CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 19 Şubat 2023

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

19 Şubat 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

6 Şubat depremiyle ortaya çıkan tablo, Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçiminin sağlıklı bir şekilde ve zamanında yapılmasını ön plana çıkarttı. Sandığı seçmenin önüne getirmek iktidarı ve muhalefetiyle hepimize düşen demokrasi görevidir.

6 Şubat’tan bu yana yıkıma uğrayan illerden göç edenlerin sayısı 4 milyona yaklaştı. HATAY başta olmak üzere, sınıra yakın illerimizde yoğun bir nüfus hareketi ve demografik yapı değişimi söz konusu olacaktır!

İÇ POLİTİKA

Yıkılan binaların yüzde 98’i 1999 öncesine aitse demek ki iktidar 21 yıl binaları, şehirleri depreme hazırlamak için hiçbir şey yapmamış! İnsanların yaşamı, şehirlerin geleceği, güvenliği rant uğruna hiçe sayılmış!

İktidar, deprem vergilerini yıllardır beton ekonomisine ve ranta aktardı. Şimdi TV kanallarında milletin parasıyla bağış kampanyası gerçekleştiriyor. 

EKONOMİ

2022 yılı cari açık, 49 milyar dolarla son 9 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Kaynağı belirsiz döviz girişleri 24,2 milyar dolar oldu. Milyarlarca dolarlık bu dövizin nereden geldiği, kime ait olduğu sorusu yanıtsız!

Aralık ayında yüzde 167,8 olarak açıklanan ortalama konut fiyat endeks (KFE) artışı, henüz deprem felaketinin etkisini içermiyor! Afet bölgesinden gerçekleşen göçlerle diğer illerde barınma sorunu hızla yükseliyor!

2023 bütçesi, yılın son üç ayında hız verilen iç borçlanma ve bu yıla devredilen yaklaşık 400 milyar liralık hazine nakit stokuna rağmen yılın ilk ayında 32,2 milyar TL açık verdi. Bir aylık faiz harcaması 21 milyar TL’yi aştı!

TARIM

Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) ocak ayında yüzde 11,08 artarken, yıllık artış yüzde 142 oldu. Üretim bölgelerinden sebze-meyve-tarımsal ürün taşımacılığında lojistik sıkıntılar yaşanıyor!

DIŞ POLİTİKA

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Türkiye’ye geliyor.  ABD’li Bakan, Ankara’yı ve deprem bölgesini ziyaret edecek. 

Geçici olarak AB ülkelerindeki yakınlarının yanına gitmek isteyen depremzedelere vize kolaylığı sağlanmıyor!

6 Şubat depremiyle ortaya çıkan tablo, Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçiminin sağlıklı bir şekilde ve zamanında yapılmasını ön plana çıkarttı. Seçimler ister 14 Mayıs ister 18 Haziran’da olsun; TBMM’de seçmen kütükleri ve depremzedelerin oy kullanması konusunda uzlaşıyla çözüm bulunmalı, demokrasimizin örselenmesine imkân verilmemelidir!

Elazığ’ın da kapsama alınması hazırlıklarına ilişkin açıklamalarla 11 ile ulaşan Deprem Felaketi bölgesindeki tablonun Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin ertelenmesini zorunlu kıldığına ilişkin görüşler ortaya atılırken, bunun anayasa ve demokrasi açısından ciddiye alınması düşünülemez. 

Bölgedeki ağır yıkım, ardından başlayan tahliye ve göçlerle ciddi güçlükler söz konusu olsa da çözüm yollarını bulmak, sandığı seçmenin önüne getirmek iktidarı ve muhalefetiyle hepimize düşen demokrasi görevidir.

Binaların yıkılması, vefat edenlerin sayısı, ikamet ve seçmen kayıtlarının yeniden düzenlenmesi mecburiyetini acil kılmaktadır. Kimlik tespiti yapılamayan cenazeler, DNA örnekleri alınıp, yüz fotoğrafları çekilerek numaralı mezarlara defnedilmektedir. Savcıların kayıt ve kontrolü altında kimlik tespitiyle defin belgesi düzenlenenler açısından bir sorun söz konusu değildir. Burada öncelikli olan,

Vefat edenlerin, kayıpların ve yaralıların listesinin en kısa sürede kesinleştirilerek şeffaf bir şekilde paylaşılmasıdır.

Vefatların kesinleştirilerek İçişleri Bakanlığı Nüfus İşleri Müdürlüğü’nce Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nde (ADNKS) ikametlerinden düşürülüp Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) bildirilmesi ve seçmen kütüklerinden silinmesi işleminin yapılmasıdır. 

Seçim kararının (14 Mayıs veya 18 Haziran) alınması ile YSK, ADNKS’den gelen bilgileri seçmen kütüklerine işleyerek seçmen kütüklerini yeniden düzenleyecektir. Burada sorun kimlik tespiti yapılamadan defnedilenlerdir. 

Kimlikli defin işlemi yapılamadığından ADNKS’de ve seçmen kütüklerinde görünmeye devam edecek bu kişiler için ‘gaiplik’ ilanı verilmesi, yargı kararıyla vefatlarının kesinleştirilmesi gerekmektedir.

Bu noktada seçim kararı sonrası YSK’nın ilan edeceği seçim takvimi ile başlatacağı süreç henüz belli olmasa da bazı ihtimalleri ve önerilerimi dile getirmek isterim:

Cumhurbaşkanı kararıyla TBMM feshedilerek 14 Mayıs’ta seçim ihtimali söz konusu olursa, fesih kararının en geç 14 Mart’ta alınması gerekiyor. Seçim normal vaktinde, 18 Haziran’da olursa YSK’nın seçim takvimini 17-18 Nisan’da başlatması gerekiyor.

Önümüzdeki 1,5-2 ayda vefat sayılarının kesinleşmesi, ADNKS kayıtlarının netleştirilmesi ve YSK tarafından seçmen kütüklerine işlenmesi olanaklı hale gelecek, yeni nüfus ve seçmen sayısına göre illerin çıkartacağı milletvekili sayıları belirlenecektir.

