşabilir! 

İstanbul’da düzenlenen ‘Ekonomik Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar’ zirvesiyle bir yıldır her yanı dökülen Yeni Ekonomi Modelini (YEM) dünyaya anlatan iktidarın söyledikleri, aynı gün 2022 Ağustos Dış Ticaret verileriyle yalanlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin kimsenin anlamadığı konuşmasının yanı sıra CB Erdoğan da 2023 hedeflerini yinelemekten öteye yeni bir şey söyleyemedi. 

Ağustos ayında ihracat 2021’in aynı ayına göre yüzde 13,1 artarak 21 milyar 337 milyon dolar olurken, ithalattaki artış bunun üç katı düzeyinde ve yüzde 40,4 artarak 32 milyar 531 milyon dolar tutarında gerçekleşti. 

✓ Dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 159,9 artarak 4 milyar 307 milyon dolardan, 11 milyar 194 milyon dolara yükseldi.

2022 yılı ocak-ağustos dönemindeki ihracat toplamı sekiz ayda geçen yıla kıyasla yüzde 18,2 artarak 165 milyar 608 milyon dolar olurken, ithalat toplamı yüzde 40,7 artışla 239 milyar 43 milyon dolar oldu. Ocak-ağustos dönemindeki toplam dış ticaret açığı yüzde 146,3 arttı ve geçen yılki 29 milyar 817 milyon dolar düzeyinden 73 milyar 435 milyon dolara tırmandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021 Ocak Ağustos döneminde yüzde 82,5 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 69,3'e geriledi. 

Ocak-Ağustos döneminde ihracatta ilk sırayı 13,7 milyar dolarla Almanya alırken, bu ülkeyi sırasıyla; 11,4 milyar dolarla ABD, 8,6 milyar dolarla Irak, 8,6 milyar dolarla Birleşik Krallık ve 8,3 milyar dolarla İtalya izliyor.

Ancak gerek AB ekonomilerinde yaygınlaşan resesyon endişesi gerek Rusya ile AB arasında yaşanan enerji krizi ve gerekse Almanya’da 1 Ocak 2023’ten itibaren yürürlüğe girecek Alman Tedarik Zincirlerinde Durum Tespiti Yasası’nın içerdiği yeni kriterler, Almanya başta olmak üzere AB pazarlarına yapılan ihracatta ciddi gerilemelere neden olabilecek.

Dolar/Euro paritesindeki gelişmeler Türkiye’nin dış ticaretinde negatif etkisini göstermeye başladı. İhracatı ağırlıkla euro bölgesine olan Türkiye, ithalat içinse başta doğalgaz olmak üzere ödemelerini dolarla yapmak zorunda. Şu ana kadar doların euro karşısında değer kazanmasından kaynaklı parite etkisiyle, dış ticaret açığının en az 10 milyar dolar arttığı dikkate alındığında, önümüzdeki aylarda ihracatın yavaşlaması yanında paritenin de etkisiyle bu kayıpların fazlalaşacağını öngörmekteyim. 

Eylül ayında Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) 2,2 puan birden düştü.  Bu veriler; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi yönetiminin söylemlerinin aksine, yeni ekonomi modeline güvenilmediğini, reel sektör temsilcilerinin önümüzdeki sürece yönelik kötümserliğinin arttığını, gösterdi!

Reel sektörde imalat sanayinde faaliyet gösteren 1744 iş yeriyle yapılan anketler sonrasında ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında, Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) eylülde bir önceki aya kıyasla 2,2 puan azalarak 99,9 seviyesinde gerçekleşti. 

Anket sorularına işletmeler tarafından verilen yanıtlarda ‘genel gidişat ve sabit sermaye yatırım harcamasına’ ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, ‘mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki üretim hacmi, gelecek üç aydaki toplam istihdam, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı ve son üç aydaki toplam sipariş miktarına’ ilişkin yanıtlar ise endeksi azalış yönünde etkiledi. 

Önümüzdeki üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenlerin azalması yanında, gelecek üç ayda istihdamda ilişkin artış bekleyenler de bir önceki aya göre gerilemiş görünüyor.

Ortalama birim maliyetlerde ve satış fiyatlarında gelecek üç ayda artış bekleyenlerde de ciddi yükseliş görülüyor. Önümüzdeki 12 aylık dönem sonunda üretici fiyat endeksinde-üretici enflasyonunda artış beklentisi devam ederken, bir önceki aya göre 3,1 puan artan gelecek 12 aydaki ÜFE beklentisi yüzde 90,8’e yükseldi. 

