CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 5 Şubat 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

5 Şubat 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

SICAK GÜNDEM

ABD Müsteşarı Brian Nelson, Ankara ve İstanbul’da yaptığı temaslar sonrasında Rusya’ya yönelik yaptırımların Türkiye üzerinden ‘delinmemesi’ uyarısında bulundu!

Muhalif internet haber siteleri ve dijital medya kuruluşları, Basın İlan Kurumu ilan yönetmeliğiyle kapanmaya mecbur ediliyor. Bu yönetmelikle kamu kaynaklarıyla beslenecek bir internet medyası oluşturulması amaçlanıyor!

İÇ POLİTİKA

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na İçişleri Bakanının Danışmanı Ali Arif Özzeybek atandı. İktidarın Alevi hamlesinin seçime dönük kurgulandığı açığa çıktı!

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlık seçiminde, YSK üyeliklerine yapılan seçimin benzeri bir süreç yaşandı. İktidarın istediği ismin kazanamadığı seçimde, aday olmayan bir üyeye de 2 oy çıktı! Zühtü Arslan, AYM Başkanlığı’na üçüncü kez seçildi.

EKONOMİ

Aylık enflasyon yine yükselişe geçti. Aralıkta aylık yüzde 1,18 olan TÜFE, ocakta altı kat artışla yüzde 6,65’e çıktı. Yıllık enflasyon yüzde 57,68 oldu. Çekirdek enflasyon yüzde 51,93'ten yüzde 52,97'ye yükselerek, ‘enflasyon artışının süreceği’ sinyalini verdi!

Rekor kıran 2022 dış ticaret açığının ardından 2023’ün ilk ayında da dış ticaret açığı patladı. Yüzde 40’ı aşan artışla aylık 14,3 milyar dolar olan dış ticaret açığı yeni bir rekor kırdı. 

Uygulanan ekonomik modelin asıl kazananı 2022 sonunda kârını yüzde 366 artıran bankacılık sektörü oldu. Milyonlarca çalışan ve emeklinin maaşı yüzde 30 artarken, faizden kâr eden bankalar kazançlarını maaş zammının 12 katı arttırdı!

TARIM

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi, ocak ayında düşüşünü sürdürdü. FAO Gıda Endeksi kesintisiz şekilde gerilerken Türkiye’de başta et, süt, yumurta, ekmek vb. olmak üzere temel gıda fiyatları sürekli artıyor!

DIŞ POLİTİKA

İran-Azerbaycan arasında tırmanan gerilim, Tahran’da büyükelçilik baskını, rafineri ve askeri tesis saldırılarıyla yeni bir boyut kazandı. Türkiye’nin doğu sınırında ve Kafkaslarda yeni çatışmalar başlayabilir!

Terör saldırısı uyarısında bulunan ABD başta olmak üzere 9 ülkenin Türkiye’deki büyükelçilik ve konsolosluk faaliyetlerini durdurmaları, diplomatik teamüller ve müttefiklikle uyumlu bir tutum değildir!

ABD Maliye Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson, Rusya’ya yönelik yaptırımların delinmemesi uyarısıyla Türkiye’de bir dizi temaslarda bulundu. Kara para transferi ve aklama çerçevesinde Türkiye’de kurulan Rus şirket sayısındaki artışa ve Rusların gayrimenkul alımlarına dikkat çekerek iktidarı uyardı! 

Brian Nelson’un Ankara’da iktidar bürokratlarıyla, İstanbul’da iş ve finans dünyası temsilcileriyle yaptığı temaslar sonrasında Rusya’ya yönelik yaptırımların Türkiye üzerinden ‘delinmemesi’ uyarısında bulunması ve Türkiye için yaptırım ve ekonomik kısıtlamaları gündeme getirmesi sıkıntılı bir sürecin işareti olabilir.

Rusya’ya yönelik ABD ve AB yaptırımlarına katılmayan Türkiye, daha önce Rus bankalarıyla kredi kartı ve hesap transferi işlemlerine olanak sağlamış ancak ABD’nin Türk bankalarının uluslararası sistemden dışlanabileceği uyarısı üzerine bu iş birliği askıya alınmıştı.

ABD’li müsteşar temasları sonrasında; Türk şirketleri ve bankalarının yaptırım listesindeki Rus kurumlarla iş yapmaları halinde yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri, G7 pazarlarına erişimin kesilebileceği, uyarısında bulundu. Türkiye Bankalar Birliği yönetimiyle bir toplantı gerçekleştiren ABD’li müsteşar, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede, Rus oligarkların para transferlerinde uyarıları sıralarken, Türk şirketleri ve bankalarının, Rus askeri endüstrisi tarafından kullanılabilecek çift kullanımlı teknoloji transferine ilişkin işlemlerden kaçınmak için ciddi önlemler alınması gerektiğini, aksi durumda yaptırımların devreye gireceğini iletti.

Kara para aklama ve yasa dışı para transferlerinde kullanıma açık sektörlerin başında emlak ve lüks konutun geldiği, lüks gayrimenkul üzerinden kara para aklanmasını engellemek için özel sektörün emlak işlemlerinin daha sıkı incelemeye tabi tutulması istendi. 