ÖNEMLİ OLAN DEPREM İLLERİNDEKİ SEÇMENLERİN NASIL OY KULLANACAKLARIDIR.

YSK ikametini taşımak ve gittiği ilde oy kullanmak isteyecek seçmenler için takvimde daha esnek bir süre belirleyebilir. İkametini taşımayıp ilinde oy kullanmak isteyen seçmenler şayet halen illerinde ise o ilde, bir başka ilde iseler seçim öncesi günü birliğine kendi illerine gelerek oy kullanabilir. Bu noktada siyasi partiler, STK’lar, kamu kurumlarının başvuran seçmenlere yol desteği sağlamaları bir çözüm olarak düşünülebilir.   

Kanımca sağlıklı olan yöntem afet bölgesinden başka illere göç eden seçmenlerin, bulundukları illerde asıl ikamet ettikleri ilin seçmeni olarak oy kullanmalarına hukuki zemin sağlanmalı, teşvik edilmelidir.

Böylece hem yıkıma uğrayan illerin TBMM’deki vekil sayısı olumsuz etkilenmeyecek hem de seçmenlerin dönüş ve yaşamlarını kendi illerinde sürdürme duyguları canlı tutulacaktır. 

Aksi durumda halen yüzde 30’a varan göçün devamı dikkate alındığında, ikametlerin taşınması ve kütüklerin buna göre değiştirilmesi halinde, göç eden nüfusla seçmen sayısındaki artış bazı illerin vekil sayılarını olağanüstü artıracak, başta afet bölgesi illeri olmak üzere bazı illerin vekil sayısında sert düşüşler olacaktır.   

Bunun için de Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılması ve ‘bu değişikliğin bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağına’ ilişkin anayasanın 67’nci maddesine 2023 seçimi için bir defalık geçici istisna hükmü eklenmesi gereklidir. 

Anayasada sadece 2023 seçimine dönük yapılacak geçici düzenleme, iktidar-muhalefet uzlaşısıyla TBMM’den 400’ün üzerinde oyla geçirildikten sonra, seçim yasası da buna göre değiştirilerek 14 Mayıs veya 18 Haziran seçiminde uygulanacak hale getirilir.    Seçeneklerden biri,

Başka illere göç eden depremzedeler için bu seçimde YURT DIŞI SEÇMEN MODELİ uygulanması olabilir. 

Depremzede göçmen seçmenler, YSK’nın ilan edeceği seçmen kütükleriyle, seçim tarihinden iki hafta veya bir ay öncesinden itibaren bulundukları yerdeki il ve ilçe seçim kurulunun belirleyeceği merkezlerde kendi illeri için oy vermeye başlayabilir.

Bir başka seçenek,  

Seçim yasasında yer alan, 2015-2018 seçimlerinde ağırlıkla Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgesinde uygulanan düzenlemeyle YSK’nın, seçim ve sandık çevrelerini yeniden düzenleyip, deprem illerine yakın, güvenli çevre illerde depremzede seçmenlere oy kullanma olanağı sağlamasıdır. (Örneğin; Bingöl, Batman, Tunceli, Mersin, Mardin vb.)

İllerinde kalmaya devam eden seçmenler içinse, 

Çadır kent ve konteyner kentler parselasyonla mahalleye dönüştürülerek buralardaki seçmenler kayıt altına alınıp, kütükler oluşturulur ve oy kullanma olanağı sağlanabilir. 

Benzer model otel ve yurtlarda iskan edilen seçmenler için de uygulanabilir. 

 

Buna olanak sağlayacak yasa değişikliği ve uygulamaya hukuki zemin yaratacak geçici anayasa düzenlemesiyle, YSK’nın yeni seçmen kütükleri-seçim ve sandık çevresi genelgesi yayınlamasına, seçimin zamanında yapılmasına dönük engeller ortadan kalkar. 

Deprem illerindeki seçmen kaybı, göç ve nüfus değişimi karşısında, ‘temsilde adaleti’ koruma, seçimlerin adil ve zamanında yapılmasını sağlama amaçlı çözüm önerilerimin dışında;

İktidarın tercihi YSK’nın seçimi 6 Nisan’da yürürlüğe girecek seçim yasası değişiklikleri ve seçmen kütükleriyle yapması yönünde olabilir. Ancak bu yönde alınacak bir karar, temsilde adalet açısından kabul edilemez sonuçlara yol açabilir.

Bu durumda afet bölgesindeki 11 ilin 96 olan vekil sayısı ciddi şekilde azalarak, diğer illere dağıtılacaktır. 

Milyonlarca depremzede seçmen ikametini taşımazsa oy kullanamayacaktır. 

Anayasa’nın 78. Maddesine ‘savaş hali dışında seçimin ertelenmesine olanak sağlayacak geçici madde ilavesi’ ile ilgili görüşler demokrasiyi ve en temel unsuru olan seçimi-sandığı askıya alma amaçlıdır.

 

OHAL İLAN EDİLEN ve AFET BÖLGESİ KAPSAMINA

ALINAN İLLER

NÜFUS

(TÜİK, 31 ARALIK 2022)

1.

ADANA

2.274.106

2.

ADIYAMAN

635.169

3.

DİYARBAKIR

1.804.880

4.

*ELAZIĞ

591.497

5.

GAZİANTEP

2.154.051

6.

HATAY

1.686.043

7.

KAHRAMANMARAŞ

1.177.436

8.

KİLİS

147.919

9.

MALATYA

812.580

10.

OSMANİYE

559.405

11.

ŞANLIURFA

2.170.110

 

TOPLAM

14.013.196

 

*ELAZIĞ: OHAL kapsamında değildir.

