Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu/05 Haziran 2022

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı “Haftalık Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ 05 HAZİRAN 2022 TARİHLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU  

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

İÇ POLİTİKA

İktidarın vakıflaşma stratejisiyle neyi hedeflediği, tasfiye edilen Eski Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in vakıf modeli ile açığa çıkıyor!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dozunu arttırdığı hakaret söylemi, elinden kayan iktidarı koruma amaçlı bir tahrik senaryosudur!

EKONOMİ

TÜİK’in mayıs ayı enflasyonu, ‘dezenflasyon’ iddiasındaki ekonomi yönetiminin ‘dezenformasyon’ dışında seçeneği kalmadığını ortaya çıkardı. 

Türkiye, halkın ‘fiyatlar artacak’ kaygısıyla yaptığı harcamalardaki artış ve tüketimle büyürken dolar bazında küçülme ve yoksullaşma yaşanıyor!

İlk çeyrekte tarımda yüzde 0,9’a inen büyüme gıda güvenliği açısından tehlike işaretleri veriyor!

Mayıs ayı dış ticaret rakamları, risk tablosunun büyüyerek devam ettiğini gösterdi. Yüzde 157 artan dış ticaret açığı, Ocak-Mayıs döneminde 43 milyar doları aştı!

Bankaların Nisan ayı kârı, faizcilere çalışan iktidar sayesinde, yüzde 708 artışla dört ayda 98 milyar TL’ye ulaştı!

Cumhurbaşkanının hiç kimsenin aç olmadığını iddia etmesine karşılık, zincir marketlerde çalışan personele, artan gıda ve ürün hırsızlığına karşı ‘yağma, raf ve mağaza güvenliği’ eğitimleri başlatıldı!

DIŞ POLİTİKA

İktidar, Ukrayna buğdayının Rusya tarafından Türk karasuları üzerinden satıldığı iddialarına sessiz kaldı!

AB Liderleri Rusya’ya karşı altıncı yaptırım paketini uygulamaya koydu. Türkiye, Litvanya üzerinden Ukrayna’ya bedelsiz Bayraktar TB-2 SİHA vereceğini açıkladı!

1.İktidarın vakıflaşma stratejisiyle neyi hedeflediği, yurt kisvesiyle asıl gizlenen amacın ne olduğunu anlamak için bu stratejinin kopyalarını görmek gerek. Kazakistan’da Eski Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in vakıflar için topladığı bağışlarla 8 milyar dolar servetin ve Türkiye’de beş yıldızlı tatil köyü ve golf kulübünden, Londra, Zürih, Viyana’ya kadar şirketlerin gizli sahibi olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de 4 ayaklı TÜRGEV, TÜGVA, ENSAR, TÜRKEN modeli Nursultan’ın izdüşümünü andırıyor!

Vakıf zinciriyle ile ilgili milyonlarca dolarlık bağışın ve yurt dışına para transferlerinin gündeme getirilmesiyle başlayan tartışmalardan panikleyen iktidar, tüm sözcülerini ekranlara sürerek vakıflarını ve amaçlarını aklama çabasına girişti. Artık klasikleşmiş şekilde dava tehdidinin gündeme getirilmesi, söz konusu TÜRGEV-ENSAR vakıflarının ortaklığıyla ABD’de kurulan TÜRKEN Vakfı’nın New York’ta 21 katlı yurt inşa ederek hayır-hasenat amacı için çalıştığını savunan iktidarın vakıflar üzerine inşa ettiği modelin tıpatıp benzeri geçtiğimiz ocak ayında Kazakistan’da yaşanan olaylarla açığa çıktı.

Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın yakın dostu Kazakistan eski Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev ve ailesinin, kızları, damatları, kuzenleri, yeğenlerinin tasfiyesiyle sonuçlanan LPG zamları ayaklanmasının ardından, yaklaşık 30 yıl boyunca Kazakistan halkının ve ülkenin zenginliklerinin nasıl soyulduğu ortalığa döküldü. Sovyetlerin dağılması sonrasında 1990’da Kazakistan Devlet Başkanlığını üstlenip 2019 yılına kadar ülkeyi ailesi, yakın akrabaları, devlet şirketleri ve ihaleleriyle yarattığı ‘üçlü oligark’ şebekesi üzerinden yöneten Nazarbayev bu süreçte amaçları Kazak gençlerine burs vermek, okul, yurt, kreş, üniversite açmak hayır-hasenatta bulunmak olarak açıklanan 4 vakıf kurdu. Ne faaliyet raporları ne de nereden ne kazanıp nereye ne harcadıkları şeffaf olmadığı gibi sorgulanmadı. 

Nursultan Vakfı

Birinci Başkan Vakfı

Demeu Vakfı

Elbasy Vakfı 

Üstteki dört vakıf, Nazarbayev ailesinin dünyanın en zenginleri arasında yer almasına vesile olarak kurgulanan dört ayaklı servet aktarma modelinin ana organizasyonları. Nedense devletin trilyonlarca liralık varlığı, hazinesi, bankaları, arazileri-arsaları, tesisleri olmasına rağmen bir türlü kuramadığı okulları, yurtları, Kazakistan’da ve Türkiye’de ya da benzer ülkelerde iktidarlar ve yakınları öncülüğündeki bu vakıflar kurmaya soyunuyor.

Nazarbayev’in dört vakfının bağışçıları da gizliydi. Milyonlarca Kazakistan vatandaşı açlık sınırında yaşarken, başkent Almata feshedilip milyarlarca dolara iktidar müteahhitlerine sıfırdan yeni başkent Astana inşa ettirildi. Milyonluk nüfuslu yeni başkent inşaatına oluk oluk dolarlar ve rant akıtıldı. Sonuç olarak LPG zammı ayaklanmasıyla devletten ve kurumlardan tasfiye edilen Nazarbayev ailesinin büyük bölümü ayaklanma sırasında kendilerine yakın oligarklarla birlikte ülkeyi terk ettiler. Güç elden gidince ortaya saçılanlar hem dünyayı hem de Kazak halkını dehşete düşürdü. Hayır-hasenat üzerine kurulu dört vakıf üzerinden Nazarbayev ailesinin sahip olduğu saptanabilen servetin 3,4 milyar doları nakit, 7,8 milyar dolar olduğu, yine vakıflar üzerinden aktarılan devlet kaynaklarıyla, hortum döşenen Kazakistan hazinesinin, Merkez Bankası’nın paralarıyla; Avusturya, Londra, Türkiye, İsviçre’de bankalar, malikaneler, oteller, şirketler alındığı, medya kuruluşları, televizyon kanallarının sahibi ya da hissedarı olunduğu açığa çıktı. Türkiye’de Antalya’da bir iktidar müteahhidi ile ortaklaşa beş yıldızlı tatil köyleri ve golf sahalarının yanı sıra off shore bankalarda, vergi cennetlerinde milyarlarca dolar nakit servetlerinin varlığı Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Grubu’nun (OCCRP) ulaştığı offshore belgeleriyle kanıtlandı. (https://www.occrp.org/en/investigations/the-nazarbayevbillions-how-kazakhstans-leader-of-the-nation-controls-vast-assets-through-charitable-foundations) 

Dolayısıyla New York’un en gözde bölgesi Manhattan’da milyonlarca dolara satın alınan arsa üzerine inşaatı yükselen 21 katlı şatafatlı binanın yurt olması, Muhammed Ali’nin binlerce dönüme yayılan çiftliğine milyonlarca dolar ödenip satın alınmasının hayır-hasenat boyutu Nazarbayev vakıflarını akla getiriyor. İktidar yakınlarının TÜRGEV-TÜGVA-ENSAR-TÜRKEN (ABD) dört ayağı üzerine oturttuğu vakıf organizasyonu Nazarbayev modeliyle benzeşiyor. Muhtemelen

Nazarbayev’in gizli bağışçıları arasında devletten ihale verip, özelleştirmelerle zengin ettiği ‘üçlü oligarkların’ yer alması gibi, Türkiye’de de iktidar vakıflarının gizli bağışçıları arasında devletten en çok ihale alıp dünya sıralamasında ilk 5’e, 10’a giren iktidar müteahhitlerin olması hiçbirimizi şaşırtmamalı. TÜRKEN’e yapılan transferlerin 2020 itibarıyla 60 milyon dolar olmasını az bulup dudak bükenler gibi, 2021, 2022’de yapılan transferlerin kaç milyon dolar olduğunu kimse bilmiyor. Kaç kişiye burs verildiği, kaç öğrenciye barınma sağlandığı da ortada yok.

