CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 22 Ocak 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

22 Ocak 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

22 OCAK 2023

SICAK GÜNDEM

İktidarın yeni seçim ve algı oyunu: ‘Elektrik faturanız yaptığımız zamlardan değil, elektrik şirketlerinin kasten faturaları şişirmesinden kabardı!’

İktidarın Avrupa’daki yurt dışı seçmenlere yönelik daha önceki yasa-kural tanımaz uygulamaları, bu ülkelerde yeni yasalar çıkarılmasına ve seçimden 3 ay önce kampanyaların yasaklanmasına yol açtı!

İÇ POLİTİKA

20 yıldır kamu bankalarının kasasını asli görev ve amaçları dışında boşaltıp kredi dağıtan iktidarın, ‘Yeni Evim’ kampanyasında da sadece kamu bankalarının görevlendirilmesi, haksız-adaletsiz ve seçime endeksli bir siyasi istismardır!

İktidar seçim mühendisliği planlarının bir aşamasını da Yüksek Seçim Kurulu üyelik seçimleri üzerinden yürütüyor. Siyasi pazarlıklar ve üyeliklerin iktidar ittifakı içindeki paylaşımı YSK’yı yaralıyor!

EKONOMİ

Aralık’ta kapanan şirketler yüzde 177,3 artarken, yabancı ortaklı kurulan şirket sayısındaki artış yüzde 50’ye yaklaştı. Rus ve İran ortaklı şirketler başı çekiyor. Yasa dışı suç geliri aklamasında yeni kurulan yabancı ortaklı şirketlerin yakın takibi gerekiyor!

Küresel konut fiyatları artış endeksinde Türkiye yüzde 189 artışla dünya birincisi. İktidarın ‘müjde’ diyerek açıkladığı konut kampanyaları, yüzde 30 maaş zammıyla dar ve orta gelirliler için hayalden ibarettir!

2022 Bütçe Gerçekleşme Rakamları, iktidarın kamu kaynaklarıyla 2023 seçim kampanyası için yüklü tutarda borçlanmayla nakit stokladığını, bankaları da bu yönde baskıladığını ortaya koydu!

TARIM

Dünya genelindeki kuraklık Türkiye’de daha ağır yaşanıyor. Kuraklığın etkisiyle ürün ekiminde, tarımsal sulamada ve üretimde düşüş tehlikesi yaşanıyor!

DIŞ POLİTİKA

Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde bu yıl seçim olacak. İktidarlar, dış politikadaki bazı adımlarla içeride seçim şansını artırmaya yöneliyor.

2016 başından itibaren Türk vatandaşlarına vize uygulaması başlatan Rusya, bugüne kadar verilen tavizlere rağmen geri adım atmadı. Türk vatandaşlarına vize uygulaması devam ediyor!

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), yüksek fiyat uygulayıp elektrik faturalarını şişirdikleri saptanan 40 elektrik üretim-dağıtım şirketine soruşturma açılarak 11 milyar TL ceza kesildiğini açıkladı. Şirketlerden parayı iade etmelerinin istendiği ve elektrik faturalarının düşeceği duyuruldu. İktidarın yeni seçim ve algı oyunu: ‘Elektrik faturanız yaptığımız zamlardan değil, bu şirketlerin fazla ücret almasından kabardı!’

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) geçen hafta çok ilginç ve ilginç olduğu kadar ‘Ülke nasıl yönetiliyor, millet iktidarın gözü önünde nasıl soyuluyor?’ sorusunu sormayı gerektiren bir açıklama yaptı. Rekabet Kurulu’nun (RK) beş market zincirine ‘anlaşarak fahiş fiyat belirledikleri ve etiketleri şişirdikleri’ gerekçesiyle kestiği 3 milyar TL cezanın mürekkebi kurumadan, bu kez EPDK 40 elektrik üretim-dağıtım şirketinin elektrik faturalarında ‘sehven veya kasten’ fazladan para tahsil ettikleri gerekçesiyle faiziyle birlikte 11 milyar TL’nin bu şirketlerden geri alınmasına karar verildiğini açıkladı. Böylece vatandaşın geçen yıl başında iktidarın yaptığı yüzde 120 oranındaki elektrik ve yüzde 65 oranındaki doğal gaz zamlarıyla değil, 40 elektrik şirketinin ‘şişirilmiş-fahiş elektrik faturalarıyla 11 milyar TL soyulduğu, sorumlusunun da iktidar değil elektrik şirketleri olduğu’ iddia ediliyor. 

EPDK açıklamasında ‘Geçen yılın nisan ayında başlatılan Azami Uzlaştırma Fiyat Mekanizması (AUF) kapsamında gerçek dışı bildirimleri tespit edilen 40 şirket hakkında kurulun 12 Ocak’ta yaptığı toplantıda idari soruşturma açılmasına ve şirketlerin tüketicilere 11 milyar TL’den fazla geri ödeme yapmasına karar verilmiştir. Faiziyle birlikte 11 milyar TL’yi aşan bu meblağ, AUF mekanizmasının doğası gereği maliyet düşüşü olarak doğrudan tüketicilerimizin faturasına yansıtılacaktır.” denildi. Hisseleri borsada işlem gören bazı firmalar EPDK’yı yalanlayan ve iddiayı reddeden açıklamalar yaptılar. EPDK; ‘Bu süreçte kamuoyunu yanıltıcı açıklamalardan kaçınılmalıdır’ deyip şirketleri susturdu. Dünyada düzgün ve liyakatle yönetilen hiçbir ciddi ve demokratik ülkede, bir iktidar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve ‘özerk’ düzenleyici-denetleyici kurul (EPDK), ‘Elektrik şirketleri sizi 11 milyar TL soymuş, fark etmemişiz’ diyemez. Derse, o iktidarın başındaki kişi, atadığı bakan, seçtiği düzenleyici kurul başkanı ve üyeleri halktan özür dileyip, istifa etmelidir.

