Özgür Özel’in, Ferdi Zeyrek’e duygusal vedası yılın karesi oldu
Erdoğan Toprak: “İran ve Kuzey Kore de diktatörün istifasını istemek idamlık suç!”
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “İktidarın en korktuğu sözcüklerden birisinin ‘istifa’ olduğu, spor müsabakalarına ilişkin peş peşe alınan yasak kararlarıyla açığa çıktı. En küçük demokratik tepkiye, slogana bile tahammülsüzlük, iktidarın demokrasi ve özgürlük karşıtlığının, otokrat zihniyetinin dışa vurumudur” dedi. Toprak, " İran'da dini liderliği temsil eden iktidara karşı çıkmak, istifasını isteyenler ‘dine karşı çıkmakla’ suçlanarak idam edildi. Benzer şekilde Çin’de rejimi protesto eden, hükümetin istifasını isteyenler tutuklanıyor, ağır cezalara ve hapse mahkum ediliyor. Kuzey Kore diktatörünün istifasını istemek idamlık suç!
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı. Toprak, raporunda şunları kaydetti:
İktidarın en korktuğu sözcüklerden birisinin ‘istifa’ olduğu spor müsabakalarına ilişkin peş peşe alınan yasak kararlarıyla açığa çıktı. Sporda şiddetin önlenmesi yasası bahane edilerek getirilen ‘deplasman yasakları’ aynı yorumla seyircisiz maç, stat kapatma ve giderek sporu yasaklamaya kadar varabilir!
Süper Lig’deki bazı futbol maçlarında tribünlerdeki taraftarların attığı ‘Hükümet istifa’ sloganları ‘Ulusal güvenlik tehdidi, şiddet ve güvenlik sorunu’ diye değerlendirilerek yasaklar getirildi. Valiler Başkanlığındaki İl Güvenlik Kurullarının, 6222 Sayılı Sporda Şiddetin Önlenmesi yasasını gerekçe göstererek ‘güvenlik sorunu’ nitelendirmesiyle verdiği yasaklama kararları yanında savcılıklar, polis kameralarıyla çekilen görüntülerde ‘Hükümet istifa’ sloganı attığı saptanan taraftarlara da tebligatlar gönderip, ‘statlara giriş ve seyirden men’ cezaları kesmeye yöneldi.
Hiçbir demokratik ülkede hükümetin istifasını istemek suç veya güvenlik sorunu, devlete ihanet, terör faaliyeti, şiddet olarak değerlendirilmez. Bu tür yasakçı ve cezalandırıcı yöntemler ancak otokratik, anti demokratik, kapalı dikta rejimlerinde görülebilir.
İRAN VE KUZEY KORE DE DİKTATÖRÜN İSTİFASINI İSTEMEK İDAMLIK SUÇ!
Komşumuz İran’da başörtüsü nedeniyle ‘Ahlak ve Din Polisi’ tarafından gözaltına alındıktan sonra, karakolda işkencede yaşamını yitiren Mahsa Amini için yapılan protestolarda hükümetin istifasını isteyenler, tutuklandı, kurşunlandı. Tutuklananlardan bazıları ise aynı zamanda dini liderliği temsil eden iktidara karşı çıkmak, istifasını istemekle ‘dine karşı çıkmakla’ suçlanarak idam edildi. Benzer şekilde Çin’de rejimi protesto eden, hükümetin istifasını isteyenler tutuklanıyor, ağır cezalara ve hapse mahkum ediliyor. Kuzey Kore diktatörünün istifasını istemek idamlık suç!
İçişleri Bakanı; “Deprem meselesine gömüldüğümüzü zannedenler, güvenlik meselesinde kalkanlarımızı kaldırmayacağımızı zannetmesinler. Hodri meydan.” diyerek Valilere, Savcılara talimatı göndermiş oldu. Onlar da gereğini yaparak seyirciye-taraftara yasak, slogan attığı saptananlara maçlardan ve seyirden men cezaları yağdırdılar.
Böylece iktidarın en korktuğu sözcüklerden birisinin ‘istifa’ olduğu ortaya çıkarken, hükümetin istifasını istemenin de iktidar ve emrindeki kamu görevlileri tarafından ‘ciddi bir güvenlik sorunu’ olarak tanımlandığı görülüyor. İktidar ‘spora siyaset’ karıştırıldığını öne sürerek deplasman yasaklarını, men cezalarını haklı göstermeye, yasallaştırmaya çalışıyor. Diğer yandan tüm federasyonları eski AKP’lilerle, bakan ve milletvekilleriyle doldurarak partizanlaştırmakta ‘siyasi sakınca-spora siyaset karıştırma’ görmüyor!