 

 

Mevcut Cumhurbaşkanı ve TBMM’nin görevi, seçmenin verdiği meşruiyetin ve yönetme yetkisinin süresi 18 Haziran 2023’te dolacaktır. Bu tarihe kadar seçim yapılmaz ve seçmenden yeni meşruiyet yetkisi alınmaz ise 19 Haziran 2023’ten itibaren mevcut iktidar gayrimeşru, TBMM’DE YASAMA YETKİSİNİ VE MEŞRUİYETİNİ YİTİRMİŞ OLACAKTIR.  

Başta Hatay olmak üzere deprem illerinden yoğunlaşan göç, bölgede demografik değişim ve nüfus hareketlerini beraberinde getirecektir. Sınır ve sınıra yakın kentlerimizden göç sayısının hızla artması, bu illerin sığınmacı sayısının yüksek olduğu iller arasında bulunması dikkate alındığında, acil önlemlerin alınması zorunludur!

Afet ve Acil Durum Başkanlığı’nın (AFAD) açıklamasına göre deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat’tan bu yana yıkıma uğrayan illerden göç edenlerin sayısı 4 milyona yaklaştı. Kamusal tahliyelerin yanında kendi imkanları ile şehirleri terk ederek başka illere gidenler, yakınlarının yanına yerleşenler hızla artıyor. Sürecin böyle devam etmesi durumunda özellikle HATAY başta olmak üzere, Kilis, Şanlıurfa, Gaziantep gibi sınır ve sınıra yakın illerimizde yoğun bir nüfus hareketi ve demografik yapı değişimi söz konusu olacaktır. Bu illerimiz aynı zamanda Göç İdaresi Başkanlığının resmi verileriyle İstanbul’dan sonra en yoğun sığınmacı nüfusun barındığı iller arasındadır. Yerli halkın yerleşimleri terk etmesine karşın, sığınmacılar gidecekleri başka bir yer olmadığı için deprem bölgesinde kalmayı sürdürmektedir. Suriyelilerin bir kısmının deprem sonrası ülkelerine döndüğüne yönelik haberler medyada yer alsa da Suriye’nin kuzeyinde de depremin etkili olması, pek çok kentin yıkılması, ölü sayısının 10 bine yaklaşması karşısında ülkesine dönen sığınmacı sayısının çok sınırlı sayıda olması söz konusudur. Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) yüzlerce işletme depremde ayakta kalmasına rağmen, çalışanların can kaybı ve yoğun göç nedeniyle faaliyete geçemez durumda. Deprem illerinden diğer illere yoğunlaşan göçün sınır illerinde stratejik yönden ve ulusal güvenlik açısından ortaya çıkartacağı güvenlik riskleri yanında istihdam, üretim, ülke ekonomisi, tarım ve hayvancılığı yönünden de ağır kayıplara, sıkıntılara yol açması kaçınılmazdır. O nedenle acil bir durum tespiti ve önlem paketi hazırlanarak uygulamaya konulması hayati önemdedir. Yapılması gerekenler: 

Kalıcı konut inşası, yeni yerleşim planlaması vb. adımların atılması süreç içerisinde hayata geçirilirken, ivedilikle Hatay başta olmak üzere sınır bölgesi illerinde konteyner kent kurulumuna, yaşamın sürdürülebilir şekilde normalleşmesine öncelik verilerek bu illerden göçün önlenmesi, geri dönüşlerin teşvik edilmesi elzemdir.

Sınır güvenliği ve kontrollerin en üst düzeye çıkartılması, sınır kapılarında teyakkuza geçilmesi yanında, afet bölgesi ‘Ekonomik ve Sosyal Kalkınmada Birinci Öncelikli Bölge’ ilan edilmelidir.

Mağdur ailelere para yardımı dışında, bu illerde çalışanlar için daha yüksek tutarda ‘özel-bölgesel asgari ücret’ tespitiyle göç önlenmeli, kalanlar ve dönenler için ekonomik koşulların cazibesi artırılmalı, vergi-SGK ödemeleri faizsiz olarak ertelenmeli, gerekirse bu kesintiler işverenler ve çalışanlara iade edilmelidir. 

Başta Hatay olmak üzere afet bölgesinde ve giderek ülke genelinde yabancılara taşınmaz satışı durdurulmalıdır.

Kredi Garanti Fonu (KGF) ve kamu bankalarının düşük faizli, uzun vadeli, en az 3 yıl ödemesiz dönemli ticari, bireysel ihtiyaç kredilerinde deprem illerinde yaşayan ve çalışanlar ile faaliyet gösteren işletmelere, küçük esnafa, üreticilere, tarım-hayvancılıkla uğraşanlara öncelik tanınmalıdır. 

İnsani-Ekonomik ve Sosyal Acil Eylem Planı TBMM’den geçirilmelidir! 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘yıkılan binaların yüzde 98’i 1999 öncesine ait’ açıklaması, iktidarları boyunca sergiledikleri ihmal ve sorumsuzluğun, insanlarımızın hayatının hiçe sayıldığının, ilk ağızdan itirafıdır! 1948’den bu yana çıkarılan 15 İmar Affının 8’i AKP iktidarına ait!

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı deprem bölgesindeki illerde yapılan hasar tespit çalışmaları sonrasında 684 bin binada 3 milyon bağımsız bölümün (daire veya müstakil konut) incelemesinin tamamlandığını, 90 bin 609 binada yer alan 345 bin bağımsız bölümün yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Aynı Bakan daha önce TBMM’de 24 Haziran 2018 seçiminin hemen öncesinde çıkartılan ve 2019’daki yerel seçim sürecinde 6’şar aylık uzatmalarla yıl sonuna kadar devam eden İmar Barışı ile 7,5 milyon imara aykırı, kaçak, ruhsatsız yapının yasal hale getirildiğini, imar affından yaklaşık 25 milyar TL gelir elde edildiğini açıklamıştı. Afet Bölgesi ilan edilen deprem illerinde yapı kayıt belgesi verilerek aftan yararlanan kaçak, imara aykırı, depreme dayanıksız, ruhsatsız bina sayısı ise toplam 294 bin 521 idi. İmar Barışı yasasındaki en çarpıcı düzenleme yapı kayıt belgesi karşılığında affedilerek, para alınan imara aykırı yapıların ‘depreme dayanıklı hale getirilmesinin’ ise doğrudan kaçak yapı sahiplerinin inisiyatifine bırakılması ve sorumluluğun aftan yararlananların üzerine yıkması idi.