Son bir yıl içinde Türkiye’den Rusya’ya ikinci derece ürün ihracatındaki artışın dikkat çekici olduğu belirtilerek, bu durumun Türk özel sektörünü yaptırım riskine açık hale getirdiği uyarısında bulunuldu. Ayrıca Rus ve Belarus vatandaşlarının, şirketlerinin ortaklığında kurulan şirketlerin, getirilen sermayenin yakından takip edilmesi, bunun yapılmaması durumunda yaptırım olasılığının artacağı iktidar yetkililerine ve Türk özel sektörü ile bankalarına iletildi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerinde Türkiye’de kurulan yabancı sermayeli veya ortaklı şirket sayısında Rus ortaklı şirketlerin hızla arttığı görülüyor. Gayrimenkul, toptan ticaret, uluslararası danışmanlık vb. alanlarda faaliyete geçirilen Rus ortaklı şirket kuruluşu ve gayrimenkul alımlarında Ruslar ilk sıraya yükseldi. 

BOTAŞ’ın 20 milyar dolarlık ödemesini erteleyen Rusya’nın, iktidara sağladığı bir takım dolaylı ekonomik ve finansal destekler, önümüzdeki süreçte Türkiye’ye yönelik ABD yaptırımlarının devreye girmesine, ekonomik sıkıntıların büyümesine neden olabilir. İktidar, özellikle yasa dışı para transferleri ve kara para aklama iddiaları karşısında daha dikkatli olmalı, Türkiye’yi olası yaptırımlarla karşı karşıya bırakmamalıdır. 

Dezenformasyon Yasası ile ağır baskı ve yaptırım altına alınan muhalif internet haber siteleri ve dijital medya kuruluşları, Basın İlan Kurumu tarafından yürürlüğe konulan resmi ilan yönetmeliğiyle kapanmaya ve faaliyetine son vermeye mecbur ediliyor. Kamu kaynaklarıyla beslenecek bir dijital medya-internet medyası oluşturulması amaçlanıyor!

İnternet haber sitelerinin resmi ilanlardan yararlandırılması görüntüsü altında çıkartılan yönetmelikteki ağır koşullar ve yaptırımlar çok sayıda sitenin kapanmasını, resmi ilan alamamasını beraberinde getirecek. 1 Nisan’da uygulanmaya başlanacak yönetmeliğe göre, Türkiye geneli yayın yapan internet haber sitelerinin ilan almak için en az 32 kişi çalıştırması gerekiyor. Birinci kategorideki İstanbul merkezli kurumlar en az 15, 2’nci kategoride yani Ankara ve İzmir merkezli kurumlar en az 12 kişi çalıştırmak zorunda. Yerel internet haber sitelerinde ise en az 4-8 kişinin istihdamı mecburi. Resmi ilan alabilmek için Türkiye genelini kapsayan haber siteleri günlük en az 240 haber yayımlanmak zorunda. Ayrıca ziyaretçi sayısında ağır koşullar getiriliyor. 

Türkiye geneli kategorisinde yer alan bir haber sitesinin günlük asgari tekil ziyaretçi sayısının 500 bin, günlük asgari sayfa görüntülenme sayısının 1,5 milyon olması zorunlu. 

Yönetmelik, ilan yayınlayan süreli yayının sahibine, ortağına, muhabirine, yazarına ya da kadrosundaki herhangi bir gazeteciye Anayasal Düzene Karşı Suçlar veya Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlardan 'kovuşturma veya dava açılması halinde' resmi ilan hakkının kesilmesini öngörüyor. Yargılanmadan, hüküm giymeden, ceza kesinleşmeden sadece kovuşturma veya dava açılması ilan kesme nedeni olacak.

Bu, uluslararası sözleşmelerde, anayasa ve yasadaki masumiyet karinesine, ‘hakkındaki hüküm kesinleşene kadar herkesin masum olduğu’ ilkesine aykırı. Ayrıca hakkında dava açılan gazeteciyi 5 gün içinde işten çıkartmayan site sahibine ilan-reklam kesme cezası verilmesi tümüyle hukuksuz. Henüz yargılanmamış, ceza almamış, hüküm giymemiş bir gazeteciyi işten atmaya zorlamanın hiçbir hukuki dayanağı yok. 

Basın İlan Kurumu’nun (BİK) kendisini yargı, mahkeme yerine koyması anlamına gelen bu düzenlemelerle, zaten ilan alabilmek için çok ağır koşulları yerine getirmesi gereken internet haber sitelerinin, kamu kaynaklı ilanreklamları da bu yolla kesilecek.

Yönetmelikle, yazılı-görsel medyada olduğu gibi, iktidar destekli, kamu kaynaklarından beslenen bir internet-dijital medya alanının oluşturulması, yandaş olmayanların tıklanma, istihdam sayısı, kovuşturma, işten çıkartma vb. koşulların yanında ilan-reklam kesme yoluyla kapanmaya veya faaliyetine son vermeye mecbur edilmesi hedefleniyor. İktidar seçime gidilirken bu düzenlemeyle muhalif gördüğü internet haber sitelerinin sesini kesmeyi, kamu kaynaklarının iktidar yanlısı sitelere akıtılmasını planlıyor. 

Basın meslek örgütlerinin yargıya taşıdığı bu yönetmelik, kamu kaynaklarını kullanarak yeni bir baskı-sansür ve susturma düzenlemesi olmanın ötesinde, iktidarın özgür habercilikten, gerçek gazetecilerden, baskıya boyun eğmeyen medyadan korkusunun yansıtan bir belgedir. Bağımsız yargıdan dönecektir!   

Alevilerin talep ve önerilerini, tepkilerini ciddiye almaksızın kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na İçişleri Bakanının Danışmanı Ali Arif Özzeybek atandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı bu atama, en baştan dile getirdiğimiz gibi iktidarın bu hamleyi sadece seçime dönük kurguladığını açığa çıkarttı!

