CHP’li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu/31 Ocak 2022

CUMHURİYET HALK PARTİSİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE GENEL BAŞKAN KOORDİNATÖR BAŞDANIŞMANI ERDOĞAN TOPRAK'IN 31 OCAK 2022 TARİHLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

İÇ POLİTİKA

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gece yarısı kararları, iktidarın iş göremez hale geldiğinin ve yalpaladığının işaretleridir!

DIŞ POLİTİKA

‘Sorunsuz Çember’ politikasının sonuç vermesi için öncelikle dış politikada zihniyet değişikliğine gidilmeli ve çemberin ilk halkasındaki adım Suriye ile atılmalıdır!

ABD’nin Doğu Avrupa’daki NATO üyesi ülkelere asker gönderme kararı ve olası Rus saldırısına anında karşılık verileceğinin söylenmesi, RusyaUkrayna arasındaki tansiyonu yükseltti!

ABD, Ukrayna-Rusya krizinin çözümünde yaşanan tıkanıklıklar üzerine Kuzey Akım 2 Doğalgaz Boru Hattına yaptırım uygulayabileceğini açıkladı!

IŞİD’in YPG-SDG kontrolündeki bölgede IŞİD’lilerin tutulduğu cezaevine saldırması, IŞİD’in uzun bir aradan yeniden dirilme çabasını gösteriyor!

Rusya'nın BM Daimî Temsilcisi, Suriye’de bulunan yabancı silahlı güçlerin ülkeyi terk etmesi talebini tekrar gündeme getirdi!

AB’nin, İsrail-Kıbrıs-Yunanistan arasındaki enerji nakil hattı projesine 657 milyon Euro destek vereceğini açıklaması, Doğu Akdeniz’de yeni bir gerilimi başlatabilir!

EKONOMİ

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi Kasım 2021 verilerine göre, bireysel kredi ve kredi kartı borçları ilk kez 1 trilyon lirayı aştı! 

Merkez Bankası’nın açıkladığı 2022 yılının ilk enflasyon raporu, yüklü tutarda para basılarak seçim ekonomisine geçileceğini işaret ediyor!

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2021 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye ‘yolsuz ülkeler’ arasında en diplerde yer alırken; bir yılda 10, 10 yılda 42 sıra birden geriledi!

ABD Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 0-0,25 aralığında sabit tutma ve Mart’tan itibaren faiz artışlarına başlama kararı alması, Türkiye’yi etkileyecek!

Sanayide Kapasite Kullanım Oranı ocak ayında 1,1 puan düşüşle yüzde 77,6’ya geriledi! Şubat ayında daha sert bir düşüşün yaşanması kaçınılmaz olacaktır!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın medyaya ‘sansür-yasak-yaptırım’ genelgesi, devletin kişisel verileri koruma güvencesi altındaki MOBESE kayıtlarının yargı kararı olmaksızın siyasi amaçlar için kullanılıp servis edilmesi, görevden affedilen ‘dönüşümlü bakanlar’ ve bürokratlar, iktidarın iş göremez hale geldiğinin ve yalpaladığının işaretleridir!

TÜİK Başkanının 3 Şubat’ta açıklanacak enflasyon rakamlarının hemen öncesinde görevden alınması, 20 ayda dördüncü kez başkan değiştirilmesi ve bu kez bir başka damadın göreve getirilmesi, yılbaşı zamlarıyla çok yüksek çıkması söz konusu olan ocak ayı enflasyonuna müdahale edileceğini akla getiriyor. Atamanın hemen akabinde Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın ‘enflasyon düşecek’ açıklamasını yapması, yeni TÜİK Başkanına talimat olarak görülmelidir.

Beş yıl önce halef-selef olan adalet bakanlarının yeniden halef-selef olması, bir yanıyla iktidarın kadro tükenmişliğini ortaya koyarken diğer yanıyla geçmişteki icraatları bilinen ve yeniden Adalet Bakanlığı’na atanan ismin bazı özel görevleri ve misyonu icra etmek üzere getirildiğini gösteriyor. Geçmiş dönemde ‘Çocuk gelinler ve kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmeleri’ yönünde medeni yasada değişiklik için yoğun çaba gösteren yeni Adalet Bakanı aynı zamanda tecavüze uğrayan kadınların tecavüzcüsüyle evlendirilerek mütecavizin cezadan kurtulmasının önde gelen savunucusuydu. Geçmiş bakanlığı dönemindeki icraat ve söylemleri yeniden getirildiği bu görevdeki misyonunun ne olacağının somut göstergesidir. Atama ve görevden alma kararlarıyla aynı gece yürürlüğe konulan Cumhurbaşkanı Kararı ile ‘kadın, aile, çocuk ve gençlerin zihin dünyalarının korunması, milli manevi değerlerin muhafazası ve tahribinin önlenmesi’ talimatının tüm kurumlara duyurulması, yeniden atanan adalet bakanının ilk icraat çerçevesini çizmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, faizin nasa dayandırılması ve kutsallarla ilgili olarak ‘dil kopartma’ tehdidinin savrulması ile atılan adımların devamını getirmek üzere böyle bir bakan değişikliğine ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Bu yeni atama tercihiyle 30 Mayıs 2019’da ilan edildiğinden bu yana doğru düzgün hiçbir adımın atılmadığı, Yargı Reformu ve İnsan Hakları Eylem Planı vaatlerinin rafa kalkacağı, yargı ve güvenlik politikalarının daha fazla siyasallaşacağı, medya, sivil toplum, muhalefet üzerindeki baskıların artırılacağı bir sürece girileceğini öngörmekteyim. 

Bunun ilk işaretlerinden birisi toplumun güvenliği, suçların aydınlatılması, faillerin teşhisi, vb. amaçlarla kurulan ve bilgi temini yalnızca savcılık ya da mahkeme talebiyle, özel şifreyle sisteme girmeye yetkili resmi görevlilerce mümkün olan izleme-takip sistemi Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonunun (MOBESE), iktidarın siyasi amaç ve hedefleri için kullanılarak istismar edilmesidir.

