CHP’li Emecan: İstanbul Sözleşmesi’nin feshi hukuken yok hükmündedir

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Plan Bütçe Komisyonu Üyesi Emine Gülizar Emecan, Cumhurbaşkanlığının, İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı olarak çekilme kararı ve kadına yönelik şiddet ile ilgili CHP Kadın Milletvekillerinin de katılımı ile Meclis’te basın toplantısı gerçekleştirdi.

CHP’li Emecan’ın konuşması şöyle:

“Türkiye’de her gün kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, çocuk istismarını ve milyonlarca kesimin haklarının gasp edilişini izler olduk. Böylesi karanlık bir sürece tanıklık ederken biz kadınlar, kenarda durmak ya da seyirci kalmak yerine iktidarın kadınları yok saymasına inat haklarımıza sahip çıkarak “özne” olmaya çalışıyoruz.

Hepinizin bildiği gibi, 20 Mart 2021’de gece yarısı İstanbul Sözleşmesi’nin feshine karar verildi. Üç ay sonra, 1 Temmuz’da ise İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekilmiş olduk. Bir kişinin fermanıyla oldu bu…

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu süreçte milletvekillerimizle ve kadın kollarımızla, Danıştay’a bu kararın yürütmesinin durdurulması davası açtık ancak Danıştay Cumhurbaşkanı kararına karşı yargı yolunun kapalı olması gerekçesiyle bu talebimizin reddine karar verdi.

Halbuki İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanı kararı ile feshedilemez,  çekilme kararı hukuken yok hükmündedir. Biz bu kararı tanımıyoruz.

Peki İstanbul Sözleşmesi neydi? Nedir bu sözleşmenin önemi?

Hatırlayalım, İstanbul Sözleşmesi’nin ilk adımı 2002’de eşinden sistematik olarak şiddet gören Nahide Opuz olayı nedeniyle atılmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'nin şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, koruyamadığına hükmetmiş ve ülkemizi tazminata mahkûm etmişti.

İstanbul Sözleşmesi, Aradan dokuz yıl geçtikten sonra 24 Kasım 2011 tarihli meclis oturumunda tüm partilerin oy birliği ile uzlaşmayla, kabul edilmişti ve Türkiye bu sözleşmenin ilk imzacısıydı.

Sözleşmeyle birlikte 6284 sayılı Ailenin Korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair Kanun da yürürlüğe girdi. O güne geri dönüp tutanaklara baktığımızda, o dönem mecliste herkesin sözleşmenin kabulünü yürekten desteklediğini ve hiçbir çekince koymadığını görüyoruz.”

KADINLAR KİMSENİN SEÇİM MALZEMESİ OLAMAZ

“İktidara soruyoruz;

Peki nasıl geldik bu noktaya? Ne oldu da o gün imza attığınız ve hiç çekince koymadığınız bu sözleşmeden bir gecede “pardon” diyip çekildiniz? Bu sorunun cevabını ben vereyim; zaten etnik kimlikler ve dini inançlar üzerinden kutuplaştırdığınız ayrıştırdığınız toplumda, bir takım gerici gruplara tarikatlara oy uğruna boyun eğdiniz ve 42 milyon kadını şiddet karşısında korumasız bıraktınız!

Kadınların yaşam hakkını siyasi emellerinize alet ettiniz! Kadınlar, kimsenin seçim malzemesi olamaz! Bir kadının hayatı, bir siyasi partinin politik çıkarları için harcanamaz! Bu sözleşmeyi çıkaran ve altına imza atan hükümet sözleşmeden çekilerek açıkça şu mesajı vermektedir:

Ben devlet olarak kadınları koruma görevimi terk ediyorum. Artık kadınları korumayacağım.

Sözleşme neyi kapsıyor, neden bu kadar düşmanlar peki bu sözleşmeye? İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcı niteliğe sahip ilk uluslararası sözleşme ve kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesini amaçlıyor. Sözleşme kapsamında hem kadına yönelik, hem de ev içi şiddet ele alınıyor. Bu doğrultuda Sözleşme’nin ana ekseni kadınlar ve kız çocukları. 

Sözleşme taraflara diyor ki:

Anayasanıza veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil edin. Sonra da bu ilkenin uygulanmasını sağlayın. Kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayın ve kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldırın. 

