CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 29 Ocak 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

29 Ocak 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

SICAK GÜNDEM

İktidarın ülkeyi sürüklediği koşullar yüzünden 2022 yılsonu itibarıyla 24 bin 362 Türk vatandaşı, Meksika üzerinden kaçak girişle ABD’ye sığınma başvurusunda bulundu. 2020’den bu yana ABD’den sığınma talep edenler 31 bin 485 kişiye ulaştı!   

24 Ocak’ta boşalan beş üyelik için Danıştay ve Yargıtay’da yapılan seçimlerde yürütülen siyasi pazarlıklar, ülkemiz ve demokrasimiz adına ve yüksek yargının getirildiği yer açısından kaygı vericidir!

İÇ POLİTİKA

İktidarın başörtüsüne anayasal güvence teklifi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez adaylık tartışmaları, defalarca anayasayı çiğnemekte sakınca görmediğini sergileyen iktidar ittifakının ‘siyasi istismar ve mağduriyet devşirme’ planıdır.

2023 için yüzde 122,93 olarak yürürlüğe konulan Yeniden Değerleme Oranıyla (YDO) yargı harçlarında fahiş artışlar yapılması, adalete erişim ve hak aramayı geniş kesimler için olanaksıza dönüştürmek ve ‘paran yoksa adalet yok’ demektir!

EKONOMİ

2002’de 258 milyar TL toplam borç stoku devralan iktidar, 20 yılda ülkeyi tüm hükümetler döneminin 15 katı borca batırdı. 2022 sonunda iç ve dış toplam kamu borç stoku 4 trilyon 33 milyar TL’ye yükseldi.

TBMM’den geçen ‘Orta Gelirlilere Konut Finansmanı’ yasasıyla hazineye 442 milyar TL ek borç yükü binecek!

Sanayi üretimi düşüşe geçti, imalat sanayii kapasite kullanım oranı geriledi. Üretim düşüşü ve kapasite azalması bir sonraki aşamada istihdam daralmasına ve işsizlik artışının hızlanmasına neden olacaktır!

TARIM

İktidarın inşaat ve rant hırsıyla Türkiye’nin en büyük entegre kalkınma projesi Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamındaki Harran Ovası, betonlaştı. Harran Ovası’nın betona boğulması ülkenin gıda güvenliğinin ve üretiminin yok edilmesidir!

DIŞ POLİTİKA

Türkiye-Suriye Dışişleri Bakanları toplantısı şubat ayında Moskova’da yapılacak. Esad’ın Erdoğan ile bir araya gelmek için öne sürdüğü TSK’nın Suriye topraklarından çekilmesi ve operasyonların durması koşulları, liderler zirvesinin zor ve belirsiz olduğunu gösteriyor!

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Türkiye ile kurulan üçlü mutabakat müzakere süreci, ‘süresiz’ olarak kesildi.

AB üyesi ülkelere ilticada üçüncülüğe yükselen Türk vatandaşları, Meksika üzerinden ABD’ye kaçak girişlerde de rekora gidiyor. ABD Sınır Koruma Dairesi, 2022 yılında aralarında doktor, mühendis, akademisyen, yazılımcıların olduğu yaklaşık 25 bin T.C. yurttaşının sığınmacı olarak geldiğini açıkladı. 2020’den bu yana ABD’den sığınma talep edenler 31 bin 485 kişiye ulaştı!   