Şimdi resmi olarak açıklanan 90 bin binadaki 345 bin ‘yıkık, acil yıkılacak, ağır hasarlı’ bağımsız bölüm ile bölgede imar affından yararlandırılan 294 bin bina sayısı birbirine yakın. Bir anlamda bu binaların depreme dayanıksız, sahibine ‘mezar olacağı’ bilinerek para toplamak için affedilmiş. Bu felakete yasal kılıf hazırlanmış. CB Erdoğan depremde yıkılan binaların yüzde 98’inin 1999 öncesine ait olduğunu açıklayarak siyasi ve insani sorumluluktan kurtulma çabasında. Yıkılan binaların sadece yüzde 2’sinin kendileri döneminde yapıldığı algısını yaratıyor. Ancak bu sözler; 21 yıllık iktidarları boyunca 1999 depreminden sonra alınan kararların, çıkartılan yönetmeliklerin bile bile yok sayıldığının, yıkılması gereken binaların yıkılmadığının, güçlendirilmesi gerekenlerin güçlendirilmediğinin, depreme karşı tek bir çivi çakılmadığının, ağır siyasi ve insani ihmalin itirafıdır! 

İlki 1948’de sadece Ankara için ‘Gecekondu Affı’ olarak çıkartılan imar affından bu yana, 74 yılda tüm hükümetler dönemindeki 15 İmar Affı Yasası’nın 8’i AKP iktidarına ait! İktidar ayrıca torba yasaların içine de çok sayıda ‘mini imar afları’ yerleştirdi. 

2013’te Bakanlar Kurulu’nun 26 imzayla deprem ve afet risk bölgesi ilan ettiği İskenderun’daki 6 mahalleyi 2022 Şubat’ında tek imzayla deprem riski kapsamından çıkartan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorumluluğunu inkâr edemez!

Yıkılan binaların yüzde 98’i 1999 öncesine aitse demek ki iktidar 21 yıl binaları, şehirleri depreme hazırlamak için hiçbir şey yapmamış! Toplanan 88 milyarlık (35 milyar dolar) deprem vergisi depreme dayanıklı binalara, güçlendirmeye, deprem hazırlıklarına değil, şimdi ortadan yarılan duble yollara, depremde çalışamayan havaalanlarına, rezidanslara, AVM’lere iktidar müteahhitlerine harcanmış. İnsanların yaşamı, şehirlerin geleceği, güvenliği rant uğruna hiçe sayılmış! 

İktidar, deprem vergilerini yıllardır beton ekonomisine ve ranta aktardı. Korona salgınında ‘Biz bize yeteriz’ kampanyası düzenleyip, halka destek yerine IBAN gönderip para toplayan iktidar, deprem felaketinde de TV kanallarında canlı şov programıyla bağış kampanyası gerçekleştiriyor! 

Kamu bankaları, kamu kuruluşları, CB Erdoğan başkanlığındaki Türkiye Varlık Fonu (TVF) çatısı altındaki, Turkcell, Türk Telekom, Borsa İstanbul, Türkiye Sigorta vb. kurumlar, Kamu İktisadi Teşebbüsleri devletin ve milletin parasıyla milyarlık bağışlar yaptılar. Ek bütçe çıkartılıp, yasayla ve TBMM denetiminde yapılabilecek deprem harcamaları, ikinci bir ‘örtülü ödenek’ haline dönüştürüldü. Yıllardır toplanan deprem vergilerini, duble yollara, inşaat ve ranta, iktidar müteahhitlerine aktaran iktidar, deprem felaketinde milletin parasına, bağışına muhtaç kaldı. 

Kampanyada, 115 milyar 146 milyon 528 bin lira toplandı. 

Bu paranın üçte ikisi, 86 milyar 100 milyon TL’si kamu bankaları ve kamu kuruluşlarından geldi. 

Ziraat, Halk, Vakıfbank, Ziraat ve Vakıf katılım Bankaları, THY gibi kamu bankaları ve kamu kuruluşları yanında Merkez Bankası da 2022 bilanço kârından hazineye aktarması gereken 30 milyar TL’yi kampanyaya bağışladı.

Yılbaşında hazineden kamu bankalarına sermaye açıklarını kapatmaları için 20’şer milyar TL kaynak aktarılırken, aynı kamu bankaları halkın vergileriyle hazineden kendilerine verilen paralarla bağış kampanyasına milyarlar akıttı. Medya şirketi almak için Ziraat Bankası’ndan aldığı kredi borcunu yıllardır ödemeyen holding patronları kampanyaya telefonla bağlanıp 50 milyon, 2 milyar, 3 milyar bağış yapacaklarını açıkladılar. 9 milyonu aşkın vatandaş SMS ile 50’şer TL bağışta bulunurken, kamu bankaları, kamu kurumları milletin parasıyla, milletin vergisiyle, hazineden, bütçeden sağladıkları kaynaklarla ‘bağış şovu’ yaparak iktidar talimatını yerine getirdiler. 

Oysa Merkez Bankası (MB) ve kamu bankalarının, TVF çatısı altındaki diğer kamu kuruluşlarının kârları zaten hazineye ve bütçeye aktarılacaktı. 

MB’nin bağışının yasal boyutu ise tartışmalı!

MB Başkanı bağışı 2022 kârından düşeceklerini açıklarken, bu parayı hazineye vermeleri durumunda deprem dışında başka yerlere harcanabileceği endişesini söyledi. 

Bu ifadeler iktidarın kendi içindeki güvensizliği, çelişkileri de açığa çıkarttı.