RKGE’de ortaya çıkan bu tablo;

Reel kesimin gelecek üç aylık ve 12 aylık dönemler itibarıyla olumlu yönde gelişme beklentisinin azaldığını gösteriyor. 

Reel kesimde kötümserliğin arttığını, üretim, iç ve dış (ihracat) siparişlerde ve istihdamda artış beklentisinin azaldığını, karamsarlığa dönüştüğünü sergiliyor. 

Reel kesim gerek üretim maliyetlerinde gerekse satış fiyatlarında yükselişin süreceğini, ÜFE artışının önümüzdeki 12 ayda yüksek seyredeceğini öngörüyor. 

İktidarın enflasyonun aralıktan itibaren düşeceği söyleminin sadece TÜİK rakamlarında matematiksel bir düşüşten ibaret olacağı, fiyatlarda ise bugünkü seviyenin altına inecek bir düşüş beklenmediği reel kesimin güven endeksine yansıyor!

Milyonlarca kişi gelecekteki gelirlerini harcayarak ya da olmayan gelirleri için bankalara borçlanarak kredi kartı ve banka kartlarıyla yaşamını idame ettiriyor. 85 milyon nüfuslu Türkiye’de kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart sayısı ağustos itibarıyla 322 milyon adete ulaştı!

Ağustos ayı kartlı ödeme verilerine göre, ağustos sonu itibarıyla kredi kartı sayısı 93,8 milyon adet, banka kartlarının sayısı 161,8 milyon adet ve ön ödemeli kart sayısı 66,4 milyon adet. Geçen yılın aynı ayına kıyasla kredi kartı sayısı yüzde 16, banka kartı sayısı yüzde 13, ön ödemeli kart sayısı yüzde 28 arttı. Toplam kart sayısı yüzde 16 artışla 322 milyon adete ulaştı. Türkiye nüfusunun 85 milyon kişi olduğu düşünüldüğünde ve 18 yaş ve üzerindekilerin kart sahibi olabileceği göz önünde tutulduğunda ortalama kişi başına 4-5 adet kart düşüyor. Kişiler birden fazla banka kartı, kredi kartı ile ve karttan karta aktarma, bir kartı diğerinin borcunu kapatma amacıyla kullanarak gündelik ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. 

Bunun yanında 4-5 kartın toplam limiti dikkate alındığında insanlarımız olmayan gelirlerinin üzerinde kart borcu ile karşı karşıya. Gelecekte elde edecekleri gelirlerini bugünden harcamak zorunda. 322 milyon kart sahibi geleceğini bankaya borçlanarak hayatını sürdürüyor. Bunun için bankalara aylık yüzde 2 dolayında faiz ödüyor. Son ödeme tarihini geçirdiğinde bu faiz daha da artıyor. 

Kredi kartı dışında, banka kartlarıyla ATM’lerden bankanın kendisine tanıdığı limit dahilinde ek hesap veya kredili mevduat hesabından (KMH) bankadan faizle borç aldığı bir parayı çekerek kendisinin, ailesinin, çocuklarının ihtiyacını karşılıyor.  

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, ağustos ayında kartlarla yapılan toplam harcamalar geçen yılın aynı ayına göre yüzde 125 artarak 346 milyar TL’ye ulaştı. Bu ödemelerin; 

272,7 milyarı kredi kartıyla, 

67,2 milyar TL’si banka kartlarıyla, 

6,1 milyar TL’si ise ön ödemeli kartlarla yapıldı. 

Kredi kartı ile ödemelerdeki büyüme oranı yüzde 118, banka kartı ile ödemelerde yüzde 155, ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise yüzde 172 olarak gerçekleşti.

Kart sayısının 322 milyona ulaşması, bir aylık harcama tutarının 350 milyar liraya yaklaşması, bireylerin ve hanelerin ağır bir kart borcu yükü altında olduğunu gösteriyor. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin ve kanuni takibe düşenlerin sayısının 4 milyonu aşması, bu sürecin tıkanacağını ve kartı kartla çevirmenin sürdürülemez olduğunu kanıtlıyor!