Yani İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik her türlü şiddet eylemini önleyecek “gerekli yasal ve diğer tedbirlerin” alınmasını zorunlu kılıyor. O halde iktidara sormak lazım: Siz bu sözleşmenin neresinden, neden rahatsızsınız? Kadına yönelik evli olsun veya olmasın şiddetin önlenmesinden mi? Çocukların zorla evlendirilmesinden mi? Taciz ve tecavüzün sona ermesinden mi? Yoksa tüm bu vahşeti yapanlara yönelik gerekli cezaların verilmesinden mi rahatsızsınız?

İmzacısı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı Türkiye’yi sadece kadın hakları açısından değil, demokrasi ve insan hakları açısından da geriye götürmeye yönelik atılmış korkunç bir adımdır. Maalesef sonuçlarını çok acı şekilde göreceğimiz bir karardır. Açıkça söylemek gerekirse biz her gün 42 milyon kadının hakkının gasp edilişini görüyoruz. Üstelik bu saldırı sistematik bir hal aldı ve kasıtlı olarak yapısal bir soruna çevrildi.”

KADIN CİNAYETLERİ NORMALLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR

“Yaşanan evdeki ve sokaktaki bu kaba şiddet, iktidarın adeta bir yansıması. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ise bu şiddeti normalleştiriyor ve yaygınlaştırıyor.

Bu normalleşmeye bir örnek vereyim:

Münevver Karabulut cinayetini hepiniz hatırlarsınız. Kadın cinayetlerinde bir dönüm noktası olarak alabileceğimiz vahşi ve akıl almaz bir cinayetti. Toplumun çok büyük bir tepki verdiği, kadına yönelik şiddette toplumsal olarak büyük bir tepkinin başladığı ilk cinayetlerden biriydi belki de. Fakat sonrasında kadına yönelik saldırılar ve cinayetler öyle bir boyuta geldi ki, biz bu cinayetlerin normalleştirilmeye çalışıldığını görür olduk.

Peki biz neden bu kadar ısrarcıyız İstanbul Sözleşmesi’nde? Neden “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diyoruz? Çünkü yaşam hakkı bütün haklar içinde en öncelikli olarak savunmamız gereken konu. Yaşam hakkı son bulduğunda herhangi bir haktan söz etmek mümkün değil.

Aslında bu sözleşmenin feshi kadınların yaşam hakkına vurulmuş bir darbe. O yüzden İstanbul Sözleşmesi’nde ısrarcıyız, o yüzden İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyoruz!

Eskiden bu cinayetler belki uzağımızda bir yerdeydi; artık mahallemize, sokağımıza, apartmanımıza taşınmış durumda, her geçen gün de artıyor. Bu dramatik artış yüzünden Türkiye’de kadın cinayetlerini bu kadar çok konuşuyoruz.

Kadın cinayetleri neden artıyor? Bu artışta neoliberal ekonomi politikalarının rolü var. Sosyal devletin yıkıma uğratılmasının rolü var. Kitle iletişim araçlarının şiddeti özendiren ve meşrulaştıran yayın politikalarının rolü var.

İktidarın kadın düşmanı, kadın emeği karşıtı politikalarının ve kadınlarla erkeklerin eşit olmadığını her alanda ve her düzeyde propaganda eden, bütün politikalarını bunun üzerine koyan felsefesinin rolü var.

Bu süreçte iktidar bir hamle daha yaptı. Mecliste kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması ve önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kuruldu.

Fakat komisyon çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra anlaşıldı ki bu komisyonun gerçek amacı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılma kararını meşrulaştırmaktır.

Görüldü ki komisyon çocuk istismarının suç olmaktan çıkarılıp çocuk yaşta evliliklerin önünün açılmasına ve aile arabuluculuğu ile şiddet gören kadınları korumak yerine şiddet uygulayan eşleriyle barışmaya zorlanmasına zemin hazırlama amacıyla hareket ediyor. İktidarın gerçek niyetini bir kez daha ortaya koyan ve kadın haklarından daha da geriye gidişe neden olacak bu oyunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak gördük ve oyunun bir parçası olmamak için komisyondan çekildik.

İktidar açık bir şekilde kadınların erkeklere “hizmet” ve “itaat” etmesi gerektiğini düşündüğü politikalar uyguluyor. Örneğin; Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı 11 ve 12’nci sınıf ders kitaplarında din alet edilerek, “Kocaya itaat ibadettir” cümleleriyle kız ve erkek çocuklarının beyinleri yıkanıyor.