Bağışta bulunan şahıs ve şirketlere bu parayı vergiden düşme imkânı getirilmesi, yapılan bağışların insani boyutuna ve samimiyetine gölge düşürdü. Kamu bankalarının milyarlarca liralık bağışlarının yasal limitlere aykırılığı karşısında, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu (BDDK) ertesi gün yayınladığı tebliğle, bankaların bağışlarında özkaynak-varlık oranı kısıtlamasını kaldırdı. Bu karar bile kampanyanın siyasi şov amacıyla alelacele düzenlendiğini, toplanan paraların yasal hale getirilmesi gerektiğinin sonradan akıl edildiğini gösteriyor!  

2022 yılı cari açık, 49 milyar dolarla son 9 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Kaynağı belirsiz döviz girişleri 24,2 milyar dolar oldu. Bu tüm zamanların en yüksek kaynağı belirsiz döviz girişi! Asıl vahim olan yurt dışına yatırım sermayesi kaçışındaki hızlanma. Yurt dışına giden yerli yatırım sermayesi 2022’de yaklaşık 5 milyar dolarla yeni bir rekor kırdı!

Cari açık, 2022 Aralık ayında önceki yılın aynı ayına göre yüzde 86,2 oranında artışla 5 milyar 910 milyar dolar olurken, 2022 yılı Ocak-Aralık dönemi cari açık toplamı da 2021 yılına göre yüzde 574,4 artışla 48,8 milyar dolara ulaşarak son 9 yılın en yüksek düzeyine çıktı. 22 milyar dolarlık 2023 cari açık hedefi şimdiden geçersiz hale geldi.

Cari açığın 2022 sonunda 49 milyar dolara yaklaşmasına karşılık, kaynağı belirsiz döviz girişlerini ifade eden Net Hata ve Noksan (NHN) kalemi de 24 milyar 200 milyon dolara ulaştı. 

Milyarlarca dolarlık bu dövizin nereden geldiği, kime ait olduğu sorusu yanıtsız!

Cari açık ve kaynağı belirsiz döviz girişlerindeki rekor artışın yanı sıra, doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişleri ve yurt dışına yatırım sermayesi çıkışlarındaki gelişmeler makasın Türkiye aleyhine giderek açıldığını, Türk yatırım sermayesinin yurt dışına göçünün hızlandığını gösteriyor.

MB Ödemeler Dengesi Bilançosu verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’den yatırım için yurt dışına götürülen sermaye tutarı, yabancıların doğrudan yatırım için getirdiği net sermaye tutarının yüzde 80’ine yaklaştı. 

Yabancılar geçen yıl doğrudan sermaye yatırımı için toplam 6 milyar 482 milyon dolar getirirken, yıl boyunca gerçekleştirilen 582 milyon dolarlık tasfiye sonrası net doğrudan yabancı sermaye yatırım girişi 2022’de önceki yıla göre yüzde 14,2 gerileyerek 5,9 milyar dolara indi.

Yerli yatırımcılar 2022 yılında çeşitli ülkelere doğrudan yatırım için 4 milyar 904 milyon dolar sermaye transfer etti. Bu tutar 2021’e kıyasla yüzde 7,4 artışı ifade ediyor. 

Doğrudan yatırım için yurt dışına yaptıkları sermaye transferi, doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişlerinin yüzde 77,8’ine ulaştı. 

Tablo ciddi anlamda Türkiye aleyhine döndü. 

Diğer deyişle yabancı yatırım sermayesi girişi hızla gerilerken yerli yatırım sermayesi çıkışları olağanüstü boyutta hızlandı ve net yatırım sermayesi girişi 1,3 milyar dolara indi.  Geçmiş yıllarda yıllık 16-18 milyar dolara ulaşan doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişine karşılık, yerli yatırım sermayesi çıkışı 900 milyon dolar düzeyindeydi. 2022’de ise giden sermayenin, gelen sermayeye oranı yüzde 80’e yaklaştı.

Türkiye ekonomisinin ciddi şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ihtiyacı söz konusu iken yurt dışına giden yatırım sermayesinin son yıllarda hızla artması, gelen yatırım sermayesinin azalması, yabancı yatırım sermayesi girişlerinin ağırlıkla gayrimenkul alımından oluşması, iktidarın uygulamalarına, izlenen politikalara duyulan güvensizliğin ve Türkiye’den kaçışın en somut göstergesi!

6 Şubat depreminde yıkılan binlerce binanın yanı sıra ortaya çıkarttığı ağır barınma sorunu, afet bölgesinden yoğun göçlerle diğer illerdeki kiralar ve konut fiyatları, ortaya çıkan yüksek taleple tetiklenecek. Aralık ayında yüzde 167,8 olarak açıklanan ortalama konut fiyat endeks (KFE) artışı, henüz deprem felaketinin etkisini içermiyor!

Merkez Bankası, Aralık 2022 Konut Fiyat Endeks (KFE) artışını yüzde 167,8 olarak açıkladı. 6 Şubat deprem felaketinden iki ay öncesine ait bu fiyat endeks artışı bile Türkiye’de konut fiyatlarındaki yükselişin hız kesmediğini gösteriyor. KFE’deki endeks artışının yüzde 168’e ulaşmasının yanı sıra reel artış yüzde 59 oldu.

KFE’nin aralık ayında üç büyük ildeki değişimi ise çok daha yüksek düzeylerde. Aralık 2022'de bir önceki aya göre İstanbul, Ankara ve İzmir'de sırasıyla aylık yüzde 4,7, yüzde 4,6 ve yüzde 4,2 artış görülürken endeksteki yükseliş yıllık bazda İstanbul'da yüzde 174,2, Ankara'da yüzde 172,7 ve İzmir'de yüzde 168,3 düzeyinde gerçekleşti.

