Özgür Özel’in, Ferdi Zeyrek’e duygusal vedası yılın karesi oldu
CHP’li Toprak: “Deprem gerekçesiyle ilan edilen OHAL’in gerçek hedefi, yasak ve susturmadır!”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Deprem gerekçesiyle ilan edilen OHAL’in gerçek hedefinin, sansür-yasak ve susturma olduğu RTÜK, BTK, Diyanet, EGM ve Sulh Hukuk Hakimlerinin eş zamanlı olarak peş peşe aldığı kararlarla somutlaştı. Dezenformasyon, kamu düzeni, ulusal güvenlik vb. gerekçelerle iletişim, haberleşme, medya, internet üzerindeki karartmaların yayılacağını, iktidarın ‘tek sesli’ bir seçim atmosferi planladığını öngörmekteyim” dedi.
“Deprem sonrası açığa çıkan kaos ve koordinasyonsuzluğun yol açtığı ağır insani ve maddi kayıpların paniğini yaşayan iktidar, bu şaşkınlık ve yetersizliğin görülmesini, öğrenilmesini engelleme, çaresizliğini örtme çabasına girişti. Olağanüstü Hal (OHAL) yetkisiyle hızlandırılan bu girişimlerin bahanesi ise ‘Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, terörle mücadele’ olarak sunuluyor” ifadelerini kullanan CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak açıklamasında şunlara değindi:
AĞIR PARA CEZALARI
Radyo-Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) deprem bölgesindeki gerçekleri kamuoyuna yansıtan televizyon kanallarını yayın yasağı, ekran karartma, ağır para cezalarıyla susturma kararı aldı.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı’nın talebiyle aynı gün, aralarında aylık 36 milyon tekil ziyaretçisi olan Ekşi Sözlük’ün de yer aldığı eleştirel internet ve haber sitelerinin kapatılması, erişimin engellenmesi yönünde Sulh Hukuk Hakimliğinden karar çıkarttı. BTK’nın talebiyle internet üzerinden online kitap satışı yapan yayınevlerine, kitap satış sitelerine ‘kapatma’ kararları yürürlüğe konuldu.
İKTİDAR YETERSİZLİKLERİN GÖRÜLMESİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞTI
Depremin hemen ertesinde, enkaz altındaki insanların ancak SMS ve sosyal medya üzerinden seslerini duyurabildiği, yardım çığlıklarını dile getirebildiği bir ortamda interneti yavaşlatan, sosyal medya platformlarına yönelik bant daraltma uygulamasını devreye sokan BTK, can kurtarma açısından hayati önemdeki ilk 48-72 saatte iletişimi, haberleşmeyi adeta engelleyerek sahadaki kargaşanın, can pazarının, basiretsizliklerin, müdahale ve yönetimdeki yetersizliklerin görülmesini gizlemeye çalıştı.
Binlerce insanın enkaz altında olduğu günde, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) öncelikle sahada güvenliği sağlaması, yağmaları önlemesi, gerekirken yıllar öncesine, geriye dönük sosyal medya taraması başlatarak siber takibe, eski veya güncel sosyal medya paylaşımı yapan yüzlerce kişiyi gözaltına almaya, tutuklama talebiyle savcılıklara sevk etmeye yöneldi.
21 yıldır yarattığı enkazın altında kalacaktır! On binlerce insan enkaz altında hayatta olduğunu duyurmaya çabalarken, felaketin ilk saatlerinden itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) sela okutmaya yöneldi. Defnedilmeyi bekleyen cenazeler kaldırımlara dizilirken DİB’in önceliği, önde gelen bir ilahiyatçı profesörün kaleme aldığı Kur’an meali ve tefsiri kitabının ‘basımı, dağıtımı, satışının durdurulması, toplatılması ve imhası’ için karar çıkartmak oldu.
21 YILDIR YARATTIĞI ENKAZIN ALTINDA KALACAKTIR!
OHAL yetkisi ve iktidar gücüyle; baskı-sansür-gözdağıyla, ‘deftere not’ tehditleriyle korku iklimini yaymayı, seçmeni yıldırarak sandıktan çıkmayı planlayan iktidar, ne yaparsa yapsın ağır hezimete ve bozguna uğrayacak kendi eliyle 21 yıldır yarattığı enkazın altında kalacaktır!
6 Şubat’ta tüm ülkeyi yasa boğan, on binlerce insanımızın canına mal olan deprem felaketinde; siyasi ve idari ihmalleri, sorumlulukları apaçık ortada olan hiç kimse istifayı, vicdan muhasebesi yapmayı, milletten özür ya da af dilemeyi düşünmedi. Ülkemiz ve insanımız böyle bir siyasi zihniyet tarafından yönetilmeyi hak etmiyor.