Doğu Ukrayna’da savaştan önce özerkliğini ilan eden ve Rusya’ya katılmak için düzenlenen referandumdan yüzde 90’ın üzerinde ‘evet’ oyu çıktı. Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya Rusya ile birleşti. Türkiye de dahil pek çok dünya ülkesi referandumları ve ilhakı tanımadıklarını açıklarken; Rusya Devlet Başkanı Putin bu bölgelerin sonsuza kadar Rusya’ya ait olacağını, bu bölgelere yapılacak saldırıların Rusya’ya yapılmış sayılacağını ilan etti!

Putin, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombalarıyla ‘nükleer silahların kullanılmasının yolunu açtığını’ belirterek bir kez daha gerektiğinde nükleer gücünü kullanmaktan çekinmeyeceğini, kimsenin kendilerini böyle bir durumda eleştiremeyeceğini savundu ve bu yolu daha önce ABD’nin açtığı mesajını dünyaya verdi. Rusya’nın Putin tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan Nükleer Doktrin Belgesi; Rusya'nın kendisinin ya da müttefiklerinin saldırıya uğraması halinde nükleer silah kullanılmasına olanak sağlıyor.

30 Eylül’dekine benzer bir ilhak-katılım töreni 2014 yılında yine Ukrayna’ya ait olan Kırım’da yapılan referandum ardından Kırım’ın Rusya’ya katılması nedeniyle düzenlenmişti. O dönemde de ABD, AB, NATO, Türkiye de dahil birçok ülke referandumu ve ilhakı tanımadıklarını açıkladılar. Ancak 8 yıldan bu yana Kırım fiilen Rusya toprağı konumunda. Doğu Ukrayna’da ilhak edilen dört bölgeyle birlikte Kırım, karadan ve denizden bu bölgelerle birleşti. Ukrayna topraklarının yüzde 20’sini kaybetti. 

Rusya’ya katılan dört bölge Ukrayna’nın ağır sanayi ve metalurji endüstrisinin merkezi olmanın yanında, Avrupa ve Asya’nın en zengin kömür ve değerli maden rezervlerine sahip. Su kaynakları, tarım arazileri ve tarımsal üretim açısından da Ukrayna’nın en zengin ve en yüksek ürün rekoltesinin elde edildiği bu bölgeler. Karadeniz’e limanları olan, Ukrayna’nın başta tahıl olmak üzere gıda ihracatında büyük paya sahip. Deniz taşımacılığı yönünden de çok stratejik. Ayrıca Zaporijya nükleer santralı en büyük nükleer güç santrallarının başında geliyor. 

Ukrayna’nın NATO’ya üyelik girişimiyle tetiklenen savaş süreci öncesinde, Rusya ile

ABD ve NATO arasında yapılan siyasi ve askeri müzakerelerde Rusya, Ukrayna’nın NATO üyeliğine alınmayacağı, silahlandırılmayacağı, füze ve roket sistemlerinden arındırılacağı yönünde güvenceler talep etmişti. Bu talepler karşılanmadı. 24 Şubat’ta başlayan ve sekizinci aya giren savaşta ABD ve AB Ukrayna’ya en son teknolojili silah desteğini sürdürürken şu ana kadar sağlanan destek 40 milyar doları aştı. Geçen hafta ABD Başkanı Biden, Ukrayna’ya 1,1 milyar dolarlık yeni bir destek paketini daha onayladı.

İlhak anlaşmaları öncesinde kısmi seferberlik ilan ederek 300 bin kişiyi silah altına almaya başlayan Rusya’nın topraklarına kattığı bu bölgelerdeki askeri varlığını daha da artıracağı anlaşılıyor. İlhak töreninin hemen ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, NATO’ya üyelik için başvuru belgesini imzaladığını duyurdu. Askerlik çağındaki 1 milyon kişiyi seferberlik kapsamında silah altına almayı kararlaştırdı. Ukrayna’nın hızlandırılmış NATO üyeliği başvurusuna NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’den ret yanıtı geldi.

Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz sevk ettiği Kuzey Akım-1 ve Kuzey Akım-2 boru hatlarında meydana gelen patlamalar hattın olası anlaşma durumunda işlemesini güçleştirdi. Hatların onarımı ve devreye girmesi uzun zaman alabilir. 