AB komisyonu, Türkiye’den yasal ve kaçak yollarla sığınmacı girişlerinde patlama yaşandığını, 2022 yılında üye ülkelere yapılan sığınma ve iltica başvurularının 1 milyon kişiye yaklaştığını, açıkladı. ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi, Türkiye’den kaçak sığınmacı girişlerinin olağanüstü boyutta arttığını duyurdu. 2022 yılsonu itibarıyla 24 bin 362 Türk vatandaşının Meksika üzerinden kaçak giriş yaparak sığınma başvurusunda bulunduğunu açıkladı. Bu sayı

2020’de 1944, 2021’de 4989 iken, 2022’de bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 500 arttığı, Türkiye’den sığınma başvurularının patlama yaptığı görülüyor. Son üç yılda Meksika üzerinden kaçak giriş yaparak ABD’den sığınma talep eden Türk vatandaşlarının sayısı 31 bin 485’e ulaştı. ABD Sınır Koruma Dairesi’nin açıkladığı resmi rakamlarda 253 çocuğun ailesiyle, 23 çocuğun da yalnız başına Meksika sınırından kaçak giriş yaparken yakalandığı belirtiliyor.   

Meksika ve diğer güney Amerika ülkelerinden ABD’ye göç ve sığınmacılar sorunu yıllardır gündemde. Ancak ilk kez neredeyse dünyanın bir ucundan okyanusları aşarak önce Meksika’ya ve oradan da Meksikalı insan tüccarları ve kaçakçılar tarafından kaçak şekilde ABD’ye geçirilen T.C. vatandaşlarının son yıllarda katlanarak artması ABD’de de şaşkınlıkla karşılanıyor. Yakalanan, sığınma başvurucuları arasında hukukçu, mühendis, yazılımcı, doktor, akademisyen vb. eğitimli, meslek sahibi çok sayıda kişi yer alıyor. ABD yasaları uyarınca Arizona ve Teksas’taki cezaevlerine, yabancı kamplarına yerleştirilen binlerce Türk’ün çıkarıldıkları mahkemelerde ağırlıkla siyasi olmak üzere, dini ve cinsel yönelimleri nedeniyle yaşamlarının tehlikede olduğunu belirterek iltica talep ettikleri resmi verilere yansıyor. 

✓ Bu kişilerin serbest kalabilmesi, cezaevinden çıkabilmesi için bir ABD vatandaşının sponsor olması, mahkemeye güvence vermesi gerekiyor.

ABD medyasına yansıyan haberlere göre Türkiye’den Meksika’ya giden ve buradan da ABD’ye geçerek sığınma-iltica başvurusunda bulunanlar, bunun için Meksika mafyasına, insan ticareti yapan yasa dışı organizasyonlara kişi başına en az 10 bin dolar ödüyor. Bu kişilere şayet ABD’de sponsor olabilecek tanıdıkları, yakınları yoksa, cezaevinden çıkmaları, ABD’de serbestçe kalabilmeleri için bu kez Türk çeteleri devreye giriyor. Bunlar kurdukları paralı sponsor sistemiyle, sığınma-iltica başvurusunda bulunanlara 5 bin dolara varan ödeme karşılığında, ‘ABD vatandaşı sponsor’ ayarlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘İngiltere, Fransa, Almanya zorda Türkiye Elhamdülillah iyi durumda’ derken, dünyanın gözü önünde on binlerce yurttaşın yaşadığı insanlık dramını örtüyor. Onları özgür, güvenli, refah içinde ve insanca yaşama olanağından yoksun bırakarak, gerçek dramı görmezden geliyor! İnsanımıza ülkesinde özgür ve insanca yaşamayı çok gören iktidar, vatandaşlarımızı insan kaçakçılarının eline MAHKUM EDİYOR!

Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) 24 Ocak’ta boşalan beş üyelik için Danıştay ve Yargıtay’da yapılan seçimlerde, Türkiye’nin en yüksek iki yargı kurumunda YSK üyeliği seçiminde yürütülen siyasi pazarlıklar, iktidar ittifakının kendi içinde yüksek yargıçların partisel yakınlıkları, tarikat-cemaatlerin güç mücadelesi çerçevesinde yaşananlar, ülkemiz ve demokrasimiz adına ve yüksek yargının getirildiği yer açısından kaygı verici!