MB’nin açıkladığı KFE verilerinin aralık ayına ve 6 Şubat depreminden iki ay öncesine ait olduğunu göz önünde bulundurmak durumundayız. Afet sonrası 11 ilde ağır yıkım ve barınma sorunu ortaya çıktı. On binlerce bina, yüz binlerce bağımsız yerleşim birimi yıkıldı. Yüz binlerce bağımsız birim ise ağır hasarlı, riskli ve yıkılması zorunlu hale dönüştü.

İktidar, mart ayında temel atarak binlerce konutu bir yıl içerisinde teslim edeceğini vaat ediyor. 

✓ Ancak geçtiğimiz yıl ekim ayında açıklanan 250 bin TOKİ sosyal konut kampanyasının kuralarının bile henüz devam ettiğini dikkate aldığımızda fay hatları üzerindeki illerde bilimsel çalışmalar, saha ve zemin etütleri, mikro planlamalar olmaksızın on binlerce yeni bina inşaatına girişmek daha büyük felaketlere bilerek zemin hazırlamaktan öte bir şey değildir.

Afet bölgesinde ortaya çıkan ağır barınma sorununun yanı sıra bölgeden gerçekleşen göçlerle diğer illerde de barınma, konut ve kiralık ev sorunu hızla yükselmektedir. MB’nin resmi fiyat artış endeksi depremin yansımaları olmaksızın yüzde 168 düzeyinde ise ortaya çıkan acil ve olağanüstü barınma sorunu, konut talebiyle bunun hızla katlanması, şubat verileri açıklandığında yüzde 200-250’lere ulaşması beklenmeli.

Aceleci yaklaşımla telafisi daha ağır olacak yanlışlardan kaçınılmalı, planlı-akılcı-bilimsel yöntemlere öncelik veren bir yaklaşımla gerek afet bölgesinin gerekse deprem riski altındaki diğer illerin ve bölgelerin barınma ve yaşam altyapısı, eş zamanlı yürütülerek ele alınmalıdır.  Tek karar vericiyle değil, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) başta olmak üzere ihtisas kurumlarıyla (Şehir Planlama, Çevre, Jeoloji, Mimarlık, İnşaat, Ziraat Mühendis odaları) iş birliği ve ortak akıl çerçevesinde, yerel yönetimler, Tabip Odaları, bilim insanlarının katkısı talep edilerek, ulusal ve uluslararası finans kurumları ve diğer tüm kesimlere açık, şeffaf bir süreç yürütülmelidir. 

Vatandaşlık karşılığı yabancılara gayrimenkul satışı sonlandırılmalı, konut fiyat ve kiralarını makul seviyede tutacak idari ve yasal düzenlemeler acilen yürürlüğe konulmalıdır. 

2023 bütçesi, yılın son üç ayında hız verilen iç borçlanma ve bu yıla devredilen yaklaşık 400 milyar liralık hazine nakit stokuna rağmen yılın ilk ayında 32,2 milyar TL açık verdi. Bütçe gelirleri yüzde 64 artarken, giderler bunun iki katı düzeyinde ve yüzde 120 artış gösterdi. Bir aylık faiz harcaması 21 milyar TL’yi aştı!

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı 2023 bütçesinin ocak ayı uygulama sonuçlarına göre yılın ilk ayında 32 milyar 243 milyon TL açık verildi. 2022 ocak ayında ise bütçe uygulaması 30 milyar 44 milyon TL fazla vermişti. Buna rağmen iktidar 6 ayda bütçeyi tüketince 1 Temmuz’da ek bütçe devreye alınmıştı. Açıklanan rakamlara bakıldığında ocak ayında bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 64,2 artarak 289 milyar 78 milyon lira olurken bütçe giderleri ise yüzde 120,1 artış göstererek 321 milyar 320 milyon liraya yükseldi. 

Geçen yıl ocakta 44 milyar 276 milyon TL faiz dışı fazla verilirken bu yılın ocak ayında 10 milyar 883 milyon TL faiz dışı açık verildi. Ocakta bir aylık faiz harcaması 21 milyar 359 milyon TL, faiz hariç harcamalar ise geçen yıla kıyasla yüzde 127,7 artarak 299 milyar 961 milyon TL tutarında gerçekleşti. 

Ocakta yüzde 30 maaş zammıyla personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 116,8 artarak 103 milyar 240 milyon liraya çıkarken enflasyonla yükselen fiyatlar sonrası, mal ve hizmet alım giderleri yüzde 244,1 artışla 19 milyar 826 milyon lira oldu. Kamu kurumlarına aktarılan borç ve diğer kaynakları gösteren cari transferler ise ocakta, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 128,2 artarak 146 milyar 381 milyon liraya ulaştı.

Ocak ayında 289 milyar 78 milyon TL olarak gerçekleşen bütçe gelirleri içinde vergi gelirleri 252 milyar 826 milyon TL, vergi dışı gelirler ise 27 milyar 535 milyon TL oldu. 

Vergi türlerine göre tahsilattaki artışlara bakıldığında; yeniden değerleme oranının yüzde 123 olarak uygulamaya konulması sonrasında başta tütün mamulleri ve alkollü içkilerden, cep telefonları ve internet faturalarından alınan Özel Tüketim Vergisindeki (ÖTV) artışa bağlı olarak yapılan olağanüstü zamlarla ÖTV gelirleri yüzde 101,1 arttı.  