Market zincirlerinin tehdit ve baskıyla seçime kadar sabit fiyat ya da indirime zorlanması gibi, elektrik şirketleri de ceza tehdidiyle 11 milyar TL iadeye ve elektrik faturalarında indirime zorlanıyor. Faturaların iktidarın yaptığı, EPDK’nın onay verdiği zamlarla ödenemez hale geldiği biliniyor. 

✓ Şimdi ise iktidar ‘Ben yapmadım, onlar yaptı’ diyerek, elektrik faturalarının düşeceğini vaat ediyor.

Çoğu iktidara yakın 40 şirketin halkı 11 milyar TL soymasına iktidar, Enerji Bakanlığı, EPDK bugüne kadar nasıl göz yummuş? Derhal topyekûn istifa etsinler. Milyonlarca vatandaşın elektrik faturalarıyla milyarlarca TL soyulması ‘parayı iade edecekler, faturalar düşecek’ denilerek geçiştirilemez! Bu enerji şirketleri 2022 nisanından bugüne faturaları SEHVEN şişirdiyse EPDK’dan aldıkları lisanslar derhal iptal edilmelidir! KASTEN şişirdilerse hem lisansları iptal edilmeli hem de adalet önünde milleti 11 milyar TL soymanın hesabını vermeliler!

İktidarın Avrupa’daki yurt dışı seçmenlere yönelik daha önceki yasa-kural tanımaz uygulamaları, bu ülkelerde yeni yasalar çıkarılmasına ve seçimden 3 ay önce kampanyaların yasaklanmasına yol açtı. Almanya ve Hollanda ‘yasak yasasını’ yürürlüğe koydu. AKP’li bir vekilin geçen hafta Almanya’da düzenlediği toplantıdaki ifadeleri üzerine bu kez Berlin Büyükelçimiz Alman Dışişlerine çağrılıp nota verildi.

 

Alman medyasında Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın ay sonunda Almanya’ya resmi ziyarette bulunacağına ilişkin haberler yer aldı. Henüz resmi olarak açıklanmasa da Alman kamu yayıncılık kurumunun haberinin yalanlanmaması bir anlamda ziyaret programının teyidi olarak görülebilir. Buradaki kritik ayrıntı CB Erdoğan’ın önce Polonya’ya gidip, bu ülkeden Almanya’ya geçecek olması. Almanya’da yabancı ülkelerin seçim kampanyası yürütmesine ilişkin çıkartılan yasa göz önünde tutulduğunda, CB Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili temas görüntüsü altında, Alman Cumhurbaşkanı ve Başbakanıyla görüntü vererek yurt dışı seçim kampanyasını Almanya’dan başlatmayı planladığı öngörülebilir.    

 

2017’deki anayasa referandumu ve 2018 Cumhurbaşkanı-Milletvekili seçimlerinde iktidarın Almanya, Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yürüttüğü yasa-kural tanımaz kampanya faaliyetleri diplomatik krizlere, gerilimlere ve ikili ilişkilerde sert söylemlere yol açmıştı. İktidarın o dönemdeki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Almanya’daki bir toplantıdan çıkıp, resmi program ve ziyaret bildirimi yapılmaksızın, devletler arası teamüllere aykırı şekilde sınırı kaçak geçip Hollanda’da seçim propagandası yapmak isteyince, Hollanda polisi tarafından makam aracında saatlerce mahsur tutuldu. Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi diplomatik istiskale uğratıldı ve Bakan ‘sınır dışı’ edildi. Ardından Dışişleri Bakanının uçağına iniş izni verilmedi ve havada geri çevrildi. Fransa ise doğrudan kampanya faaliyetine ve toplantı için salon tutulmasına izin vermedi. 

 

Gerçekte iktidarın niyeti referandum veya seçim kampanyası yapmak değildi. Gizli amaç bu ülkelerle resmi ve diplomatik gerilimler yaratıp, bakanları sınırdan kaçak geçirip olayların büyümesine zemin hazırlayarak, bu ülkelerdeki Türk seçmenleri ayrıştırıp-kamplaştırmak, iktidara oy için seçmeni konsolide etmekti. 

 

Şimdi yeni bir seçim süreci yaklaşırken, Almanya ve Hollanda hükümetleri çıkarttıkları yasalarla seçim tarihinden 3 ay öncesinden itibaren yabancı siyasilerin ülkelerinde seçim kampanyası, siyasi etkinlik ve toplantı yapmasını yasakladılar. Bunun öncesinde yapılacak etkinlik, kampanya ve faaliyetler ise Dışişleri Bakanlığı’nın iznine tabi olacak. Şayet iktidar CB Erdoğan’ın meclisi feshederek işaret ettiği 14 Mayıs’ta seçim kararı alırsa, 14 Şubat’tan sonra Almanya’da ve Hollanda’da seçim kampanyası yapılamayacak. 

 

AKP Nevşehir milletvekilinin Almanya’daki toplantıda yaptığı konuşma, kullandığı ifadeler ve tehditler üzerine Berlin Büyükelçimiz Alman Dışişleri Bakanlığına çağrılarak nota verildi. Seçim toplantısı için izin alınması gerektiği bildirildi. Almanya Başsavcılığı da soruşturma başlattı. Anlaşılan iktidar; yurt dışı seçmene dönük kampanyasında yine 2017, 2018’e benzer gerginlik, çatışma, kamplaştırma senaryolarıyla, ülke yönetimleriyle Türk seçmeni karşı karşıya getirip, kendi lehine oy konsolidasyonu hedefliyor!  