17-25 Aralık 2013’teki gizli dinleme, izleme, takip, kayıt ve ifşa sürecini andıran ve örtüşen bu tablo, iktidarın hukuksuz icraatlarını nereye kadar vardırabileceğini gösterdiği gibi, tüm bireylerin hukuk ve adalet güvencesinden yoksun olduğunu sergilemektedir. Yasa uyarınca İçişleri Bakanı’na bağlı ve sorumluluğu altındaki sistemin siyasi sızıntı amaçlı kullanılması, CB Erdoğan’ın Giresun konuşmasında bunu siyasi amaçlı malzeme olarak gündeme getirip ithamlarda bulunması, söz konusu organizasyonun bizzat iktidar tarafından ve en tepeden gelen talimatla yapıldığının kanıtıdır. 

İstanbul’da yaşamın felç olması karşısında devletin tüm kurumlarının yönetimine sahip iktidarın, devleti felç eden beceriksizliğini örtme telaşıyla MOBESE’ye sarılması hukuksuzluğun da ötesinde acizliktir. 

Karayolları Genel Müdürlüğü’ne (KGM) bağlı devlet yolları, köprü ve tüneller, havaalanları kapatıldı. İnsanlar saatlerce uçakların ve araçlarının içinde mahsur kaldı. Türkiye’ye yönetim zafiyetinin vahim bir örneği yaşatıldı.

Komşumuz Yunanistan’da; aynı şiddetteki kar koşullarında başkent Atina’daki paralı otoyolu işleten şirket, kapanan yolda mahsur kalanlara 2’şer bin Euro tazminat ödeme kararı aldı. Şirket CEO’su istifa etti. Atina Başsavcılığı yapım ve işletme ihalesini alan şirketin sözleşmesindeki yükümlülükleri yerine getirememesi nedeniyle re’sen soruşturma başlattı. Çağdaş, uygar demokrasilerde, hukuk devletinde olması gereken budur. Türkiye’de ise iktidar yöneticileri hiçbir siyasi sorumluluk üstlenmediği gibi ‘dünyada bir numara’ ilan ettikleri havaalanına bile iniş yapamayıp, kapattıkları havaalanına inerek fıkralık oldular. 

Bugüne kadar ilk kez ülkenin başkenti ile dünya metropolü olan en büyük kenti arasında kara ve havayolu da dahil her türlü ulaşım kesildi!

Paralı otoyolları işleten KGM ve iktidar müteahhitleri bırakın tazminat ödemeyi, açamadıkları, işletemedikleri, binlerce insanın mahsur kaldığı yollardan aldıkları geçiş ücretini iade etmeyi dahi umursamadılar. Yapılan sözleşmeler şeffaf olmadığı için işletmecilerin yükümlülükleri halktan gizleniyor. İktidar, müteahhitlere hiçbir yaptırım uygulamadı. Savcılıklar soruşturmaya gerek duymadı!

Muhtemelen yolların ve havaalanının kapalı olduğu, hizmet veremediği günlerin döviz garantili ücretleri de yine müteahhitlere hazineden ödenecek. Kendi vatandaşını böylesine değersiz gören, hayatını yok sayan ve sadece bir avuç kişinin çıkarlarını kollayıp gözeten bir iktidar, bugüne kadar görülmedi! 

İktidar medyasında bazı ülkelerle atılan normalleşme adımlarının Ekim ayında Roma’da gerçekleşen Biden-CB Erdoğan görüşmesinde Biden tarafından talep edildiği, iktidarın bu doğrultuda Türkiye’nin çevresinde ‘Sorunsuz Çember’ oluşturma politikasına geçtiği belirtiliyor. ‘Sorunsuz Çember’ politikasının sonuç vermesi için öncelikle dış politikada zihniyet değişikliğine gidilmeli ve çemberin ilk halkasındaki adım Suriye ile atılmalıdır!

Geçen yılın son aylarından bu yana Mısır, BAE, Ermenistan, İsrail gibi ülkelerle art arda girişilen normalleşme yaklaşımının arkasında ABD yönetiminin bu yöndeki bazı taleplerinin yanı sıra, bu adımlarla ABD ile yakınlaşma isteğinin olduğu artık netleşiyor. Bir dönemin ‘komşularla sıfır sorun’ söylemini akla getiren ‘Sorunsuz çember’ siyasetine geçişle birlikte elde edilmesi hedeflenen sonuçlar için öncelikle iktidarın dış politika zihniyetinde ciddi, akılcı ve radikal bir değişim gereklidir. Hatırlanacağı gibi önce stratejik derinlikle başlayan AK Parti dış politikası daha sonra ‘komşularla sıfır sorun’ yaklaşımına geçiş yapmış, ardından İhvancı çizgiye yönelerek ‘onurlu yalnızlık’ ile noktalanmıştı. ‘Dostlarımızı çoğaltma’ söylemiyle yürütülen İhvan-Hamas eksenli, ülkelerin içişlerine müdahale ve taraf olma yaklaşımının nihayetinde Türkiye’nin bölgede Katar dışında dostu kalmamıştı.

Şimdi anlaşıldığı kadarıyla iktidar bu politikaların önüne koyduğu ağır bedeller, siyasi-askeri-ekonomik kayıplar ve faturalar sonrasında siyasetini sorunsuz çembere dönüştürerek bu sıkışmışlıktan çıkmayı planlıyor. Mısır, BAE, Suudi Arabistan, Libya’daki politika değişiklikleri, arayı düzeltme adımları, İhvan’dan uzaklaşma çabaları bunun sonucu. Aynı şekilde iktidar, İsrail ile yakınlaşmanın ön koşulu olan Hamas’a mesafe koymayı da gündemine aldı. ABD’deki Ermeni ve Yahudi Lobilerinin övgüsünü ve desteğini kazanabilmek için atılan Ermenistan ve İsrail ile normalleşme gayretlerini de bu çerçevede değerlendirmek olanaklı. 

Ancak Ermenistan yönetimi ile Ermeni Diasporası bu konuda farklı düşünüyor.

ABD’deki Ermeni Lobisinin temsilcisi Ermeni Kafkas Kongresi ve Rum-Yunan Lobisinin örgütü Yunan-Amerikan İş Birliği Kongresi’nin başkanları ABD Kongresine ortak imzalı bir mektup göndererek temsilciler meclisi üyelerinden ve senatörlerden Türkiye’ye F-16 satışına izin verilmemesini talep ettiler. Kanımca Kongre’ye gönderilen bu mektubu tetikleyen unsurlardan birisi ABD’nin İsrailGüney Kıbrıs-Yunanistan ortak projesi EastMed Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ne desteğini çekmesi oldu. Yunanistan, Amerikalı Ermenileri de yanına alarak boru hattının Türkiye-İsrail ortaklığıyla yeniden canlanması olasılığına karşı bir hamle yaptı. İktidarın sorunsuz çember politikasına geçişte Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetiminin ilk engel olarak ortaya çıkacağı anlaşılıyor!    