YSK’da (Yüksek Seçim Kurulu) mevcut başkan da dahil olmak üzere Danıştay kontenjanından gelen iki ve Yargıtay kontenjanından gelen üç üyenin görev süreleri 24 Ocak itibarıyla doldu. Boşalacak bu üyelikler için ocak ayı başından bu yana her iki yüksek yargı kurumunda, yüksek yargıçlar arasından seçim yapılıyor.

Yönetimin idari karar ve eylemleriyle ilgili nihai temyiz ve karar organı olan Danıştay ile adli yargının temyiz nihai karar kurumu olan Yargıtay’daki YSK üyeliği seçimlerinde ortaya çıkan tablo ülkemiz ve demokrasimiz adına, bağımsız-tarafsız olması gereken yargı kurumlarından yansıyanlar açısından kaygı verici, üzücü ve düşündürücü.

Haftalardır seçimlere yönelik olarak gerek iktidar medyasında gerekse diğer medya organlarında yazılanlar, yer alan haberler, adayların ve seçimlerde yürütülen mücadelelerin, pazarlıkların dile getirildiği vahim süreçlerin sessizlikle karşılanması, Yargıtay ve Danıştay başkanları ile bu kurumların üyesi YSK üyeliğine aday olan yüksek yargıçlar tarafından yalanlanmaması çok dikkat çekici!

İktidar ittifakını oluşturan AKP ve MHP arasında kendi partilerine yakın yüksek yargıçların YSK üyeliğine seçilmesi mücadelesi yanında daha vahim ve ürkütücü olan tarikat ve cemaatlerin yüksek yargıda ve YSK üye seçimlerinde güç ve paylaşım pazarlıkları yürütmesi.

Danıştay iktidarın, bürokrasinin karar ve uygulamalarının yargısal denetimini yapan, idare mahkemelerine içtihat üreten en yüksek idari yargı organı. Yargıtay ise adliyelerdeki yargılamaların, haksızlık ve mağduriyetlerin nihai karara bağlandığı en yüksek yargı kurumu. Buralarda görev yapan yüksek yargıçlar aldıkları kararlarla, alt derece mahkemelerinin kararlarını bozarak veya onaylayarak son sözü söyleme konumundalar. 

YSK üye seçimlerinde adayların İskenderpaşa Cemaati, İsmailağa Cemaati, Hak Yolcular vb. cemaat mensubiyetlerine, AKP-MHP yakınlığı ve siyasi çizgisine göre parti desteklenmesi ve bunların apaçık yazılıp çizilmesi, kimsenin bundan rahatsızlık duymayıp sessizlikle geçiştirilmesi ne adalet ne vicdani olarak kabul edilemez. 

Mesleki deneyim, kıdem ve hukuki bilgelikleriyle yüksek yargıçlık görevine gelmeleri gerekenlerin, parti tercihi, cemaat-tarikat bağlantılarıyla öne çıkarak atamalarda tercih edilmesi, iktidarın ‘Aldatıldık Rabbim affetsin’ çizgisinden ders almadığını, aynı anlayışı sürdürdüğünü gösteriyor. 

Böyle seçilmiş bir YSK’dan, dürüst, adil, tarafsız ve eşit bir seçim yöneteceğine inanmamız isteniyor. İnanmıyoruz! Seçim ve sandık güvenliğini kendi gücümüzle sağlayacağız! Sandıkları ve oyları patlatarak tüm hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, planları ve oyunları bozacağız!

Başörtüsüne anayasal güvence için anayasa değişikliği teklifini TBMM gündemine getiren iktidar, anayasanın açık ve somut hükmüne rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez adaylık tartışmalarıyla gerçekte ‘anayasayı çiğnemekte sakınca görmediğini ve siyasi samimiyetsizliğini’ sergiliyor. Her iki konu da iktidar ittifakının ‘siyasi istismar ve mağduriyet’ planının parçalarıdır!

Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan ve ittifak ortağı bir yılı aşkın süreden bu yana erken seçim çağrısı yapan muhalefet partilerine ısrarla ‘seçimlerin zamanında yapılacağı, erken seçimin gündemlerinde olmadığı’ karşılığını verirken şimdi siyasi literatüre ‘seçimin güncellenmesi’ diye anlamsız bir kavram ilave ederek cumhurbaşkanı ve milletvekili seçiminin 14 Mayıs’ta yapılmasını savunuyor. CB Erdoğan bununla ilgili kararı 10 Mart’ta alacağını ve 60 günlük seçim takviminin başlayacağını söylüyor.

✓ Öncelikle olağan gününden önce yapılan her seçim, erken seçimdir. 

Seçimin güncellenmesi diye bir kavram olmadığı gibi, CB Erdoğan’ın ‘mevsimsel nedenlerle’ seçimin haziran ayından mayısa çekilmesini gündeme getirmesi de çaresizliğin ve kamuoyunu aldatma çabasının ifadesidir. CB Erdoğan’ın ilk kez Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 seçimi ağustos ayında, ikinci kez seçildiği 2018 seçimi 24 Haziran’da yapıldı. Üstelik normal zamanında olsaydı 3 Kasım 2019’da yapılacak cumhurbaşkanı seçimini 24 Haziran 2018’e erkene alan da mevcut ittifak ortakları idi.

TBMM’nin erken seçim kararı alması dışında üçüncü kez aday olamayacağı anayasada apaçık yazıldığı halde, 2017’deki anayasa değişikliği referandumunda söz konusu maddenin bir kelimesini bile değiştirmeyen ve şimdi hukuksuz şekilde, anayasayı çiğneyerek yeniden aday olmaya çabalayan AKP Genel Başkanı ve CB Erdoğan’ın bu ısrarının ardındaki gerçek niyeti, buradan bir siyasi mağduriyet devşirmektir. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üçüncü kez adaylığını onaylayacağından böylesine emin olmasının ardında da YSK’da boşalan üyelikler için yapılan seçimlerde göreve gelen yeni üyeler ve bunlar arasından başkanlığa seçilen yeni başkanın iktidarla yakın olması yatmaktadır. 

Anayasaya aykırı ve anayasayı çiğneme pahasına adaylık tartışmalarından siyasi mağduriyet beklentisini ötesinde buna paralel olarak siyasi istismar ve mağduriyet planıyla öne sürülen bir başka adım başörtüsüne ve aile kurumuna anayasal güvence teklifidir. CB Erdoğan bir yandan sürekli ve ısrarlı şekilde bu konuyu kendilerinin çözdüğünü, iktidarlarında başörtüsü mağduriyetine son verdiklerini söylerken diğer yandan bu anayasa teklifiyle, başörtüsü mağduriyetine son vereceklerini öne sürmektedir. Hangisi yalan hangisi gerçek? 

Gerçek olan, tıpkı üçüncü kez adaylık tartışmalarıyla yaratılmak istenen siyasi mağduriyet senaryosu gibi, anayasayı değiştirmek için sayısal yeterlilikleri olmadığı halde başörtüsüne anayasa düzenlemesini meclise getirmeleri de aynı şekilde ‘başörtüsü istismarıyla mağduriyet’ amacına yöneliktir.  

Artık seçimi kaybetme paniğiyle her türlü algı senaryosuna saldıran Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarın istismar ve mağduriyet planları, amaçları, kamuoyunda ve seçmen nezdinde inandırıcı olmadığı gibi oy karşılığı da yoktur.    

2023 yılı için yüzde 122,93 olarak yürürlüğe konulan Yeniden Değerleme Oranı (YDO) çerçevesinde, yargı harçlarında fahiş artışlar yapılması, adalete erişim ve hak aramayı geniş kesimler için olanaksıza dönüştürecektir. İktidar, bu yargı harcı zamlarıyla mazlum ve mağdurlara adeta ‘paran yoksa adalette yok’ demektedir!

Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, Yeniden Değerleme oranındaki (YDO) yüzde 50 indirim veya sıfırlama yetkisini kullanmadı ve adalet arayışı fahiş ölçüde zamlandı. Yargı harcı zamlarıyla zaten tartışılan adalet, neredeyse sadece parası olanların kullanabileceği bir imtiyaza dönüştü, ayrıcalık haline geldi.

Memurlara, emeklilere yüzde 30 zammı ‘müjde’ diye sunan iktidar, 2023 yılı için yüzde 122,93 olarak belirlenen YDO’yu yargı ve adliye harçlarına da uyguladı. İstinaf, temyiz, kira, alacak, çalışma hayatı, iş, ticaret hayatı vb. tüm davalar için yatırılması zorunlu harçlarda yüzde 123’e varan artışlar, haksızlığa uğrayan, adalet arayanların önünde en önemli maddi engel haline geldi. Yürürlüğe konulan ‘Harçlar Kanunu Genel Tebliği’ ile pek çok kamu hizmetinin bedeli olağanüstü düzeyde artırılırken, ülkemizde zaten bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorgulanan yargı hizmetleri ise geniş kesimler için neredeyse olanaksız ve erişilemez bir noktaya ilerledi. Fahiş zamlı yeni harçlara göre,  

İlk derece mahkemesine sadece dilekçe verme harcı 180 TL’ye, 

İtiraz için istinafa başvuru harcı ve idari kararlara karşı bölge idare mahkemesine başvuru harcı 492 TL’ye, 

Danıştay ve Yargıtay’a temyiz başvurusu harcı 886,80 TL’ye, 

Ticari davalarda, başvuru ve tescil harç tutarı yüzde 123 zamla 8.688 TL’ye yükseldi. 

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanının başvuru sayısının 450 bini aşmasından yakındığı, hak ihlali, adil yargılanmanın ihlali kapsamındaki AYM’ye bireysel başvuru davalarının yargı harcı ise 664 TL’den 1.480 TL'ye yükseldi. 

İnsanların adil, hukuka uygun şekilde yargılanmadıkları, haklarının ihlal edildiği düşüncesiyle hak arayabilecekleri son adalet kapısı olan AYM’ye başvuru için 1500 TL yatırmak zorunda bırakılmaları hak ve adalet tecellisinin ticarileşmesinin ötesinde, mağdurlara ‘Paran yoksa adalet yok!’ demektir! Adil yargılanmanın temel unsurlarından birisi olan savunma hakkı ve bu hakkı sağlayacak avukat tutma konusunda da yeni zamlı harçlar bu hakkın kullanımını zorlaştıracak düzeye yükseldi. Nitekim İstanbul Barosu, gerek yargı harçlarına yapılan fahiş zam ve artışlar gerekse aynı listede 3.855,30 TL’ye yükseltilen Avukatlık ruhsat harcının iptali ve yürütmenin durdurulması için Danıştay’a dava açtı.  Baronun iptal davası başvurusunda ‘yargı harçlarında yapılan fahiş artışlarla, hak arama ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği’ belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yeniden Değerleme Oranı kapsamındaki vergi, harç ve cezalarda dilediği takdirde bazı kalemlerde yüzde 50 indirim veya sıfırlama yetkisi olmasına rağmen, hiç değilse yargı harçları için bu yetkisini kullanmaması, mevcut ekonomik koşullarda adalet arayışının yüksek maliyetli hale gelmesine izin vermesi iktidarın hak, hukuk, adalete bakışının ve zihniyetinin göstergesidir.

İç ve dış toplam kamu borç stoku 2022 sonunda 4 trilyon 33 milyar TL’ye yükseldi.

2002’de 258 milyar TL toplam borç stoku devralan iktidar, 20 yılda ülkeyi 79 yıldaki (19232002) tüm hükümetler döneminin 15 katı borca batırdı. Toplam borç stokunun 4’te 3’ü, 2018-2022 arası ‘Tek adam’ yönetimine geçişle gerçekleşti!