Kamu bankası kaynaklarının iktidarın seçim vaadi kampanyalarında kullanılması adımları, herkesin vergileriyle katkı sağladığı tüm millete ait bu kurumların iktidarın emellerine alet edilmesidir. 20 yıldır kamu bankalarının kasasını asli görev ve amaçları dışında boşaltıp kredi dağıtan iktidarın ‘Yeni Evim’ kampanyasında sadece kamu bankalarının yer alması, haksız-adaletsiz ve seçime endeksli bir siyasi istismardır!

İktidara geldikten sonra kamuya ait tüm şirketleri, arsaları, arazileri, işletmeleri, limanları satarak özelleştiren iktidar sadece kamu bankalarına dokunmadı. 2000 yılında IMF’nin talebiyle, Ziraat Bankası ve Halkbank’ın esas sözleşmelerinde yapılan değişiklikle her iki bankaya da tarım, esnaf, KOBİ’lere destek olma görevi dışında ‘tüm bankacılık faaliyetlerine bulunabilme’ olanağı sağlanarak özelleştirilmelerine zemin hazırlandı. Esas sözleşmelerin 4’üncü maddesine; “5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi kaydıyla, mevduat kabulü̈ dahil Bankacılık Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen mevduat bankalarının yapabilecekleri her türlü̈ bankacılık faaliyetinin yürütülmesi” ifadesi eklendi. Böylece tarım, çiftçi, besici, küçük esnaf, KOBİ’lere destekle görevli 2 bankaya ticari şirketlere, müteahhitlere kredi, konut, otomobil ve bireysel ihtiyaç kredisi verebilme olanağı sağlanarak diğer özel bankalarla aynı konuma getirildiler. Ancak o dönemde üçlü koalisyon hükümeti (DSP-MHP-ANAP) tüm baskı ve ısrarlara rağmen 2 kamu bankasını özelleştirmedi. Kaynaklarını asıl görev alanlarına akıtmalarını sürdürdü. 

AK Parti ise iktidara geldikten sonra neredeyse kamuya ait tüm varlıkları, işletmeleri, KİT’leri, bina, arsa ve arazileri, meraları, limanları, santralları satarak özelleştirirken, kamu bankalarını kendi siyasi amaçları ve yandaşları için kullanmaya yöneldi. Sermayesi hazineye ait, varlıkları ve kaynakları milletin vergileriyle hazineden sağlanan bu bankaları iktidara yakın müteahhitlerin, medya patronlarının, yandaş şirket ve vakıfların kredi musluğuna dönüştürdü. Dağıtılan milyarlarca TL ve dolarlık krediler geri ödenmediği halde yasal takibe alınmaksızın, yeni krediler dağıtıldı. Son olarak iktidarın Bitlis vekili, kredi borcu nedeniyle üç yıl önce kamu bankasına sattığı rezidansı ve yüzlerce daireyi, iki hafta önce yarısından düşük fiyata kamu bankasından geri satın aldı. İktidar bu mekanizmayı çok sevdiği için Vakıfbank’ın hisselerini de hazineye devrederek kamulaştırdı ve Varlık Fonu’na aldı. Yıllar önce batan ve tasfiye edilen Emlakbank’ı Emlak Katılım adıyla kamu bankası olarak yeniden faaliyete geçirdiler. Ziraat ve Vakıfbank’a da Ziraat Katılım ve Vakıf Katılımı açtırdılar. 

✓ Kamu bankaları usulsüz, geri dönemeyen kredilerin, yolsuzlukların adresi olurken, asli görevleri olan çiftçi-esnaf kredisini ödeyemediğinde dükkanına, atölyesine, tarlasına, traktörüne, ineğine haciz konuldu!

İktidarın seçime endeksli Yeni Evim kampanyasında özel bankalar yine yok! 100 bin kişiyi ev sahibi yapma vaadi için sadece altı kamu bankası düşük faizli milyarlarca TL kredi dağıtacak. Müteahhitlere de 25 milyar TL aktarılacak. Kredi taksitlerinin yüzde 50’sini hazine üstlenecek. Kamu bankalarının kredi ve faizden doğacak görev ve finansman zararları hazineye yıkılarak, milletin ödediği vergilerden karşılanacak. İktidar, oy almak ve sözde ‘orta gelirli’ 100 bin kişiyi ev sahibi yapmak için hazinenin, kamu bankalarının zararını, yükünü 85 milyona ödetip, siyasi nema toplama derdinde!   

İktidar seçim mühendisliği planlarının bir aşamasını da Yüksek Seçim Kurulu üyelik seçimleri üzerinden yürütüyor. Boşalan 5 üyelik için yapılan seçimlerde Danıştay’dan gelecek 2 üye belli olurken, Yargıtay’dan gelecek 3 üye için seçim turları sürüyor. Siyasi pazarlıklar ve üyeliklerin iktidar ittifakı içindeki paylaşımı, seçimleri bağımsız-tarafsız ve hakim teminatı çerçevesinde yürütmesi gereken YSK’ya güveni yaralıyor!

Her seçim öncesi olduğu gibi geçen yıl yine kaybedeceklerini gördükleri 2023 seçimine yönelik yasa değişikliğine giden iktidar ittifakı şimdi de YSK’da boşalacak 5 üyelik için yapılan seçimlerde kendisine yakın üye seçimi peşinde. Mevcut YSK başkanı da dahil olmak üzere Danıştay’dan gelen 2, Yargıtay’dan gelen 3 YSK üyesinin görev süreleri 24 Ocak’ta dolacak.

