Dervişoğlu’ndan Bahçeli’ye: “Milliyetçiliğimin zekatını versem, sana 40 ramazan yeter”
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yüklenen Dervişoğlu, “Benim milliyetçilik dersine ihtiyacım yok. Milliyetçiliğimin zekatını versem, sana 40 ramazan yeter” dedi. Kabine değişikliğine değinen Dervişoğlu, "Tek adam rejimlerinde biri gider, diğeri gelir. İsimlerin, şahısların hiçbir önemi yoktur. Kabinenin başı haricinde hiçbir değişiklik bağlayıcı değildir.” şeklinde konuştu. Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'i kıyafeti üzerinden hedef alan şahsın parti üyeliğinden ihraç edildiğini de hatırlatan Dervişoğlu, "Böyle insanların İYİ Parti içinde yeri yoktur. Gereğini her zaman yaparız. Bundan sonra da aynı şekilde muamele ederiz” ifadelerini kullandı. Dervişoğlu, “Bir kadına yapılan hakaretin cezasını, onu kapı dışarı ederek gösterdik. Şimdi onlardan bekliyorum: Mustafa Kemal Atatürk’ün mübarek annesine hakaret edenlere ne yapacaklar göreceğiz!” diye ekledi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.
Adalet vurgusu yapan Dervişoğlu, "Bir tarafta yıllardır denetlenmiş, kaçma şüphesi olmayan insanlar aylarca tutuklu yargılanıyor. Diğer tarafta, yüzlerce yıl ceza istenenler serbestçe hatta devlet korumasıyla dolaşıyor. Bu adalet değildir. Bu, adalet kılığına sokulmuş zulümdür.
Üstelik bu zulüm yalnızca kişilere yönelmiyor. Ailelere uzanıyor, yakınlara dokunuyor, mahremiyet çiğniyor. Ekrem İmamoğlu’na değil, ailesine yapılanlara bir bakın. Bu Allah’tan reva mıdır? Siyaset, hesaplaşmayı aileler üzerinden yürüttüğü anda meşruiyetini kaybeder. Devlet, hukukun dışına çıktığı anda güçlü değil, korkak olur. Suç varsa soruşturulur. Ceza varsa verilir. Ama hukukla, adaletle verilir! İntikamla, gözdağıyla, ibretlik linçlerle değil. Vicdanla ve yasayla verilir. Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla korku değil, biraz olsun adalettir" dedi.
"Tek adam rejimlerinde biri gider, diğeri gelir"
"Bu ülkede hukukun, adaletin, huzurun, mutluluğun hakim kılınmasının tek yolu vardır, o da bu düzenden ve iktidardan kurtulmaktan geçer" diyen Dervişoğlu, "Gece yarısı kabinede iki değişiklik yapıldı. Önemli iki bakan görevlerinden alınarak yerlerine yenileri getirildi.
Tek bir imza ile tek bir kararla. Tek adam rejimlerinde biri gider, diğeri gelir. İsimlerin, şahısların hiçbir önemi yoktur. Kabinenin başı haricinde hiçbir değişiklik bağlayıcı değildir. Bütün bakanlıklar artık siyasi unsur haline gelerek, Cumhurbaşkanı’nın talimatlarını yerine getiren, temsil makamlarından öte bir anlam ifade etmemektedir. Bu açıdan yeni kabine değişikliği, ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ndeki illüzyondan başka bir şey değildir" şeklinde konuştu.
"Muhalefete yönelik sistematik baskı resmi hale geldi"
Dervişoğlu, "Ancak ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten bir ismin
Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi, bu davaların siyasi yönünü de resmileşmiştir. İktidar, muhalefete yönelik sistematik baskısını resmi hale getirmekten ve bunu aleni olarak sergilemekten çekinmemektedir. Davayı açan kişi, dava süreci başlamadan davayı yürütecek hakimlerin başına geçiyor. Aynı zamanda bu kişi, olası karar süreçlerine dair bütün itiraz makamlarının da odağında yer alıyor. Yani size dava açan, sizinle ilgili kararı verecek makamın üstünde ve karara itiraz edebileceğiniz makamların merkezinde konumlanmış durumda. Böyle bir ortamda, hiçbir süreçten Türkiye'ye demokrasi ve huzur ortamının çıkmayacağı da
anlaşılmış olmalıdır" değerlendirmesini yaptı.
