DEM Parti'den CHP'ye ziyaret... Özgür Özel: "Barışçıl bir dile ihtiyaç var" 

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmelerle ilgili ziyaretler kapsamında CHP lideri Özgür Özel ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti.

DEM Parti, cihatçı HTŞ ve ona bağlı grupların ocak ayı başından itibaren Suriye'nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü saldırılara dair siyasi partilere, sendikalara ve meslek odalarına ziyaretlerinin ilkini CHP'ye gerçekleştirdi. 

CHP HEYETİ KAPIDA KARŞILADI

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkan Vekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli'den oluşan heyeti CHP Genel Merkezinde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke'nin de aralarında olduğu heyet kapıda karşıladı.

DEM Parti heyeti daha sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmek üzere toplantının yapılacağı salona geçti.

GÖRÜŞME SONRASI GENEL BAŞKANLARDAN AÇIKLAMA

Genel başkanlar görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.

Söz alan Tuncer Bakırhan, Özgür Özel'e Halep konusundaki açıklamalarından ötürü teşekkür etti. Suriye'deki son gelişmeleri masaya yatırdıklarını kaydeden Bakırhan, olumlu bir görüşme gerçekleştirdiklerini vurguladı.

Bölgede tehlikeli bir oyun kurulduğunu söyleyen Bakırhan, iktidarın da bu durumu görüp üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini kaydetti.

Siyasetçilerin Kürtleri ötekileştiren bir dil kullandığını belirten Bakırhan, "Kırıcı, ötekileştirici dilden başta medya olmak üzere siyasi aktörlerin vazgeçmesini istiyoruz. Barışçıl bir dile ihtiyaç var" dedi.

BAKIRHAN: "DEM PARTİ OLARAK BU OYUNUN FARKINDAYIZ"

Bakırhan, özetle şu değerlendirmelerde bulundu:

"Suriye'yi konuştuk, bölgeyi konuştuk, kuzeydoğu Suriye'deki gelişmeleri konuştuk. Siz de takip ediyorsunuz orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse ateşe benzin ile gidenler var. Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmalı şiddetin son bulmasını meselenin diyalog müzakere barışçıl bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye'de sabah akşam Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye'de sanki demokratik bir zemin var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz, Kürtler yaşamış oldukları ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkelere ve komşulara tehdit olmadılar ve bundan sonra da olmayacaklardır. Bu aslında biliniyor. Ama bu konuda bir ezber var ve bunun artık bozulması gerekiyor. 

Yine Kürtler bölgede yaşadıkları hiçbir ülkenin değerleri ile sembolleri ile bayrağıyla bir sorunları yok olmayacak da. Bunun üzerinden oluşturulan algıları kabul etmiyoruz. Yüzyılları bölgeden çok kirli bir oyun oynanıyor siz de takip ediyorsunuz. Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede halklara isyan ülkelere onları bastırmaz zemini bırakılmış. Savaş ve çatışma getirdiği artık yüzyıldır devam eden bu oyunu bu kısır döngü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz. Aslında 27 Şubat'ta sayın Öcalan'ın yaptığı çağrı bölgede yüzyıllık bu kısıl döngüyü kaldırmaya yöneliktir. Ama maalesef bu süreçte bir sabotaj gerçekleşti Halep'te bir saldırı gerçekleşti. Orada silahsız günahsız yaşayan Kürtler göç etmek zorunda kaldı.

İnsanlar yaşamını yitirdi. Birileri istiyordu ki halklar sürekli çatışsın ama Kürtler Suriye'de Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaşı yaşanmasın diye Halep'i terk ettiler. Bu oyunu görmek gerekiyor büyük ve tehlikeli bir oyun var biz DEM Parti olarak bu oyunun farkındayız umarım ülkeyi yöneten iktidarda halkları karşı karşıya getiren hegemonik güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür ve bu oyunların olmaması için üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir."