Boşalacak üyelikler için Danıştay’dan gelecek 2 üyenin seçimi geçen hafta tamamlandı. Ancak Yargıtay’da 3 üyelik için 16 aday yarışıyor. Aday sayısının çokluğu üye seçilebilmek için tüm üyelerin yarısından bir fazla oy alma koşulu nedeniyle şu ana kadar yapılan seçim turlarının sonuçsuz kalmasına neden oldu.

İktidar 31 Mart 2019 yerel seçimlerine gidilirken 2018 aralık ayında torba yasaya eklediği YSK yasası değişikliğiyle; YSK üyelerinden 2019 yılında görevi sona ereceklerin yerine Ocak 2020'de, 2022'de görevi sona ereceklerin yerine ise Ocak 2023'te yenileme seçimi yapılmasını kanunlaştırmıştı. Böylece 2017 referandumunda son anda ‘mühürsüz oy pusulalarını’ geçerli sayan YSK üyeleri 2019 yerel seçiminde de görev yapma olanağı elde etti. Aynı üyeler İstanbul seçimlerinde aynı zarfta kullanılan üç oydan sadece Büyükşehir Belediye Başkanı için kullanılan oyları ve başkanlık seçimini iptal ederek bir başka hukuksuz karara daha imza attı.

Şimdi 2022’de süresi dolan, 2018’deki değişiklikle görevleri 2023 Ocak sonuna uzatılan 5 üyenin süresi doluyor. İktidarın YSK yasasında yaptığı bir başka değişiklik, boşalan üyelerin yerine seçilecek olanların göreve başlamasıyla ilgili. Buna göre Danıştay ve Yargıtay’dan gelecek üyelerin tümünün salt çoğunlukla seçimi tamamlanmadan, yeni seçilen üyeler göreve başlayamıyor. Mevcut üyeler göreve devam ediyor. Şu ana kadar Yargıtay’dan gelecek 3 üye için kimse seçilemedi. Danıştay’dan gelecek 2 üye seçildiği halde göreve başlayamıyor. Olası seçim tarihine kadar boşalan 5 üyenin yerine yapılacak seçimde bir üye dahi seçilemezse seçim, mevcut YSK ile yapılacak. Bu durumda daha önce iktidarın tüm itirazlarını kabul, muhalefetin itirazlarını ise reddeden, İstanbul seçimini iptal eden, mühürsüz oyları geçerli sayan mevcut YSK ile seçime gidilmesi ihtimali söz konusu. Mevcut YSK Başkanı kısa süre önce Ekrem İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak konusundaki mahkeme kararı ve CB Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili verdiği mülakatta bir anlamda görüşünü belli ederek ‘ihsas-ı rey’de bulunmuştu. İl-ilçe seçim kurullarında kıdemli hakimlerin yerini kurayla seçilen hakimler aldı. Büyük bölümünün bu iktidar döneminde mülakatla göreve başladığı, bazılarının parti üyeliği ve milletvekili adaylığından geldikleri medyaya yansıdı. 

İktidarın seçim mühendislikleri, YSK ve İl-İlçe Seçim kurullarıyla ilgili dizayn planları sökmeyecek! Her sandık, her tutanak, her oy çetelesi iktidarın seçim hezimetinin belgesi olacak. Demokrasi ve siyaset tarihi sandığa, seçmenin hür iradesine gölge düşürme çabalarının nasıl hezimete uğratıldığını yazacak!  

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Aralık 2022 Şirket İstatistikleri, iktisadi faaliyetlerdeki reel tablonun hızla karardığını gösteriyor. Aralık’ta kapanan şirketler yüzde 177,3 artarken, yabancı ortaklı kurulan şirket sayısındaki artış yüzde 50’ye yaklaştı. Rus ve İran ortaklı şirketler başı çekiyor. Ticari faaliyetlerde yabancıların etkinliği artıyor!

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) verilerine göre aralıkta kasıma kıyasla kapanan şirket sayısı yüzde 177,3 oranında artarken kapanan kooperatif işletmelerindeki artış yüzde 218,8’e ulaştı. Gerçek kişi şahıs şirketlerinde bir aydaki kapanma oranı ise yüzde 41,3 arttı.

Aynı verilere göre aralıkta kurulan şirket sayısındaki artış yüzde 14,2 düzeyinde kaldı. TOBB’un açıkladığı rakamlar, geçen ay yeni kurulanların 12 katı düzeyinde şirketin kapandığını gösteriyor. 2022’nin tamamında ise kurulan şirket sayısı 2021’e kıyasla yüzde 27,8 artarken kapanan şirketler bunun yaklaşık iki katı düzeyinde ve yüzde 42,8.

Aralık’ta kapanan şirket ve kooperatiflerin 1559’u toptan ve perakende ticaret ile motorlu taşıtlar, 713’ü inşaat, 631’i imalat sektöründe faaliyet gösteriyordu. Kapanan 2903 şirkette ortalama işletme başına 5 kişinin çalıştığını varsaydığımızda bir ayda yaklaşık 15 bin kişinin işsiz kaldığını öngörmek olanaklı. 

Diğer yandan TOBB’un açıkladığı şirket istatistiklerinde çarpıcı olan bir başka nokta ise gerek aralık ayında gerekse 2022 yılının tamamında kurulan yabancı ortaklı şirket sayısındaki hızlı yükseliş. Aralık ayında yeni kurulan yabancı ortaklı şirket sayısı 1539 olurken, bu sayı yılın tamamında 20 bin 135’e yükseldi ve son 10 yılın rekor seviyesine ulaştı.

2012 yılında yabancı sermaye ortaklı kurulan şirket sayısı 3703 ve yıllık artış oranı yüzde 3,6 idi. 2022’de 20 bin 135’e çıkan yabancı sermaye ortaklı yeni kurulan şirket sayısındaki artış bir önceki yıla göre yüzde 49,8 oldu. Yabancı ortaklı şirket kuruluşlarında yüzde 50’ye varan bu yükseliş hem son 5 yılın hem de tüm zamanların rekoru. 