"Boğaz köprülerini, otoyolları özelleştirmek; vatan meselesi, namus meselesi değil midir?"
Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi planına değinen Dervişoğlu, "Her yıl 100 milyardan fazla para, geçilmeyen yollara gitmekteyken; misliyle, hastanelerin kirasına verilmekteyken;
onlarca projeden milyarlarca lira yok olmaktayken, 1 aylık faize karşılık gelmeyen bir bedelle köprüleri ve otoyolları satmaya kalkıyorlar! Peki bu vatanın birikimiyle, çalışanın kazancından, ödediği vergiden, yediğinden, içtiğinden kesilerek yapılmış boğaz köprülerini, otoyolları bugün özelleştirmek bir vatan meselesi, namus meselesi değil midir? Cumhuriyet’in asırlık birikimlerini yok ettiniz. Telekom’u, tank paleti, Seka’yı… Satmadığınız değerimiz kalmadı. Limanlarımız, tersanelerimiz elimizden gitti. Bunlar saymakla bitmez" dedi.
"Denetimsizlik cinayete azmettirmek değil midir?"
Bir polis memurunun araç muayene istasyonunda yaşadığı saldırı ardından hayatını kaybetmesine dair Dervişoğlu, "Rant için kurduğunuz müesseseler artık insanlarımızın hayatına sebep oluyor. Kendinize gelin! Bu memlekette özelleştirme diye, kamunun tekelini yandaş tekeline çevirmek, hesap sormamak, milleti kazıklamak, buna göz yummak, o maddi kaynağı emekliden, çalışandan esirgeyip rant olarak dağıtmak vatana ihanet değil midir? Denetimsizlik cinayete azmettirmek değil midir?" diye sordu.
"Siz emanete ihanet ettiniz!"
Terörsüz Türkiye, umut hakkı ve Türkiye yüzyılı söylemlerine tepki gösteren Dervişoğlu, "Bunlar 'kilim' gibi dokunmuş şaheserleriniz olarak karşımızda duruyor. Bu kilimleri alın sarayınızın, konağınızın duvarına asın. 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer, uğrunda ölen varsa vatandır' Peki üzerinde yaşayanlar, o sancağı tutanlar ne olacak, Türk milletine ne olacaktır? Bugün Türk milletini davet ettiğiniz yer neresidir? Bu davetin icabı halinde, Türk milletini bekleyen şey nedir? Orada refah var mıdır mesela? Hangi fabrikalar işleyecek, hangi çarklar dönecektir? Hangi tarlalardan bereket hasat edilecektir, bunu hangi köylü yapacaktır? Daha iyi okullar kurulmuş mudur? Daha hızlı internet var mıdır? Neresidir o Türkiye? Ticaret; yasaklardan, kısıtlardan, kara paradan arındırılmış mıdır? Sokakların güvenliği için bir projeniz var mıdır? Gençlerimiz kumarın, uyuşturucunun, fuhuşun, çetelerin pençesinden kurtarılmış mıdır? Söyleyin neresidir orası? Tek bir sözünüz, tek bir kelamınız var mıdır insana dair? Yaşı 7, 17, 77 fark etmez; ona orada onurlu bir yaşam var mıdır? Ev bulmak, yurt bulmak dert olmaktan çıkmış mıdır? Kanal İstanbul yerine, İkmal İstanbul denmiş midir? Dünya lidercileri, ülkü devleri, komisyoncular! Hepinize sesleniyorum: Tarih emanet verir, senet yazmaz! Siz o emanete ihanet ettiniz!" dedi.
