CHP’li Toprak: “‘Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ adı altında kurulan ‘Sansür-Susturma-Sindirme’ merkezidir…”

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “İktidar İttifakı’nın hazırladığı Dezenformasyon Yasası yeni yasama yılına bırakılırken, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanlığı harekete geçerek 3S planı (Sansür-Susturma Sindirme) çerçevesinde Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) kurulduğunu açıkladı. Bugüne kadar en büyük dezenformasyon üreticisi ve yalan haber pazarlayıcısı bizzat iktidarın kendisidir!” dedi.

BASIN KARTLARI İPTAL EDİLDİ. GAZETECİLERİN AKREDİTASYONLARINA KISITLAMALAR GETİRİLDİ

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Tabii ki ülkelerin kendilerine yönelik uluslararası alanda ortaya çıkabilecek yalan yanıltıcı iddiaları, haberleri, gerçek dışı manipülasyonları açığa çıkartması, bunlarla mücadele etmesi, uluslararası kamuoyunu doğru ve ikna edici yönde bilgilendirmesi gereklidir. Tek kişi yönetimi öncesinde bu işlevi Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yerine getirmekte idi. Basın ataşeleri aracılığıyla diğer ülkelerdeki medya kurumları, gazetecilerle diyaloglar kuruluyordu. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı İletişim Başkanlığı bünyesine dahil edilen bu kurumun yanı sıra CB İletişim Başkanlığının asıl hedefi yurtiçi oldu. Basın kartları iptal edildi. Gazetecilerin akreditasyonlarına kısıtlamalar getirildi.  İnternet ve sosyal medyayı, dijital medyayı en başından itibaren hedefe koyan iktidar, internet yasası değişiklikleriyle de yetinmeyip, ‘Dezenformasyon Yasası’ çıkartma derdine düştü. Hatta bunu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de (KKTC) yaygınlaştırmak için KKTC hükümetini ve meclisini baskı altına aldı. Şimdi de anlaşılan CB İletişim bünyesinde DMM oluşturuldu.

KABATAŞ’TA BAŞÖRTÜLÜ BİR ANNENİN TACİZ EDİLDİĞİ YALANINI YİNELEMEYE DEVAM EDİYOR.

 Türkiye’de en büyük dezenformasyonu, en yaygın yalanları yayan, ortaya atan bizzat iktidarın kendisi. En son örneği Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne kadar asılsız olduğu defalarca ortaya çıkmasına ve bizzat cami müezzini tarafından yalanlanmasına rağmen Gezi olaylarında camide içki içildiği, Kabataş’ta başörtülü bir annenin taciz edildiği yalanını yinelemeye devam ediyor.

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “9 yıl önce bununla ilgili ellerinde görüntüler olduğunu, AK Parti grubunda bu görüntüleri izlettireceğini söylemişti. Hâlâ ortada yok ama dezenformasyonu sürdürüyor. Bu tehlikeli dezenformasyondan vazife çıkartan birileri 6 gün önce Ankara’da Alevi yurttaşlarımızın ibadethanesi Cem Evlerine eş zamanlı saldırılar gerçekleştirdi, ibadet sırasında bazılarını yaraladı. Yalan ve asılsız haber-bilgi anlamına da gelen dezenformasyonda Cumhurbaşkanı Erdoğan önde. Ordu’daki fındık mitinginde 18 yaşa oy hakkını kendilerinin getirdiğini söyledi. Bariz dezenformasyondu çünkü 18 yaşa oy hakkı 1995’te yasalaştı” dedi.

TEK MERKEZDEN ATILAN MANŞETLER

Toprak’ın açıklaması şöyle devam etti; “Cumhurbaşkanı İletişim Başkanına önerim, kurulduğu açıklanan DMM’nin öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma metinlerindeki, açıklamalarındaki, TV röportajlarındaki dezenformasyonu önlemeleridir. İktidar medyasının gazetelerinde ve TV’lerinde Cumhurbaşkanı İletişim Başkanlığından servis edildiği ifade edilen haberlerde, tek merkezden atılan manşetlerdeki dezenformasyona engel olmak kanımca kurulan DMM’nin öncelikli görevi olmalıdır.    