ÖZGÜR ÖZEL: SURİYE'DE ANAYASAL GÜVENCE SAĞLANMALI

Devamında söz alan CHP lideri Özgür Özel de süreci başından beri yakından takip ettiklerini, Suriye ve Türkiye'deki barışı iç içe gördüklerini vurguladı. Suriye'de bir an önce barışın sağlanması gerektiğini kaydeden Özel, bu durumun Türkiye'deki barışı da etkileyeceğini söyledi.

Özel, Suriye'deki tüm halkların haklarının anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

"İşler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenlerin işler biraz değişince gerçek yüzlerini gösterdiğini" söyleyen Özel, "Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı; yoksa Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı?" ifadesini kullandı.

ÖZEL: "MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI AÇILMALI"

Kobani'ye ulaştırılacak yardımlara değinen Özel, "Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak, bundan endişeliyiz. Bu yardımların Kobani'ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapısı var. Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz" dedi.

MHP'Lİ YILDIZ'A "CANLI YAYIN" YANITI

Bir gazetecinin Aziz İhsan Aktaş davasına ilişkin sorusunu yanıtlayan Özel, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın duruşmaların canlı yayınlanmasına ilişkin açıklamalarına cevap verdi. 

Özel, "Fethi Bey'in açıklamaları önemli ama MHP adım atmıyor. Fethi Yıldız 'keşke' demesin, kanun teklifini Meclis'e getirsin" dedi.

ÖZEL'DEN KRİTİK "IŞİD" UYARISI

IŞİD tehlikesine dikkati çeken Özel, şunları söyledi: 

"Türkiye'nin yakın tarihinin en büyük travmalarında hep IŞİD terörü var. AKP, yeni bir ittifak oluşturmaya niyetlendiği seçimlere giderken, seçimlere 10 ay kala çok istisnai bir yola başvurup Adalet Bakanlığı "kanun yararına bozma" ile ne kadar Hizbullah hükümlüsü varsa, hepsini saldılar. Sonra bir baktık HÜDA PAR'la bir ittifak kurdular. Anlaşıldı ki HÜDA PAr'ın talebi o geçmiş dönemlerde operasyonlarla büyük travmalar yaratan Hizbullah hükümlülerinin bir şekilde bırakılması.

Şimdi IŞİD'in İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda 40'ın üzerinde günahsızı hedef gözetmeksizin taradığı o saldırılardan hükümlü olanlar vardı. Bir anda kanun yararına bozma, olağandışı birtakım gelişmeler hepsi serbest kalmış gitmiş. Bir IŞİD tehlikesi sınırımızın orasında. IŞİD meselesi hepimizin tüylerini diken diken yapan, Yalova'da üç tane polisimizi şehit edenler, yılbaşında eğlence mekanını kana bulayanların Suriye'de rejimle birlikte operasyonlar yapmaları, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşının hassasiyeti vardır. IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur falan değildir."

Özel'in açıklamalarının tamamı şöyle:

"Değerli basın mensupları, günaydınlar. Hoş geldiniz genel merkezimize. Bugün DEM Parti’nin çok değerli Eş Genel Başkanları partimizi ziyaret ettiler. Malum Meclis, en açık olması gerektiği zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin talebiyle yıl ortası tatilinde. Biz geçtiğimiz hafta emeklilerle ilgili bu önemli gündem varken ve devamında Suriye’de gelişmeler yaşanıyorken, dış politikada ve iç politikada bu kadar önemli bir tansiyon varken Meclis’in kapanmasını hiç doğru bulmadık. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi, ısrarla bizim imza atmamamıza, muhalefet partilerinin karşı çıkmasına rağmen Meclis’i tatile soktu. Tabii böylesi önemli gündemler yaşanırken, Meclis’in kapalı olması siyasetin durması, siyasetin duyarsız kalması anlamına gelmiyor. Böyle de bir ihtiyaçtan ve içinde bulunduğumuz süreçten dolayı DEM Parti’nin kıymetli heyeti bize ziyarette bulundular. Kendileriyle çok faydalı görüş alışverişlerinde bulunduk.