Pandemi sürecinde maçlar seyircisiz oynanırken boş tribünlere yerleştirilen Cumhurbaşkanı Erdoğan posterleri, AKP ve iktidar pankartları canlı yayınlarda izletildi. Kamu kaynaklarıyla inşa edilen statlara kendi isimlerini verdiler. Kaldı ki tribünlerdeki taraftarlar kimi zaman kulüp ve federasyon yöneticilerinin istifasını da istiyor. En küçük demokratik tepkiye, slogana bile tahammülsüzlük, iktidarın demokrasi ve özgürlük karşıtlığının, otokrat zihniyetinin dışa vurumudur.
TRİBÜN YASAKLARI, STAT KAPATMA VE GİDEREK SPORU YASAKLAMAYA KADAR VARABİLİR.
İktidarın en korktuğu sözcüklerden birisinin ‘istifa’ olduğu, spor müsabakalarına ilişkin peş peşe alınan yasak kararlarıyla açığa çıktı. Sporda Şiddetin Önlenmesi Yasası bahane edilerek getirilen deplasman yasakları, aynı yorumla seyircisiz maç, stat kapatma ve giderek sporu yasaklamaya kadar varabilir. Pandemi sürecinde maçlar seyircisiz oynanırken boş tribünlere yerleştirilen Cumhurbaşkanı Erdoğan posterleri, AKP ve iktidar pankartları canlı yayınlarda izletildi. Kamu kaynaklarıyla inşa edilen statlara kendi isimlerini verdiler. Kaldı ki tribünlerdeki taraftarlar, kimi zaman kulüp ve federasyon yöneticilerinin istifasını da istiyor. En küçük demokratik tepkiye, slogana bile tahammülsüzlük, iktidarın demokrasi ve özgürlük karşıtlığının, otokrat zihniyetinin dışa vurumudur.
AKP-MHP’Lİ SİYASİLER VE YAKINLARI ŞİRKETLERDE, ŞUBELERDE, YÖNETİM KURULLARINDA DOLGUN MAAŞLARLA GÖREVLİ.
Kızılay, 6 Şubat depreminde hayati ve insani yardım faaliyetleriyle değil, holding yapısıyla ticari ve kâr öncelikli faaliyetleriyle, soğukta-açıktaki depremzedeye çadır satışlarıyla gündeme geldi. 155 yıllık hayır ve afetlerde insani yardımla görevli bir kurumun 2018’de tek kişi yönetimine geçiş sonrası siyasi rant, partizanlık ve kâr hırsıyla nasıl çökertildiği, ‘aile ve parti holdingine’ dönüştürüldüğü açığa çıktı!
6 Şubat depreminin ülkemize ve ulusumuza yaşattığı yıkımın daha ağırı, bu süreçte açığa çıkan kurumsal çürümüşlük ve çöküşle yaşandı. Müdahalede geciktiklerini, kurtarılabilecek binlerce hayatın kurtarılamadığını dile getirerek acılı insanlarımızdan ‘helallik’ isteyen iktidar, bu doğal afetin siyasi ve kurumsal felakete dönüşmesinin altyapısını kendi eliyle ve kararlarıyla kurdu. 1868’de Osmanlı döneminde üçü gayrimüslim dört hekim tarafından Hilâl-i Ahmer (Kızılay) adıyla kurulan bu insani yardım ve afetlerle mücadele kurumu, bu iktidar döneminde kâr amaçlı bir ticari holdinge dönüştürüldü. 2018’e kadar AKP’li başbakan, bakanlar, milletvekilleri, aile bireyleri, gelin ve damatlar, partili il ve ilçe yöneticileriyle kadroları doldurulan Kızılay, 2018’de tek adam yönetimine geçiş sonrası alınan kararla 2019’da Kızılay Holding oldu. Gayrimenkul yatırım ortaklığından, lojistiğe, gıda ve içecekten, çadır ve tekstile, medikal cihaz ve kan-plazma şirketinden, portföy yönetimi ve borsa yatırım aracılık şirketine, yapı ve inşaata kadar 11 ayrı şirketi çatısı altında toplayan Kızılay Holding böylece ihale yasasına, TBMM ve Sayıştay denetimine tabi olmayan A.Ş. statüsünde ticari bir kurum oldu. Bir yandan milletten bağış toplarken diğer yandan toplanan bu bağışların kullanımı, harcanması, satılması, elde edilen kazanç ve kârların paylaşımında yönetim kurulunun alacağı kararın yeterli olduğu, kamusal denetim dışı bir yapıya dönüştürüldü. Holding çatısı altındaki 11 şirketin tamamının Yönetim Kurulu Başkanı da aynı kişi. Kızılay Başkanı, holdingin de şirketlerin de Yönetim Kurulu Başkanı. Kızılay Başkanının aile fertleri, AKP-MHP’li siyasiler ve yakınları şirketlerde, şubelerde, yönetim kurullarında dolgun maaşlarla görevli.