JAPON MÜHENDİS KİSHİ RYOİCHİ İNTİHAR ETTİ!
İstanbul-Bursa-İzmir otoyolu projesinin İzmit-Osmangazi Körfez geçişi köprü inşaatında görevli Japon Mühendis Kishi Ryoichi, kendi vardiyasında döşenen bir halatın kısa süre sonra kopması üzerine ertesi gün işe gelmeyince intihar ettiği ortaya çıkmıştı. Japon mühendisin geride bıraktığı notta ‘olayın sorumluluğu tamamen bana aittir. Kimsenin bir suçu bulunmamaktadır’ yazılıydı.
2015 yılında yaşanan bu olay o dönemde medyanın manşetlerinde yer aldı ve Japon mühendisin bu vicdani hesaplaşması büyük üzüntü ve takdirle karşılandı.
KARAR MEKANİZMALARINDA YER ALANLARIN HİÇ BİRİSİ VİCDAN MUHASEBESİ YAPMA GEREĞİ DUYMADI
Ülkemiz 6 Şubat’ta 11 ili kapsayan büyük deprem felaketinde on binlerce insanını kaybetti.
Yüz binlerce insan yaralandı, kimileri ömür boyu sakat kalma pahasına kurtarılabildi. Depremle sarsılan illerde kamuya ait valilik, kaymakamlık, hastane binaları, öğrenci yurtları, kamu üniversitelerinin lojman ve misafirhaneleri, iktidar müteahhitlerine inşa ettirilen duble yollar, otoyollar, havaalanları yanında bazıları birkaç yıl önce inşa edilmiş lüks rezidanslarında arasında yer aldığı 160 binden fazla bina içindekilere mezar oldu. İktidarın en tepesinden en alttaki görevlisine kadar felaketteki ihmal ve sorumlulukları apaçık ortada olan, karar mekanizmalarında ve süreçlerinde yer alanların hiç birisi görev ihmalini kabul etme, vicdan muhasebesi yapma gereği duymadı.
Japon mühendis kimsenin hayatına zarar vermeyen, düzeltilmesi olanaklı bir hatasının, fark edilmediği takdirde ileride başkalarının yaşamına mal olabileceğinin vicdanında yarattığı derin sarsıntıyla baş edemediği için hayatını sonlandırırken, on binlerce canın yitirilmesinde payı, ihmali, sorumluluğu olanların hiç birisi istifayı dahi düşünmedi.
“BE AHLAKSIZ, BE NAMUSSUZ, BE ADİ” HAKARETLERİYLE, SUÇUNU BASTIRMAYA ÇALIŞTI.
Tamamen 20 yıllık ağır bir ihmal yüzünden hayatını kaybeden insanlarımızın cenazeleri numaralandırılarak gömülürken, İçişleri Bakanı ekranlarda “Kendimin hazzetmediği, bir partinin belediyesine de ‘Burada çadır kurabilirsin, engellemiyorum’ dedim” sözleriyle kendisini aklama, gönül yüceliği algısı yaratma, felaketi normalleştirme çabasında. Ülkenin ve insanların çığ gibi sorunları enkaza dönüşürken, altındaki cenazelerin çıkarılmayı beklediği bir enkazın önünde konuşan CB Erdoğan, “Be ahlaksız, be namussuz, be adi” hakaretleriyle, yeni inşaat ve temel atma vaatleriyle suçunu bastırmaya çalıştı. Deprem şartnameleri kağıt üstünde kalmış, imar affı ile bugün yıkılan binalara ruhsat verilmiş. Deprem doğal afettir ancak zeminin yüksek katlı yapılaşmaya uygun olmamasına rağmen bölgenin yapılaşmaya açılması ve yaşanan depremde yerle bir olması, büyük bir ihmaldir!
Tüm hesapları, çırpınışları, ülkeyi sarsan, jeolojik olarak 3,5 metre kaymaya yol açan, 11 ili yıkan depremin kendi koltuklarını sarsmaması, iktidarlarını yıkmaması. O yüzden insanımıza karşı Japon mühendisin sahip olduğu vicdandan bile yoksunlar. Ancak görmek istemeseler de yaklaşan gerçek şudur; halkımız her zaman yaptığı gibi önümüzdeki baharda bu kez ‘büyük bahar temizliğini’ oylarıyla yapacak!
