Darüşşafaka Lisesi’ni nasıl bilirsiniz…

Sevgili okurlarım,

Bu aralar çok üzgünüm, Can’ım yanıyor…

Bu hafta size küçük bir çocuğun hikayesini ve ona bağlı olarak bir okulu anlatmak istiyorum. Darüşşafaka Lisesi. Çok ünlü bir okul, hepimiz tanıyoruz. Nasıl bilirsiniz diye sorsalar çok iyi bilirim, derim. Hatta pek çok aileyi de bu okula yönlendirmişliğim vardır. Ama bugün gelse biri sorsa  artık düşünürüm. Neden mi? Anlatayım:

Bu aralar görsel ve sosyal medyada sürekli bir reklam spotu dönüyor:  “ Bu bayram siz de annesi babası hayatta olamayan çocukların eğitimine destek olun! “ Reklam spotundan da  anlaşıldığı gibi bu okul annesi veya babası olmayan çocuklara eğitim veriyor. Hatta eğitimde fırsat eşitliği sağlıyor. Çok eski çok tarihi bir o kadar da çok başarılı bir okul. 1873 yılında bir sivil toplum örgütü tarafından Türkiye’de açılan ilk okul hattal. 2012 yılında annesi vefat etmiş öğrencilere de bu hakkı tanımaya başlamış. Bugün Darüşşafaka, koşullarına uyan öğrencilere ortaokul 1. sınıftan liseyi bitirinceye kadar tam burslu, yatılı ve İngilizce eğitim veriyor. Okulun sayfasına baktığınızda şu cümlelerle karşılaşıyorsunuz: “ Eğitimde fırsat eşitliği sağlayarak Cumhuriyet değerlerini özümsemiş, yaşam boyu öğrenen, çağdaş, özgüvenli, topluma, çevresine ve ailesine karşı sorumlu liderler yetiştirmeyi hedefleyen Darüşşafaka Eğitim Kurumları, bu hedef doğrultusunda her yıl ülke çapında sınav düzenliyor ve koşullarına uyan Türkiye’nin en ücra köşesindeki çocuğun bile bu olanaktan yararlanabilmesi için yoğun çaba sarf ediyor. Eğitimde bölgeler arasında görülen farklılıkları dikkate alarak sınav sistemini 2008’de değiştiren Darüşşafaka, o tarihten beri bünyesine katacağı öğrencileri, zihinsel ve yaratıcı düşünme yeteneklerini ölçen bir sınavla alıyor.”