Ancak burada ilginç olan yabancı ortak sermayeli şirketlerde Rus sermayesi ve Rus ortakların ilk sırada olması. Geçen yıl Rusların ortaklığıyla 1363 şirket kurulurken yıllardır hep ilk sırada yer alan İranlılar 2022’de ikinciliğe geriledi ve İran vatandaşı ortaklarla kurulan şirket sayısı 1300 oldu. Kurulan yabancı ortaklı şirketlerin faaliyet alanlarında ilk üç sırada 3070 şirketle toptan ticaret, 1043 şirketle gayrimenkul ticareti ve acentelikleri, 938 şirketle de ‘danışmanlık hizmetleri ve faaliyetleri’ yer alıyor. Yabancı ortaklı kurulan şirketlerin yüzde 62’si İstanbul’da faaliyet gösterirken, ikinci sırada Antalya ve ardından diğer iller sıralanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Rus vatandaşlarının Türkiye’de gayrimenkul alımında ilk sıraya yükselmeleri yanında ticari faaliyetler ve şirketleşmede de başa geçtikleri görülüyor. İranlılar, Irak ve Suriyelilerle Afganlar da ticari faaliyetlerini genişletiyor.

Özellikle medyaya da yansıyan yasa dışı faaliyetler, çete savaşları, suç paralarının aklanması, yabancı suç organizasyonlarının ‘ticari-finansal-gayrimenkul-danışmanlık vb. hizmet veren işletme’ görüntüsüyle ülkedeki faaliyetlerini artırmaları dikkate alındığında, yabancı ortaklı şirket sayısındaki bu patlama yakından izlenmeli, denetlenmeli.  

Seçime yönelik konut kampanyalarıyla algı yaratma çabasındaki iktidarın vaadine karşın, Merkez Bankası’nın açıkladığı Konut Fiyat Endeksi artışı Türkiye ortalaması yüzde 174,3’e ulaştı. Küresel konut fiyatları artış endeksinde Türkiye, yüzde 189 artışla dünya birincisi. Gelirleri yüzde 30 artıran iktidarın uyguladığı politikalarla bu noktaya gelen konut fiyatları karşısında, iktidar kampanyalarının gerçeklerle ilgisinin olmadığı apaçık ortada! 

Merkez Bankası’nın geçen hafta açıkladığı Kasım 2022 Konut Fiyat Endeksi (KFE) artışının yıllık yüzde 174,3 düzeyinde olması, iktidarın seçim malzemesine dönüştürdüğü konut kampanyalarının tamamıyla algıya ve dar-orta gelirli kitlelerin ev hayalinin istismarına dönük olduğunu bir kez daha gösterdi.

Daha önce ilan edilen kampanyadaki konut kredi tutarları ve faizlere rağmen gerek ev fiyatlarındaki olağanüstü artışlar karşısında bu finansman tutarlarının yetersiz olduğunu gerekse aylık geri ödeme taksitlerinin orta gelirli hanelerin ödeme gücünü kat kat aştığını vurguladım. İktidar TBMM’den geçirdiği düzenlemeyle kredi taksitlerinin yüzde 50’sine kadar hazine desteği sağlanması ve uygulanacak vadeleri belirleme konusunda Cumhurbaşkanına yetki verdi. Ancak yüzde 50 hazine destekli haliyle bile aylık taksit tutarlarının hane gelirinin yüzde 40 sınırını aştığı, yüzde 30 oranındaki maaş-ücret zamlarına rağmen, Türkiye’de ‘orta gelirli’ böyle bir kesimin olmadığı ortada. 

Maaşlara yüzde 30 artış yapılırken, MB’nin KFE endeksinde konut fiyatlarının ülke genelinde ortalama yüzde 174 artması, iktidarın ülkedeki ekonomik gerçeklerden, gayrimenkul piyasasında oluşan reel tablodan habersizliğinin göstergesi. MB-KFE’deki yıllık artış enflasyondan arındırılmış haliyle bile yüzde 54 ve maaş zamlarının 24 puan üzerinde. Bazı illerdeki KFE artışları ise yüzde 174’lük Türkiye ortalamasının çok üzerinde. KFE artışı Antalya’da yüzde 214,5, İstanbul’da yüzde 186,3, İzmir’de yüzde 176! KFE’nin en az arttığı iller yüzde 120,2 ile Bingöl, Malatya, Tunceli, Elazığ. KFE’deki bu artışta inşaat girdi maliyetleri ve buna bağlı olarak metrekare birim maliyet yükselişleri etkili.  

MB’ye göre konut metrekare birim fiyatı ortalama 16 bin 984 TL olurken, İstanbul’da bu tutar 26 bin 904 TL’ye, İzmir’de 20 bin 861 TL’ye yükseliyor. Kampanyada 5 milyon TL ile en yüksek kredi vaat edilen İstanbul’da 120 metrekare standart konut fiyatı MB verisiyle 3,2 milyon TL, azami 3 milyon TL kredi verilen İzmir’de 2,5 milyon TL! Ancak MB’nin açıkladığı KFE artışları Kasım 2022! Muhtemelen Ocak 2023 KFE açıklandığında bu fiyatlar katlanacak. Kaldı ki, söz konusu illerde bu resmi fiyatlarla şu anda ‘sıfır’ konut satın almak olanaksız.