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında Ankara’da eş zamanlı olarak aynı günde üç Cemevine gerçekleştirilen saldırıların ardından yakalananlardan ikisi tutuklanırken, haklarında ‘cezai ehliyetlerinin olmadığı’ yönünde rapor düzenlendi. Saldırıların ardından İçişleri Bakanı tarafından organize edilen programla Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan ilk kez Ankara-Hüseyin Gazi Cemevini ziyaret etti. AK Parti iktidarının 2009’da gündeme alıp daha sonra rafa kaldırdığı ‘Alevi Açılımı’ 13 yıl sonra yeniden raftan indirildi. 

Alevilerin inançlarının tanınması, Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi talepleri iktidar tarafından bugüne kadar dikkate alınmadı. Hatta CB Erdoğan ‘Ali’siz Aleviler, Cemevi cümbüş evi’ vb. söylemlerle Alevi inanç mensuplarına dışlayan açıklamalarda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Cemevlerinin ibadethane olduğu, Alevi inanç mensuplarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmaları yönünde yıllar önce verdiği kararlar iktidar tarafından uygulanmadı. 

Seçime doğru iktidar birden Alevi-Bektaşileri hatırladı. Turizm ve Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulması, Alevi Dedelerine maaş bağlanması, başkanlığa danışman ve uzman kadrolarıyla personel alınması, Cemevlerinin illerde Turizm ve Kültür İl Müdürlüklerine bağlanarak elektrik, su, doğalgaz, tamirat-tadilat giderlerinin karşılanması yürürlüğe konuldu. 

Alevi-Bektaşiler bu başkanlığı tanımayacaklarını, Alevi inancının bir ‘kültürel etkinliğe’ indirgenmesini kabul etmeyeceklerini defalarca açıkladılar. Ancak iktidar bu çağrılara, taleplere kulak tıkayarak dayatmasını sürdürdü. Şimdi de Cumhurbaşkanı kararıyla Bakanlık bünyesinde kurulan Başkanlığa İçişleri Bakanının Danışmanı Ali Arif Özzeybek atandı.

AK Partili ve İçişleri Bakan Danışmanı olan birisinin Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına tayin edilmesi bile başlı başına iktidarın Alevilere bakışının siyasi amaçlı olduğunu, ‘İktidar-Devlet kontrolünde, biatçı bir Alevilik’ hedeflediğini apaçık sergilemektedir. Türkiye ve Avrupa’daki Alevi-Bektaşi Dernekleri, Vakıfları, Federasyonları yapılan atamayı, görevlendirilen başkanı ‘tanımadıklarını’ duyurdular.

Torba yasayla geçirilen düzenlemeye ilişkin olarak geçen yıl 25 Aralık’ta yapılan Büyük Alevi Kurultayında kabul edilen 11 maddelik sonuç bildirisindeki çağrı ve taleplerin hiçbiri iktidar tarafından dikkate alınmadı. 

İktidar; Alevi-Bektaşi topluluğunu ve milyonlarca Alevinin inancını, taleplerini, kurumlarını, kanaat önderlerini dışlayıp, onları yok sayarak dayatmacı bir zihniyetle Alevilere adeta ‘alın bununla yetinin’ diyen bir tavır sergiliyor. Alevi-Bektaşi örgütleri seçim ve oy hesabına dayalı bu plan ve aldatmacanın, samimiyetsizliğin farkında olduklarını peşinen ilan ettiler. Muhtemelen iktidar, başkanlık kadrolarını seçime kadar Alevi Dedeleri yerine kendi partilileriyle doldurmak zorunda kalacak. 

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlık seçiminde, YSK üyeliklerine yapılan seçimin benzeri bir süreç yaşandı. İstanbul Başsavcılığından Yargıtay üyeliğine ve iki ayda Yargıtay’dan AYM üyeliğine getirilen iktidar destekli ismin, siyasi müdahaleyle AYM Başkanı seçtirilmesi için yüksek yargıyı dizayn girişiminin yeni bir versiyonu denendi. İktidarın istediği ismin kazanamadığı seçimde, aday olmayan bir üyeye de 2 oy çıktı! Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı’na üçüncü kez seçildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlık seçiminde yaşananlar, Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Adalet Bakanlığı’ndan iletilen siyasi talepler, gerçekleştirilen ziyaretler, bazı AYM üyelerinin Beştepe’ye çağrılarak verilen mesajlar yüksek yargıya ağır siyasi müdahalenin ulaştığı boyutları gözler önüne serdi. Özel Yetkili Savcı olarak atandıktan sonra 17-15 Aralık soruşturmalarını süratle kapatıp, takipsizlik kararları verdikten sonra önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, 2020 Kasımında Yargıtay üyeliğine atanan ve 2021 Ocak ayında ise CB Erdoğan tarafından Yargıtay kontenjanından AYM üyeliğine seçilen İrfan Fidan’ın AYM Başkanlığına seçileceği uzun süre iktidar medyasında gündeme getirildi. 

Mevcut başkanın görev süresinin dolması nedeniyle geçen hafta yapılan başkanlık seçimlerinde de adaylığını ilan eden iktidar destekli bu isim için, iktidarın AYM üzerinde kurduğu yoğun baskı, açık şekilde kamuoyuna ve medyaya yansıdı. Yargıtay’da iki aylık görev süresinde tek bir dosyaya dahi bakmaksızın AYM’ye seçilen, AYM’nin en kıdemsiz üyesi olan bir ismin iktidar tarafından AYM Başkanı ‘seçtirilmek’ istenmesi siyasi iktidarın yüksek yargıyı dizayn girişimlerinin yeni bir aşaması idi. 