Bir kez daha ifade etmek isteriz ki siyaset konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset, ayrılıklar, kavgalar, çatışmalar üzerinden değil; barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarınları kurmak için yapılır. Biz Türkiye’de süreç başladığı andan itibaren ve Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimiz tüm süreçlerde Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördük. Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akıl ve mantıkla bağdaşır bir durum değildir. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasından; Suriye’de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayıp anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktır. Daha önce de söyledim. Ortada bir sınır çizgisinin olması, iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türkmenlerin de Kürtlerin de Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım. Türkiye’de 6 - 8 milyon Arap yaşıyor ama zaman zaman işte Suriye’deki karışıklıklar, onun yarattığı iç göç Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ama işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler, birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Biraz önce Sayın Genel Başkanın da bahsettiği gibi bir nefret söylemine varan, Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz.

Biz burada iki Eş Genel Başkan, bir Genel Başkan yan yana duruyoruz. Burada bir Türk, bir Arap, bir Kürt var. Ama hepimiz biz kardeşiz. Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden, gerilim üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir; Ben her gün güne başlarken kendime bu soruyu soruyorum. Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı? Yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın? Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir sefer de. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor."

"DİYALOĞU VE ÇÖZÜMÜ ÖN PLANA ALMAK GEREKİYOR"

"Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ama orayı bu hale kim getirdi bir de ona bakmak lazım. Orada bir takım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatılınca, elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım TIR’ları yollamak yerine, bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp, hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor Suriye’de de. Ama bir yandan da şunu söylemek lazım. Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, Halep’ten Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gereken yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.

Diyarbakır Kent Konseyi’nin, Sanayi ve Ticaret Odası’nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi’nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’mizi, SODEMBEK’i, hem de Türkiye Belediyeler Birliği’nin değerli Başkanı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı Vahap Seçer’i konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım. Bir yandan da yeni bir felaketin, yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını, sonuç alınana kadar uzatılmasını, ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil; barış için diplomasi yapmak için kullanılması gerektiğini ifade ediyoruz Suriye’de.

Ayrıca Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Komisyonumuz şu anda ki iki değerli üyesi Gülistan Hanım ve Murat Emir Bey partimiz ve DEM Parti adına komisyonda da görev yapıyorlar. Grup Başkanvekillerinden oluşan dar grupta da görev yapıyorlar. Komisyon raporu yazma aşamasındadır. Ancak Suriye’deki bu karışıklıklar, hem çokça söylendiği gibi yani bu önermeye kim ne diyebilir? ‘Suriye’de savaş varken, Suriye’de barışın sağlanması kalıcı barışı sağlanması nasıl mümkün olacak?’ sorularına komisyonun da kendi iç çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Suriye konusunda da komisyonun yapıcı katkı sağlamasını önemsiyoruz. Tabii komisyonun görev sorumluluk alanları, çalışma sınırları bellidir. Ancak komisyon, komisyonu oluşturan partiler hem grup başkanvekilleriyle beş kişilik bir heyette Sayın Meclis Başkanıyla kendi gündemine hakimdir komisyon. Partilerle iletişim halinde. Suriye'de yaşananlarla ilgili de komisyonun gözetici, kollayıcı, barıştan, diplomasiden yana taraf olan ve Suriye’deki bazı kararlar alınırsa ki, geçen sene imzalanan protokolün bu sene hayata geçmesini son derece önemsiyorduk. Bu açıdan Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon, ki Meclis’teki partilerden oluşmuştur, inisiyatif almasını, çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuda da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar."