Kazakistan’daki 4 ayaklı Nazarbayev Vakıfları organizasyonunun ve kurulan parasal hortum ağının nasıl işlediği, nasıl 8 milyar dolar palazlandığı ve şimdi akıbetinin vardığı nokta görülüyor. İktidar destekli 4 ayaklı Vakıf organizasyonunun şemasını ve işleyişini net olarak seçim sandıklarıyla beraber vakıf sandıkları da açılıp, ortaya saçıldığında 85 milyonla birlikte göreceğiz!

2.İktidar, söylem ve eylemini sertleştirmeye yöneldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar ülkeyi yöneten 11 Cumhurbaşkanının hiçbirisinin aklına getirmeyi bile düşünmediği sözleri, hakaretleri, milletin meclisinin çatısı altında millete sarf etmeyi siyaset sanan bir ruh kimliğine büründü. Saray’da yazılan, kapalı kapılar ardında prova edilen ve kurgulanan senaryoların amacı; daha fazla gerginlik, kavga, endişe ve karamsarlık tülünü toplumun üzerine çekmek!

Bu ülke bugüne kadar; insana sözle ifade edilmesi utanç vesilesi olacak sözcüklerle milyonlarca kadına hakaret eden bir Cumhurbaşkanı, hiç görmedi. Grup konuşmasının Cumhurbaşkanlığı web sitesindeki ilk halinde yer almayan hakaret ifadeleri, toplumsal tepkiler dile getirilmeye, kadınların infiali yükselmeye başlayınca, akşam saatlerinde tam metin halinde resmi siteye eklendi. Birkaç saat arayla yapılan bu değişiklik, planlı bir tahrik senaryosunun test edilmesi idi. Okuması ve ekranlardan tüm ülkede yayınlanması için önüne konulan metni hazırlayanların kalitesini ve kalibresini, iç dünyalarında gizledikleri kin ve nefret tohumlarını metindeki sözcük seçimleri ortaya koydu. Bir Cumhurbaşkanına söyletilmeyecek sözleri söyleterek planladıkları tahrik senaryosunu ifşa ettiler.  

İktidar ittifakı, söylemini daha sertleştirmeye, toplumu ve farklı kesimleri tehdittahrik etmeye, hakaret ve aşağılayıcı ifadelerle insanların sabrını zorlayarak sokağı hareketlendirmeye hevesleniyor. 

Konser yasakları, festival yasakları, toplantı ve miting yasakları planlı bir tahrik etme sürecinin adımları olarak görülmelidir. CB Erdoğan’ın söylemlerindeki bu kötüleşmenin ve düşüncelerini karşısındakilere hakaretle ifade etme dışında çaresizlik yaşamasının gerisinde, hızla altından kaydığını hissettiği iktidarı kaybetme korkusu ve kendine bunu hatırlatan, bir türlü unutamadığı geçmiş siyasi travmaların benzerini yaşama kaygısı yatıyor. 2013’te demokratik taleplerle ortaya çıkan Gezi Parkı eylemlerinin, toplumun tüm kesimlerinin tek bir idealde buluşmasına vesile olmasının, karşısında özgürlüklere, demokrasiye, insan ve doğa sevgisine geniş bir toplumsal ittifakın oluşmasının yarattığı ruhsal-zihinsel travmayı atamadığı apaçık anlaşılıyor. 

7 Haziran 2015 seçimlerinde yitirdiği tek başına iktidar gücünü kaybetmenin yinelenmesi travması, CB Erdoğan’ın iç dünyasında 7 yıldan bu yana varlığını muhafaza ediyor. Benzer bir kaybın yaklaştığı endişesi, o dönemde planlanıp 1 Kasım seçimlerine kadar uygulanan senaryoyu tekrarlama hevesini depreştirmiş olmalı ki, kitlesel tahriki tetikleyecek söylemlere yöneliyor. Umut ettiği olmadıkça, gerilimden beslenen siyasi söylemlerini daha ileri hakaretlere taşıyacağını şimdiden öngörmekteyim. 

3,TÜİK’in mayıs ayı enflasyonu, ‘dezenflasyon’ iddiasındaki ekonomi yönetiminin ‘dezenformasyon’ dışında seçeneği kalmadığını ortaya çıkardı. Halkı aldatma amaçlı hesap oyunlarıyla, ‘temmuzdaki maaş zamları ve enflasyon farkı’ düşük tutulmak isteniyor. Enflasyon sepeti ortalama fiyatlarının yayınlanmaması ‘rakam ve hesap karartma’ sürecine geçildiğini gösteriyor. Verilerin açıklanması öncesinde Fiyat İstatistikleri Daire Başkanı’nın ve TÜFE Hesaplama İstatistikleri Grup Başkanının istifası dikkat çekti!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hızla yok olan kurumsal itibarını ve güvenilirliğini mayıs ayı enflasyon rakamlarıyla tüketti. Tıpkı Merkez Bankası (MB) gibi 20 ayda dört başkan değiştiren TÜİK’te geçen ay önce Fiyat İstatistikleri Daire Başkanı, ardından TÜFE Hesaplama İstatistikleri Grup Başkanı görevden ayrıldı. İktidarın TBMM’ye getirdiği yasa değişikliğiyle, fiyatlar ve ücretler konusunda açıklama, yorum, beyanda bulunanlara ‘fiyatları etkileme’ suçu kapsamında hapis cezası öngörülmesi acizlikten öte bir şey değil.

Akaryakıta neredeyse gün aşırı, bazı günler üst üste gece yarısı zamlarının yapıldığı, şeker, çay, et ve süt fiyatlarının yüzde 15-40 arasında zamlandığı mayıs ayında aylık TÜFE artışının yüzde 2,98, yıllık artışın yüzde 73,50 oranında açıklanması halkın aklıyla, cebiyle, cüzdanıyla alay etmektir. 

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) aylık yüzde 5’in üzerinde ve yıllık yüzde 87 olarak duyurduğu mayıs enflasyonu, bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) tarafından da aylık yüzde 5’in üstünde, yıllık yüzde 160 düzeyinde hesaplandı. 

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin enflasyonda artış hızının yavaşladığı ve düşüşe geçildiği açıklaması bizzat iktidarın TBMM’ye sevk ettiği ‘dezenformasyon yasası’ kapsamında ‘kamuoyuna yalan-yanlış-yanıltıcı ve asılsız bilgi yayma’ suçunun iktidar tarafından işlenmesidir.