Türkiye, küresel konut fiyat artış endeksinde de yüzde 189,2 ile dünya birincisi! Uluslararası Gayrimenkul Piyasaları Araştırma kuruluşu Knight Frank’ın açıkladığı 2022 Küresel KFE artışında yüzde 27,3 ile Estonya ikinci, yüzde 23,7’le Macaristan üçüncü. Ancak Küresel endekste yüzde 190’a varan konut fiyat artışıyla birinci olan Türkiye ile 2 ve 3’üncü sıra arasındaki fiyat artışı farkı sırasıyla 161,7 ve 165,3 puanla adeta uçurum!

Merkez Bankası resmi verileri ve küresel konut fiyat artışı sıralamasının gösterdiği gerçek, iktidarın konut kampanyaları dar ve orta gelirli geniş kesimlerin hayallerinin istismarından öte bir şey değildir! 

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2022 Bütçe Gerçekleşme rakamları, iktidarın kamu kaynaklarıyla seçim kampanyası için yüklü tutarda borçlanmayla nakit stokladığını, bankaları da bu yönde baskıladığını ortaya koydu. BOTAŞ’ın 250 milyar TL tutarındaki borç ödemesi ertelenerek 2022 Bütçe açığı düşürüldü!

TÜİK’in istatistik oyunları, Merkez Bankası’nın Kur Korumalı Mevduat (KKM) ödemelerini gizlemesi vb. örneklerdeki gibi şimdi de Hazine ve Maliye Bakanlığı 2022 bütçesi üzerinden iktidarın 2023 seçim kampanyası ve vaatlerini kamu kaynaklarıyla finanse etmek için hazine borçlanması ve bankalara zoraki hazine kâğıdı satışlarıyla nakit yığınağı yaptığı anlaşılıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı, 139 milyar TL’lik yılsonu bütçe açığının, 2022 için 278 milyar TL öngörülen yılsonu açık tutarının altında kaldığını, ‘başarılı bir bütçe performansı’ sergilediklerini öne sürüyor. Oysa Ocak-Kasım dönemi gerçekleşmelerinde 11 aylık bütçe açığı 20 milyar TL iken aralıkta bir ayda 119 milyar TL olan açıkla 139 milyar liralık yılsonu açığı gerçekleşmiş. Bütçedeki hemen tüm ödenekler aşılmasına rağmen, açığın bu düzeyde kalması hangi yöntemle sağlanmış? Bu sorunun yanıtını aramak ve iktidardan izahını talep etmek durumundayız.  Öncelikle yıl içindeki yüksek enflasyon, yüklü zamlar, yüksek enflasyondan kaynaklı yüzde 400-500’e varan kârlarla gelir, kurumlar vergisi, KDV, ÖTV, harçlar vb. elde edilen gelirler enflasyon balonuyla şiştiği için katlanarak artmış. 

Rakamlara bakıldığında 2023’teki seçimlerin iktidar kontrolündeki bütçe ve kamu kaynaklarından finansmanı için 2022 bütçesinde ciddi boyutlarda borçlanmayla nakit yığınağı yapıldığı görülüyor. Hazine nakit açığı 169 milyar TL olmasına karşılık, sözde bu açığı karşılamak için 2022 yılında net 437 milyar TL borçlanmaya gidilmiş. Bu tutarın 75 milyar lirası dış borçlanma, 362 milyar TL’si de iç borçlanmayla sağlanmış. Daha da çarpıcı hazine nakit açığının yaklaşık üç katı düzeyindeki bu borçlanmanın yarısından fazlası sadece yılın son üç ayında ekim-kasım döneminde gerçekleştirilmiş. Buna göre ekimde 99, kasımda 63, aralıkta 87 milyar TL olmak üzere yaklaşık 250 milyar TL’lik borçlanılmış. Ayrıca Merkez Bankası’nın sıkça açıkladığı ‘makro ihtiyati tedbirlerle’ bankalara getirilen daha fazla hazine kâğıdı tutma yükümlülüğü çerçevesinde bankalara kağıt verilerek hazineye nakit akıtmaları sağlandı. Açıklanan rakamlara bakıldığında 2022 sonunda bu yöntemlerle hazineye 330 milyar TL nakit yığınağı yapıldığı görülüyor. Geçen yıldan devreden bu paranın iktidarın seçim kampanyasında harcanacağını öngörmekteyim. 

Sadece 139 milyar TL açıklanan yılsonu bütçe açığı, ‘başarılı performans algısı’ yaratmak için BOTAŞ’ın 2022’de ödemesi gereken 250 milyar TL’yi aşan borcun ödenmeyip, ertelenmesiyle sağlanabildi. Böylece 389 milyar TL olması gereken gerçek açığı ve 278 milyar TL’lik yılsonu açık tutarının 111 milyar TL aşıldığı gizlenmek isteniyor. 

İktidar borcu erteleyip gerçek açığı örterek TÜİK verileri gibi ‘makyajlı bir bütçe’ ile seçime gitmek, başarısızlığını ‘başarılı performans’ yalanıyla örtmek çabasında. Ancak

BOTAŞ’ın bu borcu her koşulda ödenecek ve 2023 bütçesinde yer verilmeyen bu ödemeyle 2023’te her koşulda çok daha yüksek tutarlı bir ek bütçe ve daha fazla borçlanma kaçınılmaz olacak. 

Dünya genelindeki kuraklık Türkiye’de daha ağır yaşanıyor. Barajlarda su seviyesi riskli düzeye indi. Kuraklığın etkisiyle ürün ekiminde, tarımsal sulamada ve üretimde düşüş tehlikesi baş gösterdi. Üretim yetersizliğinden kaynaklı gıda fiyat artışı ihtimali arttı. Yüzde 151,3 olarak açıklanan Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin daha da yükselmesi kaçınılmaz görünüyor!