Ukrayna-Rusya savaşı çok daha tehlikeli bir aşamaya geçerken topraklarının yüzde 20’sini kaybeden Ukrayna fiilen bir kez daha bölündü. İlhak edilen dört bölge uluslararası hukuk açısından tanınmasa da Rusya anayasasına ve imzalanan kararnamelere göre Rusya toprağı sayıldığı için Ukrayna'nın buralara düzenleyeceği saldırılar Rusya'ya yapılmış kabul edilecek. 

İsveç’in ardından İtalya’da da aşırı sağ partilerin oluşturduğu ittifak, seçimlerden başarıyla çıkarak iktidarı elde etti. Aşırı sağın seçim zaferinde ittifakın sağlam durması, sol ve merkez partilerin ittifak oluşturamaması bu zemini sağladı. AB içinde çalkantılar yaratması beklenen bu gelişmeler, RusyaUkrayna savaşının ve Türkiye ile ilişkilerin seyrini değiştirebilir.  

İsveç’te sosyal demokrat parti liderliğindeki ittifakın, aşırı sağ-neo nazi parti liderliğindeki ittifak karşısında yenilgiye uğrayarak iktidarı kaybettiği seçimin ardından İtalya’da 25 Eylül’de yapılan seçimlerden de kökenleri Mussolini’nin Faşist Partisi’ne ve ideolojisine dayanan İtalya’nın Kardeşleri Partisi yüzde 20’yi aşan oyla seçimden birinci çıktı. Mussolini hayranı Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri, Matteo Salvini liderliğindeki yabancı karşıtı Kuzey Ligi ve eski Başbakan Silvio Berlusconi’nin merkez sağdaki Forza İtalya partileriyle kurduğu sağ ittifakla sayısal çoğunluğu elde etti ve iktidarı kazandı. Meloni bu sonuçla İtalya’nın ilk kadın başbakanı olmayı garantiledi.

İTALYA’DAKİ SONUÇLARDA sağ ittifakın sağlam durması ve fire vermemesi yanında sol ve merkez sağ-liberal-demokrat partilerin son ana kadar ittifak müzakerelerinden sonuç alamaması, son anda anlaşmazlıkla ittifakın dağılması önemli etkenlerden birisi. Bunun yanı sıra seçime katılımın yüzde 64 ile bugüne kadarki en düşük düzeyde olması, sağ ittifak seçmenini sandığa götürmeyi başarırken, sol-sosyal demokrat-liberal ve merkez sağ partilerini bunu sağlayamaması bir başka önemli etken.

İsveç’in ardından İtalya’da aşırı sağın iktidara gelmesi, daha önce sağcı ve milliyetçimuhafazakâr partilerin iktidarı kazandığı Macaristan ve Polonya’da benzer sürecin yaşanması, Fransa’da ise aşırı sağcı Marine Le Pen’in ikinci turda çok küçük bir farkla Cumhurbaşkanı seçimini kaybetmesi Avrupa’da aşırı sağcı-faşist-neo naziyabancı karşıtı dalganın yükselişte olduğunu gösteriyor. 

Almanya’da Neo Nazi ‘Almanya İçin Alternatif’ partisi AfD, son seçimde parlamentoda önemli sayıda sandalye kazandı. 

Sosyalist Parti’nin iktidar koalisyonunun başında olduğu İspanya’da aşırı sağcı Vox tüm kamuoyu araştırmalarında oyunu en fazla artıran ve birinciliğe ilerleyen parti konumunda. 

Hollanda ve Danimarka’da yabancı ve İslam karşıtı aşırı milliyetçi partilerin oylarını düzenli şekilde artırmaları önümüzdeki süreçte batı demokrasisi, batının demokratik değerleri adına kaygıları artıran bir sürecin göstergesi.

İtalya’nın başbakan adayı Giorgia Meloni kadın siyasi lider olmasına karşın programında kadın hakları, kadının güçlendirilmesi vb. ilkeler yok denecek düzeyde. Diğer aşırı sağcı partilerin de ortak önceliği aile ve ailenin korunması, güçlendirilmesi. Hristiyan değerlerin muhafazası ve gençler için yaygınlaştırılarak güçlendirilmesi bir diğer ortak ilke. Aşırı sağcı partilerin bir diğer ortak noktaları da AB karşıtlığı. Milliyetçi tavırları nedeniyle AB’nin ulusal egemenlik alanlarına müdahalesine, ulusal zenginliklerinin başka üye ülkelerle paylaşılmasına tepkililer. İçe dönük-kapalı bir ulus toplumun muhafazasından yanalar. 