MB’nin enflasyon raporlarında sürekli dile getirilen ‘dezenflasyon’ politikalarının başarısızlığı karşısında çaresiz kalan iktidar ve emri altındaki kurumların tek seçeneğinin ‘dezenformasyona’ sığınmak olduğunu görüyoruz.

Tüm hesap oyunlarına rağmen, yıllık TÜFE yüzde 73,50 ve üretici fiyatlarındaki yıllık yüzde 132,2 artışla ÜFE-TÜFE arasındaki makas 58,7 puanla rekor seviyeye ulaştı. Gelecek aylarda da TÜFE’nin yükselişe devam edeceğinin işaretini veren çekirdek enflasyon, yıllık yüzde 52,4'ten yüzde 56'ya yükseldi. 

Yapılan zamlar ve bu zamların kapsadığı ürünlerin enflasyon sepetindeki ağırlıkları dikkate alınarak mayısta en az aylık yüzde 5-7 arasında artacağı hesaplanan TÜFE’de aylık artışın yüzde 2,98 olarak açıklanması en az 3-4 puanlık enflasyon artışının kâğıt üzerinde hesap ve kalem oyunlarıyla buharlaştırıldığını gösterdi. 

TÜİK’in enflasyon sepetinde yer alan toplam 409 mal kalemi ve ürünlerdeki aylık ortalama fiyat artışlarını, fiyatı en çok ve en az artan ürün listelerini mayısta yayınlamaması ve bundan böyle de yayınlanmayacağının duyurulması veri karartma utancına kılıf uydurulmasıdır. Başta gıda olmak üzere mutfaktaki yanığını gizleme gayretinden başka bir şey değildir. 

Eurostat istemese bile TÜİK’in bu verileri halktan gizlemesine gerek yok. 

Kaldı ki, Eurostat daha geçen ay süt ve süt ürünleri, beyaz et ve yumurta fiyatlarındaki artışlarla ilgili Avrupa ve AB ortalamalarını listeledi. Bu listede süt ve süt ürünlerinde fiyat artışının AB ortalaması yüzde 7 iken Türkiye’de yüzde 60 olarak yer aldı.

TÜİK’e göre Mayısta üretici fiyatlarındaki artış yüzde 8,76 oldu. Yıllık Yİ-ÜFE de yüzde 121,8'den yüzde 132,16'ya çıktı. Üretici enflasyonunun üç hanede artışına devam etmesi, üretim sektörlerinde de ağırlıkla üç haneli artışların yaşanması TÜİK’in TÜFE verilerini anlamsız ve gerçek dışı kılıyor. 

TÜİK’in üretici enflasyonu bu düzeyde iken TÜFE’yi düşük gösterme çabalarına hız vermesinin ardında, 20,8 milyon ücretli-maaşlı-işçi ve memur çalışan ile 13,6 milyon emeklinin temmuzdaki maaş artışı ve enflasyon farkı ödemesinin, ikici yarı yıl zamlarının düşük tutulması talimatı yatıyor. 

Her zam dönemi öncesinde iktidar talimatlı TÜİK’in hesaplamalarında gözlenen bu oyun bir kez daha yineleniyor!

Enflasyonun açıklandığı gün TBMM’ye getirilen yasa teklifiyle ‘fiyatları etkileme suçu’ adı altında 3 yıla kadar hapis cezasıyla herkesi susturma acizliğini sergileyen iktidar, fiyat artışlarının ücret zamlarının konuşulmasını, yazılıp eleştirilmesini engellemek istiyor. Teklifte yer alan düzenlemeyle, Türk Ceza Kanunu’nun ‘fiyatları etkileme’ başlıklı 237. Maddesindeki hapis cezaları arttırılıyor.  

İktidarın halkı, çalışanları, emekliyi enflasyona ezdirmeme vaatlerinin içi boş bir yalandan ibaret olduğu görülüyor. Hızla yoksullaşan geniş kitlelerin daha da yoksullaşmasına karşı tamamıyla duyarsızlaşan iktidar ve iktidar sözcüleri, gerçek enflasyonu gizliyor. Vicdanı el vermeyen kıdemli TÜİK bürokratları istifa ediyor!

4.Enflasyon ve artan fiyatların iç tüketimi, talebi ve harcamaları öne çekmesiyle yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,3 büyüdüğü açıklanan Türkiye ekonomisinde yatırım yok. Çalışanların milli gelirden aldığı pay son 14 yılın en dip noktasına indi. Bireylerin ve hanelerin ‘fiyatlar artacak’ kaygısıyla yaptıkları harcamalardaki artış ve tüketimle sağlanan büyümeye karşılık dolar bazında küçülme ve yoksullaşma yaşanıyor!

Türkiye’nin 2022 yılı ilk çeyreğindeki büyüme hızı yüzde 7,3 olarak açıklandı. Büyümede vatandaşın tüketimi etkili olurken, tüketimin stoklardan karşılanması dikkat çekiyor. Dış ticaret açığındaki yüksek artışa rağmen ihracattan büyümeye katkı geldiği rakamlara yansıdı. 

TÜİK’e göre, ilk üç ayda Türkiye ekonomisinin büyüklüğü cari fiyatlarla geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 79,5 artarak 2 trilyon 496 milyar 328 milyon TL’ye ulaşırken, dolar bazında ise 179 milyar 800 milyon dolara gerileyerek geçen yılın ilk çeyreğine göre yüzde 4,8 küçüldü. 2021 yılının ilk çeyreğinde dolar bazında Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 188 milyar 655 milyon dolar idi. Dolar bazında yıllık GSYH ise ilk çeyrek itibarıyla yıllık olarak hesaplandığında 2021 sonundaki 802 milyar 678 milyon dolardan, 793 milyar 800 milyon dolara geriledi. Kişi başı milli gelir (KBMG) TÜİK’in nüfus verileri ve güncel kurla hesaplandığında 2021 sonundaki 9539 dolardan, 9374 dolara indi. KBMG, 2018 yılında geçilen yeni yönetim sisteminden bu yana 10 bin doların altında kalmaya devam ediyor. 

Çalışanlar hızla yoksullaşmaya devam ederken, milli gelirden aldıkları pay iktidarın övündüğü yüzde 50 asgari ücret zammına rağmen 4 puan birden geriledi. 

2020’nin ilk çeyreğinde ücret ödemelerinin milli gelirden aldığı pay yüzde 39,1 iken 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 35,5’a ve bu yıl ise yüzde 31,5'e geriledi. Ücretlilerin milli gelirden aldıkları payın oranı 2008’den bu yana 14 yılın en dip noktasına inerken işletmelerin, sermayenin aldığı pay ise geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 45,6 iken, bu yıl yüzde 47,6'ya yükseldi.

Bankacılık ve finans sektörü hem faiz düşürme politikası hem de TÜFE’ye ve dövize endeksli tahvil satışlarıyla ilk üç ayda rekor kârlar elde ederek büyümeye devam ediyor. Enflasyon artarken yapılan faiz indirimlerinin bankacılık sektörüne sağladığı avantajlı dönem sayesinde finans ve sigorta faaliyetleri 2022 yılı birinci çeyreğinde yüzde 24,2 büyüdü.  Sektörün büyümeye katkısı 1,17 puan düzeyinde gerçekleşti. 

Bilgi iletişim sektörü yüzde 16,8 büyümeyle 0,55 puanlık katkı sağlarken, konut fiyatlarındaki yükseliş, yabancı talebinin artmasıyla gayrimenkul sektörü ilk çeyrekte yüzde 5,4 büyüdü ve 0,46 puanlık katkı verdi.