Türkiye son yılların en sıcak ve kurak kış mevsimini yaşıyor. Aylardır geleceği söylenen şiddetli yağışlar, kar ve soğuklar gelmedi. Şimdi ocak ayının son haftasından itibaren yağışlı bir döneme girileceği belirtiliyor. Ancak başta hububat olmak üzere pek tarımsal ürünün ekim mevsimi olmasına karşılık, kuraklık ve yağışsızlık üreticiyi çaresiz bıraktı. Başta İstanbulAnkara olmak üzere barajlardaki su seviyesi yüzde 20-30’lara inerken Konya, Şanlıurfa, Adana, Mersin, İzmir gibi tarımsal üretimin, hububat ekiminin, sebze-meyve üretiminin merkezi konumundaki pek çok il yeterli yağış alamadı. 

Umulan yağışlar gerçekleşmediği takdirde gerek sulu gerekse kuru tarımda büyük üretim düşüşleri yaşanması ihtimali söz konusu. Yem fiyatları sabitlenmesine rağmen fiyat artışları sürüyor. Yağışsızlık nedeniyle kuruyan meralar ve otlaklardan ötürü besicilikteki sıkıntıların daha da büyümesi olası.   Hem ciddi oranda üretim düşüşü ihtimalinin belirmesi hem de tarımsal girdi maliyetlerinin artmaya devam etmesi önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarının çok daha yukarılara çıkmasını beraberinde getirecektir.

✓ Bunun da ötesinde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen hafta açıkladığı Aralık 2022 Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin (Tarım-ÜFE), bir önceki aya göre yüzde 4,82, bir önceki yılın aynı ayına göre yıllık yüzde 151,03 artış göstermesi, üreticinin içinde bulunduğu çaresizlik ve açmazların büyümeye devam ettiğini gösteriyor.

Sektör ve üretim dalları bazında Tarım-ÜFE, sadece ormancılık ürünlerinde bir önceki aya kıyasla yüzde 3,45 azalırken, tarım ve avcılık ürünlerinde yüzde 5,03, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 5,37, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 7,81 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 15,9 arttı!

Bir önceki aya kıyasla aylık artışın yüksek olduğu alt grupların başında yüzde 9,58 ile canlı sığırlar ve bunlardan elde edilen işlenmemiş süt gelirken bu ürünleri yüzde 8,25 ile tropikal meyvelerdeki üretici fiyat artışı izliyor.

Aralık ayında Tarım-ÜFE endeksinde kapsanan 86 maddeden 49'unun ortalama fiyatında artış gerçekleşti. Yıllık Tarım-ÜFE'de en yüksek artışların yaşandığı ürünler mevsimsel ürün olmasına rağmen yüzde 309,17 ile turunçgiller, yüzde 191,66 ile sebze ve kök yumru bitkiler.

TÜFE aralıkta baz etkisiyle yüzde 85’ten 64’e inerken aynı ay Tarım-ÜFE’nin yüzde 151 artması, iktidarın ‘enflasyon düştü’ iddiasının gerçekle örtüşmediğinin somut kanıtı. Tarımda, gıdada üretici fiyatları böylesine artarken marketlerin iktidar baskısıyla fiyat sabitleme ve sınırlı sayıda üründe indirimlerinin sürmesi güç. Seçime endeksli, ucuzluk algısı amaçlı bu kampanyalar stoklarla sınırlı kalacaktır. Bir süre sonra fiyat artışları etiketlere yansıtılmak zorunda kalacaktır.  

Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) bu yıl seçim olacak. İktidarlar dış politikadaki bazı adımlarla içeride seçim şansını artırmaya yöneliyor. TürkiyeYunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de karşılıklı açıklamalarla tırmanan gerilim, iktidarların seçim söylemlerine yansıyor. KKTC’de İHA-SİHA üssü kurulması kararıyla ABD’nin Girit’te üs hamlesine yanıt veriliyor!

2023, Türkiye, Yunanistan ve GKRY’de seçim yılı. GKRY’de Cumhurbaşkanı seçimleri, Yunanistan’da parlamento seçimleri, Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri yapılacak. Son gelişmeler her üç seçimde de iktidarların kampanyalarında dış politikada konularının içeride oy toplama ve seçmeni konsolide amacıyla kullanılacağını gösteriyor. Yunanistan’da Başbakan Miçotakis, kampanyasını kısmen Türkiye karşıtlığı, Lozan Anlaşması, adaların silahlandırılması, karasularının Ege’de 12 mile çıkarılması hazırlıkları üzerine inşa ederken, bir yandan da ABD’nin silah ve savunma desteğini öne çıkartıyor. 

Buna karşılık Türkiye’de iktidar Yunanistan’a ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ yanıtının yanı sıra, karasularının 12 mile çıkarılmasının ‘savaş sebebi’ sayılacağına ilişki meclis kararlarını hatırlatarak Lozan anlaşmasına aykırı şekilde silahlandırılan Yunan adalarına operasyon söylemlerini dile getiriyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 18 Ocak’ta ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile ‘İkili Mekanizma’ mutabakatı çerçevesinde yaptığı görüşmelerin ana başlıklarında ilerleme sağlanamadığı, beklentilerin karşılanamadığı anlaşılıyor. İki bakanın ortak basın toplantısı yapmaması, soruları yanıtlamaması ve sadece iki tarafın yazılı resmi açıklamalarıyla yetinilmesi bunu teyit ediyor. F-35 projesinden çıkarılan Türkiye’nin ABD’den 7 milyar dolarlık F-16 alımı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu talebine Kongredeki itirazlar sürüyor. Biden yönetimi F-16 satışı için geçtiğimiz haziran ayındaki NATO zirvesinde Kongreyi ikna etme sözü vermesine karşılık somut bir ilerleme olmadı.