"Feriştahı bunu yaptıramadı, yaptıramaz"
Konuşması sırasında duygusal anlar yaşayan Dervişoğlu, "Ne Mustafa Kemal’i anladınız ne de O’nun kurduğu Cumhuriyet’e ikrar edebildiniz. Toz toprak içindeki karargahlardan, Anadolu’nun çıplak, sıtmalı, trahomlu bedenine dokunan bu battaniyenin kıymetini bir türlü bilemediniz. Mustafa Kemal’in omuzundaki battaniyeyi bir kere bile hatırlamadınız! Başının üstüne çatı kalmamış bu millet için bin bir gayretle çatılan bu çatıyı hiçbir zaman sevmediniz! Türkiye, namusuyla kazandığı ekmeği namusuyla bölüşenlerin Cumhuriyetidir! Bunu beğenmediniz! Siz o ekmeği ne büyüttünüz ne de adaletle bölüştünüz! Siz o ekmeği bize çok görenlerin neslindensiniz! O nimete; kinden, kibirden ve nankörlükten başka hiçbir gözle bakmadınız! Bugünse kalkmış, tüm aymazlığınız, düzenbazlığınızla, ikiyüzlülüğünüz ve melanetinizle diyorsunuz ki; Türklüğü terhis edin! Evet, siz bize bunu diyorsunuz! Feriştahı bunu yaptıramadı. Feriştahı bunu yaptıramaz. Bu millet, bir avuç da kalsa da size bunu yaptırmaz!" şeklinde konuştu.
"Neyin milliyetçiliğini anlatıyorsunuz?"
"Şimdi çıkmış bize milliyetçilik dersi vermeye kalkışıyorlar. Bize ait anılardan kurulmuş cümlelerle nutuk irat ediyorlar" diyen Dervişoğlu, "O hatıralar bizim beyler bizim. Ben sizin söylediklerinize değil, yaptıklarınıza bakıyorum. Yaptığınız çağrılarla Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tartışılmazlarını, tartışma masasına yatırıp, tartışılır hale getirdiniz. İmralı canisinden, ulakları vasıtasıyla gelen mesajın her cümlesinin altına imzanızı attınız. Meclisi bir hainin ayağına yönlendirerek, devletle terör örgütünü eşitlediniz. Binlerce evladımızın katili alçağa, umut hakkı adı altında özgürlük vaat etmeye devam ediyorsunuz. Neyin milliyetçiliğini anlatıyorsunuz? Anlatıyorsunuz da anlatırken utanmıyor musunuz?" dedi.
"Milliyetçiliğimin zekatını versem, sana 40 ramazan yeter"
Milliyetçilik dersine ihtiyacı olmadığına vurgu yapan Dervişoğlu, "Milliyetçiliğimin zekatını versem, sana 40 ramazan yeter. Hem ortağınıza bir sorun bakalım: Ayağının altına aldığını söylediği milliyetçilik üzerinden ayağını kaldırmış mı? Üzülerek, utanarak söylüyorum:
Sadece kendisini değil, milliyetçileri de bu icraatları ile güvenilmez yapmıştır bu beyefendi.
Türk Milliyetçiliği üzerine kara bir gölge gibi düşmüştür" ifadelerini kullandı.
"Sen benim değil, Öcalan'ın dava arkadaşısın"
Dervişoğlu, "Belli ki, merkez siyaset söylemimizden de ziyadesiyle rahatsızlık duyuyor. Evet, çıktığımız yoldan dönmeyeceğiz. Sizin yok etmek için büyük bir çaba sarf ettiğiniz siyasetin merkezini; Allah’ın izni, teşkilatımız ve kadrolarımızla yeniden inşa edeceğiz. Biz, ekmeği büyütmenin, o ekmeği pay etmenin derdindeyiz. O ekmeğe el sürdürmeyeceğiz! Bu ülkeyi size kurban etmeyeceğiz. Bu bayrağı kirlettirmeyeceğiz! Dava arkadaşı edebiyatının da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin. Sen Abdullah Öcalan’ın dava arkadaşısın. Bunun hesabını da bize değil; milliyetçi, ülkücü camiaya vermek zorundasın. Benim dava arkadaşlarım işte burada, senin dava arkadaşların da İmralı’da yatıyor" diye ekledi.