Dolayısıyla AB içinde Brexit benzer yeni çalkantıların yaşanması, euro bölgesinin zayıflaması gündeme gelebilir.

Milliyetçi aşırı sağın, faşist-Neo Nazi siyasi çizginin yükselişinde ana etkenlerden birisi son yıllarda artan göçmen ve sığınmacı artışından kaynaklı yabancı ve Müslüman düşmanlığı olsa da kanımca asıl dikkate alınması gereken, büyüyen ekonomik-sosyal sorunlar, artan enflasyon, işsizlik, yaşam standartlarındaki gerileme vb. sorunlar.

2008’deki küresel-finansal krizden sonra Güney Avrupa’da euro bölgesi ülkeleri Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz’de gündeme gelen ağır mali krizler, AB ve IMF dayatmasıyla, teknokrat hükümetler kurdurularak ağır kemer sıkma tedbirlerinin uygulanması, maaşların düşürülmesi, ağır vergiler getirilmesi, sosyal harcamaların kısılması vs. bu ülkelerdeki gelir dağılımı adaletsizliğini, refah kaybını, yoksullaşmayı artırdı. Bu kararları uygulayan merkez sağ ve sosyal demokrat partilere tepkileri büyüttü, seçmenleri uzaklaştırdı. 

Bu sürecin izlerinin hâlâ devam ettiği İtalya, AB’nin üçüncü büyük ekonomisi olmasına karşılık aynı zamanda en borçlu ülkelerden birisi ve Afrika üzerinden en fazla sığınmacı akınıyla karşı karşıya olan AB üyesi. 

Pek çok ülkede enflasyon, enerji ve diğer ürünlerdeki zamlara karşı protestolar yaygınlaşırken AB hükümetlerinin Rusya yaptırımlarının yol açtığı sorunlar ve ekonomik kayıplar da tepkileri büyütüyor. 

Nitekim Rusya yaptırımlarına karşı ilk Macaristan’dan yükselen tepki ve yaptırımların askıya alınması çağrısı, diğer ülkelerde de taraftar bulmaya başladı. 

Aşırı sağ dalganın bir ay içinde iki önemli AB ülkesinde iktidara gelmesi, önümüzdeki süreçte yaşanabilecekler açısından sinyaller de içeriyor. Bu süreç yaygınlaştığı takdirde

Başta Almanya olmak üzere AB ülkelerindeki Türk vatandaşları için sıkıntılı bir süreç söz konusu olabilir. 

Ayrıca Libya ile çok yakın bağları bulunan İtalya ile bugüne kadar fazla sorun yaşamayan Türkiye, aşırı sağcı yeni hükümetin izleyeceği politikalarla Libya ve Doğu Akdeniz’de İtalya ile karşı karşıya gelebilir.

Diğer yandan Avrupa’da aşırı sağın yükselişi demokrasiden, demokratik değerlerin önemsenmesinden uzaklaşılması, bir yanıyla AK Parti iktidarının işine gelebilir. 

AB’nin iktidar üzerindeki insan hakları, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti vb. konulardaki talepleri ve baskıları AB içinde değişen dengeler ve bu değerleri fazla önemsemeyen aşırı sağın güçlenmesine paralel olarak azalabilir. 

Ayrıca İsveç, İtalya ve daha önce yapılan Macaristan seçimlerinden çıkarılması gereken bir başka önemli sonuç; sağlam duran, aday listelerini ve isimlerini doğru belirleyen, seçmenini sandığa götürmeyi başaran ittifakların seçimi kazanma şansının yükseldiği gerçeği.   

Son seçimlerle birlikte AB içinde Rusya’ya yaptırım karşıtı blokun güçlendiğini öngörmek olanaklı. Önümüzdeki dönemde bu doğrultuda Rusya’yı rahatlatacak bazı gelişmeler olabilir. Avrupa’da aşırı sağın, milliyetçiliğin yükselişinin yansımaları, kasım ayındaki ABD Kongre seçimlerinde de görülecek ve büyük olasılıkla Demokrat Partili Biden yönetimi, senato ve temsilciler meclisinde Trump yanlısı Cumhuriyetçiler karşısında kıl payı sürdürdüğü çoğunluğu yitirecek!