En baştan itibaren iktidarın Türkiye’yi yalnızlaştıran siyasal İslam ve din eksenli dış politikasının yanlışlığını vurguladık. Dışişleri Bakanlığının devreden çıkartılarak Türkiye’nin 100 yıla yaklaşan diplomasi aklının, birikiminin ve geleneklerinin bir kenara itilmesi, AK Partili eski vekillerin, partililerin büyükelçi yapılmasının dış politikaya hasar vereceğini dile getirdik. Diğer ülkelerin iç sorunlarında taraf olunmamasını gündeme getirdik. İktidarın 10 yıl sonra, gecikmiş de olsa sorunsuz çember anlayışı noktasına gelmesi olumlu bir değişim. 

Mısır’da, Suriye’de, Filistin ve İsrail’de, Libya’da Körfez ülkelerinde, Kuzey Afrika’da, Sudan’da, Tunus’ta İhvancılık ve Hamasçılık üzerine kurgulanan dış politikanın ülkenin önüne koyduğu ağır faturadan iktidar ders almalı. Öyle ki gelinen noktada İhvan ve Hamas’ın ismi ve liderleri neredeyse sadece Türkiye’de kaldı. Tüm ülkelerde ve bölgelerde dışlandılar, iktidara geldikleri yerlerde katı-radikal uygulamalar sonrası iktidarı kaybettiler, halkın tepkisini kazandılar. İktidarın İhvancıları desteklediği hiçbir ülkedeki siyasi projeleri başarıya ulaşamadı. Akıtılan milyon dolarlar, siyasi ve askeri destekler Türkiye’nin kayıp hanesine yazıldı.

Şayet BAE, İsrail, Mısır, Ermenistan ile normalleşmeyi Biden talep ettiyse ve ABD’ye yakınlaşmak, F-16’ları alabilmek için bu adımlar atılıyorsa, büyük ihtimalle ABD yönetiminin karşı çıkacağı, istemeyeceği süreç ise Suriye-Türkiye normalleşmesidir. Ne yazık ki iktidar, sorunsuz çember derken bu çemberi başlatacak ilk adım için somut bir adım atmamaktadır. İktidar sorunsuz çember diplomasisinde önceliklerini belirlemeli, ilk sıraya Suriye’yi ve Irak’ı koymalıdır. BAE, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail ile normalleşme tabii ki önemli. Ancak 11 yıldır iç savaş yaşayan, 5 milyona yakın mülteciyi kabul etmeye mecbur kaldığımız Suriye ile normalleşmek, ülkemizin çıkarları için atılması gereken en acil adımdır. Suriye ve Irak ile normalleşme Mısır, BAE ve diğer Arap ülkeleriyle normalleşmeye katkı sağlayacak, hız kazandıracaktır. Suriye ile normalleşme geciktikçe diğer ülkelerle normalleşmeden beklenenler elde edilemeyecek, mülteci-göçmen, terör, ticaretekonomi sorunları ağırlaşarak devam edecektir.

Güney sınırlarımız Suriye-Irak normalleşmesiyle güvenli çemberin ilk halkasını oluştururken, Kuzeydeki-Karadeniz’deki sıcak savaşa ilerleyen süreçte taraf olunmasından vazgeçilmelidir. ABD-NATO’nun Rusya’yı kuşatma politikalarına destek verip sorunda taraf olmak yerine her iki tarafa güven veren bir konumda yer almalıdır. Boğazların savaş için kullanımına olanak sağlanmamalı, Kuzey ve Güney güvenliğinin ardından komşularla barış çemberi, yurtta barış dünyada barış ilkesiyle tüm dünyaya yönelik dış politikanın temel taşı olmalıdır.

ABD’nin Doğu Avrupa’daki NATO üyesi ülkelere asker gönderme kararı ve NATO Genel Sekreterinin olası Rus saldırısına anında karşılık verileceğini söylemesi Rusya-Ukrayna arasındaki tansiyonu yükseltti. ABD Başkanı Biden Rusya’nın şubat ayında Ukrayna’yı işgal edeceğini öne sürdü. Putin, batılı ülkelerin Rusya’nın güvenlik kaygılarını anlamadığını, Ukrayna’ya saldırı ya da işgal düşüncesinde olmadıklarını ancak çıkarlarını koruyacaklarını dile getirdi!

Rusya’nın yazılı güvence taleplerine ABD tarafından verilen yanıtlar Rusya tarafından anlamsız ve yetersiz bulunurken, yanıtların bu hafta ayrıntılı şekilde analiz edileceği açıklandı. Buna karşılık ABD Devlet Başkanı Joe Biden Rusya’nın şubat ayında harekete geçeceğini ve Ukrayna’yı işgal edeceğini öne sürdü. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile telefonda görüşen Biden, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi durumunda ABD'nin müttefik ve ortaklarıyla birlikte kararlı bir şekilde karşılık vermeye hazır olduğunu Zelenskiy’e iletti.

Biden’ın ‘Şubat’ta işgal’ iddiası Rusya tarafından yalanlandı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmak ya da işgal etmek gibi bir düşüncesinin olmadığını şayet savaş çıkarsa bunun batılı ülkelerin tavrı nedeniyle yaşanacağını söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD ve NATO'nun Rusya’nın güvenlik kaygılarını anlamadığını, Ukrayna krizinde Rusya'nın ana güvenlik taleplerinin karşılanmadığını vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir telefon görüşmesi yapan Putin, Rusya’nın diplomasi ve diyalog yoluyla çözüm ve müzakereleri sürdürmekten yana olduğunu söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, sınıra asker yığan Rusya'yı Ukrayna'ya saldırmayacağını gösteren bir hareket yapmaya, güven verici adımlar atmaya çağırdı. 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'nın Ukrayna ile savaş ihtimali konusunda yaptığı açıklamada, “Eğer bu Rusya'ya bağlı ise savaş olmayacak. Biz savaş istemiyoruz” dedi. 