Hazinenin 2022 sonu iç-dış ve toplam borç stoku rakamları, bu iktidarın ülkenin ve milletin geleceğini bir avuç alacaklı bankere ipotek ettiğini, iktidara geldiğinde devraldığı toplam borç stokunu 20 yılda 15’e katladığını gösterdi. 

1923’ten 2002’ye kadar 79 yıldaki tüm hükümetler döneminde 258 milyar 931 milyon TL olan iç ve dış toplam kamu borç stoku, 

2022 sonunda 20 yılda 3 trilyon 774 milyar TL artarak 4 trilyon 33 milyar 241 milyon TL’ye ulaştı.

2017 sonunda 876 milyar 494 milyon TL olan toplam iç-dış borç stoku, patlamanın 2018’de ‘tek adam’ yönetimine geçiş sonrası patlama yaptı. 2018 sonunda 1 trilyon 67 milyara yükselen toplam kamu borç stoku, 2019’da 1 trilyon 329 milyara, 2020’de 1 trilyon 812 milyara, 2021’de 2 trilyon 747 milyara ve 2022 sonunda 4 trilyon 33 milyar liraya çıkmış! Diğer deyişle 20 yılda 4 trilyonu aşan borç stokunun 3 trilyon 257 milyar lirası, toplam iç ve dış borcun 4’te 3’ü yeni hükümet sistemine geçildikten sonra, 4 yılda tek adam yönetiminde yapılmış!  2017’den sonra dövizle ya da dövize endeksli borçlanma hızlanırken 2022 sonu itibarıyla toplam borç stokundaki dövizli ve dövize endeksli borçların payı yüzde 65’e, dış borç stokunun milli gelire oranı (Dış borç/GSYH) yüzde 52,6’ya ulaştı. 

2002’de 131 milyar dolar olan dış borç stoku 2022 sonunda 442 milyar dolara yükselirken kamunun dış borç stoku yüzde 269 artışla 173 milyar dolara, özel sektörün borç stoku ise yüzde 522 artışla 237 milyar dolara ulaştı. Merkez Bankası ve finansal kuruluşlarla birlikte dış borç toplamı 443 milyar dolara çıktı. 

2022 sonunda toplam borç stokunda 1,9 trilyon TL’ye ulaşan iç borçların 513 milyar liralık kısmı, yaklaşık yüzde 30’u döviz endeksli iç borç. 2017 sonunda iç borçlar içinde dövize endeksli olanların tutarı ‘sıfır’ iken 2018-2022 döneminde içeride dövize ve TÜFE’ye endeksli iç borçlanmaya hız verilerek adeta ülke hazinesi borca batırılmış. Ekonomide dolarizasyonu pekiştiren, dövize endeksli iç borçlanma ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile hem hazine borçlarını hem tasarrufları dövize endeksleyerek ülkeyi ve ekonomiyi kur arttıkça artan bir borç açmazına sürükleyen iktidarın kendisi. 

✓ Faiz artmasa bile iç borç stokundaki payı yüzde 30’a yaklaşan dövize endeksli iç borçların TL karşılıkları durduğu yerde yükselecek.

İktidar; faizi, kurları, enflasyonu hedef gösterip mücadele söylemlerini ortaya atarken, bu söylemlerin tam aksine dövize ve enflasyona endeksli borçlanma ipine sarılıyor! Bankalara baskı ve tehditle hazine kağıdı satarak borçları döndürüyor. 79 yıldaki borç stokunu tek başına 20 yılda 15’e katlayarak Osmanlı’nın son döneminde Galata Bankerlerine teslim olması gibi, tek adam iktidarını, siyasi ikbalini sürdürebilmek için ülkenin bağımsızlığını ve milletin geleceğini bir avuç alacaklı bankere ipotek ediyor!