"IŞİD ÖYLE HERHANGİ BİR SİYASİ UNSUR DEĞİLDİR"

"IŞİD meselesi, gerçekten aslında Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük travmalarında hep IŞİD terörü var. Maalesef şunu hatırlayalım. Adalet ve Kalkınma Partisi yeni bir ittifak oluşturmaya niyetlendiği seçimlere giderken, doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte, seçimlere 10 ay kala çok istisnai bir yola başvurup, Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma, kanun yararına bozma, ne kadar Hizbullah tutuklusu, hükümlüsü varsa müebbet hapisler almış, 30 yıl hapisler almış hepsini saldılar. Sonra bir baktık HÜDA PAR ile bir ittifak kurdular. Anlaşıldı ki HÜDA PAR’ın talebi; o geçmiş dönemlerde operasyonlarla büyük travmalar yaratan Hizbullah hükümlülerinin bir şekilde bırakılması. Onlar yargılanmış, cezalar kesinleşmiş, hapiste duruyorlar. Adalet Bakanlığı bir sabah kalkıyor, kanun yararına bozma talep ediyor. Türk hukuk sisteminin en istisnai başvuru yollarından bir tanesi. Her biri çıktı gitti, sonradan bir baktık ki bu, müstakbel ittifak ortağının talebiymiş. Şimdi IŞİD’in İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 40’ın üzerinde günahsızı hedef gözetmeksizin taradığı o saldırılardan hükümlü olanlar vardı. Bir anda kanun yararına bozma, olağan dışı bir takım gelişmeler. Hepsi serbest kalmış, gitmiş.

Sonra bir baktık; İdlib ki orada dünyanın dört bir yanından ne kadar selefi örgüt, ne kadar cihatçı varsa Türkiye Cumhuriyeti’ni birinci hedef olarak görüyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni birinci hedef olarak görüyor. Yılbaşını en büyük düşman olarak görüyor. Anıtkabir’i ‘putun yattığı yer olarak’ gören kişiler İdlib’den o süreçte çıktılar, yayıldılar. Şimdi cezaevleri el değiştirecek, yok firar haberleri falan. Ama biri IŞİD tehlikesi sınırımızın orasında. Bu IŞİD meselesi, hepimizin tüylerini diken diken yapan, daha Yalova’da üç polisimizi şehit edenlerin veya bir yılbaşı gecesi gidip de yılbaşının kutlandığı eğlence mekanını kana bulayanların şu anda Suriye’de rejimle birlikte operasyonlar yapmaları, birtakım yerlere bayraklarının çekmeleri… Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının en üst düzeyde hassasiyeti vardır. Bu meseleye herkes dikkat etsin. IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur değildir. HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafında bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen, hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen… Yani sandıktan nefret eden, demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören bir takım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir ve orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur.

Ayrıca o yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan İdlib’in sentetik uyuşturucu konusunda da ana üretim merkezi olduğunu hatırlayalım. Bugün ‘Efendim bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin hub’larından, kavşak noktalarından biri haline geldi?’ meselesine bakarken Türkiye’nin Suriye, Afganistan, Irak sınırlarının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını iyi görmek gerekir. O yüzden bir kez daha bugünkü ziyaretleri için DEM Parti heyetine, Sayın Eş Genel Başkanlara teşekkür ederken Suriye’de mutlaka demokrasi, diyalog, diplomasi, sonunda da mutlaka barış ve birleşecek, bütünleşik, barış içinde bir Suriye ile Türkiye’de de Suriye’de de barış ve Türkiye’yle Suriye’nin omuz omuza kalkınması, artık İngilizlerin, Amerikalıların kazandığı, İsrail’in satranç oyununun ilerlediği bir coğrafya değil; Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Alevilerin birlikte kazandıkları, birlikte güçlendikleri bir coğrafyayı özlüyoruz. 