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya'ya karşı Kuzey Akım-2 projesinin iptali dahil her türlü yaptırım seçeneğinin masada olduğunu, Ukrayna’ya saldırı durumunda bu seçenekleri kullanmakta tereddüt etmeyeceklerini öne sürdü.

Karşılıklı tehditler ve uyarılarla tırmanan süreçte Rusya’nın Ukrayna sınırına askeri yığınağı devam ediyor. Rusya, Ukrayna’nın diğer sınır komşusu Belarus’a da askeri yığınak yaparak Belarus ordusu ile ortak tatbikatlara başladı. 

AB ve ABD olası bir Ukrayna saldırısına Belarus’un destek vermesi durumunda bu ülkeye uygulanan yaptırımların daha da ağırlaştırılacağını duyurdu. 

ABD ve NATO, Doğu Avrupa’daki NATO üyesi ülkelere asker gönderme kararı aldı. Başkan Biden bu çerçevede 8500 ABD askerinin Doğu Avrupa ve Baltık’taki NATO üyesi ülkelere gönderileceğini açıkladı.

Karadeniz’de uzun süredir devam eden bu gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için Türkiye’nin devreye girme çabaları olumlu olmakla birlikte şu ana kadar somut bir gelişme yaşanmadı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetini kabul ederek Türkiye’ye geleceğinin açıklanması sürece katkı sağlayabilir. 

ABD, Ukrayna-Rusya krizinin çözümünde yaşanan tıkanıklıklar üzerine Kuzey Akım 2 Doğalgaz Boru Hattına yaptırım uygulayabileceğini açıkladı. Kuzey Akım 2, yaptırım kapsamına alınırsa, Rusya hem ekonomik açıdan zarara uğrayacak hem de ABD’nin Avrupalı müttefiklerini ağır bir enerji sıkıntısıyla karşı karşıya bırakacak. Rusya’nın bu tehdide karşı Avrupa’ya gaz sevkiyatını kesmesi daha büyük bir enerji krizine kapı aralayacak!

ABD, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması durumunda Kuzey Akım 2 boru hattının durdurulacağını açıklarken, boru hattının nihai gaz sevkiyat noktası olan Almanya da Ukrayna’ya saldırı halinde projenin yaptırımlarla karşılaşacağını duyurdu. ABD ve NATO, Rusya için ticari ve stratejik açıdan oldukça önemli boru hattının yaptırım kapsamına alınmasının Rusya’yı Ukrayna politikasında gerileteceğini öngörüyor.

Rus doğalgazını Ukrayna’yı By-Pass ederek Almanya’ya ve Orta Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen 1200 kilometre uzunluğundaki boru hattı Baltık Denizi’nin altından geçerek Almanya’ya ulaşıyor. Rusya’dan Almanya’ya doğalgaz sevkiyatını iki katına çıkartacak boru hattından yılda 55 milyar metreküp gaz pompalanacak. Almanya ve diğer Orta Avrupa ülkeleri halen Rus doğal gazını yapımı 2012 yılında tamamlanan Kuzey Akım boru hattı üzerinden alıyor. Hattın sahibi Gazprom, sevkiyata başlamak için AB prosedürlerinin tamamlanmasını bekliyor. ABD, Avrupa’yı Rus doğalgazına bağımlı hale getireceğini öne sürdüğü boru hattına daha önce de yaptırım uygulamayı gündeme getirmiş ancak AB ve Almanya ABD’nin ülkelerinin içişlerine karışmasına izin vermeyeceklerini açıklamıştı.

Rusya, Ukrayna ile yaşanan krizler nedeniyle son yıllarda bu ülkeyi devreden çıkartacak boru hattı projelerine öncelik veriyor. Halen Avrupa'ya gazın büyük bölümü yine Ukrayna üzerinden gönderilse de Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2 hatları Ukrayna'yı By-Pass ederek devreden çıkartan projeler. 

Ukrayna yılda yaklaşık 2 milyar Euro transit geçiş ücretini kaybedeceği için hatta karşı çıkıyor. Benzer şekilde Polonya da uğrayacağı ekonomik kayıplar nedeniyle projeye tepkili. ABD ve İngiltere hattın durdurulmasının Rusya’ya ciddi kayıplar yaşatacağını ayrıca Avrupa’yı Rusya’ya enerji bağımlılığından kurtaracağını öne sürerek ortaya çıkacak doğalgaz açığının ABD ve Norveç tarafından LNG ile karşılanacağını savunuyor. Ancak Almanya, Kuzey Akım 2’den gelecek yıllık 55 milyar metreküp ilave gaza ihtiyaç duyuyor. Yükselen enerji fiyatları nedeniyle gemilerle taşınacak LNG’nin pahalıya mal olacağı hesaplanıyor.

Şayet Rusya gündeme getirilen yaptırım tehditlerinin uygulamaya konulması üzerine Ukrayna ve Kuzey Akım üzerinden yaptığı gaz sevkiyatını keser ya da kısarsa AB ülkeleri çok ciddi bir enerji krizi ve çöküş senaryosu ile karşı karşıya kalabilir. Norveç hükümeti, Rusya’nın gazı kesmesi durumunda ortaya çıkacak açığı karşılayamayacağını açıkladı.

ABD bu ihtimali göz önünde tutarak kendisinin ve diğer LNG üreticisi ülkelerden (Mısır, Cezayir, Katar, Nijerya vb.) gemilerle Avrupa’ya gaz taşıma görüşmeleri yaptığını duyurmasına karşılık kısa sürede böylesine büyük çaplı bir enerji operasyonun hayata geçirilmesi ve kesintisiz sürdürülmesi oldukça güç. Kuzey Akım 2 yaptırım tehdidinin Rusya’ya geri adım attırmakta yeterli olamayacağını öngörmekteyim. 

IŞİD’in uzun bir aradan sonra yeniden ortaya çıkması ve milisleriyle Kuzey Suriye’de YPG-SDG kontrolündeki bölgede IŞİD’lilerin tutulduğu cezaevine saldırması önemli bir gelişme. Rusya'nın BM Daimî Temsilcisi, Suriye’de Şam yönetimiyle anlaşmalara ve uluslararası hukuka aykırı olarak bulunan yabancı silahlı güçlerin ülkeyi terk etmesi talebinde bulundu!

