Erdoğan: “Güçlü bir Suriye görmek istiyoruz. Kiminle görüşülmesi gerekiyorsa görüşmekten imtina etmeyiz”

Yeni bakanların yer aldığı kabine toplantısı sona erdi. Toplanın ardından AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan basın mensuplarına seslendi. Erdoğan'ın konuşmasın gündem maddeleri arasında Kayseri'de yaşanan olaylar ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in 'erken seçim' sözleri vardı.

Erdoğan başkanlığındaki kabine toplantısı sona erdi. Külliye'de basına kapalı yapılan toplantı 2 saat 40 dakika sürdü. Toplantıda alınan kararları basın mensuplarına açıklayan Erdoğan gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Daha önce "Biliyorsunuz ailece görüşmeye varana kadar sayın Esed'le geçmişte nasıl yaptıksa yeniden yapmamamız için bir sebep yok" ifadelerini kullanan Erdoğan sözlerini yineleyerek, "Bizim kimsenin toprağında ve egemenliğinde gözümüz yoktur. Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve milli birliğinin korunması Türkiye'nin de önceliğidir. Güçlü bir Suriye görmek istiyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa görüşmekten imtina etmeyiz" ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca son günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in 'Geçim yoksa seçim olur' sözlerine de yanıt verdi. Erdoğan, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde erken seçim diye kavram yok. Bunun yerine Cumhurbaşkanı ve Meclisin seçimlerin yenilenmesi kararı alması vardır. Muhalefetin birçok alan gibi burada da Türkiye'yi geriden takip ettiği anlaşılıyor" dedi.

"ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKMA NOKTASINDA DAHA FAZLA İTİNA BEKLİYORUZ"

Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

- Yeni kabine üyelerimizi kutluyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını yürütecek Murat Kurum kardeşimiz ile Sağlık Bakanlığını yürütecek Prof. Dr. Kemal Memişoğlu hocamıza yeni vazifelerimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Görevden affını isteyen ve bu talepleri şahısımızca kabul edilen Mehmet Özhaeski kardeşimiz ile Fahrettin Koca kardeşimize de emekleri, fedakarlıkları ve milletimize yaptıkları hizmet için teşekkür ediyorum.

- Bayram süresince çeşitli nedenlerden kaynaklanan orman yangını haberleriyle sarsıldık. Diyarbakır Çınar ve Mazıdağındaki yangında hayatını kaybeden insanlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.

- Haftasonu yine İzmir, Bursa, Balıkesir, Muğla ve Çanakkale'de orman yangınalrı yaşandı. Yaz mevsiminin her geçen yıl daha sıcak ve kurak geçmesiyle yangın riski de aynı oranda artıyor. Bu felaketler baktığımızda, ihmalin, tedbirsizliğin ve kastın öne çıktığını görüyoruz. Bölücü örgütün de orman yangınlarını bir terör yöntemi olarak kullandığını geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz.

- Yüzde 90'ı insan kaynaklı olan orman yangınlarının önüne geçmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Orman yangınlarıyla etkin mücadele konusunda önemli adımlar attık;

- 26 uçak, 105 helikopter ve 5 binden fazla kara aracı ile sürdürüyoruz. Ekipmanları da ileri teknolojiyle yeniledik.

- Halihazırda 14 Bayraktar TB2 İHA'mız ile Yeşil Vatanı'ı 7/24 izliyoruz. Yangınlarla mücadelede İHA kullanan 2 ülkeden biriyiz. 184'ü akıllı 776 kule ile ormanları takip ediyoruz.

- 4 bin 744 havuz ve gölet yapıldı. Yapay zek tabanlı sistemler devrede. Ormanlar için 25 bin personelimiz ve 122 bin gönüllü ormanlarımızı korumak için fedakarca çalışmaktadır.

- Ormanlarımıza sahip çıkma ve koruma noktasında tüm vatandaşalrımızdan daha fazla itina bekliyoruz. Yaz sıcaklarının en yoğun yaşandığı günlere girdik en ufak ihmalin bile büyük zararlara sebep olacağını unutmayalım. 

“İSRAİL SALDIRGANLIĞI DURDURULMADIKÇA, HİÇBİR DEVLET KENDİNİ EMNİYETTE HİSSEDEMEZ”

Son 21 yıldır iyi ve kötü gününde nasıl çiftçimizin yanında olduysak, bundan sonra da tüm imkânlarımızla yanlarında olacağız. Bir kez daha çiftçilerimize hayırlı, bereketli bir hasat sezonu diliyorum.