TBMM’den geçen ‘Orta Gelirlilere Konut Finansmanı’ yasasıyla hazineye 442 milyar TL ek borç yükü binecek. Böyle tutarsız ve kuralsız bir yasa görülmedi! Anayasanın eşitlik ve sosyal devlet ilkesine aykırı bu yasayla müteahhitlerin satamadığı ve inşaatı yarım kalmış 100 bin konutu satın alacakların finansmanını, 85 milyon ödeyecek!

Orta gelirlileri düşük faizle ev sahibi yapma vaadinin finansman yükü teklifle hazineye yıkılıyor. Yeni Konut Finansmanı Yasasıyla Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’a hazineyi 442 milyar TL borçlandırma yetkisi veriliyor. Ayrıca kredilerin vadesini, taksitlerini, faizini, kredi alacak kişilerin gelir düzeyini belirleme, gerektiğinde ‘il bazında farklılaştırma’ yetkisi de CB Erdoğan’da! Cumhurbaşkanı 81 ilde farklı kredi, faiz, vade, taksit tutarı belirleyebilecek! Böyle bir yasa, böylesine geniş yetkiler bugüne kadar görülmedi! 

CB Erdoğan tüm işini bir yana bıraksa bile bu kadar ayrıntının altından kalkamaz. İllerden gelecek farklı kredi, vade, taksit, faiz talepleri seçim malzemesi olarak mı kullanılacak?   

Yasaya göre, konut sahipliğinin artırılması ve müteahhitlerin konut arzının geliştirilmesi amacıyla, Cumhurbaşkanının belirleyeceği bir kamu bankası aracılığıyla ilgili bankalara, müteahhitlere ve konut alıcılarına nakit kaynak aktarılacak. Kullanılacak konut kredilerinde ilk 3 yıl gelirlerinin belirli bir düzeyinde taksit ödemelerini yapabilmeleri için ‘ileride geri ödeme’ şartıyla ‘sıfır’ ev alacaklara Hazine katkısı sağlanacak.

Hazinenin sağlayacağı katkı tutarı bütçe kanununun 1’inci maddesindeki başlangıç ödeneğinin yüzde 5’ini geçmeyecek. CB Erdoğan bu tutarı bir kat artırmaya yetkili olacak. 2023 bütçesi başlangıç ödenekleri toplamı 4 trilyon 423 milyar TL, yüzde 5’i 221 milyar, Cumhurbaşkanı bir kat artırma yetkisini kullanırsa 442 milyar TL. Hazine iktidarın konut kampanyasına destek için CB Erdoğan’ın tek başına alacağı kararla 442 milyar TL borçlanacak! 

Oysa Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi yasası uyarınca 2023 bütçe yasasında hazinenin bu yılki borçlanma limiti bütçe gelirleri (3,8 trilyon TL) ve bütçe ödenekleri (4,4 trilyon TL) arasındaki fark, yani öngörülen bütçe açığı kadar. Bu da 659,6 milyar TL! 

Yasada konut finansmanı için yapılacak 442 milyar TL’ye kadar ilave borçlanmanın ‘Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi’ yasasıyla ‘ilişkilendirilmeyeceği’ belirtilerek, Kamu Borç Yönetimi yasası deliniyor ve hazineye ek yük bindiriliyor.

İster orta gelirliyi konut sahibi yapmak ister amacı ne olursa olsun, bu düzenleme anayasamızın tüm vatandaşların eşitliği ve sosyal devlet ilkesine, bütçe yasasına, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Yasasına aykırıdır! 

Toplumun geniş kesimlerinin sırtından ve onları mağdur ederek, 100 bin kişiye ve bir avuç müteahhide eşitsiz şekilde ayrıcalık sağlamak için kamu kaynaklarını kullanmak hukuksuzluktur! Bir avuç kişiye katkı için 85 milyonun vergileriyle finanse ettiği hazineyi yaklaşık yarım trilyon borçlandırmak ve bedelini diğer vatandaşlara ödetmek haksız ve hukuksuz olduğu kadar vicdani ve ahlaki olarak da kabul edilemez!