Kuzey Suriye’de Haseke’de SDG ve YPG kontrolünde olan ve IŞİD’lilerin tutulduğu cezaevine yüzlerce IŞİD milisi tarafından saldırı düzenlendi. Cezaevinin kontrolünü ele geçirerek çok sayıda IŞİD’li tutuklunun kaçmasına olanak sağlayan IŞİD saldırısı, SDG-YPG güçlerinin karşı saldırısıyla başarısızlıkla sonuçlandı. 300’den fazla IŞİD’li teslim oldu. Haseke saldırısını Birleşmiş Milletler (BM) gündemine getiren Rusya’nın BM Daimî Temsilcisi Dmitriy Polyanskiy, Rusya yönetiminin ve Devlet Başkanı Putin’in, Suriye'de hukuka aykırı şekilde varlık gösteren tüm yabancı silahlı güçlerin ülkeyi derhal terk etmesini talep ettiğini söyledi. Rusya’nın Askeri Savunma ve İş Birliği Anlaşması çerçevesinde bu ülkede bulunduğunu, ABD ve başka ülkelere ait silahlı güçlerin Suriye topraklarında hukuka aykırı bir şekilde varlık gösterdiğini belirten Rus Temsilci, ülkenin kuzeydoğusunda kanunsuz bölgeler oluştuğunu öne sürdü. 

SDG-YPG kontrolündeki bölgede meydana gelen IŞİD saldırısı; ABD’nin bu bölgede kontrolü sağlayamadığını, IŞİD’in faaliyetine göz yumulduğunu ortaya çıkarttı. Türkiye kontrolündeki İdlib’te HTŞ, Ahrar üş Şam vb. cihatçı gruplar bulunuyor. Rusya’nın itham ettiği ‘yabancı güçler’ arasında isim vermeden Türkiye’yi de kastettiği anlaşılıyor. Konunun BMGK gündemine taşınması yakında Türkiye üzerinde ‘Suriye’den çekil’ baskısının artacağını gösteriyor.

Muhtemelen CB Erdoğan’ın davetini kabul ederek Türkiye’ye gelecek olan

Putin’le yapılacak görüşmelerde ana gündem maddelerinden birisi Suriye, İdlib ve bu ülkedeki TSK varlığı olacak. Suriye ve İdlib konusunda Türkiye’nin çekilmesi yönündeki benzer talebin Rus Devlet Başkanı Putin tarafından masaya getirilmesi sürpriz olmayacaktır!

ABD’nin İsrail-Yunanistan-GKRY doğalgaz boru hattına desteğini çekmesinin ardından AB’den bir başka hamle geldi. AB, İsrail-Kıbrıs-Yunanistan arasında kurulacak denizaltı elektrik enerjisi nakil hattı projesine 657 milyon Euro destek vereceği açıkladı. Türkiye, nakil hattının bir kısmının Türkiye karasularından ve kıta sahanlığından geçmesi nedeniyle geçen yıl nota vermişti. Şimdi ise iktidar, muhtemelen Katar’a olduğu gibi buna da sessiz kalacak!

ABD’nin Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi’ne desteğini çektiğini açıklaması ve bunu Yunanistan hükümetine iletmesinin ardından aynı güzergahtaki bir başka önemli enerji projesine AB’den destek hamlesi geldi. İsrail-Yunanistan-GKRY arasında ulusal elektrik şebekelerinin karşılıklı kullanımı çerçevesinde yapım anlaşması imzalanan Eurasia Interconnector denizaltı enerji nakil hattı projesinin AB fonlarından desteklenmesi kararlaştırıldı. 1200 kilometre uzunluğundaki denizaltı enerji nakli kablo sistemi, üç tarafın elektrik üretim ve dağıtım sistemlerinin birbirine entegre edilmesini, enerji tüketimi ve arzının güvenli ve kesintisiz hale getirilmesini, üç ülkenin elektrik ihtiyacındaki açıkların ve iniş çıkışların karşılıklı sistemlerden tedarikini öngörüyor. AB’den ve GKRY Enerji Bakanlığı’ndan yapılan eş zamanlı resmî açıklamada; Eurasia Interconnector Projesi’nin toplam yatırım tutarının üçte birlik kısmının AB kaynaklarından karşılanacağı belirtilerek, denizaltı kablo yatırımına 657 milyon Euro kaynak aktarılacağı kaydedildi. Yunanistan ve GKRY ile elektrik sistemini bütünleştirecek olan İsrail, bu yolla AB elektrik sistemine de entegre olacak. Arz güvenliğini güvenceye alacak. Projenin 1,3 milyar euroluk yatırım finansmanı üç ülkenin kamu kaynaklarının yanı sıra projeyi üstlenecek ve işletmesini yürütecek özel yatırımcılar tarafından karşılanacak. 2023 yılında tamamlanması hedeflenen Euroasia Interconnector hattı dünyanın en uzun su altı elektrik hatlarından biri olacak. 

Söz konusu proje güzergahındaki kablo hattının bir bölümünün Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı üzerinden geçmesi, proje sahibi ülkeler ve projeyi destekleyen AB ile Türkiye arasında krize neden olmuştu. Geçen yılın mart ayında anlaşmanın imzalanması üzerine Türkiye Yunanistan ve İsrail ile AB’ye nota verdi. 

Euroasia Interconnector hattında yapım aşamasına gelinmesi ve AB’nin projeye finansal destek verdiğini duyurması Doğu Akdeniz’de yeni bir gerginliğe yol açabilir. Türkiye’nin İsrail ile normalleşme arayışında olduğu bir aşamada böyle bir kriz yaşanması süreci sekteye uğratabilir. AB, hattın Türkiye kıta sahanlığından geçişi için bir miktar geçiş ücreti ödemeyi kabul ederse büyük olasılıkla iktidar tümüyle ses çıkartmama yoluna gidecektir!

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi Kasım 2021 verileri, bireylerin ve hanelerin ağır bir borç batağına sürüklendiğini, bankalara olan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının 1 trilyon lirayı aştığını gösterdi. Kredi borcunu ödeyemeyenler arttı. Yükselen enflasyon, artan faizler ve gelirlerdeki azalmayla birlikte yasal takibe düşenlerdeki artış daha da hızlanacaktır!

AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde bireylerin ve hanelerin bankalara olan kredi ve kartı borçlarının toplamı yaklaşık 6 milyar TL idi. TBB’nin Kasım 2021 verileri; bireylerin kredi ve kredi kartı borçlarının 19 yılda 1695 kat artışla 1 trilyon 17 milyar liraya yükseldiğini, vatandaşların kredi borcu ve kredi kartlarıyla hayatını idame ettirebildiğini ortaya koydu. 84 milyonluk Türkiye vatandaşları trilyonluk borç yükü altında. Şirketlerin, kurumların, KOBİ’lerin borçları bu tutara dahil değil. Bireysel kredi ve kredi kartı borcu olan yurttaşların sayısı 34 milyon 806 bin kişi. TBB rakamlarıyla 1 trilyon 17 milyar liralık kredi ve kart borcunun dağılımına bakıldığında tutarın yüzde 65’i tek başına bireysel ihtiyaç kredisi ve kredi kartı borçlarından oluşuyor. Kalan yüzde 35’lik tutar konut ve taşıt kredisi borçlarına ait. Artan işsizlik ve yüksek enflasyon ve zamlarla gelirlerin erimesi sonrasında vatandaşlar büyük ölçüde borç ödeme kabiliyetlerini yitirdi. Kredi ve kart borçlarının geri ödenmesi yakın gelecekte olanaksız hale gelecek ve kitlesel yasal takiplerle karşı karşıya kalınacak. Borçların ödenmemesi durumunda kişilerin maaşlarına haciz konulması yaşamlarını sürdürme imkânlarını iyice zorlaştıracak. 18 yaş altı nüfusu düştüğümüz zaman, yaklaşık 35 milyon kişilik bireysel kredi ve kart borçluları neredeyse ülkede borcu olmayan aile ya da hanenin kalmadığını gösteriyor. Takibe dönüşüm oranları da milyonlarca kişinin yakında haciz ve icra dosyalarının katlanacağını gösteriyor. Borçların takibe dönüşüm hızındaki yükseliş eğilimi yakında bu ödenemeyen borçların sadece borçlu olanların değil, bankaların ve kamu yönetiminin de sorunu haline geleceğini işaret ediyor. 

Yasal takibe düşen, gelirini kaybeden milyonların tüketimden, kartla da olsa harcamadan çekilmesi, aşamalı şekilde piyasaları kilitlemeye başlayacaktır.

İktidarın yatırım, üretim, istihdam, ihracat üzerine kurguladığı Türkiye Ekonomik Modelinin ilk çöküş dalgalarından birisi, vatandaşların trilyonu aşan borç yükü altında olmasıyla işaretini veriyor. Kişi başına bireysel kredi riskinin 29 bin 237 TL’ye yükselmiş olması, bu vahim tablonun en somut göstergesidir!

Merkez Bankası’nın açıkladığı 2022 yılının ilk enflasyon raporu, yüklü tutarda para basılarak seçim ekonomisine geçileceğini işaret ediyor. MB Başkanı ihracat, yatırım, üretim, istihdam ayakları üzerine oturtulan Türkiye Ekonomi Modeli için kamu bankaları ve MB kaynaklarından finansman akışının başlatılacağını ilan ederken, özel bankaları MB’den yüzde 14 faizle aldıkları kaynakları kredi olarak kullandırmaları için örtülü şekilde tehdit etti!

Merkez Bankası’nın (MB) üçer aylık dönemlerde açıkladığı enflasyon raporlarının ilkinde seçim ekonomisine geçişin ve MB’nin para basmaya hız vererek piyasaları TL’ye ve krediye boğacağının sinyalleri verildi. Hazırlanan yeni para politikası çerçevesine göre, ekonomideki dolarizasyon etkisinin kırılması ve TL’nin öncelikli olması hedefleniyor. Bunun için de ‘Liralaşma Stratejisine’ geçiliyor. MB Başkanının açıklamalarından anlaşılan Hazine, Kur Korumalı Vadeli TL Mevduatı (KKM) hesaplarıyla getirilen kur farkı garantisi ve faiz garantisinden sonra altına ve enflasyona endeksli yeni finansal araçlar çıkartacak. Böylece KKM’den sonra Enflasyon Korumalı Mevduat (EKM) ya da tahvillerle, Altın Korumalı Mevduat (AKM) ya da tahvillerle borçlanma ve para toplama yoluna gidilecek. Enflasyondaki artışın ‘kur kaynaklı’ olduğunu vurgulayan MB Başkanı KKM ve diğer finansal araçlarla kurların düşürüleceğini ve enflasyonun düşüşe geçeceğini öne sürüyor. MB, enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı görevini tamamıyla terk etmiş. Önceliği kurları baskılama ve düşürme. Ardından da ihracatı, istihdamı, üretimi, yatırımı desteklemek üzere para basarak kaynak yaratma ve bu kaynağı kendisi ve kamu bankaları üzerinden piyasalara akıtarak parasal genişlemeye geçme. 

MB’nin yılın ilk enflasyon raporunda bu yılsonu için öngörülen artış aralığı yüzde 18,8-yüzde 27,8 olarak yer alırken gerçekleşmesi beklenen yılsonu enflasyonu ise yüzde 23,2 oranında. Bu oran yine MB Başkanının üç ay önce geçen yılın ekim ayında açıkladığı 2021’in son enflasyon raporunda 2022 sonu için hedeflenen yüzde 11,8’lik enflasyonun hemen hemen iki katı. Ayrıca yüzde 23,2’lik yılsonu hedefinin tutabilmesi için ocak ayında aylık yüzde 13,5 olarak açıklanan enflasyonun yılın kalan 11 ayında toplam yüzde 9,7 artması gerekiyor. Yani kalan 11 ayda aylık enflasyonun yüzde 1’in altında olması gerek.  

Bu basit hesapla bile MB’nin yılsonu enflasyon hesabının tutmayacağını, aşılacağını öngörmekteyim. Kaldı ki, 3 Şubat’ta açıklanacak rakamlarla muhtemelen yıllık enflasyon yüzde 50 sınırına dayanacak. Yılsonunda yüzde 23,2’lik hedefin tutması için kalan 11 ayda enflasyonun 27 puan dolayında düşürülmesi gerekecek.