Hızla yükselen fiyatlar ve enflasyon kaygısı, aynı ürünü bir süre sonra aynı fiyattan alamama endişesi, tüketim ve harcamaları öne çekince hane halkı ve bireysel tüketim harcamaları ocak-mart döneminde yüzde 19,5 oranında en yüksek büyümeyi gösterdi. 11,6 puan ile büyümeye en yüksek katkı, bireysel tüketim harcamalarındaki artıştan geldi. 

Asgari ücrete yapılan yüzde 50 zam, ocaktaki memur-emekli maaş zamları ilk üç ayda harcamalardaki artışta etkili oldu. İç talebe ve tüketim harcamalarına endeksli büyümenin temmuz ayındaki maaş zamlarıyla devam etmesi ihtimali söz konusu. Buna karşılık devletin tüketim harcamaları aynı dönemde yüzde 0,9 arttı ve bu yüzden büyümeye katkısı 0,12 puanda kaldı.

Dış ticaret açığındaki sert yükselişe ve 24 Şubat’ta başlayan Rusya-Ukrayna savaşına rağmen ihracattaki ilk çeyrek büyümesi yüzde 16,8 oldu. İthalattaki büyüme ise yüzde 2,3 oranında gerçekleşince dış talepten büyümeye gelen katkı 3,47 puan düzeyinde oluştu. 

Hane halkı ve bireysel tüketim harcamalarındaki yüksek artışa karşılık, iç talebin büyük bölümünün stoklardan karşılandığı anlaşılıyor. Stok değişiminin büyümeyi 8,18 puan aşağı çekmesi de bunu gösteriyor. 

Yüzde 7,3 oranındaki ilk çeyrek büyümesinin ana unsurlarına ve itici gücün nereden geldiğine bakıldığında iç talep ve tüketim harcamalarındaki artışla, dış talep öne çıkıyor. Vatandaşın dayanıklı tüketim mallarına yaptığı harcamalar geçen yılın ilk çeyreğine göre yüzde 97,3 artarken yarı dayanıklı mallara yönelik harcamalar yüzde 104, dayanıksız mallara yönelik harcamalar yüzde 100,1 artış gösterdi. Hizmetler sektörüne yapılan harcamalardaki artış ise yüzde 85!

Nisan ve mayıs ayı tüketici güven endeksi, beyaz eşya, konut ve otomotiv satışına ilişkin verilerle dış ticaret verileri, kur-maliyet-fiyat artışlarıyla bu iki alanda yavaşlama olduğunu gösteriyor. Beyaz eşya satışlarında sert düşüş gözlenirken, nisan ve mayıs ayı dış ticaret rakamları ithalatın ihracattan daha fazla artmaya devam ettiğini ortaya koydu. 

Büyümenin içeriği analiz edildiğinde; turizmdeki canlanmanın olası etkisi dışında, ikinci ve üçüncü çeyreklerde büyümenin yavaşlayacağı, kur artışlarına paralel olarak dolar bazındaki GSYH’nin daha da gerileyeceğini, dış ticaret açığı ve cari açığın olağanüstü boyutlara yükseleceğini, öngörmekteyim.

5.Geçen yılın ilk çeyreğine göre tarım sektöründe sadece yüzde 0,9’luk büyüme yaşanmış! Tarımdan büyümeye gelen katkı 0,03 puan ve her an eksiye inebilir. Yüksek gıda enflasyonu ve gıdada uluslararası kısıtlamalar, ihraç yasakları düşünüldüğünde tarım sektörünün büyümesinin durma noktasına gelmesi endişe verici! Sanayideki büyümeye karşın inşaat sektörü daraldı.

TÜİK’in verilerine bakıldığında tarımdaki büyüme neredeyse durdu. Çiftçi ve üreticinin durumu çok vahim bir noktaya geldi. İlk üç ayda sanayideki büyüme yüzde 7,4 olurken, imalat sanayiindeki yüzde 7,6’lık büyüme de dikkat çekti. 

Buna karşılık inşaat sektörü bu yılın ilk çeyreğinde de küçülmeye devam ederek, yüzde 7,2 daraldı. İnşaattaki bu daralma ilk çeyrek büyümesine de 0,4 puan negatif etki etti. İnşaat sektörü, geçen yılın üçüncü çeyreğinden bu yana üç dönemdir kesintisiz şekilde küçülüyor. 

İnşaat maliyetlerindeki üç haneyi bulan artış, yeni inşaat-yapı ruhsatlarının gerilemesi, sektördeki yatırımların da azaldığına işaret ediyor. 

Açıklanan konut kredisi paketlerinin de bu gidişi olumlu yönde etkilemesi, tersine çevirmesi zor görünüyor.

COVID19 nedeniyle uzun süredir kapalı ya da faaliyetleri kısıtlanmış vaziyetteki hizmet sektörü, turizm, seyahat, yeme-içme vb. alanlarda normalleşmeye geçişin yanı sıra geçen yılın aynı dönemindeki baz etkisiyle en hızlı büyüyen sektörlerden birisi oldu. İlk çeyrekte yüzde 14,9 büyüyen hizmetler sektöründen büyümeye de 3,33 puan pozitif katkı geldi. 

Hizmetler sektöründe güçlü büyümenin turizmle birlikte önümüzdeki çeyreklerde de sürmesi beklenebilir. 

Gıda ürünlerindeki yüksek fiyatlar, bazı ürünlere erişim güçlüğü tarımın milli ekonomi ve gıda güvenliği için vazgeçilmez olduğunu gösteriyor.

Tarımdaki nüfusun %7’ye kadar gerilemesi 85 milyonluk ülkemizde beslenme ve gıda yeterliliğinde alarm olarak görülmelidir. Köy okullarının açılması, kırsal yaşamın ve üretimin teşvik edilmesi öncelikli adımlardan birisi olmalıdır.

İktidarın yanlış tarım politikaları, pandemi sürecinde tarıma hemen hemen hiç destek sağlanmaması, tarım ürünlerinde artan ithalat zorunluluğu, üreticinin tarımdan soğutulması, vb. tarım sektöründe yaşanan gerilemeyi teyit ediyor. Sektörün sıkıntılarına karşı ivedilikle önlem alınmaz ise bu tablo gelecekte bir gıda krizine yol açabilir!  

6.Mayıs ayı dış ticaret rakamları, yılbaşından bu yana ısrarla vurguladığım risk tablosunun büyüyerek devam ettiğini gösterdi. Geçen ay ihracat artışı yüzde 15 olurken, ithalattaki artış yüzde 44 olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığındaki aylık artış yüzde 157 ile rekor bir düzeye çıktı. Ocak-Mayıs dönemi dış ticaret açığı toplamı beş ayda 43 milyar doları aştı!

İktidarın son dönemdeki ezberlenmiş söylemleriyle sadece ihracat boyutunu öne çıkartarak ‘tüm zamanların en yüksek mayıs ayı ihracatı’ diye açıkladığı geçen ayın dış ticaret verilerinde ihracat yüzde 15,22 artışla 118 milyar 973 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 43,8 artışla 29 milyar 652 milyon dolara ulaştı. Dış ticaret açığı yüksek seyreden enerji ithalatının etkisiyle geçen yılın mayıs ayına göre yüzde 157 artışla 10,7 milyar dolar oldu. Ocak-nisan döneminde dört ayda 32,5 milyar dolar olan dış ticaret açığı mayıs verisiyle beş ayda 43,2 milyar dolara tırmandı.