"Yerli otomobili Rabia’nın ruhuna hançer olsun diye mi ürettiniz?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sisi arasında geçtiğimiz hafta gerçekleşen görüşmeye değinen Dervişoğlu, "Görüşmenin samimi olduğu anlaşılıyor. Öyle ki Sayın Erdoğan,
Sayın Sisi’ye TOGG marka bir otomobil hediye etti. Siz o yerli ve milli otomobili, dilinizden düşürmediğiniz Rabia’nın ruhuna hançer olsun diye mi ürettiniz? Şunu en başta açıkça ifade edeyim: Ben artık bu görüşmeleri 'Dün ne dediniz, bugün ne yapıyorsunuz' kolaycılığıyla eleştirmiyorum. Çünkü bu ülkede artık herkes biliyor ki; Sayın Erdoğan’ın dış politikası,
süreklilikle değil şahsi ihtiyaç ve hata paylarına göre şekillenmektedir. Dün en ağır sözlerle hedef alınan aktörler, bugün hiçbir açıklama yapılmadan 'stratejik ortak ve dost' ilan edilebilmektedir" şeklinde konuştu.
"Netanyahu'ya da mı umut hakkı tanıyacaksınız?"
Uluslararası basında yer alan haberlere göre; ABD Başkanı Trump'ın Gazze’de yaşanan katliamlar nedeniyle uluslararası kamuoyunda ağır şekilde eleştirilen İsrail Başbakanı Netanyahu’yu Gazze Barış Kurulu’na davet ettiğini söyleyen Dervişoğlu, "Bu kurulun 19 Şubat’ta toplanması beklenmektedir. Ve aynı gün Netanyahu’nun Washington’da Trump ile görüşmesi planlanmaktadır. Türkiye, bu kurulun üyesidir. Ve ülkemizi Dışişleri Bakanımız temsil etmektedir. Bu noktada iktidara açık ve net sorular soruyorum: Netanyahu bu toplantıya katılırsa, Türkiye ile İsrail aynı platformda birlikte çalışmış olmayacak mıdır? Bir yandan İsrail’e karşı siyasi ve ekonomik blokaj uyguladığını söyleyen iktidar, öte yandan Netanyahu ile aynı masada mı oturacaktır? Eğer oturulacaksa, İsrail’e yönelik ticari ambargo yakın zamanda sona erecek midir? Bu konuda bir vaatte bulunulmuş mudur? Türkiye–İsrail ilişkilerinin geleceğine dair kamuoyuyla paylaşılmış açık ve tutarlı bir yol haritanız var mıdır? Yoksa yine; dışarıda başka içeride başka konuşulan bir sürecin içine mi giriyoruz? Yoksa içeride olduğu gibi dışarıda da mı teröristlerle aynı masaya oturacaksınız? Burada oturdunuz bir şey olmadı. Artık gidip bu zaman kadar terörist diye ilan ettiğiniz Netanyahu ile aynı masaya oturup ona da bir umut hakkı tanıyacak mısınız?" dedi.
"Atatürk’ün mübarek annesine hakaret edenlere ne yapacaklar göreceğiz!"
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'i kıyafeti üzerinden hedef alan şahsın parti üyeliğinden ihraç edildiğini hatırlatan Dervişoğlu, "Böyle insanların İYİ Parti içinde yeri yoktur.
Gereğini her zaman yaparız. Bundan sonra da aynı şekilde muamele ederiz. Bunun üzerinde tepinmek isteyenlerse, buyursun tepinsinler. Bir insan, bir kadın, bir çocuk incindiyse; onu yapan 77 köyün yabancısı da olsa, sorumluluk üstleniriz. O densiz partimizden ihraç edilmiş ve defolup gitmiştir. Bizi kendinizle kıyaslamayın. Çok şükür ne düştük ne öldük! Evladını kaybetmiş anaları meydanlarda yuhalatmadık. Genç kızların kıyafetine karışıp, namusuna dil uzatmadık. Kimseye sürtük demedik. Mitinglerde “Kur’an-ı Kerim” sallamadık. Şehit tabutunu kürsü diye kullanmadık. Bayrağı indirtmedik, şehidi gücendirmedik. Şehit anasının da bedduasını almadık!
Bir kadına yapılan hakaretin cezasını, onu kapı dışarı ederek gösterdik. Şimdi onlardan bekliyorum: Mustafa Kemal Atatürk’ün mübarek annesine hakaret edenlere ne yapacaklar göreceğiz!” diye ekledi.
Yeni Soluk
Yorum Yap