AYM Başkanlık seçiminde, AYM üyelerine yapılan telkinler, üyelerin Beştepe’ye çağrılarak verilen mesajlar apaçık medyaya da yansıdı. İktidar, seçimleri etkilemek için yaptığı yasa değişikliklerine rağmen kanımca hâlâ büyük bir kaybetme endişesinde. Bu yüzden de aynı zamanda süreci yüksek yargıyı tasarlama aşamasına taşıyor.

İktidarın çıkarttığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemek, siyasi partiler hakkında açılan kapatma davalarına bakmak dışında, ‘Yüce Divan’ sıfatıyla Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve siyasileri yargılama yetkisine sahip AYM’nin üye ve başkan seçimi süreçlerine yönelik siyasi müdahalelerin ulaştığı boyut bu açıdan iktidar için hayati görünüyor.

AYM Başkanı seçiminde mevcut başkana ‘tekrar aday olmaması’ yönünde telkinlerin yapıldığı, CB Erdoğan’ın istediği ismin seçilmesi için bazı üyelerin Beştepe’ye davet edildiği, Adalet Bakanlığının devreye girdiği yönündeki iddialar medyada yer aldı ve yalanlanmadı. 

✓ AYM’nin 15 üyesinin katıldığı oylamada, mevcut başkana 8 oy çıkarken, CB Erdoğan’ın istediği öne sürülen isme 5 oy çıkması, 2 oyda aday olmayan bir üyenin isminin yazılması, kanımca yüksek yargıçların iktidarın siyasi baskı ve müdahalelerine; ‘Yeter, yargıyı rahat bırakın!’ mesajıdır.

Mevcut yapısıyla muhalefetin açtığı pek çok davayı reddeden AYM’deki bu seçim sonucunu ‘iktidarda çatlak’ diye görmek yanıltıcı olur. Ancak sayısı az da olsa hâlâ yargının saygınlığını-bağımsızlığını savunan, siyasi talimata ve baskıya direnen yüksek yargıçların varlığının bile önemli ve değerli olduğu kanısındayım.

İndirim ve sabit fiyat kampanyalarına rağmen aylık enflasyon yeniden hızla yükselişe geçti. Aralıkta aylık yüzde 1,18 olan TÜFE, ocakta altı kat artışla yüzde 6,65’e çıktı. Yıllık enflasyon yüzde 57,68 oldu. Çekirdek enflasyon yüzde 51,93'ten yüzde 52,97'ye yükselerek, ‘enflasyon artışının süreceği’ sinyalini verdi!

TÜİK’in 3 Ocak’ta yüzde 1,18 olarak açıkladığı aralık ayı Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) enflasyon artışı, ocak ayında yüzde 6,65 oldu. Ocak ayında gerçekleşen yüzde 6,65’lik resmi enflasyon artışı son 9 ayın en yüksek aylık artış oranı oldu. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (YİÜFE) ocakta aylık yüzde 4,15 artarken, yıllık artış yüzde 86,46 oldu.

İktidarın kasımdan bu yana yinelediği enflasyonun düşüşe geçeceği iddiasının arkasında, 2021 Aralık ve 2022 Ocak aylarında yüzde 13 ve yüzde 11 oranındaki aylık artışlardan ötürü baz etkisiyle rakamsal düşüşler olacağı biliniyordu. Ancak kâğıt üzerindeki rakamsal düşüşe rağmen fiyatlar düşmedi, hayat pahalılığı artmaya devam etti. Bu gerçek, ocak ayı TÜİK rakamlarıyla somutlaştı. İnandırıcılığını yitiren TÜİK verileri kamuoyunda ciddiye alınmamasına karşılık, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) yüzde 9’u aşan ocak ayı artışı TÜİK tarafından da daha fazla gizlenemedi ve yüzde 6,65’te tutulabildi.

Yüzde 30 maaş zammı, bir ayda eridi!

TÜİK’in yüzde 6,65’lik ocak rakamına karşılık, Türk-İş’in Ocak 2023 mutfak enflasyonu aylık yüzde 9,02, yıllık yüzde 108,57 arttı! Açlık sınırı 8.864 TL ile yılbaşında 8.500 TL’ye çıkartılan yeni asgari ücretin üzerine çıktı. Yoksulluk sınırı 28 bin 875 TL! Bekâr bir çalışanın aylık asgari insani yaşam maliyeti 11 bin 557 TL’ye ulaştı! 

Beklenti anketlerinden çıkan sonuçlar, ocak enflasyonunun yüzde 3 olacağı yönündeydi. TÜİK’in resmi verisiyle TÜFE, ocakta yüzde 6,65’le beklentinin iki kat üzerinde. Yıllık artış yüzde 57,68 oldu. TÜİK rakamıyla beklentinin iki katına ulaşan aylık enflasyon, ‘faizi düşürerek enflasyonu düşürme’ tezinin aksine, fiyatların artmaya devam ettiğini bir kez daha gösterdi. Ocakta yüzde 18,35’le aylık enflasyonun üç katı artan sağlık harcama fiyatlarından sonra en yüksek ikinci aylık fiyat artışı yüzde 12,73 ile lokantalarda gerçekleşti. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) ocak rakamlarında da restoran fiyatlarında aylık artış yüzde 14,91. İktidarın fahiş ÖTV artışı yaptığı alkollü içkiler ve tütün mamulleri ise aylık yüzde 11,19 fiyat artışıyla üçüncü oldu.  