Dış ticaret açığının seyri bu şekilde devam ettiği takdirde yılsonunda yaklaşık 100 milyar dolara varan bir dış ticaret açığı ve bunun yansımasıyla 50 milyar dolara ulaşan bir cari açık tablosunu bugünden öngörebiliriz.

2022 yılı Ocak-Mayıs dönemindeki beş aylık gelişmelere bakıldığında geçen yılın aynı dönemine göre; ihracat, yüzde 20,4 oranında artarak 102 milyar 504 milyon dolara, ithalat, yüzde 40,9 oranında artarak 145 milyar 737 milyon dolara çıktı. Dış ticaret hacmi, yüzde 31,6 oranında artarak toplam 248 milyar 241 milyon dolar oldu. 2022 yılı mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre; ihracatın ithalatı karşılama oranı 16 puan azalarak yüzde 64 oranında gerçekleşti. 

Dış ticarette hemen her ay yüksek tutarlarda gerçekleşen ve bir önceki aya göre artış gösteren açık, döviz sıkıntısını artıracak düzeyde ilerliyor. 

İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 60’lı seviyelere gerilemesi, yükselen kurlarla ihracattaki artışın ithalat talebini karşılamakta zorlandığını, özellikle enerji ithalatına ödenen tutarların büyümesi nedeniyle sıkıntılı bir döneme doğru gidildiğini ortaya koyuyor. Haziran başında yüksek oranlı yeni zamların yürürlüğe konulması, sanayide ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz ve elektriğe, daha yüksek oranlarda zam yapılması ihracata dönük üretim maliyetlerini iyice yükselteceği gibi, ihracatçının fiyat avantajını ve rekabet gücünü de geriletecek. 

Önümüzdeki dönemde ihracattaki artış hızının yavaşlaması, duraklaması söz konusu olacak. Dolayısıyla dış ticaret açığının daha fazla artması, bunun cari açığa yansımalarının daha negatif gerçekleşmesi hem dış ticaret tablosunu hem de döviz gelir-gider dengesini ciddi ölçüde tahribata uğratacaktır! 

7.BBDK, nisan ayında banka kârlarının bir ayda 35 milyar tutarında gerçekleştiğini, ocak-nisan dönemi dört aylık kâr toplamının 98 milyara ulaştığını açıkladı. 20 Mayıs haftası Merkez Bankası verileri, kredi kartı harcamalarının yüzde 119 artışla 64 milyara ulaşarak yeni bir rekor kırdığını gösterdi. Hane halklarının borç yükümlülüklerinde kredi kartı borçları ilk sıraya yükselirken, bankalar hazinenin TÜFE ve döviz endeksli borçlanmasıyla kâr rekoruna gidiyor!  

Yüksek enflasyon, her gün değişen fiyatlarla baş edemeyen, geliri giderini karşılamayan, alım gücü düşen geniş kitleler; kredi kartı ile rekor düzeyde harcamalara mecbur kalırken, şimdiden gelecekteki gelirlerini tüketip, borca sürükleniyor. Bu sürecin kazananı, nisan itibarıyla kârlarını yüzde 707,8 oranında artıran bankalar!

20 Mayıs haftası itibariyle kredi kartı harcamaları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 119,2 artarak bir haftada 64 milyar 59 milyon 742 bin lirayla yeni bir rekor kırdı. Kredi kartı harcamalarının ne için yapıldığına bakıldığında kartla akaryakıt, gıda harcamaları geçen yıla göre ikiye-üçe katlanırken, hane halklarının mali yükümlülüklerindeki büyümede bireysel kredi kartı harcamaları ilk sıraya yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun açıkladığı nisan ayı bankacılık sektörü kârlılık tablosu milyonlarca kredi kartı sahibi gelecek gelirini harcayarak bankalara borçlanırken, kredi kartı faizi öderken bankalar nisan ayında kârlarını geçen yılın aynı ayına göre 707,8 artırarak bir ayda 34,9 milyar TL kazanç elde etti.

Bankacılık sektörünün geçen yılın ocak-nisan döneminde 20,7 milyar TL olan dört aylık kâr toplamı ise bu yılın aynı döneminde yaklaşık beş kat artarak 98,2 milyar liraya yükseldi. 

İktidarın faizi indirme ısrarı ve MB’nin 6 aydan bu yana bankaları yüzde 14 faizle fonlamasına karşılık, bankalar MB’den sağladıkları bu kaynakları aylık yüzde 2’ye varan kredi kartı faiziyle, yıllık yüzde 40’a dayanan ticari kredi faizleriyle müşterilerine kullandırıyor. 

Bunun da ötesinde hazinenin haftada en az 10-15 milyar TL tutarındaki borçlanma ihalelerinde de MB’den alınan bu kaynaklar TÜFE’ye ve döviz endeksli olarak enflasyon ve kur artışına göre değişerek yükselen faizlerle hazineye borç veriliyor.

Bu sayede hem vatandaşın hem de hazinenin bankalara olan faiz borcu katlanarak artıyor ve bankaların kârına-kazancına dönüşüyor. 

CB Erdoğan kerameti kendinden menkul faiz teziyle, faizcilere kol kanat gererek, en büyük faiz destekçisi olurken, devleti ve vatandaşı da borç ve faiz batağına sürüklüyor!

Temmuz ayında tütün mamulleri ve alkollü içkilerin ÖTV’sinde yapılacak ikinci yarı yıl düzenlemesiyle geçen yıla göre kartlı harcamalardaki artışın yüzde 2 bin-3 bin düzeyine tırmanması sürpriz olmaz. CB Erdoğan bir yandan ülkede aç olmadığını savunurken diğer yandan alkol zamlarını bilerek yaptıklarını itiraf ederek ‘açlar sefiller ama hâlâ alıyorlar’ sözleriyle ülkedeki açlık ve sefaleti itiraf ediyor. Artan açlık-sefaletin üzerini alkollü içki zamlarıyla örtmeye, makul göstermeye çalışıyor. 

Kartlı harcamalarda geçen yıla göre yüzde 361,8 artış gözlenen harcama kalemi uçak bileti ve havayolu ulaşımı harcaması. Havayolu ulaşımı-uçak bileti alımı için kartla yapılan harcamaların tutarı 2 milyar 977 milyon TL!

Gıdada yıllık enflasyonun üç haneye yaklaşması, iktidarın etiketlerle mücadele, KDV indirimleri ve enflasyon timlerinin etkili olamamasından ötürü yemek sektöründe, lokanta ve restoranlarda da fiyatlar olağanüstü düzeyde arttı. Bu artış kartlı harcamalarda da etkisini gösterdi. 

MB Finansal İstikrar Raporunda pandemi döneminde nakit harcamaların düşmesi, kartlı harcamaların artmasına karşılık kart limitlerinde artış talebinin gerilediği, ancak normalleşmeye geçiş, enflasyon ve fiyatlardaki yükselişle hem kart harcamalarının tutarında hem de limit artışı kullanımında hızlı yükselişler görüldüğü kaydediliyor. 2020’de yüzde 40,8’e gerileyen limit kullanımı faiz indirimlerinin başlatılıp enflasyon ve kurların, fiyatların yükselişe geçtiği geçen yılın eylül ayında yüzde 47,5’a, yılsonunda ise yüzde 49’a yükseldi.