Türkiye, stratejik önemi fevkalade yüksek, üç kıtanın kavşak noktası olan bir coğrafyada bulunuyor. Tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş, ama aynı zamanda paylaşım kavgasının tam merkezinde yer almış bir bölgedeyiz. Böyle bir coğrafi konuma sahip olmak ülkemizin siyasi, ekonomik ve askerî avantajlar sağlama yanında tehditleri de beraberinde getirmektedir. Birinci Dünya Savaşı’na giden yolun taşları bizim bölgemizde döşendi. İkinci Cihan Harbi’nin odağında aynı şekilde yine bizim bölgemiz vardı. Soğuk Savaş döneminde bloklar arası rekabetin yoğunlaştığı bölgelerden biri yine Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyaydı. 13. yılını tamamlayan Suriye krizi en fazla bizim bölgemizi etkiledi. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın olumsuz yansımalarına maruz kalan bölgelerin başında yine biz yer alıyoruz. 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma varan katliamlar yine bizlerin yüreğini yakıyor. İsrail’in Gazze’ye saldırmasıyla birlikte Doğu Akdeniz’de ısınan sular aynı şekilde en fazla bizi ve bölgemizdeki kardeş ülkeleri tedirgin ediyor. Batılı güçlerin askerî, diplomatik, siyasi desteğini arkasına alan İsrail’in gözünü komşularına diktiğini görüyoruz. Lübnan’a yönelik saldırıların ve tehdit dilinin artması bölgemizin geleceği adına bizi ciddi manada endişelendirmektedir.

Şunu bir defa çok net ifade etmek isterim: Batı dünyası destek verdikçe, İslam âlemi de sessiz kaldıkça Netanyahu denilen caninin tüm bölgemizi ateşe sürükleme pahasına işgal politikasına devam edeceği anlaşılıyor. Türkiye olarak biliyorsunuz ilk günden beri buna dikkat çekmekteyiz. Gazze krizinin sadece Gazze ile sınırlı kalmayacağını, İsrail zulmünün çok vahim sonuçları olabileceğini sık sık dile getirdik. İsrail’in yayılmacı hedefleri peşinde koştuğunu her zeminde vurguladık. Gerek İran’da yaşanan füze gerilimi, gerekse İsrail’in Lübnan’a yönelik artan saldırıları maalesef kaygılarımızda bizi haklı çıkardı. Buradan bir kez daha şu uyarıyı yapmak durumundayım: Karşımızda devlet adamı vasfının asgari şartlarını dahi taşımayan, gözü dönmüş, ihtiraslarının esiri olmuş, aklını, vicdanını kaybetmiş bir katil vardır. Masumların kanından beslenen bu zalim, siyasi ömrünü uzatmak adına kendi vatandaşlarının güvenliğini dahi hiçe saymaktadır. Netanyahu yönetimi altındaki İsrail saldırganlığı durdurulmadıkça, Türkiye dâhil, bölgemizdeki hiçbir devlet kendini emniyette hissedemez. Bakınız bu durum İsrail’in komşusu olan Lübnan ve Suriye başta olmak üzere tüm ülkeler için de geçerlidir. Daha önce de ifade ettim, Ankara’nın güvenliğini, Gazze’nin, Kudüs’ün, Ramallah’ın, Beyrut’un, Amman’ın, Bağdat’ın huzur ve güvenliğinden ayrı göremeyiz. Türkiye olarak güvenlik önceliklerimizi buna göre tayin ve tespit ediyoruz. Dış politikada atacağımız adımları da bu gerçekler ekseninde planlıyoruz. Hedefimiz, doğru, akıllı ve uzun vadeli hamlelerle bu mücadeleden ülkemizi kayıpsız, hatta kazançlı olarak çıkarmaktır. Ne yapıyorsak bunun için yapıyoruz. Ne söylüyorsak bunun için söylüyoruz.

Barışı, diyalogu ve diplomasiyi en üst seviyede devreye almamız gereken günlerden geçiyoruz. Özellikle aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaştığımız devletlerle karşılıklı diyalog zeminini güçlendirmemiz önem arz ediyor. Mevcut bölgesel ve uluslararası konjonktürde İslam ülkeleri arasında dayanışmayı arttırmamız, fikir ayrılıklarını gidermemiz son derece mühimdir. Geçmişin geleceğimizi de ipotek altına almasına müsaade edemeyiz. Bu anlayışla komşularımızdan başlayarak bölgemizdeki tüm aktörlerle münasebetlerimizi ilerletmeye gayret ediyoruz. Şimdiye kadar bu çabalarımızın somut çıktıklarını birçok yerde gördük. Komşumuz Suriye’de de 13 yıldan fazla süredir devam eden ve 1 milyon insanın hayatına mal olan ihtilafa siyasi çözüm bulmak için çok uğraştık. Astana süreciyle rejim ve muhalefetin aynı zeminde buluşmasını sağladık. Bunun dışında farklı kanallarla daha fazla kan dökülmesinin, daha fazla çatışma yaşanmasının önüne geçmeye çalıştık. Sahada bazı konularda müspet neticeler de aldık. Sulha ve sükûnete hizmet edecek ilave adımların atılması mümkündür. Bizim kimsenin toprağında ve egemenliğinde gözümüz yoktur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve millî birliğinin korunması Türkiye’nin de önceliğidir. DEAŞ’la birlikte güney sınırlarımız boyunca PKK’ya kurdurulmak istenen terör devletine en ağır darbeyi sınır ötesi harekâtlarla Türkiye indirmiştir. Çünkü biz komşu olarak istikrarsızlıkla boğuşan ve terör örgütlerinin cirit attığı değil, demokratik, müreffeh, güçlü bir Suriye görmek istiyoruz. Suriye’nin evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlar için güvenli, emin bir yer hâline gelmesini herkesten daha çok biz arzu ediyoruz. Böyle bir iklime ne kadar kısa sürede kavuşulursa herkes için, özellikle Suriye halkı için o kadar iyi olacaktır. Biz ayrılıkları derinleştirme yerine ortak paydayı büyütmenin derdindeyiz. İç siyaset gibi dış politikada da sıkılı yumrukların açılmasında büyük fayda olduğuna inanıyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi yine görüşmekten imtina etmeyiz. Elbette bunu yaparken öncelikle Türkiye’nin menfaatlerini referans alacak, ama bu süreçte bize güvenen, bize sığınan, bizimle ortak hareket eden hiç kimsenin mağdur olmasına da izin vermeyeceğiz. Türkiye dostlarını yarı yolda bırakan bir devlet değildir ve olmayacaktır.