TÜFE'de yıllık bazda da en yüksek artış yüzde 77,22 ile sağlık harcamaları, yüzde 75,13 ile lokanta ve oteller grubunda gerçekleşti. Ocakta sabit fiyat kampanyalarına rağmen TÜFE endeksinde kapsanan 143 maddeden sadece 12'sinin fiyatında düşüş, 129 maddenin fiyatında ise artış yaşandı. 

Çekirdek enflasyon ocakta yüzde 51,93'ten yüzde 52,97'ye yükselerek, gelecek aylardaki zamlarla fiyatlarda ve aylık enflasyonda artışın süreceği sinyalini verdi.

İktidarın baskısıyla ocakta bazı ürünlerde indirim, pek çok üründe sabit fiyat kampanyası ilan eden zincir marketlerin yanı sıra, restoranlarda Ramazan Bayramı’na kadar ‘fiyat sabitleme’ kampanyası başlatan Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği’nin (TÜRES) çağrısı, yüksek fiyat artışlarıyla sonuçsuz kaldı!

Rekor kıran 2022 dış ticaret açığının ardından 2023’ün ilk ayında da dış ticaret açığı patladı. Ocakta ihracat yüzde 10,4 artarken ithalat bunun iki katı düzeyinde ve yüzde 21 arttı. Yüzde 40’ı aşan artışla aylık 14,3 milyar dolar olan dış ticaret açığı yeni bir rekor kırdı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57’ye indi.

Uygulanan ekonomi modeliyle 2022 sonunda patlama yapması hedeflenen ihracattan önce 360 milyar dolara çıkan ithalatta patlama yaşanmıştı. Yılsonunda 110 milyar dolara varan yıllık dış ticaret açığı ve ithalat tutarı tüm zamanların rekoru idi. İktidar ve ekonomi yönetimi yeni ekonomi modelinin başarısı, tüm dünyanın Türkiye’yi kıskandığı söylemlerini sürdürerek 2023’ün dış ticarette yeni rekorlar yılı olacağını iddia ediyor. Geçen hafta Ticaret Bakanı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanının birlikte açıkladığı ocak ayı dış ticaret rakamları ise gerçeğin, söylenenlerin tam tersi olduğunu gösterdi.

2023 yılının daha ilk ayında aylık dış ticaret açığı tutarında yeni bir rekor daha kırıldı. Açıklanan rakamlara göre, ocak ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,4 artışla 19,4 milyar dolar olurken, ithalat yüzde 21 yükselerek 33,7 milyar dolara çıktı. Ocak ayındaki dış ticaret açığı ise geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 42 artarak 14,3 milyar dolar ile rekor seviyeye yükseldi.

Küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki artışın ithalattaki artışta etkili olduğunu ve dış ticaret açığını büyüttüğünü söylemek olanaklı. Ticaret Bakanı, enerji faturası yükseldiği için ithalatın arttığını ifade ediyor ama BOTAŞ’ın Rusya’ya yapacağı 20 milyar dolarlık ödemenin ertelenmesiyle Rusya’nın iktidara sağladığı avantajdan söz edilmiyor. Bu sayede sanayide kullanılan elektrik ve doğalgazda indirim yapan iktidar, hanelerin kullandığı elektrik ve doğalgazda indirime yanaşmıyor!

İthalattaki bir başka dikkat çeken unsur, altın ithalatındaki olağanüstü artış. Ocak ayında altın ithalatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 733 artarak 5,1 milyar dolara yükselmiş. Daha önce İran’a yönelik yaptırımların delinmesinde dolaylı köprü işlevi gören altın ithalatı ve ihracatının yeniden devrede olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. 

O dönemde İsviçre’den altın ithalatı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik altın ihracatında adeta patlama yaşanmıştı. 

ABD’nin yaptırım tehditleri, Rıza Sarraf vakasının patlak vermesiyle şu anda Halkbank hakkında ABD’de açılan ve halen devam eden davaya kadar uzanan bir süreç yaşandı. Süreç ABD Yüksek Mahkemesi’nde sürüyor. BAE ile geçen yıl şubatta başlatılan normalleşme süreci ve karşılıklı resmi ziyaretlerle sürecin hızlandırılması adımlarının ardından şimdi ocak ayında altın ithalatının yüzde 733 artışla rekor kırması oldukça dikkat çekici! 

Dış ticarette açığın büyümeye devam etmesi, aylık açığın 14 milyar doları aşması ithalattaki artışın ihracatı katlaması, ihracata dönük sanayi üretimindeki düşüş ve ihracatın ithalatı karşılama oranının 5,6 puan birden düşerek yüzde 57’ye inmesi kanımca ciddi alarm işaretleri. 2023 için 80 milyar dolar olarak öngörülen dış ticaret açığı hedefi, başta kur olmak üzere bu tabloya akılcı ve yapıcı şekilde çözüm bulunmaz ise yılsonunda ikiye katlanarak 150-160 milyar dolarla yeni bir rekora ulaşabilir! 