İktidarın valileri depremde evini, yakınını, ailesini kaybeden kamu çalışanlarına ‘iş başı’ genelgesi yayınlıyor. Cumhurbaşkanı, işyeri yıkılan, işini yitiren afetzede yurttaşlarımız için işten çıkartma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve bunlardan yararlanamayanlara günlük 133 TL destek ödemesi kararı çıkartıyor. Yaşanan felaketin boyutları karşısında alınan bu kararlar, insanların çaresizliği ve acılarıyla alay etmektir.
OHAL KAPSAMINDA KORONA SALGININDAKİ KARARLARIN BENZERLERİNİ YÜRÜRLÜĞE KOYDU.
OHAL kapsamında peş peşe kararnameler çıkartan CB Erdoğan, son kararlarından birisiyle de deprem bölgesindeki iş yerleri ve çalışanlar için korona salgınındaki kararların benzerlerini yürürlüğe koydu. İktidar, üreticiye, çiftçiye, ürünü ve hayvanı olanlara teşvik vaat ediyor.
Öncelikle bölgede kalan, her türlü yokluğa, yıkıma ve zorluğa rağmen açıkta kalan ineğini, koyununu beslemeye, sütünü sağmaya devam eden üreticilere teşvik değil, geri ödemesiz doğrudan ayni ve nakit destek verilmelidir.
Besiciye bedava yem, saman, hayvanını barındıracağı çadır sağlanmalıdır.
Ancak hâlâ binlerce depremzede açıkta, soğukta ve çadırdan yoksun iken, ahırı yıkılan, kışta ayazda kalan büyük ve küçükbaş hayvanlar için çadır sağlamak muhtemelen iktidarın gündeminde yok.
Bölgedeki işyerleri, Organize Sanayi Bölgelerindeki (OSB) tesisler ve buralarda çalışanlar açısından da ciddi önlemler ve destekler gerekirken, iktidar CB Erdoğan koronavirüs dönemi tedbirlerinin benzerlerini yürürlüğe koydu.
KORONA DÖNEMİNDE OLDUĞU GİBİ İŞVERENLERİN ÇALIŞANLARINI ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARTMASI SERBEST
Afet bölgesinden yaşanan yoğun göç nedeniyle pek çok işletme hasarlı olmadığı halde çalışan elemanlarını yitirdiği için üretime geçemez durumda. İşletmeler çalıştıracak personel sıkıntısı çekerken çıkarılan CB kararıyla bölge illerinde OHAL süresince işten çıkartma yasağı getirildi. Buna ilave olarak aylık 6 bin TL tutarında kısa çalışma ödeneği (KÇÖ), işyeri çalışılamaz durumda olanlara, işini kaybedenlere İşsizlik Sigortası Fonu’ndan (İSF) işsizlik ödeneği verilmesi kararlaştırıldı. Gerek KÇÖ gerekse işsizlik ödeneği almaya hak kazanamayanlara ise yine İSF’den günlük 133,44 TL OHAL süresince destek verilmesi CB kararında yer aldı.
İşten çıkartma yasaklanmasına karşılık korona döneminde olduğu gibi işverenlerin çalışanlarını ücretsiz izne çıkartması serbest. Pek çok işverenin salgında da bu yolu tercih ettiği biliniyor.
İşsizlik maaşı çalışanın günlük brüt ücretinin yüzde 40’ı olarak ödeniyor. Bu da yeni asgari ücret üzerinden aylık 3048 TL! KÇÖ ve İşsizlik maaşı alamayanlara verilecek günlük 133,44 liralık desteğin aylık tutarı ise 3990 TL. Evini, işini, yiyeceğini, giyeceğini yitirmiş insanlara verilecek bu destekler asgari ücretin yaklaşık üçte biri düzeyinde. Her şeyini kaybeden afetzede çalışanlara en azından 8500 TL asgari ücret düzeyinde parasal destek sağlanmalı.
Asrın ihmaline yol veren iktidarın, kendi algısal söylemiyle ‘Asrın felaketine’ uğramış insanları, asgari ücretten bile mahrum etmesi, mevcut şartlarda 3-6 bin TL destekle yaşamını sürdürmelerini ‘lütuf’ gibi insanların sunması kabul edilemez. Bu destek tutarları, ortadaki felaketin boyutları karşısında yetersizdir. İnsanların göç etmemesi, işletmelerin yeniden ayağa kalkması, üretime geçmesi için parasal yaşam destekleri artırılmalı, alelacele alınan kararlar gözden geçirilmelidir.