Bankalardan kredi kartı limit artışı talebinde bulunan kart sahiplerindeki artışın geçen yılsonunda yüzde 50’ye dayanması şu an itibarıyla limit artırım taleplerinin çok daha yukarılara çıkmış olabileceğini, kredi kartı borçlarının daha büyük tutarlara ulaşmış olacağını işaret ediyor. Nitekim BDDK verileriyle bireysel kredi kartı borçları 13 Mayıs itibarıyla 247 milyar liraya ulaşırken bu tutar bugüne kadar gerçekleşen en yüksek tutar. Bunun yanında aynı tarih itibarıyla bankalara olan ticari ve bireysel kredi borcu 5 trilyon 776 milyar 995 milyon liraya yükseldi. Bu tutar 6 Mayıs haftasına göre kredi borçlarında bir haftada 132 milyar liralık artışı gösteriyor. 

23 milyonu aşan icra takibi ve yasal takip dosyalarıyla, ailelerin ve işletmelerin kredi ve kredi kartıyla döndürmeye çalıştıkları çarklar hızla durmaya, tıkanmaya doğru gidiyor. Artırılan limitlerle gelirinden daha fazla kredi kartı harcaması yapan hanelerin bir süre sonra mevcut gelirleriyle bunun asgari ödemesini bile yapamaz konuma gelerek, icralıklar ve kanuni takiptekiler arasına katılacağını şimdiden öngörmekteyim.  

8.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiç kimsenin aç olmadığını iddia etmesine karşılık; zincir marketlerde çalışan personele gıda ve ürün hırsızlığına karşı ‘yağma, raf ve mağaza güvenliği’ eğitim programları, devreye alındı. Ülkemizde bugüne kadar en zor kriz dönemlerinde bile ‘mağaza, işyeri, dükkân yağması’ yaşanmadı. Ürünlere alarm cihazı takılmadı! 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkede kimsenin aç olmadığını iddia etmesi, açlık tehlikesinden söz edenlerin samimiyetsiz ve hain olduklarını ifade etmesine karşılık her gün ülkenin dört bir yanından Pazar yerlerinde atılan çürük ürünleri ayıklayan, akşam pazarından rızkını arayan insan görüntüleri geliyor. Önde gelen pek çok market zinciri daha önce çöpe attıkları ya da bayatladığını, tazeliğinin geçtiğini saptadıkları ürünleri, ayıklayıp ayrı bölümlerde tezgâha koyarak daha ucuza satma yoluna gitmeye başladı.

Market zincirleri çalışan personeline yağma ve raf hırsızlığı konusunda ‘hizmet içi eğitim’ programları başlattı. Perakende sektörü örgütleri, market ve mağaza zinciri dernekleri ortaklaşa başlattıkları bu programlarla, uzaktan online eğitimlerle mağaza personelini, mağaza müdürlerini, kasiyerleri olası yağma ve raflardaki temel gıda ihtiyaç maddesi hırsızlığına karşı hazırlıklı ve teyakkuzda olmaya, önlem almaya, böyle bir süreç yaşandığında nasıl davranacakları konusunda can ve mal güvenliğini sağlamaya hazırlıyor.

Son birkaç aydan bu yana pek çok gıdada ve üründe yüzde 100’den yüzde 200-300’e varan fiyat artışları karşısında bebek maması, süt, ayçiçek yağı, bebek bezi vb. ürünlere raflarda alarm cihazı kilit takılmaya başlanmıştı.

İstanbul’un bazı semtlerinde tekel ürünleri satan işyerlerine toplu halde girilerek içki ve sigara yağması olaylarının artması, fırınlarda askıda ekmek uygulamasıyla önlem alınmaya çalışılmasına rağmen büyük zincir marketlerde günlük kayıp raf ürünlerinde belirgin bir atış gözlenmeye başlandığı belirtiliyor. Banka ve kuyumcu soygunu vakalarındaki artışın yanı sıra iktidarın ‘aç yok’ tezini tekzip edercesine gıda ve temel ihtiyaç maddesi hırsızlığındaki artış endişe verici boyutlara ulaştı.

İlk aşamada mağaza müdürlerine zorunlu kılınan eğitimler, aşamalı olarak diğer personeli de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılıyor. Sektör örgütlerinin yürüttüğü çalışmalarda pek çok mağaza noktasındaki hırsızlık vakalarının yol açtığı gelir kayıplarının yüzde 10’lara yaklaştığı ortaya çıkıyor. Daha farklı ve hızlı önlemlerin zorunlu hale geldiği, etiketlerle ilgili yürütülen denetim, para cezası, enflasyon timleri vb. polisiye önlemlerden ziyade mağazaların mal güvenliği ve müşterilerin can güvenliği için önlem alınması talepleri gündeme getiriliyor.

Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nun yaptığı açıklamalarda fiyatı olağanüstü yükselen ürünlere kilit ya da alarm takma uygulamasının işletmelere ilave bir maliyet ve ciddi bir ekonomik yük getirdiği, bu konuda medyada yer alan haberlerin sektöre karşı olumsuz tepki yarattığını ancak bundan vazgeçilince de hırsızlıkların arttığı dile getiriliyor. En ağır kriz dönemlerinde bile bu ülkede marketlerin, mağazaların, dükkânların yağmalanması söz konusu olmadı. Akşam pazarlarından atılmış ürünleri toplamayı, fırından askıda ekmeği kimseye görünmeden almayı tercih eden onurlu insanlarımızın ne olursa olsun mağaza-market yağmalamayı aklından bile geçireceğini sanmıyorum. Ancak ülke çapında zincir marketlerin böyle bir endişe noktasına gelmesi, çalışanlarına yağma ve raf hırsızlığı eğitimleri başlatması böyle bir ihtimalin göz ardı edilemeyeceğini düşündürüyor!

İktidara tavsiyem; insanlarımızın içine düşürüldüğü yaşam koşullarını ciddiye alması, çözüm yolları bulması ve pek çok Avrupa ülkesinin yaptığı gibi ulusun kaynaklarını bir avuç kişiye değil ulus için seferber etmesidir. Açlığın, yoksulluğun, zamların, yetersiz ücretlerin, insanları fakirleştiren enflasyonun haber yapılmasını, eleştirilmesini suç sayıp yasaklamak, gerçekleri söyleyenleri hapis cezasıyla tehdit etmek çözüm değildir.

9.Ukrayna’nın Odessa limanında bekletilen, Rusya ablukası ve Ukrayna mayınları nedeniyle denize açılmalarına izin verilmeyen 20 milyon ton buğday yüklü kargo gemileri, uluslararası krize dönüşüyor. Putin Rus limanları ve Belarus’u önerirken, Türkiye’ye uluslararası baskılar ve Montrö’den taviz taleplerinin artması gündemde. İktidar, Ukrayna buğdayının Rusya tarafından Türk karasuları üzerinden satıldığı iddialarına sessiz kaldı!

Birleşmiş Milletler (BM) ve AB ülkeleri Ukrayna limanlarında 20 milyon ton buğday yüklü kargo gemilerinin serbest bırakılması çağrılarına karşı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesine yönelik yaptırım ve ambargoların kaldırılması ya da en azından gevşetilmesi koşulunu öne sürdü. Buğday ve ayçiçeğinde küresel kriz olasılığının gündeme gelmesi, askeri çözüm tartışmalarını ve Karadeniz’de sıcak çatışma önerilerinin tartışılmasını beraberinde getiriyor.