“NEFRET SÖYLEMLERİNE, FAŞİZME, IRKÇI VANDALLIĞA VE PROVOKASYONLARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

Burada şu noktanın da çok net bilinmesini isterim: Tek parti zihniyeti Azerbaycanlı kardeşlerimizi Sovyetlere teslim ederek ülkemize Boraltan Köprüsü faciasını yaşatmıştı. Milletçe bu facianın mahcubiyetini tam 76 yıl yüreğimizde hissettik. 44 gün süren vatan muharebesinde Azerbaycan’a sağladığımız güçlü destekle sadece Karabağ’ın 30 yıllık işgaline son vermedik, aynı zamanda tek parti yönetiminin tarihimize bulaştırdığı utanç lekesini de biz temizledik. Böyle bir siyasi musibetin tekerrürüne tahammülümüz olamaz. Hele hele Solingen’de evlatlarını ırkçı teröre şehit vermiş bir millet olarak bize yakışmayan, inancımızla, kültürümüzle, medeniyet değerlerimizle asla bağdaşmayan sahnelerin yaşanmasına da göz yummayız. Kamu düzeni devletimizin kırmızı çizgisidir. Hangi bahaneyle olursa olsun bu çizginin aşılmasına, bu hassas çizginin yok sayılmasına, çiğnenmesine eyvallah demeyeceğiz.

Biz sokaklar üzerinden kotarılan kaos planlarına bağışıklık kazanmış bir ülkeyiz. Geçmişte etki ajanları ve provokatörler eliyle ülkemize hangi bedellerin ödetildiğini gayet net hatırlıyoruz. Kayseri’de son derece iğrenç, rezil bir taciz vakası üzerinden aynı kaos planı tezgâhlandı. Bu oyunun ikinci perdesi ise Suriye’nin kuzeyinde bulunan Türk çıkarlarına ve varlığına yönelik sahnelendi. Bölücü terör örgütü artıkları ve iş birlikçileri eliyle kotarılan bu oyunu kimin yazdığını, bunlara kimlerin figüranlık yaptığını çok çok iyi biliyoruz. Allah’ın izniyle ne biz, ne milletimiz, ne de Suriyeli kardeşlerimiz bu sinsi tuzağa düşmeyeceğiz. Nefret söylemlerine, faşizme, ırkçı vandallığa ve provokasyonlara boyun eğmeyeceğimizi burada tekrar altını çizerek söylemek istiyorum.

Bayrağımıza uzanan mülevves elleri kırmasını bildiğimiz gibi, ülkemize sığınan mazlumlara uzanan elleri de kırmasını biliriz. Kimse kendini polisin, hâkimin, devletin yerine koyamaz. Kayseri’deki olaylar sonrasında ortalığı yakıp yıkan, polisimize saldıran, iş yerlerine ve evlere zarar veren 474 provokatör gözaltına alındı.

"CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNDE ERKEN SEÇİM YOKTUR"

- 14-28 Mayıs'ta yasama ve yürütmede son sözünü söyleyen milletimiz 31 Mart'ta da yerel yönetimlerde kimleri başında görmek istediğini belirtmiştir. Seçimler elbette demokrasinin bayramı, şölen günüdür. Tarihimizde sandıkta tezahür eden iradeyi yok sayanların olduğu da ülkemizin bir gerçeğidir. Kimi zaman sandığın itibarına gölge düşürerek yaptılar, kimi zaman seçmene hürmetsizlik ederek yaptılar.

- Son dönemde bu kibirli tavrın, seçmen iradesinin yok sayma aymazlığının yeniden nüksettiğini görmekteyiz. Erken seçim tartışmalarına bu zaviyeden bakılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu tartışmalar muhalefet cephesindeki iç savaşın dışa yansımasından ibarettir. Cumhurbaşkanlığı sisteminde erken seçim yoktur. Bunun yerinde seçimlerin yenilenmesi kararı alınması vardır. Hiçbir temeli olmayan bu tarz sahte gündemlerle muhalefet kendi içindeki bilek güreşini perdelemeye çalışmaktadır. Biz sadece ve sadece işimize odaklanıyoruz.