Geçen yılın ocak ayına göre gelir vergisi yüzde 80,5, katma değer vergisi (KDV) yüzde 85, banka ve sigorta muameleleri vergisi (BSMV) yüzde 66,5 arttı. Yüzde 123 olarak belirlenen Yeniden Değerleme Oranına göre artırılan sonrası damga vergisinde yüzde 112,2, harçlarda yüzde 114, artış gerçekleşti. Özellikle Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarını cazip kılmak için şirketlere getirilen stopaj sıfırlama ve Kurumlar Vergisi istisnaları sonrasında kurumlar vergisi tahsilatı ise ocak atında yüzde 36,7 azaldı.

yılında hazineden 92,5 milyar TL faiz ve kur farkı ödemesi aktarılan KKM hesapları için bu yılın ilk ayında hazineden yapılan aktarma ise bütçe verilerine göre, 1 milyar 552 milyon 872 bin TL tutarında oldu.

bütçesinin yılın ilk ayında oldukça yüksek bir açık vermesine karşılık, deprem felaketi sonrası harcamalardaki artışa paralel olarak şubat ve sonrasında daha yüklü açıklar söz konusu olacak. İktidar, muhtemelen kısa süre içinde yine TBMM’ye EK BÜTÇE talebiyle gelecek!

Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) ocak ayında yüzde 11,08 artarken, yıllık artış yüzde 142 oldu. Deprem bölgesine yardım taşımacılığı nedeniyle üretim bölgelerinden sebze-meyve-tarımsal ürün taşımacılığında lojistik sıkıntılar yaşanıyor!

TÜİK’in geçen hafta açıkladığı verilere göre, Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (TarımÜFE), ocak ayında bir önceki aya göre aylık yüzde 11,08, geçen yılın aynı ayına kıyasla yıllık yüzde 142,84 artış gösterdi.

Tüketici enflasyonunun aylık yüzde 6’yı aşmasına karşılık, baz etkisiyle yıllık oranın gerilemesinin geçici olacağı anlaşılıyor. Gıda enflasyonunu doğrudan etkileyen Tarım-ÜFE artışının aylık yüzde 11’i aşması, yıllık olarak üç haneli rakamlarda kalmayı sürdürmesi önümüzdeki aylarda ciddi fiyat artışlarının habercisi.

Endekste kapsanan alt gruplar itibarıyla bir önceki aya göre, ormancılık ürünlerinde yüzde 1,27, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 2,73 ve tarım ürünlerinde yüzde 11,5 artış oldu. Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 10,39 ve bitkisel ürünlerde yüzde 17,76 artış yaşandı. Bir önceki aya göre artışın yüksek olduğu ürünler yüzde 18,51 ile sebze ve meyve, yüzde 14,08 ile canlı kümes hayvanları, beyaz et ürünleri ve yumurta oldu.

Yıllık Tarım-ÜFE ise portakal, mandalina, limon vb. narenciye ürünleri ve turunçgillerde yüzde 266,98, pirinç ve benzeri ürünlerde yüzde 183,09 düzeyinde gerçekleşti. Ocakta, endekste kapsanan 86 maddeden, sadece 15'inin ortalama fiyatında düşüş gözlenirken, 67'sinin ortalama fiyatında artış gerçekleşti.

Tarım-ÜFE’deki bu yükseliş önümüzdeki aylarda pazara ve market raflarına gelecek gıda maddelerinin fiyatlarında yeni artışlar yaşanacağını gösteriyor. Buna ilave olarak deprem bölgesine yönelik yardımların ağırlıkla karayolu ve TIR taşımacılığı üzerinden gerçekleştirilmesi gerek ihracata dönük TIR kapasitesinde gerekse üretim bölgelerinden şehirlere, pazarlara ve marketlere ürün taşımacılığında çok ciddi lojistik daralmaya neden oldu. Taşımacılık şirketleri, TIR ve kamyonlarla yapılan karayolu taşımacılığında ağırlık ve önceliğin afet bölgesine verildiğini dile getiriyorlar. 

Bu tablonun devam edeceği dikkate alındığında yakın dönemde tüketim merkezlerine nakledilecek gıda maddesi, yaş sebze-meyve miktarının azalması, bazı ürünlerin tarladabahçede kalması yanında, perakende zincirine ulaşım ve tüketicinin erişiminde de daralmaların gündeme gelmesi büyük olasılık. 

Bu durumda piyasaya gelecek ürün miktarındaki düşüşe paralel olarak gıda fiyatlarında yeni zamlar ve artışlar görülebilir. Ocak ayındaki Tarım-ÜFE artışının henüz deprem felaketinin etkilerini içermediği göz önünde bulundurulduğunda şubattan itibaren Tarım-ÜFE artışının ivme kazanması, fiyat artışlarının hızlanması büyük ihtimal.

Türkiye’nin canlı hayvan varlığının yüzde 20’sinin deprem bölgesinde olduğunu, çok sayıda büyük ve küçükbaş hayvanın da depremde telef olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, yakın dönemde et ve süt ürünlerinde de sert fiyat yükselişleri yaşanması kaçınılmaz görünüyor!

Diplomatik ilişkilerde deprem sonrası yaşanan hızlanma, uluslararası yardım ve destekler, Yunanistan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının ziyaretlerine yakında ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın ziyareti de eklenecek. ABD yardımları yanında, F-16, S400, Rusya-Ukrayna savaşı, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği Blinken’in ziyaret gündeminde yer alacak.

6 Şubat Depreminden sonra başta Yunanistan, Ermenistan, Mısır olmak üzere ilişkilerin sıkıntılı olduğu bazı ülkelerle gerçekleşen temaslar, ABD-Türkiye ilişkilerine de yansımış görünüyor. Geçtiğimiz ocak ayında Washinton’da Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın deprem felaketi sonrası Türkiye’ye yardım, destek ve dayanışma için ziyarette bulunacağı açıklandı.

ABD’li Bakan, Almanya ve Yunanistan’ı kapsayan Avrupa programının ardından Ankara’ya gelerek görüşmelerde bulunacak ve deprem bölgesini de ziyaret edecek. 

1999 Marmara Depremi’nden sonra dönemin ABD Başkanı Bill Clinton

Türkiye’ye gelmişti. 

Biden yönetimi ise kanımca gergin ilişkilerde deprem nedeniyle yeni bir yumuşama adımı atarken, ziyareti Dışişleri Bakanı düzeyinde tutarak ‘mesafeyi koruduğu’ mesajını veriyor. 