KAZANÇ VE KÂR KAPISI OLARAK PARTİ ŞİRKETİ HALİNE GETİRENLER, ADALETE HESAP VERECEKLERDİR.
Bir yandan kamu yararına dernek statüsüyle vergiden muaf şekilde halktan ayni ve nakdi bağış, kan bağışı vb. topluyor diğer yandan ticari holding statüsüyle bu yardımları, bağışlanan gayrimenkulleri, vakfedilen taşınmazları, hayır işleri için hibe edilen paraları, dövizleri, hisseleri işleterek, satarak, bağışlanan arsalara konutlar, binalar inşa ederek kâr hanesine yazıp parti şirketi gibi milyarlar paylaşılıyor.
2020’de iktidara yakın doğalgaz dağıtım şirketinin Kızılay’a yaptığı 8 milyon dolarlık bağış, Kızılay üzerinden iktidar destekli iki vakfın New York Manhattan’da inşa ettiği lüks rezidans ve iş merkezine aktarıldı. Hem bağışı yapan şirket vergi ödemedi hem de bağışı diğer vakıflara bağışlayan Kızılay vergi ödemedi.
Kızılay, ticari bir kuruma dönüştüğü için uluslararası insani yardım kuruluşları ve Kızılhaç’ın depremde iş birliği yapmaktan kaçındı. Kızılay’ı holdingleştirip ticarileştirenler, kazanç ve kâr kapısı olarak parti şirketi haline getirenler, adalete hesap vereceklerdir.
YOKSULLUK SINIRI, ASGARİ ÜCRETİN ÜÇ KATININ ÜSTÜNE ÇIKTI
2023 için yüzde 20 olarak ilan edilen yıllık enflasyon hedefinin yarısı, iki ayda gerçekleşti. TÜİK, deprem bölgesinde veri derleyemediğini açıkladı. Dolayısıyla resmi şubat enflasyonunun, açıklanan yüzde 3,15’ten daha yüksek olduğu öngörülebilir. Asgari ücret, enflasyon artışıyla 2 ayda 9 bin 425 TL’ye çıkan açlık sınırının altında kaldı. Şubatta açlık sınırının 9 bin 425 TL’ye, yoksulluk sınırının 30 bin 700 TL’ye yükselmesi, resmi enflasyonun gerçeklerle örtüşmediğinin en somut göstergesidir. Ocakta yüzde 55 artışla 8 bin 500 lira olan asgari ücret, iki ayda açlık sınırının yaklaşık bin TL altında kaldı. Yoksulluk sınırı ise asgari ücretin üç katının üstüne çıktı. Yüzde 3,15 olarak açıklanan enflasyon, kitlelerin açlık ve yoksulluğa mahkum edildiğini görmezden gelmektir. İktidar, asgari ücret, memur ve emekli maaş zamlarının mart-nisanda gözden geçirileceği sözünü tutmalıdır.
TEMEL GIDAYA ERİŞİM İÇİN ACİL ÖNLEM ALINMALI
Geçtiğimiz yılın son aylarında yavaşlamaya başlayan ihracat, şubatta depremin de etkisiyle düşüşe geçti. İhracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,4 azalırken ithalat yüzde 10,6 arttı. İlk iki aydaki dış ticaret açığı 26 milyar doları aştı. 2023 sonunda 80 milyar dolar öngörülen dış ticaret açığının dörtte birinden fazlası, iki ayda gerçekleşti. Domates başta olmak üzere sebze fiyatlarında, et ve yumurtada yaşanan olağanüstü fiyat artışları, market raflarının boşalmasını, pek çok ürünün yeterince bulunamamasını beraberinde getiriyor. Ticaret Bakanlığı domates ihracatına kısıtlama ve yasak getirirken kuş gribi nedeniyle 6,5 milyon tavuğun itlaf edilmesi, beyaz et-yumurta üretiminde düşüşe, fiyat artışlarına yol açtı. Tüm bu tablo, önümüzdeki günlerde sebze, et, yumurta vb. gıda fiyatlarında büyük çaplı yükselişlerin yaşanacağını, temel gıdaya erişim için acil önlem alınmasını gündeme getirmektedir.
Yeni Soluk
Yorum Yap