İktidarın herkesi-izleme-dinleme-fişleme planlarının iş dünyasına da yaygınlaştırıldığı, Merkez Bankası Başkanının açıklamalarıyla açığa çıktı. MB Başkanı İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) ‘İstihbarat Örgütü Başkanı’ gibi, döviz hesaplarının takip edildiğini, döviz alanların ve hammadde stoklayanların listesinin ellerinde olduğunu söylediği sanayicileri tehdit etti!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne geleni tehdit ve itham eden tavrının, yukarıdan aşağıya sirayet ettiğini ortaya koyan MB Başkanının, krediye erişemediklerini, kredi faizlerinin yüzde 40-50’ye dayandığını söyleyen sanayicilere ‘Alma abi alma’ diyerek ortaya koyduğu ‘mahalle kabadayısı’ tavrı ve ülke sanayisini, üretimini, istihdamını, ihracatını ayakta tutan iş insanlarını hakir görerek azarlaması, hiçbir dönemde tanık olunmayan, kabul edilemez bir tavırdır.

İ

MB BAŞKANI DEDİKODUYLA DEĞİL SOMUT VERİYLE KONUŞUR

İhracatçının dövizinin yüzde 40’ına MB el koyarken, reeskont kredisi talep eden işletmelere yüzde 30 döviz bozdurma ve bir ay döviz almama taahhüdü şart koşulurken, ekonomi yönetiminin yarın ne yapacağı bilinmez iken milyarlarca dolarını bankada, sistem içinde tutanları tehdit eden bu yaklaşım nasıl bir zihniyettir? Kaldı ki, bir MB Başkanı dedikoduyla değil somut veriyle konuşur. Şirketlerin yurt dışında 500 milyar dolarının olduğunun söylendiğini, bunun yüzde 10’u bile gelse 50 milyar dolar edeceğini ifade eden bir MB Başkanının söylenti ve dedikodu yayan piyasa spekülatöründen farkı kalmaz.

NEREDE YANLIŞ YAPTIKLARINI DÜŞÜNMELİLER

Bunun da ötesinde gerçekten yurt dışında şirketlerin 500 milyar doları varsa önce neden bu paranın ülkede değil de yurt dışında tutulduğu, iktidara ve ekonomi yönetimine, kendilerine niçin güvenilmediği bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan, MB Başkanı ve Hazine-Maliye Bakanı tarafından sorgulanmalı, nerede yanlış yaptıklarını düşünmeliler.

KİŞİYE ÖZEL KİRALIK KASANIN AÇILMASI HUKUKSUZ BİR UYGULAMADIR

İktidar medyası ve iktidara yakın ekonomi yazarları MB Başkanının ithamları üzerine yazdıkları yazılarda iş insanlarının ucuz krediyle aldıkları dövizleri hesaba yatırmaksızın ‘bankalardaki özel kiralık kasalarda tuttuklarını ya da yurt dışına transfer ettiklerini’ dile getirdiler. Merter’deki bir bankada kiralanan kasanın açıldığı ve içinden 1 milyon 100 bin euro çıktığı yazıldı.

KİŞİYE ÖZEL KİRALIK KASANIN AÇILMASI EN BAŞTAN HUKUKSUZ BİR UYGULAMADIR

İktidar medyasında bunun gündeme getirilmesi ve suçlamada bulunulması, iktidarın iş insanlarını, kişileri, vatandaşları ve varlıklarını takip ettiğini, bir yanıyla MB Başkanının ‘listeler elimizde’ tehdidini doğrular nitelikte. Yine iktidara yakın bir başka gazetenin bankalardaki 240 milyar dolarlık döviz mevduatını manşetine taşıyarak bu döviz hesaplarını suç ve sahiplerini suçlu gibi göstermesi serbest kambiyo rejimiyle, serbest piyasa ekonomisiyle bağdaşmayan yaklaşımlar.

DAHA BÜYÜK KAOS VE GÜVENSİZLİĞE YOL AÇMASI HİÇ DE ŞAŞIRTICI OLMAYACAKTIR

Merkez Bankası Başkanları ve ekonomi yönetimlerinin en önemli niteliğinin iş dünyası ve piyasalarla güven sağlamak, işleyişi şeffaf ve öngörülebilir kılmaktır. Oysa MB Başkanının önceki hafta İSO, geçen hafta da TOBB’da iş insanlarıyla bir araya geldiği toplantılardaki tavrı ve söylemi tamamıyla ‘korku salma, tehdit etme, itham ve suçlama’ şeklinde. Bu kötü iletişim stratejisinin ekonomide daha büyük kaos ve güvensizliğe yol açması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.