MB Başkanının kendi bankası ve kamu bankaları üzerinden aktarılacak kaynakların kredi olarak dağıtılacağının açıklanması yanında özel bankalara da bu kampanyaya katılmaları yönünde örtülü ifadelerle tehditte bulunması dikkat çekici! MB Başkanı’nın şu ifadeleri bu tehdidin yakında devreye gireceğini gösteriyor. “Bankaların yüzde 30’larla kredi vermesine rıza göstermiyoruz. Sadece Merkez Bankasının sağladığı imkanlar bu işe yetmez. Bütün bankacılık sektörünün de bu işe girmesi ve enflasyonun dezenflasyon sürecine başlamasını satın alması lazım. Bankaların, maliyetleri düşürücü etkiyi yaratan Merkez Bankasının yanında durup, daha düşük oranlarda kredileri finanse etmeleri gerekiyor.” Bu ifadeler MB ve ekonomi yönetiminin yakında büyük ihtimalle BDDK’yı da devreye sokarak, özel bankaları MB’den yüzde 14 faizle aldıkları kaynakları düşük faizli kredi olarak kullandırmaya zorlayacaklarını akla getiriyor. 

Hatırlanacağı gibi BDDK, bankalar için Aktif Rasyosu kriteri getirerek kaynaklarını düşük faizli kredi olarak kullandırmaya zorlamış, bu kriteri yerine getiremeyen bankalara ağır para cezaları kesmişti. Şimdi benzer bir yöntemin yerli-yabancı özel bankalar için devreye sokularak, kredi bolluğu yaratılması, seçim ekonomisine geçişle kısa süreli ekonomik canlanma yaratılması, sanal büyümeye zemin hazırlanması yoluna gidileceğini öngörmekteyim.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2021 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye ‘yolsuz ülkeler’ arasında en diplerde yer alırken, 10 sıra birden aşağı düştü. Türkiye, dünyanın şiddet, yolsuzluk, darbelerle anılan ülkeleriyle aynı grupta yer alıyor!

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer alarak en dip noktaya geriledi. Türkiye, son 10 yıldaki yolsuzluk algısına bakıldığında 2012’den bu yana 42 sıra geriledi. Yolsuzluk algı endeksinde ülke puanları 0-100 arasında değerlendirilirken, 0 puan yolsuzluğun yoğun olduğu, 100 puan ise o ülkenin yolsuzluktan arındığını gösteriyor. 

Türkiye 2021 endeksinde bir önceki yıla kıyasla 2021’de 10 sıra birden düşüşle 96’ncı sırada yer alırken endeks puanı ise 38 oldu. Bir anlamda yolsuzlukla mücadele eden ya da yolsuzluklardan arınmış ülkelerin üçte biri düzeyinde bir puan. Türkiye ile aynı puana sahip diğer ülkeler Brezilya, Endonezya, Arjantin, Sırbistan ve Sahra-Altı Afrika ülkesi olan, krallıkla yönetilen Lesoto.

AK Parti iktidarında patlama yapan yolsuzluklar, kayıt dışı servetlere aflar, tüm siyasi-ekonomik gücün tek elde toplanmasıyla yolsuzlukların önünde hiçbir engelin kalmaması, yargının baskı altında olması ve denetim mekanizmalarının bertaraf edilmesiyle ülkemiz 42 sıra gerilerken 11 puan yitirdi. Türkiye’nin puanı ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlıkların yoğun olduğu, darbelerin yaşandığı, demokrasiden uzak birçok ülkenin gerisinde kalırken önceki yıl aynı puanı paylaştığı ülkelerin de altına düştü. Böylece sıralamada 2020’de Türkiye ile aynı konumdaki ülkelerden Burkina Faso, Türkiye’nin 17 basamak üzerine çıktı. Türkiye ile Doğu Timor arasında 14, Hindistan ile 11, Fas ile 9 basamak fark oluştu. Yolsuzluk Algı Endeksi aynı zamanda yolsuzluk, demokrasi ve insan hakları arasındaki bağlantıyı da esas alıyor. Endeksin ilk üç sırasında aynı puanla yer alan Yeni Zelanda, Finlandiya ve Danimarka, küresel demokrasi endeksinde, insani gelişmişlik endeksinde, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı endeksinde, yaşam memnuniyeti ve özgürlük endeksinde de ilk sıraları paylaşan ülkeler.

“Yolsuzluktan arınmış bir topluma giden tek sürdürülebilir yolun, insanların özgürce konuşabilmelerini ve iktidara hesap sorabilmelerini sağlamaktır.” diyen Uluslararası Şeffaflık Örgütü Başkanı Delia Ferreira Rubio, demokrasi, özgürlükler ve yargı bağımsızlığı ile temel insan haklarının, yolsuzlukla mücadeledeki öneminin somutlaştığına dikkat çekiyor. Bu tespit ve ifadeler Türkiye’nin sıralamada neden bir yılda 10, 10 yılda 42 sıra birden dibe indiğinin en açık ve net tarifi değil mi?

ABD Merkez Bankası (FED), Para Politikası Kurulu toplantısında, politika faizini yüzde 0-0,25 aralığında sabit tutma ve Mart’tan itibaren faiz artışlarına başlama kararı aldı. FED Başkanı, enflasyonla mücadele ve işsizlik artışına karşı parasal sıkılaştırma ve bilanço düzeltme adımlarının aşamalı şekilde atılacağını kaydetti. Küresel piyasalarda doların yükselişe geçiş sürecinin bir ay sonra başlayacağı netleşti!

FED’in mart ayında faiz artışı sinyalini netleştirmesinin ardından ABD doları yukarı doğru hareketlenirken, küresel borsalarda sert düşüşler yaşandı. FED karar metninde ekonomik görünüme ilişkin olarak yeni virüs varyantları dolayısıyla risklerin devam ettiği vurgulanırken ekonomi ve istihdamın güçlü olduğu, istihdam kazanımlarının da sağlam nitelikte bulunduğu, arz ve talep arasındaki dengesizliğin enflasyona katkı sunduğu vurgulandı. Bu açıklamalar özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan kırılgan ekonomileri derinden etkileme potansiyeli olan bir gelişme. MB ve iktidar KKM hesapları ile kurları kontrol etme yöntemleri geliştirirken, FED’in faiz artışı sonrasında kanımca kurları tutmak oldukça zorlaşacak ve kur artışları hızlanacak.