2022 sonunda kârını yüzde 366 artıran bankacılık sektörü, faiz indirimi iddiasıyla uygulanan ekonomik modelin asıl kazananı oldu. Milyonlarca çalışan ve emeklinin maaşı yüzde 30 artarken, faizden kâr eden bankalar kazançlarını maaş zammının 12 katı arttırdı. Kredi ve banka kartı harcamaları haftalık 100 milyar TL’ye ulaştı. Tüm bunlar, iktidarın faiz politikasının finans baronlarına hizmet ettiğini gösteriyor!

İktidarın enflasyonu düşürmek için faizleri düşürmeyi hedefleyen ekonomik senaryosu, tam tersine faizden kazanç elde eden bankacılık sektörünün kârlarının bugüne kadarki en yüksek düzeye çıkmasına olanak sağladı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) açıkladığı bankacılık sektörüne ilişkin Aralık 2022 verileri, 2021 aralık sonunda 92,4 milyar TL olan bankacılık sektörü net kâr toplamının geçen yıl sonunda 433 milyar 457 milyon TL’ye yükseldiğini, 2021’e kıyasla banka kârlarındaki artışın yüzde 366,37 olarak gerçekleştiğini ortaya koydu. 

BDDK verilerine göre, Aralık 2022 itibarıyla bankacılık sektörünün, aktif büyüklüğü 14 trilyon 344 milyar 402 milyon TL’ye ulaşırken bu tutar 2021 yılsonuna göre 5 trilyon 128 milyar 939 milyon TL artış anlamına geliyor. Bankaların kaynakları içinde, en büyük fon kaynağı olan mevduat toplamı 2021 yılsonuna göre yüzde 67,1 artışla 8 trilyon 861 milyar 858 milyon TL’ye yükseldi. Faiz indirimi politikasıyla, mevduatlara uyguladıkları faizleri de aşağı çeken bankalar bir yandan ucuz mevduat olanağı elde ederken diğer yandan Merkez Bankası’nın yüzde 9’a düşürdüğü faizle sağladıkları kaynakları hazineye ve ticari-bireysel kredi müşterilerine bunun en az 3-4 katına varan faizlerle satarak kârlarını yaklaşık yüzde 400 artırma olanağı elde etti.

BDDK’nın açıkladığı 2022 verileri, son bir yılda iktidarın faizi ‘nas’ ilan ederek uyguladığı para politikası ve faiz indirimlerinden en yüksek kazancı sağlayan, kârını dörde katlayan kesimin bankacılık sektörü olduğunu ortaya koydu. CB Erdoğan’ın kendisini ekonomist ilan ederek başlattığı sürecin sonunda iktidar, finans baronlarına hizmet ederken, toplumun geniş kesimleri bu politikaların yarattığı yüksek enflasyon, kur artışları, zamlar ve hayat pahalılığı altında ezilerek yoksullaştı. 

İşletmeler, sanayiciler, haneler ve bireyler bankalara borçlanarak ayakta kalmaya, varlıklarını yüksek faizli banka kredileriyle sürdürmeye mecbur edildi. Bunun en somut göstergesi Merkez Bankası ve BDDK’nın açıkladığı verilerle kredi kartı ve banka kartlarıyla yapılan harcamaların geçen yıla kıyasla yüzde 150 artış göstererek haftalık ortalama 100 milyar TL’ye yükselmiş olması. Bireysel kredi kartı borç stoku toplamı ise yüzde 123 artışla 460 milyar TL’ye ulaştı. Kredi kartlarının asgari ödeme tutarından kaynaklı bireysel bakiye borçların toplam kredi borçları içindeki payı yüzde 30’a çıktı. 

Merkez Bankası’nın faiz indirimi çerçevesinde kredi kartı ve gecikme faizlerine üst sınır getirmesi, kartlı harcamaların patlama yapmasına zemin hazırlarken, olası bir faiz artışında milyonlarca banka kartı-kredi kartı borçlusunun borcunu ödeyememesi, yasal takibe ve icraya düşmesi söz konusu olacak. İktidarın banka kârlarını besleyen, bireyleri ve işletmeleri borçla-krediyle yaşamaya mecbur eden bu politikası, toplumsal yoksullaşma ve borçluluğa sürüklenmeyi beraberinde getirecek!    

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi, ocak ayında düşüşünü sürdürdü. FAO Gıda Endeksi kesintisiz şekilde gerilerken Türkiye’de başta et, süt, yumurta, ekmek vb. olmak üzere temel gıda fiyatları sürekli artıyor. Bu artış, iktidarın üretimi, tarım ve hayvancılığı dışlayan politikalarının sonucudur. Temel gıdaya erişimin en pahalı olduğu ülkelerden birisi Türkiye!

Tarım ve Orman Bakanı, Türkiye’nin tarımsal gayrisafi hasılada Avrupa'da birinci, dünyada ilk 10 ülke arasında olduğunu açıkladı. Tarımsal ürün ihracatının yanı sıra ithalat da yapıldığını, geçen yıl Türkiye’ye gelen 54 milyon turistin ülkemizde beslendiğini ifade etti. Ancak gıda fiyatlarının olağanüstü yükselmesinden, enflasyonun düştüğü iddialarına rağmen TÜİK verileriyle bile gıda fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 71 düzeyinde olmasından söz etmedi.

Geniş kesimlerin yüksek fiyatlar ve her gün yapılan zamlarla temel gıda ürünlerine erişiminin hızla zorlaştığı dünya gıda fiyatlarındaki gelişmeler dikkate alındığında Türkiye’deki gerçek tablo, Tarım ve Orman Bakanının söylediklerinin tam tersini işaret ediyor!    

BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun her ay açıkladığı küresel Gıda Fiyat Endeksi ocak ayında yine düştü.  Geçen yıl şubat ayında başlayan Rusya-Ukrayna savaşından sonra iki ay üst üste hızlı yükseliş gösteren FAO Gıda Endeksi, ocak ayında gerilemeye devam ederek 10 aydır kesintisiz şekilde düşüş gösteriyor. FAO endeksi ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,8 düşerek 131,2 puan oldu. 

FAO geçen hafta yaptığı açıklamada, endeksin Rusya-Ukrayna savaşı başlamasının ardından geçen yılın mart ayında yükseldiği rekor seviyeden yaklaşık yüzde 18 (28,5 puan) gerilediğini duyurdu. Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından sonra FAO Gıda Endeksi Mart 2022’de 159,7 puana ulaşarak rekor kırmıştı.

Ocakta küresel gıda fiyatlarında özellikle bitkisel yağlar, et ve süt ürünleri, şeker kaynaklı gıdalarda sert inişler yaşandı. Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi, ayçiçeği ve koza yağı fiyatlarının düşmesiyle aylık yüzde 2,9 azaldı. Uluslararası buğday fiyatları, Avustralya ve Rusya’da üretim beklentilerinin aşılması ve küresel arzın artmasıyla ocakta yüzde 2,5 düştü. Ocak ayında FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi yüzde 1,4 ve Et Fiyat Endeksi de yüzde 0,1 düşüş gösterdi. 

İktidar kendi yanlışlarının yarattığı maliyet artışlarını, üretim düşüşlerini görmezden gelirken, başta gıda olmak üzere sürekli artan fiyatlara bahane olarak bir yıl önceki küresel gıda fiyat artışlarını gösteriyordu. 

Küresel gıda fiyatları 10 aydır düşüşe geçince yalanları açığa çıktı ve bu kez market zincirlerini, fiyat etiketlerini ve ardından üreticiyi suçladılar!

Dünyada et, süt, buğday, sıvı yağ, şeker vb. pek çok ürünün fiyatı aylardır düşerken Türkiye’de ekmekten simide peynirden yumurtaya fiyatlar sürekli zamlanıyor.

Ayçiçek yağı, şeker, buğday ithal edildi. Şimdi et ithali gündemde. Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya’da, Fransa’da rafların boş olduğu söylemiyle halkı yanıltıyor. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan verem hastalığı artışa geçti. İktidar, bebek-çocukgenç-yetişkin-yaşlı insanlarımızı açlığa mahkum ediyor!

İran-Azerbaycan arasında tırmanan gerilim, Tahran’da büyükelçilik baskını, rafineri ve askeri tesis saldırılarıyla yeni bir boyut kazandı. Türkiye’nin doğu sınırında ve Kafkaslarda yeni çatışmalar başlayabilir. İran, Türkiye-Azerbaycan iş birliği ve Azerbaycanİsrail yakınlaşmasından rahatsız. İran’ın Ermenistan’a desteği yanında Türkiye-İsrail normalleşmesi İran’ı yeni hamlelere, Kafkaslarda gerilimi tırmandırmaya yönlendirebilir!

İran ile Azerbaycan arasında gerginlik tırmanıyor. İsrail’in müdahaleleriyle saldırılar, sabotajlar artıyor. Doğu sınır komşumuzda ve Kafkasya’daki sıcak gelişmeler göz ardı edilmemelidir. İran’da başörtüsü dini kurallara uymadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve karakolda ölen Mahsa Amini protestoları ve çatışmaları aylardır sürüyor. Şu ana kadar olaylarda 500’den fazla kişi yaşamını yitirdi, idamlar uygulandı.  Dini rejimin katı kurallarını ve zorunlu başörtüsü yasasını reddeden İranlı kadınların eylemlerine artan destek, rejimi sıkıntıya soktu. Protestolar devam ederken geçen hafta Azerbaycan’ın İran Büyükelçiliğine yapılan silahlı-bombalı saldırıyla eş zamanlı olarak kuzeydeki Azerşehr’de petrol rafinerisine düzenlenen sabotajda çıkan yangında rafineri ağır hasar gördü. Rafinerinin ardından, İsfahan’da askeri mühimmat üreten tesisler, İHA’larla tahrip edildi. İsrail medyası İsfahan saldırısının Mossad tarafından yapıldığını yazdı.

İsrail, 1991’de Sovyetler Birliği dağılınca Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. 1992’de Bakü’de Büyükelçilik açtı. Azerbaycan da 2022 kasımında Tel Aviv’de büyükelçilik açma kararı aldı. Böylece nüfusunun çoğunluğu Şii olan bir ülke ilk kez İsrail’le diplomatik ilişki kurdu. Azerbaycan İran ile sınır bölgesinde İsrail istihbaratına izleme-gözetleme merkezleri kurma olanağı sağladı. Bu yüzden Azerbaycan-İran ilişkisi uzun zamandır sıkıntılı. Azerbaycan, İran Ermenistan yakınlaşmasını Türkiye ve İsrail ile yakınlaşarak dengelerken İran, Azerbaycan’ı NATO ve İsrail ile kendisine karşı iş birliği yapmakla suçluyor. İran’daki Azeri Türklere Karabağ’ın işgaline karşı gösteri izni vermeyen İran, geçen hafta Azerbaycan Büyükelçiliği saldırısıyla aynı gün Ermenilerin Azerbaycan karşıtı gösterilerine izin verdi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir Abdullahyan; “Ermenistan’ın güvenliğine İran’ın güvenliği gibi bakıyoruz” mesajıyla, Türkiye-Azerbaycan’ın “iki devlet tek millet” söylemine karşı tavrını ortaya koydu. İran, Nahcıvan-Karabağ-Azerbaycan arasında açılacak Zengezur Koridoruna, İran-Ermenistan ortak sınırını ortadan kaldıracağı, Azerbaycan’a Hazar Denizi’nden direk Türkiye’ye uzanan bir enerji-ticaret köprüsü sağlayacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor. Ayrıca