Öyle dış politikayı çok iyi bilenlerin, dama oynar gibi bir ileri, iki geri gidenlerin, bir ileri - bir sağa - sola gidenlerin değil; Türkiye’deki herkesin menfaatini stratejik bir akılla gözeten, bu coğrafyaya barış gelirse Kürt’ün de Türk’ün de çocuğunun geleceğinin parlak olabileceğini gören, doğru ve uzun vadeli kazanmaya, ülkesine ve ülkesindeki tüm toplumlara birlikte kazandırmaya odaklanmış bir aklın egemen olması gerekmektedir. Hiçbirimizin siyasi geleceği, Türkiye’nin ve bölgedeki tüm halkların; Suriye’nin, Ortadoğu‘nun geleceğinden, barışından ve kalkınmasından daha değerli değildir diyorum. Bir kez daha Sayın Eş Genel Başkanlarımıza teşekkür ediyorum."

"FETİ BEY KEŞKEK YAPMAYA KARAR VERSE DAHA ÇOK UĞRAŞIR"

Özel, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın Aziz İhsan Aktaş davasına yönelik değerlendirmeleri hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:

"Teorik olarak şöyle söyleyeyim, Feti Bey’in değerlendirmeleri çok kıymetli. Zaman zaman sürece yönelik son derece olumlu, katkı sağlayabilecek, demokrasiden yana, adil yargılanmadan yana açıklamalar yapıyor. Bunları çok kıymetlendiriyoruz. Bunu çok önemsiyoruz. Ama bir de pratikte bir şey söyleyeyim, Feti Bey diyor ki ‘Keşke mevzuat uygun olsaydı.’ MHP için mevzuatı uygun hale getirmek, ‘Keşke’ diyor ya, ‘keşkek yapmaktan’ daha kolay. Feti Bey bu sabah keşkek yapmaya karar verse daha çok uğraşır. Yapacakları bir tek şey var, her konuda kayıtsız şartsız destek verdikleri, her türlü siyasi riski aldıkları, emekliye sefalet ücreti verilirken bile ‘İktidar değil ittifak ortağıyız, destek vermek siyasi ahlak gereğidir’ diyerek destek verdikleri Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bu sabah bir telefon açıp, ‘Sayın Bahçeli canlı yayını uygun görmüştür.

Sayın Erdoğan da ‘Devlet Bey isabet buyurmuşlar, yerinde olur’ dediğine göre biz Meclis’in açıldığı ilk gün Cumhur İttifakı olarak davaların, eğer yargılananlar da talep ediyorlarsa canlı yayınlanmasının önünde bir engel bırakmayalım’ ki bizim yargılanacak arkadaşlarımızın tamamı talep ediyor. Çünkü tamamı, bizim iftira dediğimiz bir takım iddiaların da duyulmasını, yanıtlarının da canlı yayında verilmesini, öyle kulaktan dolma olmamasını istiyoruz. Feti Bey bugün keşkek yapmaya karar verse uğraşması lazım. Öyle ‘keşke’ dediği mesele bir telefonluk iştir. Biz de hemen komisyon toplantısına katılır, ertesi gün de Meclis’te ya da iki gün sonra yine Meclis’te oy birliği ile çıkmasına katkı sağlarız. O yüzden Feti Bey’in canı keşkek istiyorsa keşkek bizden olsun, Egeliyiz. ‘Keşke’ demesin, şu kanunu getirsin."

ZİYARETLER SÜRECEK

Heyet, 29 Ocak’ta DEVA ve Saadet Partisini ziyaret edecek. Gelecek Partisi ziyareti ise Ahmet Davutoğlu’nun sağlık durumu nedeniyle ileri bir tarihte gerçekleşecek. 

Ayrıca DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Genel Başkan Yardımcıları Öztürk Türkdoğan ve Elif Bulut ile HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan'dan oluşan heyet bugün Türkiye Barolar Birliği, KESK ve Türk Tabipleri Birliği'ni ziyaret ediyor.

Bu heyet 29 Ocak’ta da TMMOB ve Halkevlerini, 30 Ocak’ta ise İnsan Hakları Derneğini ziyaret edecek.