Aksine ABD Yönetimi ‘Yunanistan’a F-35 savaş uçağı satışını’ duyururken, Türkiye’ye F-16 satışının gündemde olduğunu belirtmekle yetindi. ABD’nin Girit’te kurduğu deniz üssü yanında, Türkiye sınırına yakın Dedeağaç’ta kurduğu üssü genişletmeye hız vermesi, GKRY’ye silah ambargosunun kaldırılması ve ortak tatbikatlar gerçekleştirilmesi Miçotakis hükümetine ve GKRY’ye açık destek niteliğinde. İktidar ise bu hamlelere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Geçitkale Havaalanında İHA-SİHA Üssü kurma kararıyla karşılık verdi. KKTC hükümeti daha önce Geçitkale Havaalanının işletme hakkını verdiği şirketle sözleşmeyi geçen hafta feshederek, havaalanının Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne tahsisi için görüşmeler yapmak üzere Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığını görevlendirdi. Kısa sürede protokol imzalanarak inşaatlar tamamlanacak ve Geçitkale Havaalanı İHA-SİHA’lar yanında F-16’ların da iniş-kalkışına uygun hale getirilecek. Ayrıca aynı bölgede Türk Donanması’na üs tahsisi ve konuşlandırılması da söz konusu. 

ABD ile F-16 satın alma pazarlığından somut sonuç alınamadığı anlaşılırken, Yunanistan’a F-35 satışı kararı Türkiye aleyhine yeni adım. Seçim süreci ve kampanyalar hızlandıkça Ege’nin iki yakasında ve Doğu Akdeniz’de içe dönük dış politika söylemleri ve hamlelerinin sıklaşması ve sertleşmesi beklenmeli.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, geçen hafta 12 ülke ile vizelerin karşılıklı kaldırılması konusunda çalışma başlatıldığını açıklamasına karşılık listede Türkiye yine yer almadı.   2016 başından itibaren Türk vatandaşlarına vize uygulaması başlatan Rusya, bugüne kadar verilen tavizlere rağmen geri adım atmadı!

Türkiye ile Rusya arasında ileri seviyeye çıkan ilişkilere, Erdoğan-Putin arasındaki yakınlaşmaya rağmen Türk vatandaşlarına vize uygulaması devam ediyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı, geçen hafta yaptığı açıklamada 12 ülke ile karşılıklı vizelerin kaldırılması çalışmalarının başlatıldığını duyurdu. Ancak daha önce de başka ülkelerle vize serbestisi kararı alan Rusya, Türkiye’yi sürece dahil etmediği gibi şimdiki listede de Türkiye yine yok.

Rusya’nın vizesiz seyahat müzakerelerine başladığı 12 ülke; Bahreyn, Umman, Suudi Arabistan, Zambiya, Meksika, Malezya, Bahama Adaları, Barbados, Haiti, Trinidad ve Tobago ile St. Lucia. Bu listedeki ülkeler için de vizesiz seyahat kararı alınması durumunda, vatandaşları Rusya’ya vizesiz girebilen ülkelerin sayısı 72’ye yükselecek.

Suriye’de Rusya’ya ait bir savaş uçağının 24 Kasım 2015’te Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi ve paraşütle atlayarak kurtulan Rus pilotun ise yere indiğinde öldürülmesi üzerine Rusya Devlet Başkanı Putin ‘Sırtımızdan hançerlendik’ diyerek Türkiye’ye ekonomik yaptırım ve Türk ihraç mallarına, sebze-meyveye, müteahhitlere ambargo kararlarını 1 Ocak 2016’dan itibaren uygulamaya koymuştu. İki ülke vatandaşlarının karşılıklı vizesiz seyahatlerine ilişkin mutabakat Rusya tarafından tek taraflı iptal edildi ve Türklere vize uygulaması başladı. İktidar ise Rus turistlerin kaybedileceği kaygısıyla mutabakatı sürdürüyor. Rusya vatandaşları Türkiye’ye vizesiz gelebiliyor ve her seferinde en az 90 gün kalabiliyor. 

Uçak krizi sonrasında CB Erdoğan’ın Putin’e gönderdiği özür mektubu ile ilişkilerin yeniden normalleşmesi süreci başlatıldı. Bugüne kadar Rusya ile yapılan görüşmelerde vize konusu gündeme getirilmesine karşılık, Rusya geri adım atmadı. 

Rusya, tek taraflı iptal ettiği vize serbestisini özellikle Suriye savaşı sonrası Türkiye’ye milyonlarca sığınmacı akını, sınır bölgelerindeki cihatçı yığılması, IŞİD’in Türkiye’deki katliamları ve faaliyetleri, bazı Orta Asya Türk Cumhuriyetleri (Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan) ile Rusya’ya bağlı bazı özerk bölgelerden (Dağıstan, Çeçenistan) IŞİD’e, El Nusra ve El Kaide’ye katılımlar vb. nedenlerle ‘güvenlik’ gerekçesine bağlayarak ayak sürüyor. İktidarın, ABD-AB-NATO’ya rağmen Ukrayna yaptırımlarına katılmama kararı, Tahıl Koridoru mutabakatı, THY seferlerinin sürdürülmesi, Rus vatandaşlarına serbestçe seyahat, ikamet, ticaret olanağı sağlanması gibi Rusya’ya alan açan desteklerine rağmen Rusya’nın vize konusundaki tutumunu sürdürmesi, kanımca siyasi bir karar ve Rusya bunu koz olarak kullanıyor.

Rusya devlet medyasındaki bazı haberlerde, yorum ve analizlerde; Rusya Devlet Başkanı Putin’in iktidara seçim amaçlı bazı ekonomik-parasal desteklerin yanında, vizeyi kaldırma kararı alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeni bir jestle seçim kampanyası için destek sağlayabileceği belirtiliyor.