Yine bir örnek, kadın cinayetleri haberlerine baktığımızda katil, tahrik indiriminden yararlanmak için kalkıp “tayt giyme dedim, giydi, öldürdüm” diyor, itaatsizlik bu çünkü. Yani gerekçe olarak bu hizmette kusur ve itaatsizliği gösterdiğinde yargı, sistem, hukuk katili anlayışla karşılıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nde de net bir şekilde vurgulandığı gibi, Kadına karşı şiddet, kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel, toplumsal, ekonomik, politik güç eşitsizliğinden kaynaklanıyor. Şiddetle mücadele etmek istiyorsanız, önce eşitliği sağlamanız gerekiyor. Eşitliği sağladıkça şiddet azalır. Türkiye’de ise eşitliği sağlamak bir yana, eşitsizlik meşru hale getiriliyor.

Eşitsizlik propagandası anaokullarından başlayarak toplumun her yerinde yaygınlaşmış durumda. Urfa’da yaşayan 13 yaşındaki hentbolcu kızımız, hentbola başlamak istediğinde çevresinin, “sen kızsın şort giyemezsin, erkeklerle oynayamazsın” diyerek engel olmak istediğini ama kendisinin yılmadığını ve başardığını anlattı daha dün bizlere.

Bizler, kız ve erkek çocuklar arasında ayrım yapmadığımızda, onlara eşitliği öğrettiğimizde bu sorunu kökünden çözmüş olacağız.”

SÖZLEŞMENİN FESHİNDEN SONRA 61 KADIN KATLEDİLDİ!

“Tüm bu politikaların tetiklediği kadın cinayetlerine tekrar dönecek olursak:

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 66 kadın öldürülmüş iken, 2020 yılında, 1 yılda öldürülen kadın sayısı maalesef 300’e kadar yükseldi. 2021 yılının ilk 6 ayında 130 kadın öldürüldü. AKP iktidarıyla geçen son 18 yılda 5883 kadın cinayete kurban gitti. Sözleşmeden çekilme kararı alındığı 20 Mart’tan bu yana ise 61 kadın katledildi!

Hangi seçim, hangi politika, hangi vicdan açıklayabilir bu 61 kadının bitirilen hayatını…

2012 yılında kadına yönelik şiddeti önlemek amacı ile kabul edilen 6284 sayılı Kanun kapsamında, son 7 yılda koruma kararı talebiyle açılan dava sayısı ise 1 milyon 608 bin 657’ye ulaştı. Koruma talep eden kadınların 463 bin 590 başvurusu çeşitli gerekçelerle reddedildi.

Öldürülen kadınların bir kısmı bu reddedilen başvuruların sahibiydi.

 Yani iktidar, kadınları korumadı!

Eğer İstanbul Sözleşmesi bu süreçte tam olarak uygulanıyor olsaydı; öldürülen kız kardeşlerimiz yaşıyor olacaktı. Birçok kadın da, ekonomik, fiziksel ve psikolojik şiddet görmeyecekti.

Kadın haklarına yönelik yapılan tüm bu saldırılar, umutsuz bir çabadır; Bu tahakküm düzeninin devamı artık daha fazla baskı ve şiddetle ancak mümkündür, iktidarın 1 Temmuz’da yine alanlarda örneğini gördüğümüz gibi baskı ve şiddeti arttırma nedeni de budur.

 Fakat bu baskı ve şiddetin kadın hakları açısından geldiği nokta daha fazla direnme ve mücadeledir.

Kadınların dayanışması ve örgütlü mücadelesi, kadınlara yönelik şiddet virüsünün aşısıdır.

 Bu nedenle biz kadınlar mücadeleye, direnmeye, hayatın her noktasında eşitlik sağlanana kadar devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi kadınlardan yana bir sözleşmedir, sözleşmenin feshini kesinlikle kabul etmiyoruz.

Söz veriyoruz:

Bir imzayla giden İstanbul Sözleşmesini, CHP iktidarında geri getireceğiz ve ilk bir hafta içinde yeniden yürürlüğe koyacağız.

Şiddet parçalar,

İstanbul Sözleşmesi Korur ve Yaşatır”

 ama uygulandığı sürece…

Yasalar etkin uygulansın, kadınlar yaşasın!”