ABD faizlerinin yükselmesi, beraberinde dış borçlanmada kaynak bulma sıkıntısına yol açabilir. Küresel piyasalardaki kaynakların FED’in faiz artışıyla birlikte ABD’ye ve diğer gelişmiş piyasalara akışı hızlanacaktır. Bu da şu anda bile dış kaynak sıkıntısı çeken güçlükle birkaç ülkeyle swap anlaşması imzalayabilen Türkiye açısından dış kaynak girişlerini tamamıyla kurutabilir. 

Ayrıca doların değerlenmesi küresel enerji fiyatlarını, petrol ve doğalgaz fiyatlarını da yukarı çekecek. Böyle bir sürecin beraberinde Türkiye’nin enerji ithalatı maliyetleri daha da yükselecek; akaryakıt, doğalgaz ve elektriğe yeni zamlar kaçınılmaz olacaktır!

Hazine ve Maliye Bakanının FED kararıyla, faiz artışıyla işlerinin olmadığını söylemesi, politika faizini devre dışı bıraktıklarını ifade etmesi ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığının söz konusu olamayacağını, sorumluluğun siyasilerde olduğunu dile getirmesi yaklaşan risklerden ve ekonomide yaşanabilecek sarsıntı ihtimallerinden bihaber olduklarını gösteriyor!

Sanayide kapasite kullanım oranı (KKO) ocak ayında 1,1 puan düşüşle yüzde 77,6’ya geriledi. BOTAŞ’ın uygulamaya koyduğu doğalgaz ve elektrik kesintileri öncesinde gerçekleştirilen KKO anket sonuçları da düşüşü işaret ediyor. Büyük ihtimalle ocak ayının son haftasında yaşanan kesintiler, ülke genelinde üretimin durdurulması ve fabrikaların paydos etmesiyle şubat ayında çok daha sert bir kapasite düşüşü ve üretim kaybıyla karşılaşacağız!

Merkez Bankası’nın sanayi kesiminde imalat sanayicileriyle aylık olarak gerçekleştirdiği kapasite kullanımı anketi ocak ayı sonuçları Kapasite Kullanım Oranının (KKO) ocak ayında aralık ayına kıyasla 1,1 puan gerilediğini ve KKO’nun yüzde 77,6’ya indiğini gösterdi 

Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamaya göre, imalat sanayiinde faaliyet gösteren 1736 iş yeri ile yapılan ocak ayı İktisadi Yönelim Anketi'nin sonuçları üretim düşüşü ve KKO’da gerileme yaşandığını ortaya koyarken, mevsim etkilerinden arındırılmış KKO da ocak ayında yine 0,4 puan düşüşle yüzde 78 düzeyine indi.

MB’nin ve TÜİK’in aylık olarak yaptığı güven endeksi, KKO, üretim endeksi vb. anketler ve yönelim araştırmaları her ayın ilk yarısında gerçekleştiriliyor ve sonuçlar aynı ay içinde açıklanıyor. 

Ocak ayı KKO sonuçları, BOTAŞ tarafından geçen hafta 24 Ocak itibarıyla uygulamaya konulan sanayiye ve santrallara doğalgaz kesintisini ve sanayi işletmeleriyle, Organize Sanayi Bölgeleri’nde (OSB) elektrik kesintisini içermiyor. 

BOTAŞ 29 Ocak gece yarısından itibaren sanayi kuruluşlarıyla, doğalgaza dayalı elektrik üreten çevrim santrallarına doğalgaz akışını yeniden başlattı. Gaz ve elektrik kesintisiyle, kısıtlamaların uygulandığı 5 gün boyunca ülke genelinde tüm sanayi kuruluşları üretimlerini durdurdu. Çalışanlarını izne gönderdi. Bu durum ocak ayı KKO sonuçlarına yansımadı. 

Bu süreçte yaşananların üretim ve kapasite-istihdam kayıplarının gerçek yansımalarını şubat ayı güven endeksleri ve KKO anket sonuçları açıklandığında göreceğiz. 

Kanımca çok sert düşüşler ve güven kaybı puanlarıyla karşılaşacağız! 

Özellikle sanayide üretime ara verilmesi aynı zamanda beş günlük kesinti-kısıntı süresince KKO’nun sıfırlanması anlamına geliyor. İmalat sanayiinin yeniden eski kapasitesine ulaşmasının en az bir hafta 10 gün alacağı göz önünde tutulduğunda şubat ayı ekonomik göstergeleri her alanda dip noktaları görmüş olacak.

Benzer durumların kış boyunca yeniden yaşanabileceği endişesi sanayiciler tarafından gündemde tutuluyor. Jeneratör satışları ve kiralamalarının son bir haftada yüzde 50’nin üzerinde arttığı kaydediliyor. Jeneratör kullanımının aynı zamanda tonlarca mazot, fuel oil veya benzin tüketimini gerektirdiği anımsandığında bu sanayiciler açısından ek bir külfet ve çok daha ağır bir ilave enerji maliyeti demek. 

Ayrıca hava kirliliği, gürültü kirliliği de diğer olumsuzluklar. Kaldı ki binlerce işçinin çalıştığı, demir-çelik, cam sanayii, otomotiv sanayii ve yan sanayilerin enerji ihtiyacının jeneratörlerle karşılanması olanaksız. Jeneratör küçük ve kısmen bazı orta boy sanayiler için çözüm olabilir. 

Bu tablonun sorumlusu sanayici değil bizzat iktidarın kendisidir ve üretime ara verilen beş günlük kesinti süresinde ortaya çıkan kayıpların telafisi yönünde sanayiciye, işletmelere bazı destekler, borç-kredi-fatura ertelemeleriyle katkı sağlanmalıdır.   

Benzer bir durumun yinelenmesi kaygısının iktidar tarafından ortadan kaldırılması, elektrikte ve doğalgazda kesintisiz arz güvenliğinin her koşulda haneler, sanayiciler ve işletmeler için güvence altına alınması kaçınılmazdır. Ülke ekonomisinin içinde bulunduğu ağır kriz koşullarında bir kez daha topyekûn kapanma ve üretime ara verilmesini sanayicimiz, imalatçımız, ihracatçımız kaldıramaz!