ABD Dışişleri Bakanının, Başkan Biden’ın taziye mesajını iletmesi, Türkiye ile yardım ve dayanışma mesajları vermesinin yanında ziyaret programının önemli başlıklarından birisinin Türkiye’ye F-16 satışı, diğerinin S-400 yaptırımları olabileceğini öngörmekteyim. 

Blinken’ın Yunanistan’dan sonra Ankara’ya gelmesi, Ege ve Doğu Akdeniz’deki ABD politikalarının, değişmeyeceği, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a desteğin süreceği mesajı. Ayrıca İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğinin onaylanması talebi bu ziyarette gündeme gelecektir. Blinken’dan önce Ankara’yı ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de benzer talebi dile getirmişti.

Halen iki ülkenin üyeliğine onay vermeyen NATO üyesi iki ülke Türkiye ve Macaristan. İsveç ile yaşanan gerginlikler sonrası iktidar İsveç’e bu aşamada onay vermeyeceğini ilan etmişti. Finlandiya ise süreci İsveç’le birlikte yürütme politikasından vazgeçmiş görünüyor. Finlandiya hükümeti geçen hafta NATO Kurucu Anlaşması’nın kabulü yönünde bir yasayı Finlandiya parlamentosuna gönderip 28 Şubat’ta parlamentoda görüşme kararı alarak İsveç’i beklemekten vazgeçtiğini gösterdi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Finlandiya parlamentosunun böylece bir irade ortaya koyduğunu, bundan sonraki sürecin tamamıyla Türkiye’nin göstereceği yaklaşıma bağlı olacağını ifade etti. Muhtemelen Blinken’ın ziyaretinde İsveç ve Finlandiya için üyelik onayının TBMM’den geçirilmesi, iktidar İsveç için ayak sürüdüğü takdirde ise en azından Finlandiya’nın üyeliğine onay verilmesi istenecek. 

Öngörüm: İktidar önümüzdeki günlerde, ABD’nin talebi doğrultusunda Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay tezkeresini TBMM gündemine getirecektir. İsveç’in üyeliği ise seçim sonrasına kalacaktır. 

Deprem felaketi nedeniyle Türkiye’ye yardımlar konusunda sergilenen uluslararası dayanışma, AB ülkelerindeki yakınlarının yanına gitmek isteyen depremzedeler için gösterilmiyor. Başta Almanya, Hollanda, Belçika gibi AB ülkeleri; yakınlarının yanına gelmek isteyen depremzedelere vize kolaylığı sağlanacağını, 3 aya kadar oturma izni verileceğini açıklamalarına karşılık, uygulamada tam tersi bir yaklaşım sergiliyor!

Geçici olarak AB ülkelerindeki yakınlarının yanına gitmek isteyen depremzedelere vize kolaylığı sağlanacağının ve 3 aya kadar ikamet izni verileceğinin açıklanmasına karşılık, Almanya, Belçika, Hollanda gibi Türklerin yoğun olduğu ülkelerin konsolosluklarının tam tersi uygulamalar içinde oldukları anlaşılıyor.

Schengen vize başvurularında istenen evrak ve belgelerin tamamı hiçbir kolaylaştırıcı uygulamaya gidilmeksizin depremzedelerden talep ediliyor. Evleri yıkılan, tüm eşyaları enkaz altında kalan, kimliklerini bile yanına alamayan depremzedelerden vize başvurusu yaparken, güncel pasaport, banka hesabında geçim ve barınma için gerekli ve yeterli para olduğunu kanıtlaması, seyahat sağlık sigortası yaptırması, depremzede olduğunu resmi olarak belgelemesi, geri döneceğini taahhüt eden bir davet mektubu ve gideceği ülkede ikamet eden yakınından referans mektubu getirmesi, gidiş-dönüş tarihleri kesin uçak bileti de dahil olmak üzere onlarca resmi evrak talep ediliyor. 

2023 yılı için 80 euro olarak uygulanan vize ücretinde depremzedelere bir indirim yapılmadığı gibi, vize başvuru merkezlerine de işlemler için ilave olarak 27 euro yatırılması isteniyor.

Son dönemde Türk vatandaşlarının vize başvurularında ret oranları sürekli artan AB ülkeleri, 2022 yılında toplamı 1,5 milyonu aşan vize başvurusunu reddetti. Şimdi de deprem felaketine uğrayanlara vize kolaylığı duyurularına rağmen işlemlerin tamamlanması ve vize başvurularının olumlu veya olumsuz sonuçlandırılmasının haftalar, aylar süreceği anlaşılıyor.

Depremzedelerin en kolay ulaşabileceği illerden Gaziantep’te, Belçika konsolosluğu başta olmak üzere pek çok ülke deprem gerekçesiyle konsolosluklarını kapattı. Depremzedeler Ankara, İstanbul, Antalya, İzmir gibi illerdeki konsolosluklara başvurmak, haftalar sürecek işlemler için bu illerde konaklayacak yer bulmak zorunda! 

Bir yandan istenen evrak ve belgeleri temin edebilmek için günlerce resmi dairelerde, bankalarda koşturması gereken depremzedeler evrakları tamamladıktan sonra da haftalarca vize için beklemek zorunda. Tüm bunlara rağmen başvurunun reddedilmesi tüm yapılanların boşa gitmesi de ciddi olasılık.

Depremzedelere vize kolaylığı propagandası yapan AB’nin Şam yönetimiyle resmi diyalog kurmama gerekçesiyle Suriyeli afetzedelerin vize başvurularını Beyrut’taki konsolosluklara yapmalarını şart koşması ise hiçbir insani yaklaşımla izah edilemez. 

İktidar, AB ülkelerinin vize retleri karşısında sergilediği suskunluğu hiç değilse depremzedelere vize kolaylığı adı altında izlenen bu tavra karşı bozmalı, en üst düzeyde diplomatik girişimlerle, vatandaşlarımıza dönük iki yüzlü samimiyetsizliğe tavır göstermelidir!