Putin, Odessa limanındaki hububat yüklü kargo gemilerinin çıkışına izin vermek için öncelikle Rus kargo gemilerine karşı alınan uluslararası nakliye sigortası ve limanlara giriş yasaklarının kaldırılmasını istedi. Ukrayna buğdayının dünya piyasalarına erişimi için Karadeniz’deki Rus limanlarını, Azak Denizi ve Kırım limanlarını işaret etti. Belarus üzerinden Ukrayna buğdayının Baltık limanlarına taşınabileceğini, Rusya’nın bu güzergahların güvenliğini sağlamaya ve güvence vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Türkiye’nin girişimi ve aracılığıyla BM, Ukrayna ve Rusya arasında yürütülen müzakerelerde, öncelikle Ukrayna’nın Odessa limanı çıkışına ve çevresine yerleştirdiği mayınların ve Rus savaş gemilerinin uyguladığı ablukanın kaldırılması masada yer alıyor.

İngiltere ve ABD, Karadeniz’e gönderilecek savaş gemileriyle Rus ablukasının yarılması seçeneğinin yanında, mayınlar için de uluslararası bir askeri koalisyon kurulması tartışmalarını başlattı. Türkiye bu konuda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni gündeme getirerek bölgedeki savaş hali nedeniyle Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerinin geçişine izin vermeme tavrını sürdürüyor. NATO’nun Karadeniz’de düzenleyeceği tatbikata da bu çerçevede izin verilmedi. 

NATO Parlamenterler Asamblesi’nin geçen hafta Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleştirdiği toplantıda özellikle İngiliz temsilcilerin gündeme getirdiği görüşler, Türkiye üzerindeki Montrö baskısının ve savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkışına onay taleplerinde ısrarın artacağını gösteriyor. 

Türkiye’nin veto açıklamasına karşılık, İsveç ve Finlandiya delegasyonlarının NATO Asamblesi’ne katılması, konuşma yapmalarına olanak sağlanması, Türkiye dışındaki üye ülkelerin temsilcileri tarafından yapılan konuşmalarda İsveç-Finlandiya delegasyonlarının ‘31 ve 32’nci üyeler hoş geldiniz’ sözleriyle selamlanması, Türkiye’ye karşı resmi olmasa da ‘fiili’ bir durum yaratıldığının göstergesidir.

Limanda bekleyen buğday yüklü kargo gemileri dışında, Rus ordusunun Ukrayna’da kontrolüne aldığı bölgelerdeki buğday ve diğer hububat depolarındaki, silolardaki ürünleri Rusya’ya taşıdığı öne sürülüyordu. Ukrayna Tarım Bakanlığı, 500 bin tondan fazla buğdayın Rus ordusu tarafından Rusya’ya taşındığı, Ukraynalı üreticilerin araç-gereçlerine ürünlerine el konulduğunu öne sürdü. 

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasil Bodnar, Türkiye’yi itham eden ve Interpol’e başvuruda bulunduklarını içeren beyanlarda bulundu. Rusya’nın Ukrayna’dan taşıdığı tonlarca buğdayı Kırım limanlarından Türk karasuları yoluyla Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere ihraç ettiğini iddia ederek, bu satışlara aracılık eden kişilerin ve Türk şirketlerinin tespit edilerek yakalanması için Türk hükümetine başvurduklarını belirtti. Rusya’nın Ukrayna buğdayını Türkiye karasuları üzerinden başka ülkelere satması ve nakletmesini sağlayan kişi veya organizasyonların da Interpol tarafından soruşturulduğunu öne sürdü. İktidarın, Büyükelçi Bodnar’ın açıklamaları karşısında suskun kalması, ülkemize yönelik ithamların reddedilmemesi dikkat çekici!

Ukrayna’nın Beyrut Büyükelçiliği de Türkiye karasularını kullanan Rus bandıralı bir kuru yük gemisinin, Rusya’nın el koyduğu 100 bin ton Ukrayna buğdayını Suriye’nin Lazkiye limanına getirdiğini içeren resmî açıklamayı uluslararası haber ajansları aracılığıyla dünyaya duyurdu. Bu iddiaya ilişkin olarak gerek iktidar gerekse Şam yönetiminden bir yalanlama gelmedi. 

Uluslararası deniz taşımacılığı seyrüsefer kuruluşları Rus bandıralı geminin 19 Mayıs’ta Kırım’dan ayrılıp boğazlardan geçerek 29 Mayıs’ta Lazkiye limanına demirlediğini teyit etti. 

Dünya hububat piyasalarında ve özellikle buğdayın da yer aldığı uluslararası emtia borsalarında ürün sıkıntısının belirgin hale gelmesi, küresel buğday ve hububat fiyatlarının yükselişini sürdürmesi, yakın dönemde bu sorunun kıtlık ve ekonomik boyutunun dışında, uluslararası bir siyasi-askeri krize dönüşmesi olasılığının arttığını ortaya koyuyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 8 Haziran’da Türkiye’ye geleceğinin açıklanması Karadeniz’de ortaya çıkan sıcak gelişmeler ve iktidarın Suriye’ye yeni harekât hazırlıkları açısından daha da önem kazanıyor. 

Görüşmelerde 20 milyon ton buğday ve limanlardan ihracın güvenli şekilde sürdürülmesinin yanı sıra Karadeniz’e yerleştirilen mayınların ortaklaşa temizlenmesi konusunun ele alınarak bir sonuca varılmaya çalışılacağını öngörmekteyim. 

Ukrayna’nın kendilerine ait buğdayın Rus ordusu tarafından ‘çalınarak’ Rusya-Türkiye iş birliğiyle üçüncü ülkelere satıldığı iddialarının açıklığa kavuşturulması, resmi bir açıklamayla ülkemize yönelik bu ithamların reddedilmesi beklentimi ifade etmek isterim.

Lavrov’un Ankara ziyareti öncesinde Rus Dışişlerinin açıklamaları gerek buğdaymayın operasyonu gerekse Suriye’ye olası harekâta karşı Rusya’nın tavrı açısından kritik önem taşıyor. Lavrov daha önce CB Erdoğan’ın harekât açıklamalarına ilişkin olarak, bölgede yaşananlara ve ABD’nin girişimlerine ‘Türkiye’nin seyirci kalmasının beklenemeyeceğini’ ifade etmiş, bu açıklama ‘Rusya’nın operasyona desteği’ olarak değerlendirilmişti. Ancak ziyaret öncesinde Sözcü Maria Zakharova’nın açıklamaları, Rusya’nın olası harekâta ilişkin bazı çekinceleri ve talepleri olduğunu gösteriyor. Rusya Dışişleri Sözcüsü 3 Haziran’daki resmî açıklamasında “Ankara'nın Suriye'deki zor durumu tehlikeli bir şekilde kötüleştirecek eylemlerden kaçınmasını umuyoruz. Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimindeki Suriye Arap Cumhuriyeti'nin meşru hükümetinin rızası olmadan atılacak bu tür bir adım, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün doğrudan ihlali olacaktır ve Suriye'deki tansiyonun daha da artmasına yol açacaktır." uyarısında bulundu.

Sözcü Zakharova, sorunun Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlaliyle değil “Türkiye-Suriye sınır bölgesine Suriye ordusu askerlerinin konuşlandırılmasıyla çözülebileceğini” dile getirdi.

Bu ifadelerden Rusya’nın harekâta destek ya da onayının net olmadığı, öncelikle Suriye ile müzakere edilmesini istediği, sınırda Suriye ordusunun yer alması ve bu bölgelerin Suriye ordusuna bırakılması görüşünde olduğu anlaşılıyor. Ayrıca Lavrov ziyareti öncesi Rusya’dan gelen bu açıklamayı, Şam yönetiminin Rusya’dan ‘Türkiye’yi frenleyin’ talebi olarak görmek mümkün.

