CHP’li Karaca, Müyesser Yıldız’ı Sincan cezaevinde ziyaret etti

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 18 Eylül Cuma günü üç aydır Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan Oda Tv Ankara Haber Müdürü gazeteci Müyesser Yıldız’ı cezaevinde ziyaret etti. Gülizar Biçer Karaca ziyaretin ardından Sincan Cezaevi önünde açıklama yaptı.

 MÜYESSER YILDIZ’IN İDDİANAMESİ NEDEN HALA HAZIRLANMADI?

 Gülizar Biçer Karaca ‘3 Ayı geçkin süredir iddianamesi dahi hazırlanmadan cezaevinde tutuklu bulunan Oda Tv yazarı Müyesser Yıldız’ı ziyaret ettik. Müyesser Yıldız biliyorsunuz 8 Haziran günü apar topar evinden sabaha karşı casusluk iddiası ile gözaltına alındı. 4 günlük gözaltı süresinden sonra kendisi devletin önemli bilgilerini ifşadan dolayı tutuklanarak Sincan Cezaevine gönderildi. Fakat 3 ayı geçkin süredir hala iddianame hazırlanmadı. Dosya üzerindeki kısıtlılık devam ediyor.  Vicdanlarımızı rahatsız eden ve bu iddianameyi hazırlamakla görevli savcıların da adalet adına vicdanlarını titretmesi gereken nokta; Müyesser Yıldız’ın tutuklanmasına neden olan 3 yazısı hala yayımlanmaya devam ediyor. Madem devletin önemli bilgilerini ifşa eden yazılardı, Müyesser Yıldız da bu yüzden tutuklandı. Bu yazılar hala neden yayımlanmaya devam ediyor?’ Dedi.

 YILDIZ’IN DÜŞÜNCELERİ TUTSAK EDİLEMEZ.

 Müyesser Yıldız’ın cezaevinde moralinin yüksek olduğunu ve çok güçlü olduğunu belirten CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Yıldız’ın tüm dünyaya mesaj olacak sözlerini de aktardı. Yıldız’ın ‘Devleti titrettiğini zanneden o güçler 40 kiloluk Müyesser Yıldız’dan korktular, bedenini cezaevine hapsettiler.’ dediğini aktaran Gülizar Biçer Karaca ‘Biliyoruz ki; Müyesser Yıldız’ın düşünceleri tutsak edilemez.’ dedi. Müyesser Yıldız’ı ziyaretinin ardından Sincan Cezaevi önünde açıklama yapan Gülizar Biçer Karaca Müyesser Yıldız’ın kamuoyuna mesajını paylaştı. 

 Müyesser Yıldız’ın Gülizar Biçer Karaca aracılığıyla kamuoyu ile paylaştığı mesajı şöyle;

“Çok değerli vefalı dostlarım

Barış hülya ve murat kardeşlerim ceza kesilerek tahliye edildi. Tabi ki çok sevindik. Sevindik ama unutmamamız gerekenler var:

Gencecik insanlara, en verimli çağlarında ‘sizi hapislerde çürütürüz’ diyerek gözdağı vermek vahşetin ta kendisiydi. Tahliye bu gerçeği ortadan kaldırabilir mi? 

Bu süreçte nelere gördük? 

İşlenmemiş bir suçtan tutuklandılar. 

Yolun yarısında sırf ağır cezada yargılayabilmek için 2. bir suç icat ettiler. Bende de aynısı olmadı mı? askeri casusluk gibi çok ciddi bir iddia ile gözaltına aldılar. Dördüncü bundan vazgeçip ‘devletin güvenliği’ dediler. Bunların anlamı şudur: 

Ortada suç yok. Suç sayılan suç görülen bizatihi bizler ve bizim gibiler! 

Farklı düşündüğümüz farklı davrandığımız, ülkemiz ve çocuklarımız için güzel hayallerimiz olduğu için suçun ta kendisiyiz… 

O yüzden birilerinin gözünde, idam cezası olsa idamlık, olmadığı için şimdilik müebbetlik varlıklarız. 

İşte bu nedenle onlara işlemedikleri bir suçtan, olmayan delillerle ceza verdiler. Böylece cezanın kendisini suçun varlığının delili yaptılar. 

Tanık olduklarımız ve yaşadıklarımızın evrensel hukukta kendi hukukumuzda yeri yok, biliyoruz. Ama islam hukukunda da yok! 

Hatta Habur çadır hukukunda bile yoktu. 

Öyleyse bunlar neyin kimin hangi anlayışın ve çağın hukukudur? 

Hz. Ömerlere ihtiyacımız var derken, adalet timsali Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye rahmetler okutmak neyin nesidir?

Artık fetö borsası gibi bir de adalet tarifesi var. İddianamemizin ne zaman yazılacağı ne zaman tahliye edilip ne kadar ceza alacağımız en baştan belli.

O yüzden biz ne yaparsak yapalım, hukuk adına hangi kapıyı çalarsak çalalım, yaprak kıpırdamıyor.

Çünkü tarifede yazılı zamanın gelmesi bekleniyor. Bir yerlerde en başta kesilen ceza peşinen tahsil ediliyor. 

Bu şekilde bedenlerin gasp edilmesi rehin alınması bizatihi devlet eli ve imkanları ile gerçekleştirilen bir taciz, şiddet ve tehdit yöntemi değil midir? 

İstenen ne biliyoruz: biat, yılgınlık, korku. 

Kendi adıma söyleyeceğim şudur: asla biat etmem, asla yılmam.

Korkuya gelince evet korkarım. Ama zalimlerden ve zulümlerinden değil. sadece bu toprakları bize vatan yapan atalarımızın, vatan mücadelesinde ülkemizin dört bir yanında vahşice katledilen bebelerimizin, kızlarımızın gelinlerimizin, cephede şehit düşen tıbbiyeli öğrencilerimizin, Kıbrıslı mücahitlerimizin, asalanın kalleşçe katlettiği diplomatlarımızın bölücü terörle mücadelede şehit verdiğimiz evlatlarımızın, yedi düvelin bu devlete reva gördüğü idam fermanını yırtıp ‘muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kandadır’ diyerek bizlere daimi mücadele görevi veren Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhlarından, gazilerimizin ahlarından,  bir de canım oğlumun ‘ülkemizin bu badireleri atlatması için sen ne yaptın’ diye hesap sormasından korkarım.  

Son olarak sağlıklı yaşam için önerilen temizlik, maske mesafe üçlemesini sadece bu salgın günlerinde değil ömür boyu gerekli 4. şartı da ben eklemek isterim: illa ki adalet!

Herkesi saygı sevgi ve özlemle kucaklıyorum.”