KİRALIK KONUT ARAYIŞI TALEBİ KATLADI
Deprem öncesi konut fiyatları ve kiralarındaki olağanüstü yükselişler, deprem sonrası artan göçlerin kiralık-satılık konut talebini tetiklemesiyle kontrolden çıktı. Ayrıca deprem kaygısıyla kentsel dönüşüm başvurularının artması, dönüşüme alınan konutlardan taşınanların kiralık konut arayışı talebi katladı. Avrupa’da uygulanan kira kontrolü sistemlerinin benzerinin ivedi olarak yürürlüğe konulması hayati önem kazandı!
Uygulanan ekonomik model, yüksek enflasyon, yüksek kurlar, inşaat girdi maliyetleri, yabancılara konut satışı vb. nedenlerle uzun süredir ülkemizde öncelikli sorunlardan birisi haline konut ve kira fiyatları deprem sonrası ortaya çıkan tablo ile acil çözüm bekleyen, toplumsal ve insani bir soruna dönüştü.
Deprem öncesinde pek çok ilde olağanüstü artan konut fiyatları ve kiraları, depremin yarattığı göç dalgasının oluşturduğu hızla artan ilave taleple kontrolden çıktı. Deprem kaygısıyla riskli bina kontrolü taleplerinin ve kentsel dönüşüm başvurularının artması, buralarda oturanların dönüşüme tabi konutları boşaltmasıyla kiralık konut talebi fırsatçı bir piyasanın oluşmasına zemin hazırladı.
İKTİDARIN KİRALARA YÜZDE 25 İLE SINIRLAMASI ÇÖZÜM OLMADI.
İktidarın geçen yıl kira artışlarını 2023 temmuzuna kadar yüzde 25 ile sınırlaması soruna çözüm olmadı.
Büyük şehirlerin çeper bölgelerinde bile en düşük konut kirası 5-7.500-10 bin TL’ye ulaştı durumda. Kentsel dönüşümde ev sahibine verilen 1500 TL kira desteğinin anlamsızlığı açık. Dönüşüme tabi konutu boşaltmak zorunda kalan kiracıya cüzi tutarda taşınma katkısı veriliyor. Ayrıca orta veya ağır hasarlı binalardaki ev sahipleri, güçlendirme veya kentsel dönüşüme yanaşmıyor, maliyeti çok yüksek buluyor.
Başta Almanya, Avusturya, İngiltere, İtalya, Hollanda olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi çıkarttıkları yasalarla kira kontrolü uyguluyor. Avusturya, kentleri bölgelere ayırarak metrekare birim fiyat üzerinden kiralara azami tavan belirleyip bunun üzerindeki tutarlara yaptırım uyguluyor. Bazı ülkelerde 1947’den bu yana yürürlükteki kira kontrol yasalarıyla, kontrat süresi en az 5, azami 10 yıl. Tahliye sebepleri sınırlı tutuluyor. Kamu otoritesi ekonomik sürecin seyrine göre yasadaki yetkiyle kiraları belli sürelerle dondurma ya da güncel kira üzerinden kontratı 2-3 yıl uzatma kararları alıyor. İngiltere 1981’de çıkarttığı yasayla gerek tahliye nedenlerine gerekse kira artışlarına sınır getirdi. Hollanda, Danimarka gibi bazı ülkeler belediye bünyesinde ‘Kira Kontrol Birimleri’ oluşturarak kira artışlarını denetime aldı. ABD’de eyaletlerdeki kira kontrol kurulları her yıl bina, bölge, semte göre azami kira tavanı ve kira artış oranı belirleyerek ilan ediyor. Bazı ülkeler yasadaki kira artışı koşullarına uymayan mal sahibinin mülkünü yasal yetkiyle ‘Sosyal Konut’ kapsamına alarak, kendi belirlediği kira bedeliyle, ihtiyaç sahibine kiralıyor.
PATLAMAYA DÖNÜŞMESİ RİSKİ SÖZ KONUSUDUR
Konut ve kira sorunu, deprem felaketi sonrası özellikle göç alan kentlerde, büyük şehirlerde acil ve hayati boyuta geldi. Merkezi-yerel yönetim ortaklığını ve iş birliğini içeren ivedi bir çerçeve yasa düzenlemesi elzemdir. Bu alanda süratle adım atılmadığı takdirde barınma sorununun sosyal ve insani boyutlarının kontrolden çıkması, toplumsal bir yaraya, giderek patlamaya dönüşmesi riski söz konusudur
Yeni Soluk
Yorum Yap