10.Avrupa Birliği (AB) Rusya’ya karşı altıncı yaptırım paketini uygulamaya koydu. Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde etkili olan Rus Ortodoks Kilisesi ve Patrik Kirill’in yaptırım listesine alınması, Kirill’e seyahat yasağı getirilmesi yaptırımlardan çıkartıldı. ABD, Ukrayna’ya 700 milyon dolarlık yeni bir silah desteğini daha kabul etti. Türkiye, Litvanya üzerinden Ukrayna’ya bedelsiz Bayraktar TB-2 SİHA vereceğini açıkladı.

Rusya, Ukrayna’nın doğusunda kontrole aldığı bölgeleri genişleterek ilerlemeye devam ederken AB, uzun tartışmalar ve görüş ayrılıklarından sonra, Rusya'ya karşı uygulayacağı altıncı yaptırım paketini geçen hafta kabul etti. 

AB’nin Rus petrolü ve doğalgazına bağımlılığının yılsonuna kadar sonlandırılmasını içeren yaptırımlarda Macaristan’ın itirazlarıyla kısmen geri adım atıldı. 

Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın ülkesinin Rus petrolü ve doğalgazından vazgeçemeyeceğini, boru hatlarını kapatamayacağını gündeme getirerek itiraz etmesi üzerine, Rusya’dan petrol ithalatının yılsonuna kadar tamamıyla durdurulması konusunda oy birliği sağlanamadı. 

Macaristan’la yapılan pazarlıklarda, bu ülkenin Rusya’dan petrol alımını sürdürmesi, AB’nin toplam petrol alımlarının ise yılsonuna kadar yüzde 100 değil yüzde 90 azaltılması üzerinde uzlaşılarak karar yürürlüğe konuldu.    

AB liderlerinin onayladığı altıncı paketteki kararlarla, Rusya ve müttefiki Belarus'tan bazı kişiler ve kuruluşlar yaptırım listesine dahil edildi. 

Bazı Rus bankaları uluslararası finansal transfer networku Swift'ten çıkarılırken yasaklı Rus medya kuruluşları listesi de genişletildi. 

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, liderlerin imzaladığı ek yaptırımlarla, Rusya’nın savaşı finanse etme kapasitesinin daha fazla sınırlandırılmasının hedeflendiğini, bu doğrultuda atılan adımla petrol ithalatının yasaklanarak Rusya’nın çok ciddi bir gelir kaynağının kesildiğini açıkladı.

Yaptırım paketiyle Rusya'dan ham petrol ve akaryakıt, fuel oil vb. rafine petrol ürünlerinin satın alınması, ithalatı ve boru hatlarıyla transferi yasaklanıyor. Rus petrolünün tamamen kesilmesi için ham petrolde 6 ay, diğer rafine petrol ürünlerinde 8 aylık geçiş süresi öngörülüyor. 

Bunun yanı sıra ‘coğrafi konumları nedeniyle Rusya'dan sevkiyata özel bağımlılığı bulunan ve alternatif seçenekleri olmayan üye ülkeler’ için boru hatlarıyla ham petrol ithalatına geçici olarak muafiyet getirildi. 

Muafiyet kapsamındaki AB üyesi ülkeler Macaristan, Slovakya ve Çekya. Ayrıca Bulgaristan ve Hırvatistan da deniz yoluyla Rusya’dan ham petrol ithalatında geçici muafiyetten yararlanacak.

AB ülkeleri ambargo ve yaptırım kararı öncesinde, Rusya'dan günde 450 milyon euroluk petrol ve 400 milyon euroluk doğal gaz alımı yapıyordu.

AB komisyonu tarafından yaptırım listesine alınması önerilen Rus-Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill ile ilgili karar ise Macaristan’ın vetosuna takıldı. Rusya'nın Ukrayna işgaline verdiği destek ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkisi nedeniyle Patrik Kirill'e AB'ye giriş yasağı getirilmesi gerek Kirill’in gerekse Rus Ortodoks Kilisesi’nin AB'deki mali varlıklarının dondurulması teklifi, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın karşı çıkması üzerine yaptırım kapsamından çıkartıldı. 

Gerek sivil gerekse askeri amaçlı kullanılabilecek ürünlerle teknoloji ihracatı konusunda Rusya’ya yönelik kısıtlamaların kapsamı genişletilirken, kimyasal silahlarda kullanılabilecek 80 kimyasal madde de yasak listesine alındı.

Rusya bu yaptırım listesine karşı muhtemelen mütekabiliyet adımı atacak. AB bankalarına, medya kuruluşlarına, askeri yetkililerine yaptırım ve yasaklar getirecek. 

Rusya’nın alacağı yaptırım kararlarının fazla etkisinin olacağı kanısında değilim. Buna karşılık Gazprom’un doğalgazda ruble ile ödeme koşulunu kabul etmeyen, Almanya ve Hollanda’daki enerji şirketlerine gaz akışını kesmesi, satışları durdurması bir süre sonra Almanya-Hollanda ve AB ekonomileri üzerinde etkisini gösterecektir. Almanya’nın özellikle sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu eyaletlerinde enerji ve doğalgaz sıkıntısının ortaya çıkması yüksek ihtimal. 

Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinin milyarlarca metreküp doğalgazı ve milyonlarca varil ham petrolü, rafineri ürünlerini kısa sürede başka ülkelerden, alternatif pazarlardan temin etmesi, uzun vadeli kontratlar yapması nispeten güç görünüyor. 

Rusya’dan doğacak boşluğu telafi etmesi için Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırması yönünde bu ülkeye yönelik girişimler ve müzakereler sürüyor. Avrupa’da bir enerji darboğazının yaşanması, doğal olarak bu bölgede ekonomik daralmaya AB ülkelerinde büyümenin gerilemesine neden olacaktır. 

Ukrayna ordusunun silah ve mühimmat sıkıntısının giderilememesi, hibe silahların ulaştırılmasında sorunlar yaşanması üzerine ABD Başkanı 700 milyon dolarlık yeni bir silah desteği paketini daha onayladı. Almanya, 85 milyon Euro tutarında silah hibesi kararı aldı. 

Geçen hafta yankı uyandıran gelişmelerden birisi ise Türkiye’nin ürettiği Bayraktar TB-2 SİHA’ları konusunda yaşandı. 

Litvanya hükümetinin Türkiye’den SİHA alarak Ukrayna’ya hibe etmek üzere başlattığı kampanyada 3 milyon nüfuslu Litvanya’da kısa sürede yaklaşık 6 milyon euro toplandı.  Bunun üzerine Türkiye ve üretici şirket Baykar Teknoloji SİHA’yı Litvanya’ya bedelsiz verme kararı aldığını, toplanan paranın da Litvanya tarafından yardım için Ukrayna’ya gönderileceğini açıkladı. 

Rusya devlet medyasında, Türkiye’nin ABD-AB-NATO yaptırımlarına katılmamasına karşılık hem savaşta tarafsız olduğunu vurgulaması hem de Ukrayna’ya SİHA hibe etmesi eleştirilere neden oldu. 

Mevcut gelişmeler, Rusya’nın sergilediği tavır ve batılı ülkelerin giderek azalsa da Ukrayna’ya silah ve mali desteği sürdürmesi, kuzeyimizdeki savaşın yakın gelecekte sona ermesi, uzlaşı sağlanması ihtimalini ciddi biçimde dışlıyor. Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın ülkemiz üzerindeki ve ekonomideki olumsuz yansımalarının devam edeceğini öngörmekteyim.