Ermenistan’ı by-pass ederek İran-Rusya bağlantısını kesecek olan Zengezur koridoru, İran’ın Kafkaslardaki etkisini azaltacak. İran, bu koridorla ülkenin kuzey doğusundaki Azeri Eyaleti için Azerbaycan’ın cazibe merkezi haline gelmesinden endişeli. Azerbaycan’ı İran’daki Azerileri rejime karşı kışkırtmakla suçluyor. 

Her ne kadar yaşananlar Azerbaycan-Ermenistan-İsrail-Ermenistan arasında olsa da gerek sınır komşusu olmamız gerekse Kafkasya’daki dengeler açısından Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiriyor. İran ile ikili ilişkileri etkileme ihtimali büyüyor. Suriye’deki normalleşme girişimlerinde Şam-Tahran iş birliği Türkiye’nin karşısına çıkarken, doğu sınırımızda ve Kafkasya’da da İran, Türkiye-Azerbaycan iş birliğini, Türkiye-İsrail normalleşmesini kendisine tehdit olarak görüyor. Ermenistan ve Rusya ile karşı hamleler gerçekleştirmeye yöneliyor. 

Terör saldırısı uyarısında bulunan ABD başta olmak üzere 9 ülkenin Türkiye’deki büyükelçilik ve konsolosluk faaliyetlerini durdurmaları, diplomatik teamüller ve müttefiklikle uyumlu bir tutum değildir. Türkiye’nin güvensiz, istikrarsız, ağır terör tehdidi altında olduğu algısını yaratan bu adımlar öncesinde, istihbarat varsa paylaşılması diplomasi ve müttefikliğin gereğidir. 

İsveç ve Danimarka’daki Kur’an yakma eylemlerinden sonra Türkiye’deki bazı ibadethanelere büyük bir terör saldırısı için IŞİD’li terörist sızması olduğu gerekçesiyle geçen hafta ABD Büyükelçiliğinin yayınladığı uyarı mesajı ve ardından elçilik-konsolosluk faaliyetlerinin durdurulmasını bazı Avrupa ülkeleri izledi. Almanya, Fransa, İspanya, İsviçre, İsveç ve Hollanda da vatandaşlarına benzer uyarılar yayınladı. Başta İstiklal caddesi, Taksim meydanı olmak üzere çeşitli bölgelerden uzak durmalarını, zorunlu olmadıkça sokağa çıkmamalarını istediler. 

Bu uyarılar sonrası büyükelçilik ve konsolosluklarını kapatan ülke sayısı 9’a ulaştı. 

Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçileri çağırarak kapatma kararlarının diplomatik teamüllerle bağdaşmadığını, bunun öncesinde ellerindeki bilgi ve istihbaratı Türk makamlarıyla paylaşmaları gerektiğini iletti. Diplomatik misyonların açılmasını istedi. İçişleri, Dışişleri Bakanları ve iktidar sözcüleri, diplomatik misyonları kapatma kararlarının ‘maksatlı’ ve Türkiye’nin uluslararası algısını negatif etkileme amaçlı olduğunu, seçim öncesi iktidarın yıpratılmak istendiğini savundu.

Buna karşın İçişleri Bakanı, ABD büyükelçisine; “Hangi gazetecilere yazı yazdırdığını biliyorum. Neleri yaptırdığınızı, hangi adımları attırdığınızı, Türkiye'yi nasıl karıştırmak istediğinizi net bir şekilde biliyorum.” dedi. 

ABD, tüm bu iddiaları reddetti. 

Şayet İçişleri Bakanı, ABD’nin Türkiye’yi karıştırma-istikrarsızlaştırma planlarını ve atacağı adımları biliyorsa, ülkemizi hedef alan bu bilgileri TBMM kapalı oturumunda milletin temsilcileriyle paylaşmalıdır!

Şayet ABD, iktidarın iddia ettiği gibi Türkiye’ye karşı maksatlı bir girişim planlıyorsa; iktidar, F-16 alabilmek için ABD’nin kapısını aşındırmaktan derhal vazgeçmelidir.

Türkiye’nin NATO müttefiki olan ülkelerin ‘büyük bir terör saldırısı’ hazırlığını gündeme getirerek diplomatik misyonlarını kapatması, faaliyetlerine ara vermesi, başta vize işlemleri olmak üzere başvuruların kabul edilmemesi Türk vatandaşları açısından ciddi mağduriyet yaratan bir adımdır. Her şeyden önce ülkemizdeki tüm diplomatik misyonların güvenliği ve korunması Türkiye’nin devlet güvencesindedir.

NATO’nun ‘terörle ortak mücadele’ kararı çerçevesinde müttefiklerle karşılıklı yardımlaşma ve taahhütlere rağmen istihbarat paylaşımı yapılmaması ve sadece bu ülkelerin kendi vatandaşlarının güvenliğinin, yaşam güvencesinin ön planda tutulması insani olarak kabul edilemez bir tavırdır!