Buraya kadar her şey çok güzel. Fakat geçenlerde öyle bir ayıp yaptı ki bu Darüşşafaka adeta donup kaldım. Elim kolum bağlandı. Çaresizlik içinde kıvrandım. Sokakta dilenirken birkaç kişinin tecavüzüne uğrayarak  hamile kalan işitme ve konuşma engelli, komşuları tarafından ve benim bireysel desteklerimle hayata tutunmaya çalışan bir kadının kadın sığınma evinde doğan, babası bilinmeyen çocuğunun sınav başvurusunu kabul etmedi ve dahası okul birincisi bu çok zeki çocuğu sınava almadı. Oysa Can ilkokul 2.ci sınıftan beri Darüşşafaka hayaliyle derslerine daha çok sarılıyor, geçmiş yılların sorularını bulup çözüyordu. Üstelik en fazla bir yanlışı çıkarak. Adeta şafak sayar gibi sınav gününü bekledi bu çocuk:  “ Esra abla tam 9 ay kaldı Esra abla 3 ay kaldı Esra abla 1 ay kaldı. Esra abla sınav yarın. Esra abla????”  Maalesef ne yaptık ne ettiysek o katı kuralları esnetemedik, derdimizi anlatamadık. Bırakın anlatmayı dinleyen dahi olmadı! Çocuğun babası var deniliyor, yaşamadığına dair bir ölüm raporu isteniyor. Oysa Can babasını hiç görmedi, hiç tanımıyor. Adamın adını, sanını, memleketini hiç ama hiç bir şeyini bilmiyor. Biz de bilmiyoruz. Annesi Bingöl doğumlu. Engelli olduğu için sokağa atılmış bir kız çocuğu, İşitme ve konuşma engelli. Okuma yazma bilmiyor. Uzun süre kadın sığınmaevlerinde kaldıktan sonra kendisine belediye tarafından verilen 2 odalı derme çatma bir evde oğlu ile benim ve arkadaşlarımın destekleriyle yaşıyor. Oturdukları mahalle tehlikeli bir yer. Her an cemaatlerin, din tacirlerinin, uyuşturucu satanların  eline geçecekler diye çok korkuyoruz. Okuldaki öğretmeni de bizi sürekli uyarıyor:  “ Bu çocuk çok özel, çok çalışkan ve çok zeki. Onu sakın kaptırmayın, buralardan uzaklaştırın” İşte tek umudumuz vardı: Can’ı Darüşşafaka’ya emanet etmek ve onu buralardan kurtarmak! Olmadı, kocaman sert bir duvar önümüze çıktı, o duvarı aşamadık. Yetkililerin verdiği yanıt şu: “Genel kurullarda tüzük değişmedikçe yapabilecek bir şey olmuyor. Bize her gün böyle tecavüz sonucu doğan çocuk vakaları geliyor fakat bir şey yapamıyoruz, babasının olmadığı kanıtlanmak zorunda” deniyor. “Yahu bu çocuk size her gün gelen komşu ya da arkadaş çocuğu değil. Devlet korumasında kalan, devletin imkanlarıyla doğan, babası hiç bilinmeyen bir çocuk. Nüfusa anne üzerinden kayıtlı. Kadın sığınmaevi’nden geliyor. Raporları var. Üstelik ben şahidim, o dönem ben kadın sığınmaevi müdürüydüm ve tüm hikayeyi biliyorum. Kimseleri yok, çok fakirler. Çocuk okul birincisi, size bunları belgelerim. Eğer kabul etmezseniz Can’ın bütün hayalleri yıkılacak. İlkokula başladığından beri bu okula hazırlanıyor. Kimbilir belki sınavda birinci olacak. N’olur bir şans verin. Can okulunuzda ki çocuklardan çok daha mağdur. Sadece babası yok değil annesi de yok sayılır. İşitme ve konuşma engelli, sınırda zekası olan bir annesi var. Yani çocuk kimsesiz. Eğitimi için bir fırsat verin, işte tam zamanı!” Diyorum ama o kadar sert ki duvarlar esnemiyor bile.

Peki nerede kaldı eğitimde fırsat eşitliği ey Darüşşafaka? Sana babasının mezarını bile bilmeyen, başında ömrü boyunca hiç dua edemeyeceği en babasız bir çocuk geldi ve sen ona sahip çıkmadın!

Hani nerede kaldı senin babası anası olmayan maddi durumu bozuk zeki ve çalışkan çocuklara sahip çıkman? Nerede kaldı bir çocuğun hayallerini gerçeğe dönüştürmen? Bir de bayram bağışı istiyorsun? Can’ın hakkını nasıl ödeyeceksin acaba? Kurallar dedin,  tüzük dedin, 1800’lü yılların kurallarını 2018’de önümüze getirdin. Siz yetkililer bilmez misiniz artık şartlar, yaşamlar, durumlar değişiyor. Her kural içinde bulunduğu şartlar göz önünde bulundurularak değerlendirilir. Doğa da bile elementler N.Ş.A  ( normal şartlar altında) olarak değerlendirilir. Hadi Can’dan geçti, bari bundan sonra o katı tüzük kararları tekrar değerlendirilsin ve canlar telef olmasın!

Sözlerime Nazım Hikmet’ten bir dörtlükle son veriyor ve bayramınızı en içten duygularımla kutluyorum.

 

“ Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin…” 

 

 

Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası